fbpx
Connect with us

Fizik

Fizikçiler Zaman Makinesi İçin Matematiksel Bir Model Bulduklarını Açıkladı

Published

on

Zamanda yolculuk insanların en merak ettiği konular arasında yer alıyor. Birçok filme konu olan bu fenomenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise bilim insanları tarafından uzun süredir araştırılıyor. Son olarak fizikçiler teorik bir zaman makinesinin matematiksel modeli olduğunu iddia ettikleri bir kutu üretti. Bu kutu zaman ve mekan boyunca geriye ve ileriye hareket edebiliyor.
Kutunun işlevi, evrendeki uzay-zamanın eğriliğini, kutuda oturan hipotetik yolcular için bir çembere doğru bükmek ve bu çemberin geleceğe ve geçmişe atlamasına izin vermesidir.
Kanada’da bulunan British Columbia Üniversitesi’nden teorik fizikçi ve matematikçi Ben Tippett, “İnsanlar zaman yolculuğunun kurgu olduğunu düşünüyor.Biz ise bunun mümkün olduğunu düşünüyoruz” açıklamasında bulundu. Maryland Üniversitesi’nde görevli astrofizik uzmanı David Tsang ile birlikte çalışan Ben Tippett, Einstein’ın genel görelilik kuramını kullanarak Traversable Acausal Retrograde Domain olarak adlandırdıkları bir matematiksel model yarattı. Fizikçiler hemen yarın inşa edebilecekleri bir zaman makinesi planına sahip olduklarını iddia etmiyorlar. Bir zaman makinesi inşa edebilmek için gerekli olan materyallerin çok egzotik olduğuna değinen fizikçiler, bu maddelerin bazılarının henüz keşfedilmediğini düşünüyor. 
Tippett ve Tsang’ıngeliştirdiği model evrene üç mekânsal boyuttan bakmaktansa, dördüncü boyut olan zamanı ayırarak, bu dört boyutun aynı anda hayal edilmesi fikrini öne sürmektedir.
Bu, uzay ve zamandaki farklı yönlerin Evrenin kavisli dokusuna bağlı olduğu bir uzay-zaman sürekliliği olasılığını dikkate almamızı sağlar. Einstein’ın tarafından öne sürülen görelilik kuramı, Evren’deki yerçekimsel etkileri uzay-zamanın eğriliğine bağlamaktadır. Zamanda yolculuk gerçekleştirilebilmesi için bu teoriye göre gezegenler ve yıldızların eliptik yörüngelerinin arkasına geçmek gerekiyor. Eğer uzay zaman düz veya diğer tanımlamasıyla kavislenmemiş olsaydı, gezegenler de düz bir çizgide hareket ederlerdi.
Ancak görelilik teorisine göre uzay zamandaki geometri, yüksek kütleli olan nesnelerin kavisli hale gelmesine sebep olacaktır. Bu durumda gezegenlerin yollarını bükecek ve yıldızların etrafında dönmelerini sağlayacaktır. Tippett ve Tsang’ıntarafından öne sürülen iseyalnızca Evren’de bükülebilen alanlar olmadığıdır. Zamanın kendisi de yüksek kütleye sahip nesnelerin etrafına kavislenebilir. Uzay-zaman yüzeyinin zaman yönü aynı zamanda eğriliği de gösterir. Bir kara deliğin yakınında zamanın daha yavaş ilerlediğine ilişkin elde edilmiş kanıtlar bulunuyor. Fizikçilerin zaman makinesi modeli düz bir çizgide hareket etmemektedir. Yolcular için zamanı eğebilmek adına bir çember içerisinde eğri uzay zaman kullanılmaktadır. Bu daire zaman içinde bizi geri götürür. 
Fizikçiler bu özelliği kullanabilmek amacıyla uzay zaman geometrisinin bir tür kabarcığını modellerdiler. Bu kabarcıkla büyük bir dairesel yol boyunca uzayda ve zamanda geçirilen her şey taşınabilmektedir. Bu balon ışığın hızından daha büyük hızlara ulaşabilirsebu zaman içerisinde geriye doğru hareketi mümkün kılar. Matematiksel olarak mümkün olsa da bir zaman makinesini inşa etmek henüz mümkün değil. Çünkü henüz zaman makinesi inşasında kullanılacak malzemelere sahip değiliz. Zaman makinesi yaratma konusundaki tüm fikirler bu materyalleri keşfetmeden daha ileri seviyelere taşınamaz. Ancak bilim insanları zaman yolculuğu konusunda çalışmaktan vazgeçmeyecekler.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/physicists-just-came-up-with-a-mathematical-model-for-a-viable-time-machine

Fizik

22 milyon yıllık yolculuk Türkiye’de son buldu

Published

on

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan, bir grup bilim insanıyla, Bingölün Sarıçiçek köyüne 2015 yılında düşen gök taşının izini sürdü. Doç. Dr. Ünsalan, nadir görülen bu göktaşının Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki kraterden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettiklerini söyledi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile aralarında NASA’dan görevlilerin de bulunduğu 79 bilim insanı, Bingöl kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 tarihinde düşen ve ‘Sarıçiçek’ adı verilen gök taşını araştırdı. Gök taşının yaşını, yapısal özelliklerini ve geldiği noktayı tam olarak belirleyen bilim insanlarının hazırladığı makalenin başyazarlığını ise Doç. Dr. Ünsalan yaptı. Doç. Dr. Ünsalan, ‘Meteoritics and Planetary Science’ dergisinde yayınlanan makalede yer alan bulgularla ilgili Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budaka bilgi verdi.

‘ÖNEMLİ BULGULAR ORTAYA ÇIKTI’

Yaklaşık 9 yıldır, meteoritler ve asteroit madenciliği üzerine çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Ünsalan, “NASA- SETI Enstitüsünden Dr. Peter Jenniskens ve bir öğrencimle köydeki çalışmalarımızda 343 göktaşı örneği topladık. Bu örnekleri makalede görev alan bilim insanlarına ulaştırdık. Uzmanlık alanlarına göre bilim insanları gök taşı üzerinde incelemelerde bulundu. Ortaya çok önemli sonuçlar çıktı. NASA’nın DAWN görevi kapsamında elde ettiği verilerden de yararlanarak, nadir görülen gök taşının, Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki Rheasilvia çarpma tabanında bulunan Antonia kraterinden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettik. Bu durumu ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olduk” dedi.

‘YÜZDE 95’İNDEN FAZLASI SÜRTÜNMEDEN DOLAYI PARÇALANDI’

Bingöle düşen gök taşının ilk oluştuğu süreçte çok daha büyük olduğunu ve dünyaya düştüğü sırada atmosferde yüzde 95inden fazlasının sürtünmeyle parçalandığını vurgulayan Doç. Dr. Ünsalan, “Dünyaya yakın asteroidlerin bir haritası mevcut. Ülkemiz de bu konuda önemli adımlar atıyor. Birçok ilde meteor takip sistemlerimiz var. Bunu daha önce TÜBİTAK projesiyle başlatmıştık. Dünyanın atmosferine yaklaşan bir meteoroidin özelliğini bilirseniz ondan kendinizi korumak için onunla nasıl mücadele edeceğinizi de bilirsiniz. 4 Vesta asteroidinden kopup da zaman içerisinde dünyamıza girebilecek olan bir takım Vesta kökenli meteoroitlerle karşılaşırsak artık nasıl bir mücadele yapabileceğimizi biliyoruz.

Atmosfere girmeden önce Sarıçiçek gök taşının büyüklüğü yaklaşık 1 metre civarındaydı. Ancak tonlarca kütlelerden bahsediyoruz. O tonlarca kütlenin yüzde 95inden fazlası sürtünmeden dolayı küçük parçalara ayrıldı. Santimlere indi. 1 metrelik bir parçanın gelmesi halinde neyle karşılaşacağımızı artık biliyoruz. Biz bunu artık çok rahat bir şekilde 20 metreye uyarlayabiliriz” diye konuştu.

‘SANİYEDE 17 KİLOMETRE HIZLA ATMOSFERE GİRDİ’

Çalışmalarda yer alan Dr. Jenniskensin bulgularıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ünsalan, “Gök taşı dünya atmosferine girdiğinde saniyede 17 kilometre hızla ilerliyordu. Sarıçiçek köyündeki saçılma alanına bakıldığında ise gök taşının 33 kilometre irtifada parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. Ayrıca gök taşı örneklerinde; zirkon, baddeleyit, karbon, kalsiyumca zengin piroksen, az miktarda kamasit ve troilit, merrilit, kromit, olivin ve ilmenite rastladık” dedi. Makalenin uluslararası ve 4 yıllık bir çabanın sonucu bilime kazandırıldığını söyledi.

‘TÜRK BİLİM İNSANLARI ÜLKEMİZİN ADINI DÜNYAYA DUYURUYOR’

Fizikçi ve gezegen bilimci Doç. Dr. Ünsalan’ın çalışmalarıyla Ege Üniversitesi’nin gurur kaynağı olduğunu söyleyen Rektör Budak, “Öğretim Üyemiz Doç. Dr. Ozan Ünsalan hocamızın liderliğinde uluslararası bilim insanlarından oluşan araştırma grubu bir süredir yürüttüğü çalışmayı tamamladı. Türk araştırmacımız üstlendiği görevle üniversitemiz ve ülke adına önemli bir başarıya imza attı ve gururumuz oldu. Ülkemizde ve üniversitemizde uluslararası arenada hiçbir komplekse kapılmadan işte bugün de olduğu gibi uluslararası başarılara imza atıyoruz. Ege Üniversitesi olarak bu da bize bir şey gösteriyor, Türk bilim insanları, özgüven içerisinde ülkemizin ve üniversitelerimizin adını dünyaya duyuruyor. Hocamıza bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Her anlamda da hocamızın çalışmalarının yanındayız” diye konuştu. Kaynak: Milliyet

Continue Reading

Bilim

Abel Ödülünde Bir İlk Gerçekleşti

Published

on

Matematikçilerin Nobel Ödülü olarak adlandırılan ve Norveç Kralı tarafından her yıl bir ya da daha fazla matematikçiye verilen Abel Ödülü, bu sezon ki sahibini buldu. Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi, Teksas Üniversitesinden Prof. Dr. Karen Uhlenbeck, bu prestijli ödüle layık görülen ilk kadın matematikçi oldu. Matematik alanındaki önemli bilimsel çalışmalar için yaklaşık 1 milyon dolar verilen “Abel Ödülü”nün bu yılki sahibi olan ABD’li Karen Uhlenbeck, bu ödüle layık görülen ilk kadın oldu. Kısmi diferansiyel denklemler çalışmasıyla maçı kazanan Uhlenbeck, 13 yıldır verilen Abel Ödülü’nü kazanan ilk kadın olarak tarihe geçti.

Uhlenbeck, bir rol model olmasının yanı sıra bilim ve matematik alanındaki cinsiyet eşitliğinin de kuvvetli bir savunucusu. Abel Komitesi Başkanı Hans Munthe-Kaas, ”Karen Uhlenbeck, geometrik analiz ve ölçüm kuramındaki temel çalışmalarıyla 2019 Abel Ödülü’nü hakketti ve aldı. Teorisi, minimal yüzeyimizdeki anlayışımızı değiştirdi ve daha üst boyuttaki genel minimize etme sorunlarında bakış açımızda devrim yarattı. Kendisi, gelecek adına, matematikte bir devrim yarattı. Gerçekten de büyük bir proje” dedi. Parça türevli denklemler alanındaki çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Uhlenbeck, fizik, geometri ve kuantum alanlarında da multi-disipliner çalışmalar yapıyor.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/for-the-first-time-a-woman-has-won-the-abel-prize-for-mathematics

Continue Reading

Bilim

Bilim insanları, kuantum bilgisayarla zamanın yönünü değiştirdiler

Published

on

Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’den bilim insanlarının İsviçre ve ABD’den meslektaşları tarafından desteklendiği çığır açıcı bir araştırmayla kuantum bilgisayarı sayesinde zamanın yönünün geriye döndürüldüğü söyleniyor.

The Independent gazetesinin haberinde bunun fiziğin temel yasalarıyla çelişir gibi gözüktüğü ve evrene hükmeden sürece dair kavrayışımızı değiştirebileceği dile getirildi. Aynı zamanda bunun kuantum bilgisayarlarını anlama sürecimizde büyük bir ilerleme anlamına geldiği belirtildi.

Zaman Makinesi 

Scientific Reports dergisi, ‘zaman makinesi’ diye nitelediği deneyde elektronlarla kuantum mekaniğinin tuhaf dünyasının kullanıldığını aktardı. Kuantum bilgi birimi kubit, ‘bir’ ya da ‘sıfır’ yahut aynı anda her iki durumun karışık ‘süperpozisyonu’ olarak tanımlanıyor.

Masaya Dağılan Toplar Havuza Geri Toplandı

Elektron kubitlerden oluşan tam geliştirilmemiş bir kuantum bilgisayarıyla masaya dağılan bilardo toplarının havuza geri dönmesine eşdeğer bir deney yapıldı.

Bilgisayarı izleyen herkesin bu olayı ‘zamanın geri döndürülmesi gibi’ göreceği, zamanla bu tekniğin gelişerek daha güvenli ve isabetli hale gelmesinin beklendiği öne sürüldü.

Araştırmanın başını çeken ve Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü Kuantum Fiziği Laboratuvarı’nı yöneten Dr Gordey Lesovik, “Zamanın termodinamik okunun tersi yönde evrilen bir durumu yapay şekilde yarattık” dedi.

Deneyde devreye sokulan ‘evrim programı’ sayesinde kubitler sıfırlarla birlerin giderek daha karmaşıklaşan değişim şablonuna dönüştü. Bu süreçte tıpkı bilardo sopasıyla vurulan topların dağılması gibi düzen bozuldu.

Ama ardından bir başka program kuantum bilgisayarının durumunu geriye evrilen, yani kaostan düzene evrilen şekilde modifiye etti. Böylece kubitlerin durumu orjinal başlangıç noktasına geri döndü.

The Independent gazetesi, deneyin çığır açıcılığıyla ilgili ‘fizik kurallarının hem geleceğe hem de geçmişe doğru her iki yönde işlediği, ama evrenin tek yönlü bir kuralı olduğu, termodinamiğin ikinci yasasına göre sadece düzenden düzensizliğe gidildiği’ değerlendirmesini yaptı.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/time-reverse-quantum-computer-science-study-moscow-a8820516.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar