fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Eski Atalarımız, Rafine Şekerler ve Gazlı İçecekler Yokken Bile Bizimle Aynı Diş Sorunlarına Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Diş aşınması, bugün dünyada en yaygın diş sorunlarından biri. Genelde gazlı içecekler, meyve suyu ve diğer asitli yiyecek ile içecekler suçlansa da, şaşırtıcı şekilde, belki dişlerimizi temizleme şeklimizin de bu durumda bir payı vardır. Tüm bunlar, bu konunun kulağa oldukça çağdaş bir mesele gibi gelmesini sağlıyor. Ancak araştırmalar, aslında insanların diş aşınmasından milyonlarca yıldır muzdarip olduğunu öne sürüyor. Araştırmacılar, nesli tükenmiş olan atalarımızdan birinin 2.5 milyon yıllık ön dişinde, çağdaş aşınmanın sebep olduğuna benzeyen doku bozulmaları keşfetti. Bu durum, çok farklı olan beslenme düzenlerimize rağmen, tarih öncesi insanların ve onların atalarının şaşırtıcı biçimde bizimkilere benzeyen diş sorunlarından muzdarip olduğunu gösteriyor. Üstelik bu konuda başka bulgular da var. Diş aşınması (dental erozyon), bütün diş dokusunu etkileyebilir ve genelde diş minesinde ve kök yüzeyinde sığ, parlak doku bozulmaları bırakır. Eğer dişlerinizi fazla kuvvetli şekilde fırçalarsanız, diş dokusunu zayıflatabilirsiniz ve bu durum zamanla asitli yiyecek ve içeceklerin, çürük olmayan servikal doku bozulmaları (NCCL) olarak bilinen derin çukurlar oluşturmasına olanak sağlar. Araştırmacılar, insanların atası olan Australopithecus africanus türünün fosilleşmiş dişlerinde bunun gibi doku bozulmaları bulmuşlar. Doku bozulmalarının boyut ve konumuna bakıldığında, bu bireyin muhtemelen diş ağrısı veya hassasiyeti varmış. Peki niçin bu tarih öncesi homininin, günümüzde büyük miktarlarda gazlı içecek içmekten kaynaklananlara benzer diş sorunları vardı? 
Cevap, muhtemel olmayan bir başka kıyaslamaya karşılık gelebilir. Günümüzdeki aşındırıcı yıpranma, sık sık agresif diş fırçalamayla ilişkilendiriliyor. Australopithecus africanus, muhtemelen sert ve lifli besinler yediği için benzer bir diş aşınması yaşamıştı. Doku bozulmalarının oluşması için, yine yüksek oranda asitli gıdalar içeren beslenme düzenleri gerekmişti. Bunlar, gazlı içecekler yerine, o zamanlar muhtemelen turunçgil meyveleri ve asitli sebzelerle gelmişti. Örneğin yumru bitkileri (patates ve benzerleri) yemek zordur ve bazıları şaşırtıcı biçimde asitli olabilir, bu yüzden bunlar, söz konusu doku bozulmalarının bir sebebi olabilirler. Diş aşınması, fosil kayıtlarında son derece nadir görülüyor. Fakat bunun sebebi, araştırmacıların şimdiye kadar bu konudaki kanıtlara bakmayı düşünmemiş olmaları olabilir. Fakat çürümuş doku bozulmaları veya çürükler gibi başka bir sorun türü, fosilleşmiş dişlerde daha sık bulunuyor. Çürükler, günümüzde diş ağrısının en yaygın sebebidir ve hububat da dahil olmak üzere, nişastalı veya şekerli yiyecek ve içecekler tüketmekten kaynaklanırlar. Tarımın icadıyla birlikte beslenme düzenlerimize büyük miktarlarda karbonhidrat geldiği ve daha yakın zaman önce de işlenmiş şeker geldiği için, genelde bununla bağlantılı olarak nispeten çağdaş bir sorun şeklinde düşünülürler. Ancak yakın zaman önce yapılan araştırmalarda, durumun böyle olmadığı öne sürülüyor. Aslında çürükler artık, üzerinde çalışılan tarih öncesi hominin türlerinin neredeyse hepsinin diş fosillerinde bulunmuş durumda. Bunlar muhtemelen, balın yanısıra belirli meyve ve sebzelerin yenmesinden kaynaklanmıştı. Bu doku bozulmaları genelde şiddetliydi, tıpkı yeni keşfedilen Homo naledi türünün dişlerinde bulunan çürüklerde olduğu gibi. Aslında bu çürükler o kadar derin ki, oluşmaları muhtemelen yıllar sürmüştü ve neredeyse kesin olarak, ciddi diş ağrılarına sebep olmuş olmalıydılar.
Diş yıpranması
Bir başka çarpıcı türden diş aşınması da fosil kayıtlarında daha yaygın görülüyor; ve yine, bugün yaşayan insanların dişlerine bakarak, bunların nasıl ve neden oluştuğunu tahmin edebiliyoruz. Diş yıpranması olarak adlandırılan bu süreç, sert bir nesneyi tekrarlı şekilde bir dişe sürtmek veya tutmaktan kaynaklanıyor. Bu durum, tırnaklarınızı ısırmaktan, pipo içmekten veya dişlerinizin arasında bir dikiş iğnesi tutmaktan kaynaklanabilir. Bu eylemlerin fark edilir derecede çentikler ve yivler oluşturması genelde yıllar sürüyor, bu yüzden fosilleşmiş dişlerde bunun gibi delikler bulunduğu zaman, davranış ve kültür hakkında etkileyici fikirler veriyorlar. Bu türden tarih öncesi diş aşınmasının en iyi örnekleri, “kürdan yivleri”dir ve genelde arka dişler arasındaki boşluklarda, ağza tekrarlı şekilde bir nesne koymaktan kaynaklandığı düşünülür.

Bu yivlerin etrafındaki mikroskobik çiziklerin mevcudiyeti, bunların tarih öncesi diş temizliğinin örnekleri olduğunu akla getiriyor (birey, yiyeceği yerinden oynatmak için dal parçası veya başka araçlar kullanmış olabilir.) Bu yivlerin bazılarının, çürükler ve diğer diş sorunlarında olduğu gibi aynı dişler üzerinde bulunması, bunların aynı zamanda, insanların kendi diş ağrılarını rahatlatmaya çalıştığının kanıtı olabileceklerini akla getiriyor. Bu doku bozulmaları, tarih öncesi insanlar ve Neandertallerin de içinde bulunduğu çeşitli hominin türlerinde bulunmuştu; fakat sadece bize en yakın akraba olanlarda bulundu, daha eski atalarımızda değil. Bu durum, bu diş yıpranmasının, daha büyük beyinlere sahip türlerin daha karmaşık davranışlarının sonucu olduğu anlamına gelebilir. Ancak bunun, farklı beslenme düzenlerinin ve kültürel alışkanlıkların bir sonucu olması daha muhtemel. Kesin olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da sıklıkla işlenmiş gıdalar ve rafine şekerlerden oluşan çağdaş bir beslenme düzeniyle ilişkilendirdiğimiz karmaşık ve şiddetli diş sorunlarının, her ne kadar bu kadar sık görülmese de, aslında çok daha eskiye, atalarımıza kadar uzandığı. Gelecekte yapılacak araştırmalar, muhtemelen atalarımızdaki bu doku bozulmalarının daha önce düşünülenden daha yaygın olduğunu gösterecek ve nihayetinde uzak fosil akrabalarımızın beslenme düzenlerine ve kültürel uygulamalarına ilişkin daha fazla bilgi sağlayacak.
Kaynak: https://theconversation.com/human-ancestors-had-the-same-dental-problems-as-us-even-without-fizzy-drinks-and-sweets-92546

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

‘Dünyanın en eski gemi enkazı’ Karadeniz’de bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Arkeologlar, Karadeniz’in derinliklerinde “dünyanın en eski korunmuş gemi enkazını” keşfettiklerini açıkladı. Karadeniz Deniz Arkeoloji Projesi (MAP) ekibi 23 metre boyundaki gemiyi deniz yüzeyinin yaklaşık 2 kilometre altında, direği dümeni ve kürekleriyle aynen muhafaza edilmiş halde buldu. Bulgaristan açıklarında keşfedilen 2400 yıllık geminin Antik Yunan döneminde ticaret için kullanıldığı düşünülüyor. Arkeoloji ekibi, geminin oksijen eksikliği sayesinde bu kadar iyi muhafaza edildiğini söylüyor. Ekip, bu tür bir gemiyi yalnızca Antik Yunan dönemine ait seramik vazolardaki figürlerde gördüklerini vurguluyor. harita Image captionLondra’daki British Museum’da sergilenen Antik Yunan & Roma döneminden kalma “Siren Vase”daki figürler, keşfedilen gemi enkazına birebir benziyor. Southampton Üniversitesi’nde yapılan karbon tarihi saptama ile buluşun “insanlığın en eski el değmemiş gemi enkazına” ait olduğu da belirlendi.
60’tan fazla gemi enkazı bulundu 
Uluslararası arkeologlar, bilim insanları ve denizaltı araştırmacılarından oluşan uluslararası ekip 3 yıllık bir özel görev için Karadeniz’in derinliklerinde. Şu ana dek 60’tan fazla gemi enkazı keşfettiler.  2 kilometre derinliğinde ortaya çıkan ve Antik Yunan dönemine ait olduğu düşünülen gemi enkazının, bulunduğu derinlikteki oksijen seviyesinin çok düşük olması nedeniyle bugüne kadar bozulmadan kalabildiği belirtiliyor. Güney İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nden Jon Adams, “Klasik dünyadan kalma ve 2 kilometre derinlikte bir geminin sağlam bir şekilde bulunması, düşünmeyeceğim bir şeydi. Bu durum gemi yapımına ve antik dünya denizciliğine ilişkin anlayışımızı değiştirecek” dedi.
Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-europe-45951132

Devamını Oku

Arkeoloji

Antik Mısır’dan bir papirüs deşifre edildi, sihirli bir aşk büyüsü ortaya çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İki kuş benzeri yaratığın görüntüsü ile dekore edilmiş bir Antik Mısır papirüsü deşifre edildi. Bir sihirbaz tarafından kullanılan el kitabı gibi göründüğü belirtilen papirüsün, aşkla ilgili bir büyüyü içerdiği tahmin ediliyor. Bir Antik Mısır papirüsü deşifre edildi ve sihirli bir aşk büyüsü ortaya çıktı. İki kuş benzeri yaratık ve muhtemelen onları birbirine bağlayan bir penis resmi bulunan papirüs, Avustralya’nın Sidney kentindeki Macquarie Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Ancak oraya nasıl ulaştığı bir sır. Üniversitenin, papirüsü kimin sattığını veya bağışta bulunduğunu gösteren bir kaydı da yok. En çarpıcı özelliği üzerindeki resim
Söz konusu papirüsün, Hıristiyanlığın Mısır’da yaygın olarak uygulandığı bir döneme, yani yaklaşık 1.300 yıl öncesine ait olduğu tahmin ediliyor. Habere göre, papirüs üzerinde yapılan araştırmanın yazarı Korshi Dosoo, “Papirüsün en çarpıcı özelliği üzerindeki resmi” diyor. Resimde, soldaki kanatlı yaratık, gagasını sağdakinin açık gagasına sokuyormuş gibi görünüyor. Sağdakinin kafasında bir çivi var gibi görünüyor. Bir kişinin uzanmış kolları ise yaratıkları kuşatıyor. Her iki yaratık, zincir, bağ veya bir penis olabilecek bir şey ile bağlantılı. Sağdaki yaratık iki kulağa (ya da boynuza) sahip ve her iki yaratığın da bedenlerinin önünde tüy ya da pula benzeyen şeyleri var. İki yaratık arasındaki küçük farkların, cinsiyet farklılaşmasını göstermek için bir girişim olabileceğini belirten Dosoo, sağdaki yaratığın dişi, soldakinin ise erkek olabileceğini söylüyor.  Bir sihirbaz tarafından kullanılan el kitabı gibi
Papirüs, büyük bir metnin bir sayfası, muhtemelen bir sihirbaz tarafından kullanılan bir el kitabı gibi görünüyor. Dosoo, “Bir gözlemci bakış açısından, resmin büyünün performatif yönünü geliştirmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Müşteri tuhaf çizimleri, ritüelin yarattığı genel atmosfere ve izlenime etkileyici bir ek olarak bulabilir” diyor. Metin, büyünün tam olarak ne için kullanıldığını belirlemeyi zorlaştırıyor, ancak Dosoo, aşkla ilgili olabileceğine inandığını, belki de aşk üçgeni gibi karmaşık bir durumun söz konusu olduğu durumlarda ya da bir erkeğin evlenemediği bir kadına olan aşkıyla ilgili olabileceğini söylüyor. “Mısır’da bulunan aşk büyülerinden söz eden Hıristiyan metinleri, çoğu zaman sorunun kadının erkeğe merhamet etmemesi değil, ona erişimi olmaması anlamına geldiğini, çünkü ailesi tarafından korunan ve gözlerden uzak tutulan genç bir bekar kız olduğunu ima eder.” Kıpti dilinde yazılmış Resmin etrafını süsleyen büyü, Yunan alfabesini kullanan bir Mısır dili olan Kıpti dilinde yazılmış. Büyü metninin sadece parçaları yıllar içinde günümüze ulaşabilmiş. “Seni çağırıyorum… İsrail’in tanrısı Mesih…” deniliyor ve büyünün bir sonraki kısmı “yok olacaksın” sözlerini ve “Adem’in her çocuğunu…” sözlerini barındırıyor. Adem bazı dinlere göre Dünya üzerinde yaşayan ilk erkekti ve Cennet Bahçesi’nde Havva ile birlikte yaşamıştı. Daha sonra tanrı tarafından buradan atıldılar. Parçalanmış metin ayrıca İbranice İncil’e göre Kral Davud’a ihanet eden Ahitophel’den bahsediyor.
Kaynak: http://cairoscene.com/Buzz/Ancient-Egyptian-Mystery-Papyrus-Deciphered-to-Reveal-a-Magical-Love-Spell

Devamını Oku

Arkeoloji

Çikolatanın Tarihi 5300 Yıl Öncesine Dayanıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yediden yetmişe bütün insanların hayranlık duyduğu besinlerden olan çikolata, hayatımıza yeni giren bir şey değil. Bilim insanlarının daha önceden yaptığı bir araştırma, insanın kakaoyu 3800 yıl önce kullandığına işaret ediyordu. Ancak, Ekvador’da yapılan son kazılarda 5300 yıllık antik eşyaların içerisinde kakao izleri bulundu.

Ekvador’un güneyinde yer alan Sana Ana-La Florida arkeolojik alanında bulunan ve koruması oldukça iyi duruma olan Mayo-Çinçipe köyünde yapılan incelemede seramik eserler bulundu. Eserleri inceleyen bilim insanları, çikolatanın ham maddesi olan kakaoya ait izlere rastladı. Bu durumda çikolata ve kakao ile ilgili iki bilgi değişmiş oldu. Çikolata ve kakao bundan 3800 sene önce Orta Amerika’da değil, 5300 yıl önce Güney Amerika’da tüketilmeye başlanmış gibi duruyor.

Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlanan çalışmanın öncüsü olan British Columbia Üniversitesi’nden antropolog ve arkeolog Michael Blake ”Çikolata o dönemlerde içilmek üzere kullanılmış. İnsanlar, çekirdekleri çekmeden önce mayalanmaya bırakmışlar. Tabi ki bugün tüketilen çikolatalar, genelde, çok fazla katkı maddesi içeriyor. Bizim bugün tükettiğimiz çikolata ile 5000 hatta 1000 yıl önce tüketilen çikolata çok farklı.” dedi. Eldeki belgelere göre; kakao yetiştirmenin Orta Amerika ve Meksika’ya yayılması ise 4000 yıl önce gerçekleşmiş. Avrasya ve Afrika ise kakao ile ancak coğrafi keşiflerden sonra tanışmıştı.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.cbc.ca/news/technology/ecuadorean-chocolate-discovery-1.4882740

Devamını Oku

Öne Çıkanlar