fbpx
Connect with us

Uzay

Gezegenin üst atmosferini değiştiren Satürn’ün halkalarının şaşırtıcı kimyasal karmaşıklığı

Published

on

Siyasi mizahçı Mark Russell bir zamanlar şöyle bir şaka yapmıştı: “En sevdiğim bilimsel teori, Satürn’ün halkalarının tamamen kayıp havayolu bagajından oluşmasıdır.”
Bagaj yok. Ancak, NASA’nın Cassini uzay aracının geçen yılki son yörüngeden elde ettiği verilere dayanılarak Science’ta yayınlanan yeni bir çalışma, Satürn’ün halkalarının daha önce düşünülenden – evrendeki görsel açıdan en muazzam nesnelerden bazıları -çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Cassini’nin ‘Büyük Finali’, Satürn’ün en yeni halkası ve üst atmosferine 2017’de girerken, kimyasal kütle spektrometresi içindeki incelemesi, Satürn’ün halkaları ve atmosferi arasındaki irtifalarda bulunan kimyasalları örnekledi. / NASA
Dahası, makale, gaz devinin en içteki D halkasının, kimyasal kokteyli içindeki toz tanelerini, gezegenin üst atmosferine olağanüstü bir hızla fırlattığını gösteriyor. Uzun zaman dilimlerinde, araştırmacılar bu korkunç materyalin atmosferin karbon ve oksijen içeriğini değiştirebileceğini söylüyorlar. Kansas Üniversitesi’nde fizik ve astronomi profesörü ve makalenin ortak yazarı olan Thomas Cravens şunları söylüyor: “Bu, güneş sistemimizin nasıl çalıştığıyla ilgili yeni bir husus. İki şey beni şaşırttı. Bunlardan biri, halkalardan gelenlerin kimyasal karmaşıklığı – geçmişte gördüklerimize dayanarak neredeyse tamamen su olacağını düşünmüştük. İkincisi ise, daha önce beklediğimizden çok daha fazlası… Halkaların atmosfere soktuğu materyallerin kalitesi ve miktarı beni şaşırttı.” Cravens, Cassini’nin İyon ve Nötr Kütle Spektrometresi (INMS) ekibinin bir üyesidir. Cassini’nin “Büyük Final”i, Satürn’ün en yeni halkası ve üst atmosferine 2017’de girerken, içindeki kimyasalların kütle spektrometresi, Satürn’ün halkaları ve atmosferi arasındaki irtifadaki kimyasalları örneklemişti.

INMS halkaları su, metan, amonyak, karbon monoksit, moleküler azot ve karbondioksitten oluşmakta. Cravens şunları söylüyor: “Makalenin tarif ettiği şey, iç halka ile üst atmosfer arasındaki boşluktur ve su gibi diğer materyallerin de bulunulmasının beklenmesiydi. Diğer bir sürpriz, kütle spektrometresinin metan görmesiydi – kimse bunu beklemiyordu. Ayrıca, beklenmeyen diğer şey karbondioksitti. Halkaların tamamında su olduğu düşünülüyordu. Fakat en içteki halkalar buza yakalanmış organik maddelerle oldukça kirlenmiş durumda.” Cassini’nin kütle spektrometresinden elde edilen yeni bir bulgu, Satürn’ün D halkasından gelen çok miktarda kimyasal demirin, gezegenin atmosferinin kendisinden daha hızlı dönen halkası ile gezegenin üst atmosferine daldığını gösterdi. KU araştırmacısı şunları söylüyor: “Tam olarak anlaşılmasa bile, bunun gerçekleştiğini gördük. Gördüğümüz şey, bazı gazların da dahil olduğu bu materyalin, Satürn’ün Ekvator bölgesindeki en üst atmosferini değiştirmesiydi. Hem kontamine hem de tane ve toz vardı.” Cravens, bulguların, güneş sistemimizin yanı sıra diğer güneş sistemlerini ve dışsal gezegenleri destekleyen mekanizmalara ışık tutabildiğini ve aynı zamanda birçok yeni bilimsel soruyu gündeme getirdiğini söyledi.

Cravens şunları söylüyor: “Bu, meseleyi anlamamızda bize yardımcı olabilir, bir gezegen nasıl halkalarla çevrilir? Bazılarında var, bazılarında yok. Bir halkanın ömrü nedir? Halkaları ne yeniliyor? Satürn’ün halkasının olmadığı bir zaman var mıydı? Bu oluşum ilk etapta nasıl meydana geldi? Güneş sistemimizin oluşumundan geriye kalan bir şey mi? Güneş ve gezegenleri oluşturan yıldızlararası alandan çöken nebulalar, güneş öncesi bulutsu olan proto-güneş bulutsularına kadar uzanıyor mu?” Cravens’e göre, Satürn’ün D halkasından gezegenin üst atmosferine veya iyonosferine beklenenden daha yüksek miktarda çıkan materyal oranı, astronomların halkanın ömrünün önceden tahmin edilenden daha kısa olabileceğini düşünmesi için artık yeterlidir.
Cravens şunları söylüyor: “Bu verilerden dolayı, artık taşınan malteryalin miktarı nedeniyle iç halkaların ömrünü kısalttık – daha önce düşündüğümüzden çok daha fazla. Materyalin halkalardan en az 10 kat daha hızlı çarptığını biliyoruz. Eğer yenilenmediyse, halkalar daha fazla sürmez – kovada bir delik var demektir. Jüpiter muhtemelen ince bir halkaya sahipti. Halkalar gelir ve gider. Bir noktada, bir şekilde yeni malzeme elde etmedikçe yavaş yavaş tükenirler.” KU lisans ve yüksek lisans öğrencileri tarafından desteklenen, Cravens’in çalışmasının ilk aşaması, Cassini’nin INMS aletinden gelen ham verileri sıralamak ve temizlemekle ilgiliydi. Cravens şunları söylüyor: “Ham veriler, Cassini’deki aygıtımızdan NASA’nın Jet İtici Laboratuvarı’na ve daha sonra San Antonio’daki Güneybatı Araştırma Enstitüsü’ndeki bilgisayarlara ve başyazar Hunter Waite’ın çalıştığı bilgisayarına ulaştı.”

Ancak Cravens’in ana katkısı, verilerin halkalardan gelen materyallerin Satürn’ün iyonosferini nasıl değiştirdiğine odaklanarak yorumlanmasıyla ilgiliydi. Cravens ve meslektaşları, halkalardan gelen kimyasalların akışını, Satürn’ün ekvatoryal iyonosferik kimyasını değiştirerek, hidrojen iyonlarını ve triatomik hidrojen iyonlarını gezegenin iyonosferik yoğunluğunu azaltarak daha ağır moleküler iyonlara dönüştürdüğünü belirttiler. Cravens şunları söylüyor: “Benim ilgim iyonosferdeki yüklü parçacık ortamına odaklanmıştı. Bu yapışkan madde, iyonosferin çoğunu çiğniyor, bileşimini etkiliyor ve gözlemlenebilir etkilere neden oluyor – şimdi anlamaya çalıştığımız şey bu. Veriler açık, ancak açıklamalar hala modelleniyor ve bu biraz zaman alacak. Materyaller yüksek hızlarda Satürn’e geliyor çünkü halkalar atmosferden biraz daha hızlı hareket ediyor. Sadece yavaşça düşmüyorlar. Orada kendi gezegenine yeniden giren bir uydu gibi uçuyorlar. Bu toz taneleri uydu hızında hareket ederek atmosferi birbirinden ayırabilecek enerji biriktiriyorlar. Her atom, halkalar ve atmosfer arasındaki hız farklılığından dolayı oldukça enerjik. Üst atmosferi ısıtmanlarının, bileşimini değiştirdiğini düşünüyoruz.”
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/10/181004143937.htm
Çeviren: Bünyamin TAN

Fizik

22 milyon yıllık yolculuk Türkiye’de son buldu

Published

on

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan, bir grup bilim insanıyla, Bingölün Sarıçiçek köyüne 2015 yılında düşen gök taşının izini sürdü. Doç. Dr. Ünsalan, nadir görülen bu göktaşının Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki kraterden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettiklerini söyledi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile aralarında NASA’dan görevlilerin de bulunduğu 79 bilim insanı, Bingöl kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 tarihinde düşen ve ‘Sarıçiçek’ adı verilen gök taşını araştırdı. Gök taşının yaşını, yapısal özelliklerini ve geldiği noktayı tam olarak belirleyen bilim insanlarının hazırladığı makalenin başyazarlığını ise Doç. Dr. Ünsalan yaptı. Doç. Dr. Ünsalan, ‘Meteoritics and Planetary Science’ dergisinde yayınlanan makalede yer alan bulgularla ilgili Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budaka bilgi verdi.

‘ÖNEMLİ BULGULAR ORTAYA ÇIKTI’

Yaklaşık 9 yıldır, meteoritler ve asteroit madenciliği üzerine çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Ünsalan, “NASA- SETI Enstitüsünden Dr. Peter Jenniskens ve bir öğrencimle köydeki çalışmalarımızda 343 göktaşı örneği topladık. Bu örnekleri makalede görev alan bilim insanlarına ulaştırdık. Uzmanlık alanlarına göre bilim insanları gök taşı üzerinde incelemelerde bulundu. Ortaya çok önemli sonuçlar çıktı. NASA’nın DAWN görevi kapsamında elde ettiği verilerden de yararlanarak, nadir görülen gök taşının, Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki Rheasilvia çarpma tabanında bulunan Antonia kraterinden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettik. Bu durumu ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olduk” dedi.

‘YÜZDE 95’İNDEN FAZLASI SÜRTÜNMEDEN DOLAYI PARÇALANDI’

Bingöle düşen gök taşının ilk oluştuğu süreçte çok daha büyük olduğunu ve dünyaya düştüğü sırada atmosferde yüzde 95inden fazlasının sürtünmeyle parçalandığını vurgulayan Doç. Dr. Ünsalan, “Dünyaya yakın asteroidlerin bir haritası mevcut. Ülkemiz de bu konuda önemli adımlar atıyor. Birçok ilde meteor takip sistemlerimiz var. Bunu daha önce TÜBİTAK projesiyle başlatmıştık. Dünyanın atmosferine yaklaşan bir meteoroidin özelliğini bilirseniz ondan kendinizi korumak için onunla nasıl mücadele edeceğinizi de bilirsiniz. 4 Vesta asteroidinden kopup da zaman içerisinde dünyamıza girebilecek olan bir takım Vesta kökenli meteoroitlerle karşılaşırsak artık nasıl bir mücadele yapabileceğimizi biliyoruz.

Atmosfere girmeden önce Sarıçiçek gök taşının büyüklüğü yaklaşık 1 metre civarındaydı. Ancak tonlarca kütlelerden bahsediyoruz. O tonlarca kütlenin yüzde 95inden fazlası sürtünmeden dolayı küçük parçalara ayrıldı. Santimlere indi. 1 metrelik bir parçanın gelmesi halinde neyle karşılaşacağımızı artık biliyoruz. Biz bunu artık çok rahat bir şekilde 20 metreye uyarlayabiliriz” diye konuştu.

‘SANİYEDE 17 KİLOMETRE HIZLA ATMOSFERE GİRDİ’

Çalışmalarda yer alan Dr. Jenniskensin bulgularıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ünsalan, “Gök taşı dünya atmosferine girdiğinde saniyede 17 kilometre hızla ilerliyordu. Sarıçiçek köyündeki saçılma alanına bakıldığında ise gök taşının 33 kilometre irtifada parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. Ayrıca gök taşı örneklerinde; zirkon, baddeleyit, karbon, kalsiyumca zengin piroksen, az miktarda kamasit ve troilit, merrilit, kromit, olivin ve ilmenite rastladık” dedi. Makalenin uluslararası ve 4 yıllık bir çabanın sonucu bilime kazandırıldığını söyledi.

‘TÜRK BİLİM İNSANLARI ÜLKEMİZİN ADINI DÜNYAYA DUYURUYOR’

Fizikçi ve gezegen bilimci Doç. Dr. Ünsalan’ın çalışmalarıyla Ege Üniversitesi’nin gurur kaynağı olduğunu söyleyen Rektör Budak, “Öğretim Üyemiz Doç. Dr. Ozan Ünsalan hocamızın liderliğinde uluslararası bilim insanlarından oluşan araştırma grubu bir süredir yürüttüğü çalışmayı tamamladı. Türk araştırmacımız üstlendiği görevle üniversitemiz ve ülke adına önemli bir başarıya imza attı ve gururumuz oldu. Ülkemizde ve üniversitemizde uluslararası arenada hiçbir komplekse kapılmadan işte bugün de olduğu gibi uluslararası başarılara imza atıyoruz. Ege Üniversitesi olarak bu da bize bir şey gösteriyor, Türk bilim insanları, özgüven içerisinde ülkemizin ve üniversitelerimizin adını dünyaya duyuruyor. Hocamıza bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Her anlamda da hocamızın çalışmalarının yanındayız” diye konuştu. Kaynak: Milliyet

Continue Reading

Uzay

Ryugu asteroidinde suyun varlığına işaret eden mineraller keşfedildi

Published

on

Japonya’ nın Ryugu asteroidine gönderdiği Hayabusa 2 uzay aracının, asteroit üzerinde suyun varlığına işaret eden mineraller keşfettiği bildirildi. Kyodo ajansını haberine göre Aizu Üniversitesi, Japonya Uzay Araştırma Ajansı ve diğer kurumlardan bir araştırma ekibi, uzay aracının kızılötesine yakın spektrometresinin (tayfölçer), Ryugu’ nun yüzeyinde “hidroksil içeren mineraller” olduğunu tespit ettiğini belirtti. Aizu Üniversitesinden Kohei Kitazato, “Ryugu’ yu, bir miktar su olduğu tahminine dayanarak hedef olarak seçme kararı yanlış değildi.” değerlendirmesinde bulundu.

Eğer asteroitten alınan örnekler, Dünya’daki suyun izotoplarıyla benzer bir bileşime sahipse asteroitte su bulunduğu hipotezinin doğru olduğunun kanıtlanabileceği bildirildi. Örnekler yaşamın yapı taşları olabilecek bazı organik maddeler içeriyor. Ryugu’ dan alınan kaya örneklerinin aynı zamanda yaşamın yapı taşları olabilecek bazı organik maddeler de içeriyor olabileceği yorumu yapıldı. Araştırmacıların konuya ilişkin açıklamaları ” Science ” dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Japon Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), önceki gün, Hayabusa 2′ nin, 5 Nisan’da, güneş veya uzay ışınlarına maruz kalmayan daha derin yer altı örneklerini toplamak için asteroit yüzeyine 2 kilogram patlayıcı bırakarak krater açacağını açıklamıştı. Hayabusa 2, 22 Şubat’ta Dünya’dan yaklaşık 300 milyon kilometre uzaklıktaki asteroide inmişti. Uzay aracının Güneş Sistemi’ nin oluşumuna ışık tutacak kaya örnekleri toplayarak Dünya’ya dönmesi planlanıyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.japantimes.co.jp/news/2019/03/20/national/science-health/hayabusa2-detects-minerals-containing-water-ryugu-asteroid/#.XJIqrigzaUk

Continue Reading

Uzay

NASA’nın 12 milyar dolar harcadığı dev Mars roketi beklentileri karşılamıyor

Published

on

NASA’nın insanlı Mars ve Ay görevleri içi hazırladığı dev roket SLS, harcanan 12 milyar dolara rağmen bir türlü bekleneni veremiyor. Uzay ajansı roketin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı. NASA’nın insanlı derin uzay görevleri için hazırladığı devasa roketi SLS (Space Launch System), bir türlü bekleneni veremiyor. Art arda gelen erteleme kararları ve teknik problemler nedeniyle roketin geleceği şu anda tamamıyla belirsiz bir hale gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyen NASA başkanı Jim Bridenstine, SLS’nin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı.

2011 yılından bu yana geliştirme süreci devam eden SLS’nin aslında 2017’de ilk görevine çıkması bekleniyordu. Ancak NASA ve roketin üretiminden sorumlu olan Boeing, geride bıraktığımız üç yıl içerisinde tam üç farklı erteleme kararı alarak roketin fırlatma tarihini 2017’den 2020’ye almıştı. NASA-Boeing ikilisi şimdiyse roketin 2020 yılında da kalkışa geçemeyeceğini söylüyor. SLS projesi NASA’nın önümüzdeki 20 yıllık insanlı uzay görevleri planları için çok büyük bir öneme sahip. Zira uzay ajansının Ay, Mars ve hatta bazı asteroitlere düzenlemeyi planladığı tüm uzay görevlerinin merkezinde SLS roketi bulunuyor.

Ancak 2011 yılından bu yana harcanan yaklaşık 12 milyar dolara rağmen roketin geleceğinin hala belirsiz olması nedeniyle şu anda ABD’de ciddi bir tartışma ortamı oluşmuş durumda. Sektörün önde gelen bazı isimleri NASA’nın daha fazla zarar etmeden projeyi derhal iptal etmesi gerektiğini bile söylüyor. Bu alanda kendisini kanıtlayan Elon Musk’ın Falcon Heavy ve Starship roketlerine yatırım yapılmasının daha uygun olacağı konusunda öneriler var.

SLS roketinin 2020 için planlanan EM-1 (Exploration Mission 1) görevinde NASA, Orion kapsülünü Ay yörüngesine fırlatıp geri getirmeyi planlıyordu. SLS’nin hazır olmaması nedeniyle bu görev şu anda elbette tehlikeye girdi. NASA başkanı Jim Bridenstine ise EM-1 görevini SLS roketi olmadan da gerçekleştirebileceklerini söylüyor.

SLS yetişmedi, Elon Musk yardıma geliyor

Bridenstine yaptığı açıklamalarda,”SLS roketinin beklediğimiz tarihte uçması mümkün görünmüyor. Projenin ne kadar zorlayıcı olduğunu şu anda çok iyi anlıyoruz. Biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Ancak bir konuda çok net konuşmak istiyorum. NASA olarak eğer bir söz verdiysek bu söze bağlı kalmamız gerek. 2020’de Ay yörüngesine bir görev düzenleyeceğimizi söyledik ve bunu yapmalıyız. Bu hedefi gerçekleştirmek için her türlü seçeneceği değerlendirmemiz gerekiyor.” sözlerini kullandı.

Bridenstine, özel şirketlerin ürettiği roketleri işaret ederek,”Amerika Birleşik Devletleri’nin büyüklüğünü de işte tam olarak burada görebiliyoruz. Şu anda kullanabileceğimiz tamamıyla hazır halde bulunan başka imkanlarımız da var. EM-1 misyonunu bu şekilde gerçekleştirebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Jim Bridenstine EM-1 görevi için tam olarak hangi şirketle anlaşacaklarını elbette henüz söylemedi. Ancak ArsTechnica’dan Eric Berger’in haberine göre Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX, şu anda hali hazırda NASA ile görüşmelere başlamış durumda. SpaceX’in Falcon 9 ve Falcon Heavy roketleriyle EM-1 görevi için rakiplerinin önünde olduğu söyleniyor.

Tabi EM-1 görevi SpaceX roketleriyle başarılı bir şekilde tamamlansa dahi NASA, SLS projesindeki başarısızları nedeniyle eleştirilerin odağı olmaya devam edecek. Son ertelemelerle beraber roketin maliyetinin 14 milyar dolara çıktığı belirtiliyor. Ayrıca SLS’nin üretim ve kalkış maliyetlerinin çok pahalı olması ve teknoloji anlamında da SpaceX’in Falcon Heavy ve Starship roketlerinin gerisinde kalması nedeniyle de ciddi eleştiriler gelmeye devam ediyor.

SLS, başarıyla tamamlanması halinde insanlığı Ay’a götüren Saturn V’i de geride bırakarak tarihin en güçlü roketi ünvanını eline geçirecek. Devasa roket aynı zamanda SpaceX’in Falcon Heavy roketin de yaklaşık 1.8 kat daha güçlü olacak. Bakalım Space Launch System’ın ilk kez kalkışa geçtiği tarihi anları görebilecek miyiz.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://arstechnica.com/science/2019/03/nasa-to-consider-use-of-private-rockets-for-first-orion-lunar-mission/

Continue Reading

Öne Çıkanlar