Bizi Takip Edin

Uzay

Gizemli Gezegen Nibiru Çarpmak Üzere Dünya ya Doğru Mu Geliyor

Yayınlandı

üzerinde

Sümer metinlerinde bahsedilen gizemli gezegen Nibiru’nun Dünya’ya çarparak yaşamı sonlandıracağına dair iddialar uzun süreden beri dillendiriliyor. Komplo teorisyenleri Nibiru’ya ilişkin yeni bir iddiayı gündeme taşıdı. Güneş tutulması sonrası gizemli gezegen görünür hale gelecek ve Dünya’ya çarparak yaşamı sonlandıracak.

An-artist-s-impression-of-Nibiru-approaching-Earth-575148
Dünya’nın yok oluşuna dair yüzlerce komplo teorisi bulunuyor. Bunlar arasında bir tanesi oldukça eski metinler olan Sümer metinlerine dayanıyor. Nibiru ya da Marduk ismi verilen bu gezegenin birkaç bin yılda bir Dünya ile aynı yörüngeye girerek ona çarptığı iddia ediliyordu. Komplo teorisyenleri güneş tutulmasının yaşanmasının ardından Nibiru’nun görünmeye başlayacağını ve belli bir süre sonra da Dünya’ya çarpacağını söylüyor.
Bir komplo teorisyenin ortaya koyduğu bu görüş Numerolog David Meade tarafından dillendirildi. Efsane haline gelen gizemli gezegen Nibiru’nun Dünya’ya çarpacağını söyleyen Meade, güneş tutulmasının yaşanmasından sonra daha önce görünmeyen bir gezegenin Dünya’nın üzerine doğru geleceğini belirtti.

nibirureturn
NASA tarafından bu haberler internet sahtekarlığı olarak adlandırılıyor. Konuya dair herhangi bir kanıtın bulunmadığını belirten NASA, 2003 yılından beri Nibiru ya da Gezegen X olarak isimlendirdikleri bir gezegenin dünyaya çarpacağının konuşulduğunu, ancak böyle bir gezegenin var olmadığını ifade etti.
Meade ise tüm bu tepkilere rağmen kendini savunmayı sürdürüyor. Güneş’in ikizi olan “ikili yıldız”ın yüksek çekim gücüyle Ekim ayına kadar Dünya ile çarpışacağını iddia ediyor. Gezegenin 21 Ağustos’ta meydana gelecek olan Güneş tutulmasının ardından 23 Eylül’de Dünya’ya çarpmadan önce ortaya çıkacağını belirtiyor.
Gerçekleşecek olan olayı kıyamet olarak niteleyen Meade’in sunduğu komplo teorisi, NASA tarafından da sürekli gözlenen evrende mümkün gözükmüyor.
Kaynak: http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-4767852/Will-September-s-solar-eclipse-cause-world-end.html

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. nilüfer

    Ağustos 27, 2017 at 1:46 pm

    Hep dünyanın sonuyla ilgili komplo teorileri yapılıyor. Peki bunun tersi dünyada yaşamı nasıl devam ettirecez diye teori yapsak olmaz mı Nasıl iyi güzel bir dünya yapabiliriz diye teori oluşturmuyoruz Ben söyliyeyim neden bu teoriler üretilşyor. Zenginleri kandırıp dünyada hayat bitecek uzayda takılın paranızı bu işler için verin diye bence…

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim İnsanları Ahtapotların Uzaydan Geldiğini İddia Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Uzaydan gelen virüsleri içeren “dışarıda” adlı bir fikir üzerine onlarca yıllık araştırmanın bir özeti yakın zamanda yayınlandı ve bu durum Dünya üzerindeki canlılık tarihi hakkında spekülatifler ortaya çıktığında, nasıl bilimsel olabiliriz gibi soruları artırıyor. Bu araştırmada toplamda 33 isim yazar olarak listelendi ve araştırma ‘Progress in Biophysics and Molecular Biology’ tarafından yayınlandı. Bilim yazarı Stephen Fleischfresser, iyi bilinen iki bilim insanının geçmişinin derinliklerine iner. Bu isimler; Edward Steele ve Chandra Wickramasinghe’dir. Okumaya değer. Steele, onun meta-Lamarckism olarak adlandırdığı ve evrim konusundaki görüşlerini rastgele mutasyonlardan ziyade çevrenin etkisi ile belirlenen gen değişikliklerine dayandıran bir bağışıklık uzmanıdır. Diğer taraftan, daha az tartışmalı kariyeri olan Wickramasinghe ise Sir Fred Hoyle’ın yıldızlararası toz üzerinde karmaşık karbon moleküllerinin üretimini açıklayan hipotezini ampirik olarak doğrulamak için kabul etti. Wickramasinghe ve Hoyle bir başka uzay biyoloji tezinden sorumlu oldu. Sadece bu, organik kimyanın kökeninden fazlasına dayalı. Hoyle Wickramasinghe (H-W) Cometary (Kozmik) Biyoloji tezi, evrimin yönünün gezegenimizde başlamayan biyokimyadan önemli ölçüde etkilendiği yönünde oldukça basit bir iddiadır. Wickramasinghe’nin kendi söylemiyle, ” Kuyrukluyıldızlar, kozmozdaki ve dünyadaki yaşamın taşıyıcıları ve dağıtıcılarıdır ve Cometary girdilerinin bir sonucu olarak geliştiler.” Wickramasinghe’nin iddiasına göre, bu girdiler uzay amino asitleriyle sınırlı değil. Aksine, kendilerini organizmaların içine alan, evrimini bütünüyle yeni yönlere iten virüsleri içerir.”Kambriyen Patlamanın Nedeni – Karasal mı Kozmik mi?” başlıklı rapor, yaklaşık yarım milyar yıl önce okyanuslarımızdaki yaşamın çeşitlendirilmesinde, uzaylı retrovirüslerin yağmurunun önemli bir rol oynadığı sonucuna varmak için var olan araştırmayı çekiyor. “Böylece retrovirüsler ve diğer virüsler, kuyrukluyıldıza ait kalıntıların özgürleştikleri varsayımıyla, hem potansiyel olarak yeni DNA dizilerini yeryüzüne ait genomlara ekleyebilir, hem de somatik ve germline genomlarda daha fazla mutajenik değişim sağlayabilirler.” Devam etmeden önce derin bir nefes alalım çünkü alıştırma vakti. Bu süreç boyunca bir grup kafadan bacaklılar olarak bilinen yumuşakçalar ilk olarak kollarını kabuklarının altından uzattı, müthiş bir şekilde ölçülerine göre dizili olarak kollara ayrıldı ve şekilleri dikat çekecek derecede kısa sürede bir çerçeve gibi göründü. Bu organizmaların genetikleri bugün ahtapotları ve mürekkep balıklarını içeren kendi başlarına oldukça tuhaf hayvanlar. Makalenin yazarları, bu genetik garipliklerin uzayda bir yaşam belirtisi olabileceğine dair oldukça cüretli iddialarda bulundu. Bu kez uzay virüsleri değil, ama ılık sularımızda çözülmeden önce durağan bütün genomlar donmuş halde bulunuyor. ” Böylece bir kaç yüz milyon yıl önce buzlu bolidlere giren, dondurulmuş kalamar ve / veya ahtapot yumurtaları hiçe sayılmamalı.” şeklinde yazıldı. Gazeteyi incelerken, Doğu Finlandiya Üniversitesi’nden tıp araştırmacısı Keith Baverstock, virüslerin ortaya çıkmasının ilginç zaman çizelgesinin H-W tezi ile makul bir şekilde uyuştuğuna dair çok fazla kanıt bulunduğunu kabul ediyor. Fakat bilimin ilerleyişi bu şekilde değil. Baverstock ” Bu makalenin, hayatın kökeni hakkındaki tek başına teorilerin bilimsel değerinin şüpheciliğini haklı çıkardığına inanıyorum.” dedi. ” Makul ama kesin olmayan kanıtların ağırlığı büyük olsa da önemli olan nokta bu değildir.” Fikir, özgün ve heyecan verici olduğu kadar provokatiftir, özetteki hiçbir şey bizim Dünya üzerindeki yaşamı var olan konjektürden daha iyi anlamamıza yardımcı olamaz. Yine de yerinde gerekli uyarılarla belki bilim, şimdi ve sonra da bol dozda çılgınlığın üstesinden gelebilir. Gazete editörü Denis Noble “daha ileri araştırmaların gerekli olduğunu kabullendi. Ancak son yıllarda uzay tabanlı organik kimya ile ilgili gelişmeler göz önüne alındığında, tartışma için bir yer var. Noble ” Uzay kimyası ve biyolojinin önemi arttıkça, tartışmaları teşvik etmek için fizik ve biyoloji arasındaki arayüze ayrılmış bir dergi için uygundur.” dedi. ” Gelecekte, fikir kesinlikle test edilebilir hale gelecek.” Her ihtimale karşı bu testler spekülasyonları doğrulasa da geri dönüşler için hazırlıklı olmanızı öneririz. Bu yumurtaları ne zaman geri isteyeceklerini kim bilebilir? Bu araştırma Progress in Biophysics and Molecular Biology’de yayınlandı. Kaynak: https://www.sciencealert.com/hoyle-wickramasinghe-thesis-cometary-biology-octopus-alien-retroviruses

Devamını Oku

Uzay

Gökbilimciler Kozmik Hazine Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Evren baştan aşağıya Helyum ile dolu ama güneş dışı gezegen atmosferlerindeki elementin tespiti şu ana kadar gökbilimcilerden kurtuldu. Helyum, evrende bulunan en bol ikinci element olduğu için, güneş dışı gezegen avcıları, diğer yıldızların yörüngelerindeki gezegenlerin atmosferlerinde elementin kolayca bulunabileceğini düşünmüşlerdi. Bununla birlikte, helyum bulmanın beklenenden çok daha zor olduğu anlaşıldı. Ama gökbilimciler, ışığın farklı dalga boyuna bakarak bir güneş dışı gezegen atmosferinde ilk defa helyuma rastladılar.Bilim adamlarından oluşan Uluslararası bir ekip, Hubble Uzay Teleskopu’nu kullanarak ve her zamanki ultraviyole ve spektrum yerine kızılötesini bakarak yaklaşık 200 ışık yılı uzaklıktaki güneş dışı gezegen WASP- 107b üzerinde çalıştı. Saptanan helyum miktarı, yıldızın yörüngesindeki normal aktivitelerden gelen yanlış bir sinyalin neden olabileceğinden beş kat daha fazladır. Ekibin yönetiminde, dünyanın kuyrukluyıldızın kuyruğuna benzeyen tuhaf bir atmosfere sahip olduğunu ve ince bir bulutta, uzaya on binlerce kilometre uzandığını belirledi.Exeter Üniversitesi’nden Jessica Spake “İlk kez, kızılötesi ışıkla kaçan bir atmosfer tespit ettik. ” dedi. ” Bu yeni teknikle çok daha fazla kaçan atmosfer üzerinde çalışmayı dört gözle bekliyoruz.” Spake, Nature dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmanın başyazarıdır. Ekip, ilk teorik modellerin, helyumun, öte gezegenlerin atmosferinde en kolay saptanabilen elementler arasında olduğunu tahmin etmesine rağmen, özellikle geniş atmosferik örtülere sahip gezegenler için, sadece hidrojen ve düşük miktara sahip birkaç diğer elementin, güneş sistemi dışındaki atmosferlerde tanımlanabildiğini yazdı. Gökbilimciler helyumun orda olmadığını değil, sadece tespit edilmesinin zor olduğunu söylüyorlar. Güneş dışı gezegenlerin atmosferleri üzerinde çalışmak Hubble için bile zorlayıcı. Bir gezegen, yıldız ve Dünya arasından geçtiğinde, yıldız ışığının küçük bir kısmı gezegenin atmosferinden geçer ve gezegeni çevreleyen gazların bileşimi, kalınlığı ve sıcaklığına kısa bir bakış sağlar. Bu gazların çoğu ultraviyole ışığında görülebilir. Spake ” Şu ana kadar, kaçan ötegezegen atmosferleri Lyman-alfa hattı kullanılarak ultraviyole dalga boylarında tespit edildi.” şeklinde açkladı. ” Bunu yapabilen tek teleskop Hubble’dır ve teknik açıdan çok zorlayıcı bir teleskoptur.” WASP-107b, çok düşük bir yoğunluğa sahip, Jüpiter kütlesinin yaklaşık yüzde 12’sine sahip, Jüpiter boyutlu tuhaf bir dünya. Kanarya Adaları ve Güney Afrika’da iki robotik teleskop kullanan WASP yardımıyla 2017’de keşfedildi. Bu keşfi yapan ekip buna “kabarık” adını verdi ve Spake WASP-107b’yi de kabarık ve hafif bir dünya olarak sınıflandırabileceğini söyledi. Spake, “Bu, bilim tarafından bilinen en düşük yoğunluklu gezegenlerden biridir.” dedi. “Yoğunluğu çok düşük olduğu için, büyük bir hidrojen / helyum örtüsüne sahip olmalı ve su bolluğu güneş bolluğu ile tutarlıdır. Bu gezegenin yoğunluğunun tam olarak neden bu kadar düşük olduğunu merak ediyoruz. ” Maryland Üniversitesi’nden gökbilimci Drake Deming Nature dergisinde yayınlanan makalesinde, keşiflerin, gezegenlerin nasıl oluştuğunu ve atmosferlerini nasıl elde ettiklerini anlamada kilit rol oynadığını ve ötegezegen atmosferlerin araştırılmasında yeni bir bölüm açtığını söyledi. Demming”Gezegensel gökbilimciler için, ağır elementler açısından zengin, kaçan bir atmosfer, kozmik bir hazineden ibarettir ve gezegen oluşumu ve evrimini incelemek için geniş bilimsel fırsatlar sunar.” diye belirtti. Öncelikli ötegezegen hedeflerinden biri olan WASP-107b, NASA’nın 2020’de yeni teleskopla başlatacağı erken incelemeler için seçildi bile.
Kaynak: https://www.seeker.com/space/astronomers-discover-cosmic-treasure-around-exoplanet-wasp-107b

Devamını Oku

Bilim

Europa’nın Okyanusunda NASA’nın Uzay Gemisi Tarafından Su Buharı Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları, NASA’nın Galileo uzay aracının eski verilerinde saklı Jüpiter’in uydusu Europa’da çığır açan bir su buharı keşfetti. Nature Astronomy’de yayınlanan makalede, Minchigan Üniversitesi’nden Xianzhe Jia liderliğindeki bir takım, 1995’ten 2003’e kadar yörüngesinde olan Galileo’dan verileri nasıl tekrar analiz edebildiklerini açıkladı ve 16 Aralık 1997’de uzay aracının, şüpheli okyanusun buzlu yüzeyinden püskürtülmüş olabileceği düşünülen Europa’nın buharına doğru ilerlediği görüldü. Bu, Hubble Uzay Teleskobu’ndan Europa’nın buharı püskürttüğünü öne süren önceki bulgularla destekleniyor. Jia ” Bunu, Europa’nın su buharına sahip olduğu konusunda çok etkileyici kanıtlar olarak görüyoruz.” dedi. “Uzay gemisinin uygun bir buhardan geçtiğine inanıyoruz.” Bu uçuş sırasında (E12 olarak adlandırılan) uzay aracı, yaklaşık 125 mil (200 kilometre) rakımda Europa’yı uçurak geçti. Veriler, cihazlarından ikisinin manyetik alandaki bir spike’ı ve yaklaşık üç dakika boyunca plazma yoğunluğunu ölçtüğünü göstermektedir. Bu spike’ın aydan gelen buharla tutarlı olduğu düşünülmektedir. Su yüzeyden dışarı atılırken, moleküllerden toz tanecikleri büyüklüğünde damlacıklar ve materyaller bulunacaktır. Uzayda dolaşırken plazma olarak bilinen yüklü parçacıklara dönüştüklerinde iyonize olurlar. Plazma aynı zamanda manyetik alanı da etkileyebilir, yani Galileo’nun bu iki malzemeden gelen keşfini iki aletten yapabildiği anlamına gelir. Bir bilgisayar simülasyonu ile ekip, gördükleri spike’ların büyük olasılıkla bir buhar sonucu olduğunu gösterebildiler. Ve büyüklüğünü bile çözümleyebildiler. Jia ” Verilerde sinyallerin ne kadar süre oluştuğuna bakarak ve uzay aracının hızına bakarak tahmin ediyoruz.” dedi. ” Belki de 1000 mil (620 mil) genişliğindeydi.” Tespit ilk yapıldığında, bilim insanları gördüklerinden emin değildi. Satürn’ün Ay’ı Enceladus’taki buharı tespit ettik ve Hubble, 2010’lara kadar Europa’nın buharını fark etmedi. Böyle bir fikir çok yeniydi. Galileo’nun tüm alçak uçuşlarından, buhara doğru uçan yalnızca bir tanesi ortaya çıktı. Bir diğeri, E26, 3 Ocak 2000’de, 400 kilometre yüksekliğindeydi ve bir Spike bile gördü. Ama bu sadece saniyeler sürdü. Takım, bunun muhtemelen su bulutunun sonucu olmadığını ileri sürdü. E12 uçağının en ilgi çekici şeylerinden biri şüpheli buharın yeridir. Takım, bunun Pwyll Crater adı verilen Europa’daki büyük bir kraterin yakınlarından geldiğini düşünüyor. Bu yer Ay Ekvatoru’nun güneyi ve Hubble’ın daha önce gördüğü bulutun yeri ile benzerlik gösteriyor. Bu bölgede yaşanan bu durum bir çeşit “termal aykırılık” olduğunu akla getiriyor ve bu noktada Jia’ya dikkat çekiyor. Bu sürecin nasıl ilerleyeceği konusu şu an belli değil, yine de bu durum iki farklı misyondan bilim insanları için hayati önem taşıyor olabilir. Bazıları Enceladus’u yaşam arayışı için daha iyi bir bahis olarak görüyor. Bu durum tartışılırken Europa için planlanan iki farklı misyon var, Encaladus için değil. Europa’nın yüzeyinin altındaki okyanusun, Dünya’daki sudan daha büyük olduğu düşünülmektedir. Ancak, ay onlarca kilometre kalınlığındaki buzlu bir kabukla kaplı olduğu için ulaşılması epey zor. Tam olarak oluşum süreci belirsiz olsa da, yüzeydeki çatlakların açılabileceği ve uzaya su fışkırtabileceği düşünülmektedir. Ve bunun çılgın bir etkisi var. Çünkü Europa’nın iç kısmı ve onun gibi diğer buzlu uydular, ısı ve su gibi enerji de dahil olmak üzere yaşam için gerekli malzemeleri içerebilir. Bazılarının iddia ettiği gibi, okyanus tabanlarında hidrotermal menfezler varsa, bunlar yaşamın ortaya çıkması için başlıca yerler olabilir. Kaynak:

Devamını Oku

Öne Çıkanlar