fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Gizemli Bir Şekilde Ortadan Kaybolan 10 Uygarlık

Published

on

İz bırakmadan gittiler. Kitlesel ortadan kaybolmalar, çok fazla insanın bir iz bırakmadan, görünüşte hiçbir sebep olmadan aniden kayboldukları çok gerçek ve tuhaf olaylardır. Bazen, yolcularla dolu bir uçak, bir daha asla görülmeyecek şekilde havalanır ya da bir hayalet gemi, mürettebatından hiçbir iz bırakmadan su içerisinde yüzer hale gelir. Ortadan kaybolan bütün bir medeniyet, şehir ve imparatorluk. Günümüzdeki arkeologlar ve araştırmacılar çoğu zaman bu halkların adımlarını takip etmeye ve kaybolmalarıyla ilgili bir neden bulup bulamayacağımızı ve daha önemlisi, bunun onlardan sonraki medeniyetlere olmasını engellemek için tam olarak ne olduğunu görmek amacıyla olanları yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. İlginç bir şekilde, bu listedeki kültürlerin bazıları iz bırakmadan kaybolmadan önce birkaç yüz bin insanı kapsıyordu. İşte gizemli bir şekilde ortadan kaybolan on uygarlık.

NEBATİLER

Semitler, Araplar, Akaanyalılar, İbraniler ve daha fazlasını içeren belirli bir antik dil grubuna mensup, MÖ 312’den bu yana Makedonyalılar tarafından saldırıya uğradığından bahsedilen gruplardan biridir. Bu eski ve görünüşte unutulmuş krallık, bir noktada Suriye, Arabistan ve Filistin bölgelerini oldukça büyük bir alana yaydı. Sonunda Nabatlı yazı, günümüz Arapça’sı haline gelmek üzere yüzyıllar içinde gelişti fakat yakın zamana kadar evrimini takip edemedik. Geniş ticaret rotaları kurdular ve Arabistan’ın kurak iklimine dayanmalarına yardımcı olan geniş su sistemleriyle teknolojik olarak son derece gelişmiş bir medeniyet haline geldiler. Bize diğer antik kültürlerin yaptığı gibi gök cisimleriyle paralel ve bu insanlar arasında bir mühendislik dehasının kanıtı niteliğinde devasa yapılar bıraktılar. Tarihlerinin sonuna doğru, İmparator Trajan, MS 105 ila 106 arasında topraklarına eklese de, Roma İmparatorluğu ile güçlü müttefiklerdi. Bu dönemden sonra Nabatyalıların izine tarihte rastlamıyoruz.

CLOVİS İNSANLARI

New Mexico’nun çöllerinde bulunmuş herhangi biri, herhangi bir uygarlığın klimanın ortaya çıkmasından önce orada nasıl ya da neden yaşadığını merak edebilir. Fakat bu bölge, Amerika’daki geniş bir toprak olduğu kadar, en eski Amerikan medeniyetlerinden birinin, New Mexico’daki günümüz Clovis şehri olarak adlandırılan Clovis halkının da topraklarıydı. Burada nadir bulunan ve önemli bir arkeolojik keşif yapıldı, yani zamanları için son derece karmaşık olan birçok keskin nesne ve silah, obsidiyen, kemik aletler ve çekiçler,21. yüzyıl tahminlere göre M.Ö.9050-8800 yılları arasında yapıldı.

Aynı araçlar ve tasarımlar, Kuzey Amerika’nın büyük bir bölümünde bulundu, yani bu grup bölgeye alabildiğince yayılmıştı. Yine de, sonunda tamamen ortadan kayboldular. Kitlesel boyutlarının, onları Roma’ya benzer şekilde, çoğu yerde farklı halklara dönüşen daha küçük gruplara ayrılmaya zorladığı ve onların diğer birçok Amerikan Yerlisi kültürüne öncülük etmeleri için bir yol olduğu varsayılmıştır. Bu kavram, Clovis ile genetik bağların eski Güney Amerika halkının kalıntılarında bile bulunmasıyla desteklenmektedir. Diğerleri, nesli tükenmiş olan mamutun avına büyük ölçüde güvendiklerini, hatta ABD’nin güneybatı kısmının onları yok eden bir kuyruklu yıldız tarafından vurulduğunu iddia etmektedirler.

ÇATALHÖYÜK

Çatalhöyük sakinleri, bildiğimiz kadarıyla sırra kadem basan ya da kaybolan çok eski bir Neolitik medeniyetti. Günümüz Türkiye’sinde, MÖ 7500’den 5700’e kadar son derece erken uygarlıklardan farklı olarak, kerpiç konutlarda yaşadılar. Bu özel grup, dinde son derece sanatsal bir düzeydelerdi, büyük duvar resimleri boyadılar ve bugün sanat meraklılarını şaşırtan adanmışlıklarını simgeleyen büyük tapınakları diktiler. Tarım alanında etkinlerdi ve yiyecek olarak tahıl ve diğer mahsulleri yetiştiriyorlardı.

Araştırmacılar her gün bu grupla ilgili yeni gerçekleri ortaya çıkarmaya devam ediyorlar, bu yüzden belki de yakında onlara tam olarak ne olduğunu net olarak öğrenebileceğiz, fakat şu andan itibaren, muhteşem binaların boş kabukları ve görünüşte terk edilmiş izlenimi veren benzersiz evlerin iskeletleri var. Kaybolmalarının gizeminin büyük bir kısmı, zamanla yok olmalarıdır. Devam etmemiz gereken, edebi referanslar olmadan fiziksel kanıtın kendisini aramak. Yer altı sığınaklarını andıran çukurlar, bir binanın zeminin altındaki iskeletler, ibadethane olarak kullandıklarını düşündürdü, ancak şu anda gerçekten ne olarak kullanıldıklarını bilmiyoruz.

RAPA NUİ

Muhtemelen kaybolan kültürlerin en ünlüsü olan Rapa Nui halkı, Paskalya Adasının asıl sakinleriydi ve bize muhtemelen hepimizin gördüğü ünlü heykelleri bıraktılar. Polinezya halkı, ülkeden 3.500 kilometre uzakta olmasına rağmen şu anda Şili’ye ait olan adada yaşıyordu. Uzaklığı nedeniyle, orijinal RapaNui’lilerin oraya nasıl ulaştığı, neden ortadan kayboldukları kadar gizemli. Peki neden kayboldular? Aşırı kaynak tüketimi nedeniyle sebebin açlık olabileceği düşünülüyor. Paskalya Adası’nın ekosistemi’ nin fareler tarafından imha edilmesi de etkiliydi. Ayrıca, RapaNui’nin yeni bir yerleşim için binlerce mil uzakta bulunan başka bir uzak adaya gittiğine de inanılıyor. (Paskalya Adası’ ndaki RapaNui’ nin torunları bugün Şili’ de yaşıyor.) Gerçek, göz önünde bulundurulan birçok açıklamanın bir birleşimi olabilir.

MİNOSLULAR

Yunanistan’ın Girit adasından bizi selamlayan Minoslular, M.Ö. 3000 ile 1000 yılları arasında, Atina’nın Altın Çağı ve Büyük İskender’in çok eski dönemlerinden kalma eski bir Bronz Çağı uygarlığıydı. Minoslular açık bir şekilde Yunan kültürünün ve bugünkü tarih kitaplarımızda bulunan meşhur antik Yunanistan’ın öncüleriydi ve aynı zamanda pagan olan bu topluluk, hayvan kurban etmek, adaklar yakmak gibi birçok farklı kültüre sahiptiler ve şarkı ,danslar eşliğinde vahşi, orgastik festivaller yapıyorlardı.

Eski Mısırlılar onlardan hiyerogliflerde bahsediyorlar, yani Minoslular antik dünyada kesinlikle buralarda dolaşıyorlardı ve yüksek kaliteli teknolojiler ve etkileyici sanatsal özelliklere sahiplerdi – ama sonra azalarak kayboldular. Teoriler Girit’teki Santorini adalarındaki volkanik bir patlamayla, dalgaların, külün, yağmur taşlarının ve daha fazlasıyla Girit kıyılarının tahrip edildiğini öne sürdüler. Ünlü Yunan tarihçisi olan Herodot, bu halkın veba ve hastalıklar tarafından yok olduklarını yazmıştır, ancak Herodot’un bu adanın halkları kaybolduktan yüzyıllar sonra yazdığı gibi nasıl olduğunu söylemenin hiçbir yolu yok.

CUCUTENI-TRYPILLIAN KÜLTÜRÜ

Kabaca 5400 ile 2700 arasında, Karpat Dağları’ndaki şimdiki Moldova, Romanya ve Ukrayna bölgelerinde Cucuteni-Trypilliankültürüne sahip olduğubilinen bir toplum yaşadı. Bu grup da garip bir şekilde ortadan kaybolanlardan. Ağır tarıma dayanan ve su kaynaklarına, inşa etmeye dayalı yaşayışları olan bir medeniyetti. Yerleşik hayata geçen diğer halklarla hemen hemen aynı dönemde yaşıyorlardı.Son dereceköklü bir dinleri vardı ve heykeltıraşlık, seramik ve daha pek çok sanat dalında uzmanlardı.

Olağandışı koşullar altında garip bir şekilde kaybolmalarından önce, bu büyük kültür etkileyici büyüklükte alana yayılmıştı, yani 350.000 kilometrekare (135.000 mi2). O zaman için bile oldukça tuhaf bir yaşam tarzına sahiptiler. Toplumsal düzen, insanların çok yoğun nüfuslu yerleşim yerlerinde oturmalarını zorunlu kıldı.Ölüler yanacak ya da her 60 ila 80 yılda bir tamamen terk edip yaşayacakları yerleri yeniden inşa edeceklerdi. Bazıları teorik olarak, bir tür kitlesel krematoryum cenaze töreniyle ölülerini onurlandırdıklarını söylüyor.

ANASAZİLER

Kuzey Amerika Güneybatı’nın Anasazi kültürü, ortadan kaybolmadan önce bizler için birçok yapı ve eseri geride bıraktı. Belki de Güneybatının kalbinin acımasız iklimi ya da suya erişim söz konusu olduğunda, koşulları yaşanmaz hale getiren şey iklimin değişmesiydi, ama burada da sorun ortadan kaybolan bir grup insandı. Uçurum kenarlarına inşa edilen devasa yapılar tamamen terk edilmiş ve nispeten bozulmamış durumda bulunmuştur.

Bu yapılar, davetsiz misafirleri engellemek için mükemmeldi, zira genellikle merdivenlerden giriş için pencereleri olan çok sayıda katlar vardı. Savaş patladığında, Anasazi yapılarına tırmanabilir, merdivenleri kaldırabilir ve istilacı kabilelerin onlara ulaşmalarını engelleyerek düşmanlarına ateş açabilirlerdi. Yerli Amerikalı kabilelerin yanı sıra bazı alimlerAnasazi’nin aslında hiçbir zaman ortadan kaybolmadığını iddia ediyor; Bir toplumun kaçınılmaz olarak daha küçük gruplara ayrılmadan önce ortaya çıkabileceği ve eski Roma gibi, yeni insan grupları haline geldiği kritik boyut kitlesine henüz ulaştığını söylüyorlar. Bugün hayatta kalan bazı kabilelerin Anasazi halkının doğrudan torunları olduğuna inanıyorlar.

NABTA PLAYA

Günümüz Mısır’ının güneyindeki NabtaPlaya antik halkı, bölgede yaklaşık 11.000 ila 6.000 yıl öncesinden beri var olan ve o dönemde yaygın olarak göçebe olan Neolitik bir gruptu. NabtaPlaya havzasının iklimi, mevsimsel kaymaların yıl boyunca bazı noktalarda bol su ve diğerlerinde de tam bir kuraklık sağladığı ziyafet ya da kıtlıktan biriydi.

Sonunda halk yerleşti ve bölgeye medeniyet taşıdılar. İklim değişikliği, bu noktada bölgeyi neredeyse tamamen kuru kuma dönüştürdü, bu da taştan bir daire gibi kaybolmadan önce buradaki insanların geride bıraktıklarını korudu. Taş daire, kabaca yıldızlarla çok farklı şekillerde uyum içindedir ve engin yeraltı mağaralarında hayvan kalıntıları bulunduğundan, tanrılara fedakarlık yapmak için bir cennet haline gelmişti. Stonehenge’i inşa edenler gibi, orada yaşayan insanlar da sonunda azaldı ve sonra tamamen ortadan kayboldular.

KHMER İMPARATORLUĞU

Tarihin uzun zaman çizelgesi boyunca, Khmer İmparatorluğu, gerçekleşen en yakın kayıplardan biridir. İmparatorluk, günümüzde Tayland, Kamboçya, Laos ve Vietnam ülkelerini kapsayan Güneydoğu Asya’da AD 802’den 1431’e kadar var olmuş ve yüzyıllarca süren savaşlarla geçen karışık bir Budist ve Hindular kültürü karmasıdır. Khmer İmparatorluğu, günümüzde Güneydoğu Asya’da, çoğu mükemmel durumda olan en şaşırtıcı tapınaklardan ve anıtlardan bazılarını inşa etti.

Ancak bu listedeki diğerleri gibi, Khmer İmparatorluğu da düştü ve ortadan kayboldu. Bazıları, Tayland halkının göçünün, Germen kabileleri gibi, zamanla Roma İmparatorluğu’nun batı yarısına yavaşça sızan Khmer halkını yavaş yavaş asimile etmiş olabileceğini belirtmiştir. Diğerleri, Khmer’in günlük olarak yaşadığı sürekli savaşı suçladı, ancak hiçbir zaman tam olarak doğrulanan bir kayıt yok. Yine de diğerleri, yağmur suyuna erişimini değiştiren ve toplu göçlere neden olan hava koşullarındaki olası değişikliklere dikkat çekti. Fakat kimse kesin olarak nasıl tamamen yok olduklarını bilmiyor.

OLMEKLER

Olmecler ilk büyük Meso-Amerikan uygarlığıydı ve kültürleri tuhaf ve sıradışı olduğu kadar zengindi. Bugün var olan pek çok ayakta yapı ve heykel bıraktılar ve ön plana çıkmaları, piramit benzeri tapınaklar inşa ettikleri kutsal dini uygulamalara dayanan bir toplumla M.Ö. 1200’den 400’e kadar sürdü. Paskalya Adası’ndaki Polinezya halkı gibi, onlar da bazıları 3 metre (10 ft) uzunluğunda ve 8 ton ağırlığında devasa taş başlar oyuyorlardı.

Uzun zaman önce yaşayan bu kültür de zamana yenildi. Kendilerine ne dediklerini ve dilleri hakkında bir şey bilmiyoruz. “Olmec”, Aztekler’in ortadan kaybolmalarından yüzyıllar sonra onlar için kullandıkları “kauçuk insanlar” anlamına gelen bir terimdir. Daha da ilginç olanı, orada yaşayan kimsenin tek bir izinin kalmaması – hatta kemiklerin bile olmamasıdır. Fakat elimizde eserler var. Onlar M.Ö. 400 civarında dünya sahnesinden kayboldular. Bazıları delicesine nemli Meso-Amerikan ikliminin kemiklerini erozyona uğrattığını öne sürdü. Ancak insanlara, dile, sanat ve eserler dışındaki kültürlere bakınca, her şey bir yana, özellikle neden ortadan kaybolduklarını bilmiyoruz.

Editör / Yazar: Berfin KAZAZ

Kaynak: https://listverse.com/2019/01/21/10-civilizations-that-mysteriously-vanished/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Fransa’da 12.000 Yıllık “Başsız” At Gravür’ünün Keşfi

Published

on

Arkeologlar şu anda Fransa ’nın güney batısında olan 12.000 yıllık bir at gravürünü ve Taş Devri sanatçıları tarafından kumtaşı içine kazınmış diğer dört hayvanı keşfettiler. Kumtaşı oymacılığı üzerindeki hayvanları çevreleyen geometrik süslemeler, onları yapan kişinin Azilian endüstrisinin bir parçası haline getiren, Avrupa’daki geç Paleolitik ve erken Mesolitik dönemlerde gelişen küçük bir taş aletinin kemikten veya boynuzdan yapılmış elle tutulabilen bir geleneğidir. (Paleolitik aynı zamanda Eski Taş Çağı olarak da bilinir, Mesolitik ise Orta Taş Çağıdır.) Kumtaşı levhası artık kırılmış durumda, bu yüzden taş bloğun yaklaşık yarısını kaplayan at başsız vaziyette. Ulusal Arkeoloji Araştırma Enstitüsü (Inrap) yaptığı açıklamada, atın dört ayağı ve üç toynağının çok gerçekçi olduğunu ifade etti.

Başsız atın yanında 2 veya biraz daha küçük hayvan oymaları vardır ve bunlar muhtemelen bir geyik türü ve başka bir ata aittir. Soyu tükenmiş bir sığır türü olan bir bizon’un ana hatları da görülebilir.Taş levhanın diğer tarafında bir atın arka kısmını betimleyen ince çizgiler bulunur. Arkeologlar Bordeaux ’nun kuzeyindeki Angoulême tren istasyonu ’nun yakınındaki kazılar sırasında 25 cm yüksekliğinde ve 18 cm genişliğinde büyükçe bir levha buldular.

Kazı yapılan bu yer, bir zamanlar Paleolitik halkın et hazırlamasına ve yemesine yardımcı olacak taş ekipmanları gibi eski araç gereçlerin keşiflerine göre, tarih öncesi Azilian avcıları tarafından kullanılıyordu. Daha önceki kazılarda ayrıca şömineler, pişirme amacıyla ısıtılmış olabilecek çakıl yığınları ve hayvan kemikleri de ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Inrap ’in dediğine göre arkeologlar bu bölgeden çakmak taşından kesilmiş ok başlarını ortaya çıkardılar. Yeni keşfedilen hayvan gravürleri, 15 Haziran ’da düzenlenen yerel bir sergide halka tanıtıldı.

Çeviri: Mete Arman NARLI

Kaynak: https://www.livescience.com/65692-stone-age-horse-engravings.html

Continue Reading

Arkeoloji

Sibirya’da 40 bin yıllık İnanılmaz Korunmuş Kurt Kafası Bulundu

Published

on

Sibirya ‘nın kuzeyinde Abyisky bölgesinde oranın yerlilerinden olan Pavel Efimov adlı bir şahıs tarafından donmuş kurt kafası bulundu. İklim koşulları nedeniyle çok iyi bir şekilde korunan kafa, incelenmek üzere Yakutistan Bilim Akademisi’ne teslim edildi. Yakutistan Bilim Akademisi, kafadan alınan dokuları Japonya ve İsveç ‘te bulunan laboratuvarlara göndererek fosilin 40 bin yıllık olduğunu onaylattı. Bilim insanları, bulunan donmuş 40 bin yıllık kurt kafasını inanılmaz bir buluş olarak değerlendirdi. Nedeni ise, daha önce bu kadar iyi bir şekilde korunmuş bir kurt kafası bulmadıklarını ekleyen araştırmacılar, kulakları, dişleri, beyni ve dili bozulmamış hayvan fosilini ‘benzersiz’ olarak niteledi.

Siberian Times ’ın haberine göre , 2018 ’de bulunan donmuş kurt kafası Tirekhtyakh Nehri kıyılarında bulunan kurdun başının 41 santim olduğu açıklandı. Hayvanın bugünkü kurtlardan yüzde 25 daha büyük olduğunu ifade edildi. Kafanın nasıl koptuğunu henüz bilmiyoruz, ancak bilim insanları, insanların yalnızca 32.500 yıl önce Rusya’nın bu kuzey kesiminde yaşamsal faaliyetler sürdürdüğünü düşünüyor.

Ancak kurdun erkek ya da dişi olabileceğiyle ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Rusya Bilimler Akademisi ‘nde üst düzey araştırmacı olan Valery Plotnikov, hayvanın başının mamutlarla aynı zamanlarda yaşayan ve soyu tükenmiş bir kurt türüne ait olduğunu söyledi.

Kurt kafasının CT taraması. Resimler: Albert Protopopov, Naoki Suzuki

Yakutistan Bilim Akademisi ‘nden Albert Protopopov ise iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklığı arttıkça bölgede benzer keşiflerin yapılabileceğini belirtti. Öte yandan kurdun DNA ‘sının ilerleyen zamanlarda inceleneceği bildirildi. Şaşırtıcı keşif, Yakutistan ve Japon bilim insanları tarafından düzenlenen görkemli “Woolly Mammoth” sergisinin açılışında Japonya’nın Tokyo kentinde duyuruldu. [40 bin yıllık tay, soyu tükenmiş türlerin hayata dönüşü için umut olacak]

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://siberiantimes.com/science/casestudy/news/still-snarling-after-40000-years-a-giant-pleistocene-wolf-discovered-in-yakutia/

Continue Reading

Arkeoloji

Antik Megalitlerin 50 Görüntüsü ve Mantığa Meydan Okuyan Mükemmel Şekilli Taşlar

Published

on

Binlerce yıl önce, dünyadaki antik kültürlerin, süper kütleli taş bloklarını kolay bir şekilde hareket ettirme kabiliyetine sahip oldukları apaçık ortada. Bunu yapmak için ‘modern araçlar’ bulunmamasına rağmen, kültürlerin 1.000 tona kadar kayaları hareket ettirme ve taş ocaklarından tapınaklarda, piramitlerde ve dinlenme yerlerine taşıma kabiliyetine sahip oldukları bilinen bir tarihi gerçektir. Ve hala bunun nasıl olduğunu çözememekle birlikte, gezegenimizde, atalarımızla ilgili her şeyi bilmediğimizin nihai kanıtı olan inanılmaz antik siteleri keşfederek aramaya devam ediyoruz. Bu makalede, dünyadaki farklı arkeolojik alanlardan binlerce yıl önce insanlık tarafından taşınan çok sayıda megalit olduğunu gösteren çok sayıda resim toplanmıştır. Bin tona kadar taş ocağı yaptıkları ve taşıdıkları gerçeğine ek olarak, eski insanlar çok yetenekli tasarımcı ve harika mühendislerdi.

Mısır ‘daki Khafre Vadisi Tapınağında bulunanlar gibi bazı taşlar, her taşın bir sonrakine mükemmel şekilde uyması için bir araya getirilen inanılmaz derecede kesimler ve taşlar içerir.
Belki de en şaşırtıcı şey, bunların hepsinin harç kullanılmadan gerçekleştirilmiş olmasıdır. Ve merak ediyorum ki, eğer Mısır ‘daki tapınakların resimlerini Bolivya veya Peru’daki anıtların resimleriyle karşılaştırırsak; Puma Punku, Sacsayhuaman ve hatta Ollantaytambo gibi, Güney Amerika’daki taşlar ile Afrika ‘dakiler arasında inanılmaz bir benzerlik olduğunu göreceğiz.
Neredeyse bu kültürler binlerce yıl önce aynı tekniği, aynı teknolojiyi ve aynı ilkeleri kullanıyormuş.

  • Kalan tek soru, bu teknikler neydi?
  • Kullandıkları teknoloji neydi?
  • Şimdi nerede ve neden, can sıkıcı arkeolojik çalışmalara rağmen hiçbir kanıt bulamadık?
  • Bu görüntüleri gördükten sonra kendinize sorun; eskiler tüm bunları sopa ve taş kullanarak mı başardılar?
  • Veya, binlerce yıl önce Dünya’da yaşayan eski medeniyetler hakkında her şeyi henüz çözemediğimiz ve bunun dışında bir yerde bulmacanın son parçasının bulunmaya devam edebileceği konusunda ufak bir olasılık var mıdır?

Sfenks’ten Büyük Piramit’e geçiş yolunun dibinde Khafre vadisi tapınağı. Büyük taşları ve mükemmel cilalı yüzeylerini inceleyin. Kredi: Shutterstock

Bu büyüleyici mühendislik becerileri, tapınağın inşa edilmesinden sonra binlerce yıl boyunca yerinde kalmasını sağlamıştır. Binlerce yıl önce bu tür bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Keith Payne.

Khafre vadisi tapınağı heykel yuvaları. Resim Kredisi: Wikimedia Commons

Tapınağın içi, inşaatçılar tarafından “bükülmüş” gibi görünen taşlara sahiptir. Resim Kredisi: Keith Payne.

Vadi Tapınağının iki kompozit görüntüsü. Resim Kredisi: Shutterstock

Güneş Tapınağı’nın bir görüntüsü, MachuPicchu, Peru. Bu yapının inanılmaz detaylarına dikkat edin. Yine, kayaların arasına tek bir tabaka bile sığamaz.

Inca taş işçiliği, IncaRoca Sarayı, Cusco, Peru. Aşırı hassasiyetin bir başka örneği. Bazıları “kaynaşmış” gibi görünüyorlar.

Peru ‘daki Coricancha Tapınağı’nın Özellikleri. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağından görüntülerin bir derlemesi.

Coricancha tapınağı taşlarının inanılmaz bir görüntüsü.

Coricancha, poligonal duvar Inca tuğla. Resim Kredisi: Shutterstock

Coricancha tapınağındaki taşlar bir yapboz gibi mükemmel uyum sağlar.

Eskiler böyle bir hassasiyeti nasıl elde ettiler? Resim Kredisi: Shutterstock

Pumapunku ‘daki bu taş, neredeyse lazer araçları kullanılarak yapılmış gibi görünen ayrıntılara sahiptir.

Puma Punku ‘daki Taşlar, eski bir mühendislik harikasıdır.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’da bir başka mükemmel oyulmuş taş blok.

Puma Punku’daki taşların amacı hala bir gizem olarak devam ediyor.

Puma Punku’daki H Bloklarından biri.

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Birbirlerine mükemmel bir uyum içinde dizilmiş. Resim: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Ollantaytambo’daki taşların birbirine yapıştırılmış olduğu görülmüştür. Resim kredisi: Barry Everett

Antik Mükemmellik Resim: Barry Everett

Yapboz taşları Taşlar arasında tek bir kağıt parçası bile giremiyor, Resim: Barry Everett

Eski İnsanlar modern teknolojiyi kullanmadan bu yapıları nasıl elde ettiler? Resim: Barry Everett

Taşların bazıları gizemli ‘çıkıntılara’ sahip. Resim: Eduardo Pi Peret fotoğrafçılık

Bunlar Ollantaytambo’daki en büyük taşlardan bazılarıdır. Resim: Barry Everett

Bu taşlar nasıl oyulmuştu? Resim: marlandc.com

Ollantaytambo’daki taşlar

Ollantaytambo’daki muazzam taş bloklarından oluşan bir çekim. Resim kredisi: Pinterest

Resim Kredisi: Woanderssein.com

Ollantaytambo’daki taşların çarpıcı bir görüntüsü. Resim: Barry Everett

Sacsayhuaman’daki taşlar.

Sacsayhuaman’da inanılmaz taşlar.

Sacsayhuaman: Eskilerin yapıları ne kadar iyi yerleştirdiklerinin kanıtı. Bu hassasiyet inanılmaz.

Sacsayhuamanın Duvarları

Sacsayhuamán’ın inşası, eski insanların bu megalitik taşları nasıl taş ocağı yapmayı, taşımayı ve yerleştirmeyi başardığını anlamayan araştırmacılar için derin bir gizem olmaya devam ediyor.

Bu makalede anlatmaya çalıştığımız şeyin mükemmel bir örneği. Richard Cassaro tarafından görüntü.

Richard Cassaro tarafından başka bir örnek.

Taşlar arasındaki benzerliğe dikkat edin. Resim Kredisi: Richard Cassaro.

Macchu Picchu’nun görüntüsünü döndürerek gerçekten hoş bir özellik elde ediyoruz. Cuzco’daki insanların “İnka’nın yüzü” dediği şey budur. Belki de her şey belirli bir sebepten dolayı inşa edilmiş, oyulmuş ve mevcut pozisyonuna yerleştirilmiştir.

Bu resimde, Kom el-Hetan olarak bilinen, Morto Tapınağı III. Tapınaktan kalan son yapılar olan Memnon’un Colossi’sinden birinin yan panelini görebilirsiniz. Görüntü 1900’lerde çekildi.

Ramesseum’un eski bir görüntüsü. Uzmanlar Ramesseum’un yaklaşık 1.000 ton ağırlığa sahip olduğunu hesapladılar.

Baalbek’teki 1200 tonluk taş bloğunun en iyi görüntülerinden biri.

Baalbek’teki taşlar devasa büyüklükte

Saqqara Serapeum’undaki masif lahitlerin görüntüsü.

Saqqara serasındaki lahitler.

Serapeum, Saqqara’da yeraltında, 100 ton ağırlığında, tertemiz kesilmiş, cam taş ve kutular kadar pürüzsüz

lahitler sadece masif değildir, aynı zamanda mükemmel şekilde cilalanmıştır.

Osirion Tapınağı. Resim Kredisi: Shutterstock

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.ancient-code.com/50-images-of-ancient-megaliths-and-perfectly-shaped-stones-that-defy-logic/

Continue Reading

Öne Çıkanlar