fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Kanada’da Mumyalanmış Kurt Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Madenciler tarafından, Kanada’nın kuzey batısındaki Yukon eyaletinde 3 Haziran 2016’da Ren Geyiği yavrusu ve 13 Temmuz 2016’da kurt yavrusu bulunmuştu. Radyokarbon tarihleme yöntemi ile en az 50 bin yaşında olduğu hesaplanan hayvanların buz devri döneminde mamutlar ile beraber yaşamış olduğu düşünülüyor.

Dawson kentinde bulunan ve doğal yollarla mumyalanan hayvanlar, bilim insanları tarafından döneme ait sırların çözülmesinde önemli rol oynayacak. Mumyalanmış hayvanlar, Dawson kentinde eylül sonuna kadar ziyarete açıldı. Yavru kurtun kürkü dahil bütün vücudu, yavru ren geyiğinin ise sadece ön ayakları ve kafası günümüze kadar korunabilmiş.

Yukon hükümeti paleontoluğu Grant Zazula ”Dünya üzerinde buz devri dönemine ait mumyalanmış şekilde bulunan tek kurt bu. Paleontologlar, bu keşif yapıldıktan sonra çok heyecanlandı. Bu keşif sayesinde geçmişe dair birçok gizem çözülebilir.” dedi. Hayvanlar, Darwin’de sergilendikten sonra Whitehorse şehrindeki Yukon Beringia Interpretive Centre’da sergilenecek.
Kaynak: https://www.scientias.nl/50-000-jaar-oude-gemummificeerde-wolf-ontdekt-in-canada/
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Arkeoloji

Arkeologlar Dünyanın En Eski Bira Fabrikasını Bulduklarını İddia Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

İsrail’de çalışan arkeologlar, 13.700 yıl öncesine kadar içki üreten dünyanın en eski bira fabrikası olduğunu düşündükleri bir bölgeyi ortaya çıkardı. Yeni buluntu, önceki bira yapımına ait kanıtların birkaç bin yıl öncesine dayanıyor. Bu, insanların düşündüğümüzden çok daha erken alkol aldıkları anlamına gelebilir. Araştırmacılar elde edilen kanıtların bazı tahılların yetiştirilmesi için daha erken dönemlerde çalışmalar yürütüldüğüne dair kanıt oluşturduğunu düşünüyor. Bu keşifle birlikte alkolün tarımsal ürünlerin fazlalığının kullanılması için zorunlu olarak değil, en azından bir dereceye kadar ritüel için ve manevi ihtiyaçlar sebebiyle kullanıldığı ortaya çıkmış oldu.

Muhtemelen bu biranın tadı günümüz birasından oldukça farklı. Arkeologlar 13 bin yıl önce üretilen biranın daha çok yulaf lapası ya da yulaf ezmesi tadında olduğunu düşünüyor. Alkol olarak da bugünün birasından muhtemelen daha zayıftı. Eski Haçlıların mezar yeri olarak kullandığı İsrail’in Hayfa kentinde bulunan mağaradan alınan kalıntıları inceleyen araştırmacılar, hem buğdayın hem de arpanın biraya dönüşmesiyle oluşan nişasta ve fitolit bitki parçacıklarının kanıtlarını buldular. Hipotezlerini test etmek için ekip, eski Natufian halkının bira demledikleri düşüncesini taklit etmek için bir dizi deney gerçekleştirdi. Buğdayı veya arpayı malt haline getirmek, maltı ezmek ve ısıtmak, ardından havadaki yabani maya ile mayalandırmak biçiminde bir dizi eylem yapıldı. Bu süreçte laboratuarda bulunan nişasta granülleri üzerinde yapılan çalışma, bulunan kalıntıların gerçekten bira sebebiyle oluştuğunu ortaya çıkardı.

Üretilen biranın cenaze törenlerinde sarhoş olma geleneği sebebiyle yapıldığı düşünülmektedir. Araştırma ekibi, bira üretiminin ritüellerin ve şölenin ayrılmaz bir parçası olduğunu, hiyerarşik toplumlarda sosyal bir düzenleyici mekanizma işlevi gördüğünü kaydediyor. Laboratuar testlerinin yanı sıra, araştırmacılar ayrıca tahıl tanelerinin toprağa kazınmış taş harçlar üzerinde dövülerek ezildiği ve buralarda bira demlendiği hipotezini destekleyen kanıtlar buldular.Kültür, kutlama ve alkolün ortak yanları arasındaki yakın bağlantı göz önüne alındığında, bunun gibi her keşif bize bira içenlerin yanı sıra biranın kendisi hakkında biraz daha fazla bilgi veriyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/archaeologists-discover-worlds-oldest-beer-brewery

Devamını Oku

Arkeoloji

Adana ‘da binlerce yıllık savaşın izlerine ‘çift duvarlı sur’a ulaşıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Adana’nın Ceyhan ilçesindeki Sirkeli Höyüğü’nde yapılan kazılarda üzerinde savaş izleri yer alan ve Demir Çağı’na tarihlenen “çift duvarlı sur” ortaya çıkarıldı.
Adana‘nın Ceyhan ilçesinde yer alan Sirkeli Höyüğü‘nde yapılan sezon kazılarında, üzerinde savaş izlerininyer aldığı, Demir Çağı‘na tarihlenen “çift duvarlı sur” gün yüzüne çıkarıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğünde, İsviçre’deki Bern Üniversitesinden Prof. Dr. Mikro Novak başkanlığında gerçekleştirilen sezon kazıları üç farklı açmada devam ediyor. Yurt içi ve dışından katılımcıların yer aldığı 37 kişilik kazı ekibi ve Sirkeli köyünden 40 işçiyle bu dönem yürütülen kazılarda höyüğün aşağı şehir kısmında da sur ve su kanalları bulundu. Kazı Başkanı Prof. Dr. Mikro Novak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sirkeli Höyüğü’nde ilk kazı çalışmalarının 2006 yılında Almanya Tübingen Üniversitesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) iş birliğiyle başladığını kaydetti. Höyükteki kazıların 2012 yılından bu yana Bern Üniversitesince yürütüldüğünü dile getiren Novak, yerleşim alanları ve bulunan kalıntılarla önemli bir yer olan Sirkeli’de çalışmaların her sezon aralıksız sürdüğünü belirtti.

Geçen yıl höyüğün üst tarafındaki yerleşim alanında Demir ve Geç Tunç Çağı’nda kullanıldığı düşünülen depolar ve bunların içerisinde bazı tohumları ortaya çıkardıklarını ifade eden Novak, bu tohumlarla ilgili incelemelerinin sürdüğünü söyledi. Novak, höyüğün aşağı şehrindeki alanda yaptıkları jeofizik ve yüzey araştırmasında ise sur tespit ettiklerini ve veriler ışığında bu burada kazı çalışmalarına başlanıldığını anlattı.
“Demir Çağı’na tarihlendirilen çift duvarlı bir sur savunma sistemi ortaya çıkarıldı”
Kazı çalışmasının yüzeyin yaklaşık 2,5 metre altında devam ettiğini vurgulayan Novak, şöyle devam etti:

“Kazılarda Demir Çağı’na tarihlendirilen çift duvarlı bir sur savunma sistemi ortaya çıkarıldı. İç sur duvarının iç kısmında birçok yerleşime ait olan evler de mevcut. Dış sur duvarının üzerinde birtakım izler var. Bu izler askerlerin ellerindeki mızraklarla sur duvarına nasıl saldırıldığını göstermektedir. MÖ 835 yılında 3. Salman Asar’ın bu bölgeye savaşlar düzenlediğini ve bu savaşlarda şehirleri ele geçirmeye çalıştığını biliyoruz. Buradan alınan karbon-14 örnekleri ve seramikler bu sur duvarını MÖ 9. yüzyıla tarihlendiriyor.” Novak, surun Demir Çağı’na tarihlendirildiğini ancak bunun daha önceki dönemlerde inşa edilmiş olan başka bir sur duvarının üstüne yapılıp yapılmadığının ise gelecek yıllarda gerçekleştirilecek kazılarla açığa kavuşturulacağını bildirdi. Novak ayrıca, kazılarda bölgeden bir de damga mühür bulduklarını, bunun üzerinde Luvi hiyeroglif ve Babil çivi yazısının yer aldığını söyledi. Sur ve su kanallarıyla iç kısımda yer alan yapılarda kazı çalışmalarının ve araştırmalarının sürdüğünü belirten Novak, ayrıca surun iç kısmında bazı seramik ve metal üretimiyle ilgili atölyelerin de tespit edildiğini sözlerine ekledi.
Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar