fbpx
Bizi Takip Edin

Evrim

Eski DNA’lar Kedilerin Kendi Kendine Evcilleştiklerini Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Kedi genlerinin kapsamlı bir araştırması, kedigillerin hayatlarımıza girmesinden sonra bile binlerce yıl boyunca büyük ölçüde değişmeden kaldıklarını göstermektedir. Kedilerin insanların kucağına atlayıp atlamama konusunda karar vermeleri zaman aldı. Evcilleşmiş kedilerin yayılmasıyla ilgili kapsamlı yeni bir çalışmada yapılan DNA analizi, kedilerin evcilleşmeden önce binlerce insanla yan yana yaşadığını ileri sürmektedir. Bu süre zarfında, tekir kedinin ayırt edici çizgileri ve noktaları dışında genlerinde çok fazla bir değişim bulunmamaktadır. Araştırmacılar, antik Romalı kedi kalıntıları, Mısırlı kedi mumyaları ve modern Afrika yaban kedisi örnekleri de dahil olmak üzere son 9 bin yılda 200’den fazla kedinin DNA’sını araştırdı. Ekoloji ve Evrim’de yayınlanan bir çalışmada, bugün bildiğimiz iki büyük kedi neslinin evcil kedigillere katkıda bulunduğu bildirildi. Günümüzün yerli kedilerinin daha önceki ataları, M.Ö. 4400’lerin başlarında güneybatı Asya’dan Avrupa’ya kadar yayıldı. Kediler, yaklaşık 8,000 yıl önce, Bereketli Hilal’deki çiftçi toplulukları etrafında gezinmeye başladılar; burada insanların kemirgen devriyesi için karşılıklı olan yararlı bir ilişki kurdular. Fareler ve sıçanlar, insan medeniyetleri tarafından üretilen mahsullerin ve diğer tarımsal yan ürünlerin çekiciliğine kapıldılar. Kediler muhtemelen kemirgen popülasyonlarını takip ettiler ve giderek insanlarla yaşamaya yaklaştılar.   Leuven Üniversitesi’nden çalışmanın yazarı Claudio Ottoni, “Bu muhtemelen insanlar ve kediler arasındaki ilk karşılaşmanın nasıl gerçekleştiğini gösterir” diyor. Bununla birlikte, insanların kedilerin kendilerini evcilleştirmelerine az çok izin verdiğini de ekliyor. Mısır’a egemen olan Afrika kedilerinden oluşan ikinci bir soy, Akdeniz’e yayıldı. Bu Mısır kedisi, muhtemelen insanlara çekici gelen girişkenlik ve uysallık gibi davranışlara sahipti. Sonuçlar, tarih öncesi insan topluluklarının muhtemelen eski kara ve deniz ticaret yolları boyunca kemirgenleri kontrol altına almak için kedileri korumaya başladıklarını göstermektedir. Evrimsel genetikçi ve makale yazarı Eva-Maria Geigl, genel olarak, kedilerin çok fazla değişmeden insanın evcil bir arkadaşı olduğunu söylüyor. Yerli kediler vahşi kedilere benziyorlar, ama yalnız değiller, hem insanları hem de diğer kedileri tolere ediyorlar.   Geigl, kedilerin aksine ilk evcilleşen hayvanın köpek olmasının nedenini şöyle açıklıyor: Köpekler, kediler için uygun olmayan bazı görevleri yerine getirmek için seçildi ve belirli özelliklerin seçimi, bugün gördüğümüz birçok köpek cinsinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Geigl, “Kedileri bu tür bir seçim sürecine tabi tutmak gerekmediğini düşünüyorum çünkü onları değiştirmek gerekli değildi” diyor. “Onlar oldukları gibi mükemmellerdi.” Kedilerin mükemmeliyeti konusunda herkes aynı fikirde olmasa da, kediler dünyanın en popüler evcil hayvanlarından biridir ve ABD’de yaklaşık 74 milyon kedi yaşamaktadır. Ottoni, “Nereden geldikleri, ne kadar ileri gittikleri ve insanlar üzerinde ne tür bir etki yarattıkları ile ilgili inanılmaz şeyler keşfediyoruz” diyor. Kaynak: https://news.nationalgeographic.com/2017/06/domesticated-cats-dna-genetics-pets-science/?utm_source=Facebook&utm_medium=Social&utm_content=link_fb20180611animals-resurfcatsdna2&utm_campaign=editorial&utm_rd=&cmpid=org=ngp::mc=social::src=facebook::cmp=editorial::add=fb20180611animals-resurfcatsdna2::urid=&sf191459754=1

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Evrim

Modern şempanze beyinleri, antik hominidlerle benzerlikler taşıyor

Yayınlandı

üzerinde

Taramalar, şempanzelerin bazı beyin kıvrım şekillerinin, günümüz insanının beyin gelişimlerine işaret etmediğini öne sürüyor. Bazı modern şempanzeler, 3 milyon yıl önceki hominidlerin beyin evrimine işaret ettiği düşünülen beyin özelliklerine sahip. Yeni bir çalışma, modern şempanzelerin beyin kıvrımlarının, bazı eski güney Afrika hominidlerinin beyin özelliklerine benzer şekilde geliştiğine dair sonuçlar ortaya koydu. Sekiz yaşındaki şempanze MRG’leri, beyin yüzeyindeki bazı özelliklerin şekil ve lokalizasyonunda önemli değişkenlikler gösteriyor.
Bu beyinlerin bazıları, yüz milyon yıl önceki hominidlerin beyin özelliklerin gösteriyor. Tallahassee’deki Florida Eyalet Üniversitesi’nden Paleoantropoloji uzmanı Dean Falk, bulgularını 13 Mart’ta Brain, Behavior and Evolution’da rapor olarak yayımladı. Falk tarafından hazırlanan 2014 tarihli bir makaleye konu olan çalışma, bu yüzey özelliklerinin izleri, korunan endokartlar olarak adlandırılan fosil kafataslarının iç kısımlarına dayanıyor. Falk, Güney Afrika hominidlerinden dört Australopithecus africanus ve bir Australopithecus sediba olmak üzere dört endokartın beyin yapısını inceledi. 3 milyon yıl önceki insanın konuşmasını sağlayan bir frontal bölgedeki kıvrımlaşmanın erken dönemde başladığını gösterdiğini ileri sürdü. Araştırmacılar, şempanze beyinlerinden üçünün MRG’lerinin karşılaştırılabilir kıvrımlarını ortaya çıkardı. Diğer iki şempanzenin beyin yapısında ise daha önce hominidlerde görülen diğer ön doku kıvrımlarını görülüyor.
Maymun beyni
Sekiz şempanze beyninin (biri sağda) MRG taramaları, antik hominid kafataslarındaki beyin izlerini yorumlamak için kullanılan yüzey kıvrımlarına yeni ve ayrıntılı bir bakış sağlıyor. Şimdiye kadar, bu kıvrımların en iyi kanıtlarından bazıları yaklaşık 70 yıl önce yayınlanan beş çizimden (bir tanesi solda) geliyordu.
Falk, “Birçok Australopithecus endokartları hakkında gerçekten yanıldım” diyor. Endokartlar, kabaca 2 milyon ila 3 milyon yıl öncesine ait A. africanus ve A. sediba fosillerinden elde edildi. Ve yeni çalışmadaki bulgular, bir çift beyin kıvrımının, 2017 yılında hominid olarak kabul edilen bir Homo naledi endokartına karşılık gelen bir kıvrım olduğunu gösteriyor. Birçok hominid iskelet özelliğine sahip küçük beyinli bir tür olan H. naledi, 300.000 yıl öncesine kadar Güney Afrika’da yaşadı. Yine de, araştırmacılar, hominid endokartlar üzerinde kısmen korunmuş beyin yüzey özelliklerinin etkilerini tartışarak on yıllar geçirdiler. Ve MRI’lara dayanan yeni bulgular da tartışmalı gibi görünüyor. Bloomington’daki Indiana Üniversitesi’nden biyolojik antropolog Shawn Hurst, yeni şempanze çalışmasında yer alan hiçbir şeyin, H. naledi’nin beyninin ön kısmındaki hominid kıvrımlarının orijinal bulgusunu zayıflatamayacağını söylüyor. Hurst, modern insanlarda olduğu gibi, bir H. naledi endokartındaki frontal beyin kıvrımlarının şempanze MRI taramasında görülen kıvrımlara daha uzak olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca, bu kıvrımların etrafında genişlemiş doku kıvrımlarının şempanzelerde gözlemlenmediği gibi belirgin bir hominid kalıbını da takip etmektedir. Hurst, bu özelliklerin H. naledi’nin karmaşık sosyal duygular ve muhtemelen bir tür sözlü iletişim için insani bir kapasiteye sahip olduğunu göstermekte olduğunu belirtiyor. Dahası, yeni çalışma, A. sediba endokartının, insanlarda bulunan ama şempanzelerde bulunmayan kabarıklıkları ve kıvrımları gösterdiğini düşünmemekle yanlış yaptığını söylüyor. Falk, endokart konusunda araştırmacıların daha doğru bir karşılaştırma yapmak için daha geniş bir örneklemde, yaşayan şempanzelerin ve diğer maymunların beyin yüzey özellikleri aralığını araştırmaları gerektiğini söylüyor. Şimdiye kadar, sadece beş şempanze beyninin yarısı 1950 yılında yayınlanan çizimlerden ibaret olup şempanzelerin beyinlerindeki kıvrım desenleri hakkında en doğru ve kapsamlı görünümü sunduğunu da söylüyor. Falk, beynin yüzeyindeki kıvrımların ve kabarıklıkların konuşma ve dil ile ilgili olduğu kadar duygularla da ilişkili olduğunu belirtiyor. Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/modern-chimp-brains-share-similarities-ancient-hominids
Çeviren: Bünyamin Tan

Devamını Oku

Bilim

Bu Harita 2.4 Milyar Yıl Önce Dünyanın Nasıl Göründüğünü Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

4.4 milyar yıl kadar önce, Dünya’nın bir okyanus dünyası olduğunu sanıyorduk. Geçen yıl yapılan araştırmalarla gezegendeki en eski kayalara bakılarak bu kısmen desteklendi. Ancak ilk arazi ortaya çıkmış olabileceğinden şimdi yeni bir çalışma önerildi. Nature dergisinde yayınlanan bu yeni çalışmada, Oregon Üniversitesi’nden İlya Bindeman liderliğindeki bilim insanları bir adım daha ileriye gitti. Dünya’nın ilk süper kıtası Kenorland’ın muhtemelen okyanustan yaklaşık 2.4 milyar yıl önce ortaya çıktığını söylediler. Ve bu durum gezegenimizi çarpıcı bir biçimde değiştirdi. Bindeman yaptığı açıklamada, “Büyük kıtaların ortaya çıkmasıyla, ışığın uzaya geri yansıyabileceği ve kontrolden çıkmış buzullaşmayı başlatabileceğine dair tahminlerimiz var.” dedi. Dünyanın en yaygın tortul kayasında ve killi yapraktaşındaki kimyasal izleri inceledikten sonra bu sonuca vardılar. Killi yapraktaşındaki oksijen değişimine bakarak okyanustan ortaya çıkarken Dünya’nın kabuğunun kötü hava koşullarından aşınmaya maruz kaldığı tam zamanı belirlediler. Ve yaklaşık 2.4 milyar yıl önce, yeni toprakların hızla ortaya çıkmasıyla yeryüzündeki toplam toprak kütlesinin bugün gördüğümüzün yaklaşık üçte ikisi kadar olduğu düşünülüyor. Ayrıca Kenorland’ın gelişiyle gezegenimizin yüksek sıradağlarına ve platolarına ulaştığı zamanla örtüşüyor. Kabuğun sudan uzaklaşmak için kalın olması gerekiyordu, ancak Dünya yaşamı boyunca daha sıcakken, böylesine büyük toprak kütlelerini destekleyemedi. Bindeman, “Verilerimiz bunun 2.4 milyar yıl önce katlanarak değiştiğini gösteriyor” dedi. ” Soğuk manto deniz seviyesinin üzerinde geniş arazileri destekleyebilirdi.” Bu toprak ortaya çıktığında sıcaklık onlarca derece daha fazla olurdu. Ancak, gezegeni soğutmak için toprak karbondioksiti emerdi. Aynı zamanda Dünya’yı daha yansıtıcı hale getirir , güneş ışınlarının fazlasının uzaya geri hareketine ve gezegeni daha fazla soğutarak sonunda ilk kar yağışına neden olurdu. Toprak oluşumu, 2.4 milyar yıl önce yaşamın su bazlı bakterilerden mantar ve bitkiler gibi toprağa bağlı şeylere dönüştüğü zamanlara denk geliyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/environment/this-map-shows-what-earth-looked-like-24-billion-years-ago/

Devamını Oku

Bilim

Gözler, Dünyayı Farklı Şekilde Görmeye Nasıl Evrildi?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bu özel laboratuvar, hastalıkların ve morfolojinin ayrıntılı olarak incelendiği, 60.000’in üzerinde farklı hayvan gözünün etkileyici bir koleksiyonunu barındırmaktadır. ”Biz ve hayvanlar çevremizi algılama konusunda bu kadar önemli bir görüşe sahip olmanın değerini bilmeliyiz. Doğanın nasıl evrildiği ve her bir türün nasıl uzmanca oluştuğu konusu oldukça büyüleyici.” Göz, evrimin en büyük başarılarından biridir. Bir kamera gibi ışığı odaklayıp bir elektrik sinyaline dönüştürerek beyne görüntü olarak iletir. Her şeyin gerçekleşmesi için mükemmel bir uyum içinde çalışması gerekiyor. Fakat bu hassas mekaniğin en küçük değişimi, görme kaybına yol açabilir. Bu özel laboratuvarın içinde, bilim adamları ışığa artık odaklanamayan hayvan gözlerine ne olduğunu inceliyorlar. “Göz hastalığını veya oküler dokuları inceliyoruz, böylece oküler hastalığı daha iyi anlayabilir ve bu hastaları tedavi edebiliriz.” Emeritus Profesör Dick Dubielzig tarafından kurulan ve şu anda Dr. Leandro Teixeira tarafından yönetilen bu yerde eşit parça tanı laboratuvarı ve egzotik hayvan gözü koleksiyonu çalışmaları yapılıyor. ”Neredeyse Amerika’nın her eyaletinden, Avrupa’daki hastalardan, Hong Kong’daki hastalardan örnekler aldık. Kısaca dünyanın her yerinden. Obsesyonlarımızın büyüklüğü o günden bu yana her yıl çoğaldı ve çoğalmaya devam ediyor.” Burada 60.000’in üzerinde farklı örnek var. Ve çoğunluğu köpek, kedi ve at gözleri olsa da, jaguarlar, bonobos ve hatta balina gözleri gibi 6,000 egzotik olanları var. “Aradığımız ilk şey gözün genel şeklidir. Bozulmuş bir şey var mı? Bir kitle var mı? Kesmeden önce doku dışında bir değişiklik var mı? Doku, bir gecede kurutmak için makine işlemine geçer. Parafin dokuya girer ve sonra bir parafin bloğu yaparsınız. Dokuyu bölme işlemi devam eder. Buradaki amaç, mikroskopta bakabilmemiz için işlemin sonunda leke üzerindeki dokudan çok ince bir bölüm elde etmek. Beş başlı bir mikroskopumuz var. Hepimiz bir araya gelir bunu inceler ve olayın öyküsünü okur ve neler olduğunu anlamaya çalışırız.” ” Bunlar bir morsun (deniz aygırı) iki gözüdür ve mors bir yüzgeçayaklıdır ve görme yetilerini kullanarak suyun altında avlanırlar. Bu nedenle suyun altında da üstünde de görmeleri gerekir. Gözde açıklanması gereken bazı değişiklikler var. Suyun üstünde ve altında görmesi gereken bir çok hayvan, çok düz bir korneaya sahip olma eğilimindedir.” ” Benim favorim bukalemunun gözleri. Bu gözler bağımsız bir şekilde ileri geri hareket eder. Dilleri ile böcekleri yakalarlar ve bu iyi bir derinlik algısı gerektirir ama iki gözlerini birlikte kullanmazlar.” Hayvan krallığında şaşırtıcı bir çeşitlilikte göz adaptasyonu var ve bunların hepsi büyük bir olay sırasında ortaya çıktı: Kambriyen Dönemi. Yaklaşık 540 milyon yıl önce hayat sönük bir halden ve mikrobik var oluştan hayvan çeşitliliğinin patlamasına dönüştü. Ve gözün evrimi çoğunlukla katalizör olarak düşünülmüştür. Yaşamın, görme sistemiyle küçük organizmalardan geniş karmaşık varlıklara dönüşmesi devam eden bir araştırma konusudur. Charles Darwin bile bununla uğraştı. Sonuçta, hayvanlar rekabet etmek ve hayatta kalmak için ışığı işler. ”Kedilerdeki görüntüyü büyüten lens kapsülünü inceliyoruz. Bu süreçte, lensler ve kedilerdeki travma post-travmatik sarkom olarak adlandırdığımız kedi gözünün en yaygın ikinci kanserinden sorumludur. Bu tür bir tümörün kedilerde incelenmesi kanser tedavisi üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.” Şimdi, kedilerdeki ve insanlardaki mercek epitel hücreleri arasındaki farkları üzerinde çalışabiliriz ve görmeye çalışın, bu gen insanlarda kapalıdır ama kedilerde açıktır. Bu anahtar, açıp kapatabileceğimiz ve kanseri düzenlemeye çalıştığımız diğer hücrelerde mevcut mu? Gözlerin bu koleksiyonu, evrimci biyologlar ve veterinerler için bir kaynaktır ve hayvan türlerinin endeksli olduğu eşsiz bir fotografik kayıt oluşturur. Hastalığın kökenini, etkilerini ve ilerleyişini inceleyerek, alanı biraz ileriye doğru ilerletmeye yardımcı oluyoruz. Bu bilginin arşivlenmekte olduğunu bilmek ve hayvanların yaşamları üzerinde etki yaratabileceğimiz çalışmalar yapabilmek iyi hissettiriyor. Kaynak: https://www.seeker.com/videos/health/how-eyes-evolved-to-see-the-world-differently

Devamını Oku

Öne Çıkanlar