fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Fazla Kilolu Olmanın Yaşamınızı Kurtarabileceği Bazı Medikal Durumlar Var

Yayınlandı

üzerinde

Araştırmacılar buna ”obezite paradoksu” diyor. İlk başta garip gelebilir, ancak fazla vücut yağına sahip olmak, hastanede bulaşıcı bir hastalığa yakalanma şansınızı azaltmanıza yardımcı olabilir. Birçok sağlık problemi için yüksek Vücut Kitle İndeksinin (BMI) sebep olabileceği, obezitenin iyi bir şey olup olamayacağı konusunda ateşli bir tartışma var. Ve son zamanlarda yapılan pek çok çalışma aşırı kilolu olmanın medikal faydaları olabileceğine dair görüşe destek için kanıtlar sunuyor. Danimarka’da Aarhus Üniversitesi Hastanesi Klinik Epidemiyoloji Anabilim Dalı tarafından yürütülen araştırmalar, bulaşıcı bir hastalık için hastaneye yatırılan obez hastaların, normal kilodaki hastalara göre hastaneden çıktıktan sonra ölme ihtimalinin % 50 daha az olduğu sonucuna varmıştır. Bu yıl Avusturya’nın Viyana kentinde düzenlenen Obezite Kongresi’nde, araştırma ekibi, 2011 ve 2015 yılları arasında Danimarka’daki 18.000’den fazla yatılı hastanın tıbbi kayıtlarını nasıl analiz ettiklerini açıkladı. Araştırmacılar, aşırı kilo ve obezitenin, enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatıştan sonra 90 günlük ölüm oranını azalttığını belirtiyor. “Düşük kilolu ve artan ölüm oranı arasındaki ilişki, yeni kilo vermiş olan hastalarla sınırlıydı ve bu da diğer gizli hastalıkların kafa karıştırdığını gösteriyordu.” Sonuçlara şaşırsanız da şaşırmasanız da, sonuçlar, obezitenin belirli insan kategorilerinin hayatta kalmasına yardımcı olup olmadığı konusunda 2003’ten beri süren tartışmaları arttırıyor. Vücudun ağırlığı arttıkça güçten düşüren ve ölümcül koşullların artacağına dair küçük bir tartışma var. Sadece vücut kitle endeksine bakarsak, daha yüksek endeks skorları, bir kişiyi Tip 2 diyabetlerden kalp hastalığına ve çeşitli kanser hastalıklarına kadar daha fazla risk altında bırakmaktadır. Ama aşırı kilolu insanlara gelince çok fazla nüans var. Tüm vücut şekilleri ve boyutları aynı risk düzeyine maruz kalmaz. Genel istatistikler ile maskelenen tüm popülasyonun, bağırsak organlarınızı çevreleyen daha fazla iç organ yağının cildinizin altında kalın bir yağ dokusu tabakasına sahip olmasından daha kötü olduğu alt kategorileri vardır. Aynı vücut kitle indeksine sahip iki insan tam olarak aynı sağlık problemleri ile karşılaşmaz. Bu nedenle, yağın ne zaman ve nasıl spesifik bir risk kazandıracağını kesin olarak belirlemek için rakamları ayırmak obezite probleminin ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık olabileceğini göstermektedir. Aşırı kütle, bazı insanlar söz konusu olduğunda, daha büyük bir tehdit karşısında yardım eli uzatır mı? Obezite paradoksuna giriş: 15 yıl önce UCLA Tıp Fakültesinden araştırmacılar, obezitenin, kronik böbrek hastalığı olan hastaların belirli komplikasyonlara yakalanmalarına karşı korumaya yardımcı olabileceğini savunan bir rapor yayınladılar. Bunu açıklayan basit bir mekanizma yoktu ve diğer çalışmalar diğer sağlık koşullarıyla benzer sonuçlar ortaya çıkarmaya başladığında bile, istatistiksel yapay bir dokunun veya obezitenin faydalarının doğru bir yansıması olup olmadığı sorusu yanıtsız. Bir olasılık, kilo alımının bağışıklık sistemini hazır bir duruma getirdiği. Diğer bir olasılık ise bir çeşit enerji rezervi sunduğu. “Sağlıklı” obezite paradoksu, tıp alanındaki bir çekişme noktası olmaya devam etmektedir ve uzmanlar, hipotezi düzenli bir şekilde tartışmakta ve desteklemektedir. Araştırmayı sorgulamak için pek çok neden varken, bu durum destekleyici çalışmaları arttırıyor. Avrupa Obezite Kongresi’nde sunulan ikinci bir çalışma, obez hastaların akciğer enfeksiyonlarından ölme olasılığının% 30 daha az olduğunu bulmuştur. 1000’den fazla ABD hastanesinde 1,7 milyondan fazla pnömoni olgusunu inceleyen araştırmacılar, vücut kitle indeksindeki artışın, hayatta kalma ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu söyledi. Toplantıda sunulan bir başka araştırma, farklı vücut kitle indeksine sahip vücutlarının fiziksel baskı altındayken vücut dokusunu katabolize ettiği veya yıktığı yolları karşılaştırmıştır. Obez hastalarda kan zehirlenmesinin ve beyin travmasının etkilerinin karşılaştırılmasında zamanlamanın ve bozulmanın dağılımı açıkça farklıydı ve “çok fazla” vücut yağının bazen “doğru miktar” olabileceğine dair açıklamalarda bulunuyordu. Erasmus MC Üniversitesi Tıp Merkezi, Rotterdam’dan araştırmacılar, ” Kritik olarak obezite hastası insanların daha yüksek kaliteli kasları olduğu görünüyor.” diyor. “Bu, aynı zamanda ‘obezite paradoksu’ olarak tanımlanan metabolik koruyucu kalkan olabilir.” İstatistiksel olarak, kilo alma konusunda yapabildiğimiz oranda sınırlar koyabiliyoruz. Ancak vücudumuzun ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda yağ dokumuzu nasıl kullandığını bilmek, hayatta kalma şansımızı artırmaya yardımcı olacak çözümler sunabilir. Kaynak: https://www.sciencealert.com/higher-survival-rates-hospital-infections-support-obesity-paradox

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

2018 – 2022 Arası En Sıcak Yıllar Olacak

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yazın başlaması ile birlikte Dünya’nın birçok yerinde sıcaklıklar yüksek seviyelere ulaştı. Hava uzmanları, bu yılın şimdiye kadar yaşanan en sıcak yıl olduğunu söyledi. Ancak bu unvan çok kısa bir süre için 2018’de kalacak… Nature Communications dergisindeki araştırmacılar 2018’in, toplam 5 yıl sürecek olan sıcak hava dalgasının ilk bölümü olduğunu söyledi.
Araştırmacalar bu bulguya ulaşırken iklim modelleri, deneyler ve istatistiklerden yararlandı. Yapılan iklim modellerinde, küresel ısınmanın artışı ilk etken olarak incelendi. CO2 emisyonları, aerosoller ve volkanik patlamalar önümüzdeki 5 yıl boyunca, kademeli olarak sıcaklığı arttıracak. Utrecht Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Sybren Driftwood ”Son yıllarda sıcak hava dalgasının dünya genelinde arttığını gözlemledik.
Okyanus sıcaklığının ve küresel sıcaklık ortalamasının özellikle bu yıl artması, araştırmamızın başlamasına sebep oldu. İklim modellerini çıkartırken son 10 yıldaki sıcaklık ortalamalarını göz önüne alıyoruz. ‘ Son 10 yılda sıcaklık nasıldı ? Önümüzdeki 10 yılda sıcaklık nasıl olacak ? ‘ sorularını araştırmamızın temeli olarak belirledik.” dedi. Araştırmada görevli olan bir başka isim Florian Sévellec ”İklim modellerini çıkarmak biraz uzun sürdü.
Çünkü bir modeli, bütün durumları hesaba katarak tekrar tekrar denetliyoruz. Bu çalışmalar sonucunda elde edilen modeller, bazı önlemler almamız için bize yardım ediyor. Elde ettiğimiz modeller, bizi oldukça sıcak yılların beklediğini gösteriyor” dedi. Araştırma raporunun sonunda; sıcaklık dalgalarının yıllar geçtikçe artacağı bu yüzden küresel ısınmayı arttırabilecek faaliyetlerin azaltılması gerekirse sonlandırılması gerektiği bildirildi.
Kaynak: https://www.scientias.nl/uitzonderlijke-hitte-houdt-tot-2022-aan/
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Teknoloji

Otomasyon – İşsizlik – Hizmet

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İlk olarak uzay yarışında başlayan teknolojik devrim, Silikon Vadisi’nin kurulması ile devam etti. Asya ülkelerinin de kendi bölgelerinde yapmaya çalıştığı ‘’20. Yüzyıl Mutsihito Devrimi’’ küresel rekabetin habercisiydi. Bu rekabet beraberinde otomasyonu; otomasyonda bereberinde işsizlği getirdi. Yazımda bu iki unsuru ve insanlara sunulan hizmet kalitesini inceledim.

İnsan gücünü zorlayan ağır, maliyetli ürünler ve bilim insanlarına kısıtlı sonuçlar veren ilkel laboratuvarlar, araştırmacıları bu soruna çözüm bulma yoluna itti. 21. yüzyılın başlamasıyla iş hayatında, fabrikalarda, sosyal ağlarda neredeyse her yerde teknolojik aletlerin arttığını gördük. Eskiden 50 işçi ile günde 20 adet ayakkabı üretebilen fabrikalar, günümüzde bu sayıya birkaç teknolojik müdahale sayesinde 1-2 saatte ulaşabiliyor. 24 saat açık olan bankamatikler, istasyonlarda bulunan ve günün her saatinde bireye yiyecek-içecek sağlayan otomatlar, sağlık alanında ameliyat standartlarını yükselten tıbbi cihazlar, fabrikalarda tonlarca yükü taşıyabilen robotik aletler ve ulaşım da gerektiğinde yol bilgisi veren navigasyon cihazları insan yaşamını kolaylaştıran, toplumun refahını arttıran otomasyon ürünleri. Bu aletlerin ve daha fazlasının hayatımızı kolaylaştırdığı hatta bazı durumlarda kurtardığı apaçık görülüyor. Ancak bu cihazlar nüfusun belli bir kesimi için işsizlik anlamına da geliyor…
Çağımızda son yıllarda çığ gibi artan işsizlik problemi birçok aileyi etkilemiş durumda. Uluslarası Robot Federasyonu, 2000 – 2012 yılları arasında fabrikalardaki robotik aletlerin sayısının %68 arttığını açıkladı. Robot sayılarının oranındaki artış, işçi sayısını aynı oranda düşürdü. Dünya nüfusunun hızla artışı karşısında daha fazla ürün çıkarmak fabrikaların ilk önceliği olmuştu. Bu öncelik, araştırmacıları insan gücünden daha hızlı üretim yapan robotlara yönlendirdi. Burada bahsettiğimiz robot, Iron Man tarzı bir şey değil; bu robotlar bazen sinek kadar küçük ( Rolls Royce’un uçak tamircileri ) bazen de bir fil kadar büyük ( akıllı ev ). Robotlarla karşılaştırıldığında üretim gücü sınırlı olan işçi sınıfı, zar zor buldukları işlerini de kaybetti. Günümüzde çoğu üniversite mezunun da işsiz kaldığını ve hızla artan dünya nüfusunu da göz önüne alırsak yakın gelecekte birçok aile maalesef yoksullukla mücadele edecek. Bütün bu olumsuzluğa rağmen, robotik cihazların hizmet kalitesine etkilerine biraz yakından bakalım.
Ünlü fast food markaları, 3-4 dakikada hazırlanan burgerlerine daha fazla teknolojik müdahale de bulunmayı düşünüyor. Müşterilerin önüne gelecek olan dokunmatik cihazda, müşterinin dilediği hamburgeri oluşturması için seçenekler olacak. Örneğin siz çıtır soğanlı, ketçaplı, çift köfteli bir hamburger istiyorsunuz, bu seçenekleri cihazda onaylatarak siparişinizi verebileceksiniz. Siparişi alan işletim sistemi, yapım aşamasında ilk olarak ekmekleri silindire diziyor ardından müşteriye özel burgeri hazırlıyor. Ödeme aşamasında ise dokunmatik cihazın yan tarafında kredi karti veya nakit ödeme için bir bölme bulunacak. Bu bölmeden ödeme gerçekleştirilecek.Bu teknolojini birkaç yıl içerisinde markalar tarafından kullanılması bekleniyor. Kasiyerlerin ve burgeri yapan işçilerin durumu ise bu olaydan olumsuz etkilenecek ancak burgerin daha hızlı ve hatasız yapılması müşteri memnuniyetini olumlu etkileyecek. Bu tarz projeler birçok şirketin planlarında yer alıyor. Geçtiğimiz hafta haberini yaptığımız Rolls Royce’un uçak tamircileri bir başka örnek olarak verilebilir. Bu minik robotlar motorların içerisine bırakılacak ve sorunu kısa bir sürede giderecek.
Teknolojinin gelişmesi şüphesiz toplum refahını arttıracaktır ancak bu gelişim birçok alanda işsizliği de beraberinde getirecek. Bizim yapmamız gereken; bu teknolojileri üretebilmek için çalışma alanları oluşturmak, bilim ve teknoloji hakkında araştırma yapmak, geleceğin mesleklerini kendi elimizle yaratmak…
Yazan: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar