Bizi Takip Edin

Bilim

Gebelikte İçilen Sigaralar Fiziksel Engelli Doğumlara Yol Açıyor

Yayınlandı

üzerinde

Gebelik boyunca içilen sigara sadece annenin sağlığına zararlı değildir. Aynı zamanda doğmamış çocuk üzerinde de geri dönüşü olmayan ciddi hasarlara yol açabilir. Spontan (kendiliğinden) düşükler, erken doğum, dış gebelik ve hatta ani bebek ölümü sendromu (SIDS) riskini artırabilir.

Sydney Teknoloji Üniversitesi’nde devam etmekte olan bir çalışma, başka bir riskin söz konusu olduğunu belirtmektedir. Hayvan modelleri kullanılarak yürütülen bu çalışma, anne sigara içiminin, çocuklarda en yaygın rahatsızlık olan beyin felcine sebep olduğunu doğrulamaktadır. Beyin felci, gelişmekte olan beynin yaralanması ya da sakatlanmasıdır. Bozukluk, beynin hareket ve hafıza görevini gören bazı bölgelerindeki ölü hücrelerin artmasından kaynaklanır. Genellikle beyin felcine oksijen eksikliğinin sebep olduğu bilinmesine rağmen kesin nedeni tam bilinmiyor.

İşte tam da burda sigara devreye giriyor.

gebelikte-icilen-sigaralar-fiziksel-engelli-dogumlara-yol-aciyor1

UTS(University of Technology Sydney) çalışması, bir annenin gebelik sırasında içtiği sigaranın doğmamış çocuğunu gerekli oksijenden yoksun bıraktığını buldu. Hatta beyin hücreleri kan ve oksijenden yoksun kaldığında ortaya çıkan Hipoksi-İskemik hasarına yol açabilir. 2010 yılında, Avustralyalı kadınların neredeyse %12’si, gebeliğin bir kısmı veya tamamı boyunca sigara içti. Araştırmacılar, sigara içen annelerin bebeklerindeki nörolojik sorunları iyileştirme yollarını bulmayı umuyor. Açıkçası, hamile kadınların sigarayı bırakması daha mantıklı bir adım.

gebelikte-icilen-sigaralar-fiziksel-engelli-dogumlara-yol-aciyor2

UTS(University of Technology Sydney) üst düzey öğretim görevlisi ve lider araştırmacı Hui Chen, “Şu ana kadar gözlemlediğimiz şey, sigara içen annelerin, çocuklarına zarar vermemek için gebelikten bir kaç ay önce ya da yıllar öncesinde sigaradan vazgeçtikleridir. Çünkü sigara, döllenme öncesi yumurta kalitesini de olumsuz yönde etkilemektedir” dedi. Chen’in ekibi, anne sigara içimi ile oksidatif stres arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmak için fare modelleri kullandı. Deney, beyninde oksidatif stres yüksek olan fare yavrularının beyin felcine maruz kalma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca araştırmacılar, sigara içen annelerden gelen çocukların, ergenlik çağında daha endişeli olduklarını ve öğrenme yeteneklerini kısıtlayan zayıf bir hafızaya sahip olduklarını da bulmuştur.

Chen, “Artan oksidatif stresin başlıca nedeni, toksik kimyasalların temizlenmesi için yeterince antioksidan üretilmemesidir. Anne sigara içtiği için yavrunun beyninde zararlı kimyasal birikmesine neden oluyor” dedi. Oksidatif stresin altında yatan nedenin anlaşılması, araştırmacıların bazı potansiyel koruyucu strateji belirlemesine yol açmıştır. Gebelik sırasında annelere antioksidan desteği verilmesinin, yavruların beyninden toksik kimyasalları temizlemeye yardımcı olabileceğini düşünüyorlar. Aslında bu yaklaşımı destekleyen kanıtlar var. Ekibin daha önceki çalışmalarında antioksidan L-karnitin gebe annelere verildiğinde, yavruların böbrek ve solunum sistemi üzerindeki sağlık sorunlarını iyileştirdi.

Chen, “Bir sonraki adım, sigara içen annelerdeki yavruların fonksiyonel bozukluklarını iyileştirmek için böyle bir tedavi kullanmak olacak” dedi.

Kaynak: http://www.sciencealert.com/smoking-during-pregnancy-is-now-linked-to-the-most-common-childhood-physical-disability

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Bilim

4 Parçacıktan Oluşan Tetraquarklar Artık Mümkün

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İmkansız olduğu düşünülen, bir o kadar gizemli egzotik bir parçacık nihayet fizikçiler tarafından tespit edildi. Sadece bir kez değil bu ikinci tespit edilişi. Tetraquark olarak adlandırılan zor maddenin iki yeni kuramsal öngörüsü, atom altı anlayışında yeni dönem hazırlayarak bu garip parçacıkların gerçekten var olduğunun en güvenilir kanıtını sağlamaktadır.
Biraz lise kimyası ve fiziğiniz varsa hatırlayacaksınız ki proton ve nötronlar dahil olmak üzere atom altı parçacıkları var. Bunlar, hadron denilen kompozit parçacıklardan oluşuyor. Ancak bu parçacıklar da Kuark adı verilen temel parçacıklardan oluşuyor. Kuark fikri ilk kez 1960′ larda önerildi ve o zamandan beri fizikçiler, bu gizemli parçacıkların dokunup hissedebileceğimiz maddenin yapı taşlarını oluşturmalarına yardımcı olduklarını araştırıyor. Şimdi iki ayrı bilim adamı ekibi, 4 quark parçacığından oluşan istikrarlı bir konfigürasyonu Tetraquark olarak adlandıran yeni bir düzenlemenin sağlam teorik kanıtlarının olduğunu düşünüyor.


Geçen yıl Fermilab ekibi, tetraquark ile uyuşan bir parçacığın keşfini duyurdu ve Büyük Hadron Çarpıştırıcısı güzelliği (LHCb) deneyindeki araştırmacılar, tetraquarkların tamamen yeni bir ailesi olabilecek parçacıkları bularak ilerledi. Ancak yine de doğrulama yapmak kolay olmadı çünkü araştırma alanı tamamen egzotik kalıyor. Quigg Physics World’e verdiği demeçte “Tetraquarkların durumunda insanlar her zaman alternatif açıklamalar önerebilir” dedi.
Quarklar kendi içlerinde 6 çeşide ayrılmıştır. Bunlar; elektrik yükleri, kütle ve dönüş gibi özelliklerle belirlenen yukarı, aşağı, garip, çekici, üst ve altlardır. Tetraquark teorisi geleneksel olarak 2 yada 3 quarkın birleşerek bir parçacık oluşturabileceğini 3 ten fazla parçacığın birleşemeyeciğini öneriyordu. Ancak yeni araştırmada Quigg ve ekibi, 4 quark parçacığının birleşiminin mümkün olduğunu gösterdi.
Tel Aviv Üniversitesi’nden araştırmacı Marek Karliner, “Kullanılan yöntemler farklı olmasına rağmen her iki takımın sonuçları temel olarak nitel bir düzeyde özdeşleşiyor” dedi.
Fizik camiasında bazıları bu kanıtı olumlu bir işaret olarak yorumluyor çünkü bu kez tetraquarkı sonunda tanımlayabildik. Yıllardır imkansız olarak görülüyordu. Yine de bitmedi. Şimdi, tetraquarkların var olduğuna dair en sağlam teorik kanıt olmaya başladığımıza göre, geriye sadece CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda ya da başka bir deneysel parçacık hızlandırıcıda gözlemsel olarak ispatlamak kaldı. Bu deneysel belgenin ne zaman ortaya çıkacağını söyleyemeyiz ancak Quigg kendinden emin görünüyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/physicists-demonstrated-impossible-tetraquarks-exist-after-all-quarks-particles

Devamını Oku

Bilim

Canlı Madde İle 3D Baskı Platformu Oluşturuldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Pizzadan, idrar tabanlı uzay plastiklerine, hatta kan damarlarına kadar 3D baskısında hiçbir şeyin sınırı yok gibi görünüyor. Kompleks Malzemeler Laboratuvarı başkanı Profesör Andre Studart’ın liderliğinde ETH araştırmacıları tarafından oluşturulan yeni bir 3D baskı platformu, canlı materyaller ile çalışarak süreci ilerletiyor.

Özel olarak tasarlanmış malzeme aslında bakterilerden oluşan bir mürekkeptir. Makine daha sonra, kullanılan bakterilere bağlı olarak değişen çeşitli amaçlar için canlı biyokimyasal tasarımlar basabiliyor. Araştırmaları Science Advances’de yayınlandı.

Biyolojik uyumlu bir hidrojelden oluşan mürekkep, bakteriler için yapı sağlar. Diğer türler de kullanılabilir olmasına rağmen bu çalışmada Pseudomonas putida ve Acetobacter xylinum kullanılmıştır. Hidrojel-mürekkep-bakteri kombinasyonu ağrıyı hafifletir, nemi tutar ve inanılmaz kararlıdır. Bu özelliklere bakıldığında bu mürekkep için potansiyel bir uygulama, yanıkların tedavisi olabilir. Bilim adamları, 3D baskının tek bir kullanımında, her biri birden çok bakteri türü içeren 4 farklı mürekkep kullanabilirler. Bu araştırmanın yazarı ve araştırmacı Manuel Schaffner’e göre “canlı 3D baskı ile mürekkep, diş macunu kadar yapışkan ve el kremleri tutarlılığında olmalı.

Bu teknolojinin ticari açıdan uygulanabilir olması için hala yapılması gereken çok iş var. Ancak olağan üstü teknik kesinlikle ilginç bir potansiyele sahip. Bu teknoloji için hız ve ölçeklenebilirlik olmak üzere 2 büyük engelle karşılaşıldığında, canlı bakteriyel mürekkeple yapılan baskı bir çok girişimin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkabilir. En belirgin uygulamalar tıp ve biyo teknoloji alanında bulunabilir. Aynı zamanda, teknik, toksik bileşenlerinden dolayı içme suyunu test etmek için ve hatta petrol sızıntılarını temizlemeye yardımcı olmak için bir filtre olarak kullanılabilir.
Kaynak:https://futurism.com/researchers-created-platform-prints-living-matter/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar