fbpx
Bizi Takip Edin

Astrofizik

Gökbilimciler erken evrende kozmik bir Titan buldular

Yayınlandı

üzerinde

Keşif ekibinin lideri İtalya’daki Istituto Nazionale di Astrofisica (INAF) Bologna’dan Olga Cucciati olup bilim insanları College of Letters and Science at the University of California’nın Fizik Bölümü’nden Brian Lemaux ve yine the University of California’dan fizik profesörü Lori Lubin’dir. Şili’nin Paranal kentinde bulunan ESO’nun Büyük Teleskop’ sistemindeki VIMOSinstrument’i kullandılar.
Uluslararası bir gökbilimciler ekibi, Büyük Patlama’dan sadece iki milyar yıl sonra, erken evrende titanik bir yapı keşfetti. Takma adı Hyperion olan bu ilkel üstküme, oldukça geniş bir mesafeye yayılmış olan en eski ve en büyük yapıdır. Milyonlarca güneşe sahip olduğu tahmin ediliyor. / Luis Calçada & Olga Cucciati/ESO
Büyük Patlama’dan sadece 2,3 milyar yıl sonra, evrenin başlangıcında meydana gelen devasa bir ilkel üstkümeyi tanımladılar. Hyperion, evrenin oluşumunda bu kadar erken bulunacak en büyük ve en geniş yapıdır ve hesaplanan kütle Güneş’in bir milyonda katından fazladır. Bu muazzam kitle bugün evrende gözlemlenen en büyük yapılara benziyor, ancak evrenin başlarında bu kadar büyük bir objenin bulunması gökbilimcileri şaşırttı. Cucciati şunları söylüyor: “Bu, Büyük Patlama’dan 2 milyar yıl sonra, böyle yüksek bir redshift’in ilk kez gözlemlendiği bir durum. Normal olarak, bu tür yapılar alt redshiftlerde bilinir, bu da evrenin böyle büyük şeyleri geliştirmek ve inşa etmek için daha fazla zamana ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Evren nispeten gençken gelişen böyle bir şey görmek bir sürprizdi.”
Üstkümeler üç boyutlu olarak haritalanmıştır.
Sextans (The Sextant) takımyıldızında yer alan Hyperion, UC Davis’de geliştirilen ve Centre National de la Recherche Scientifique and Centre National d’Etudes Spatiales’teki Laboratoire d’Astrophysique de Marseille’den Olivier Le Fèvre liderliğindeki VIMOS Ultra-Deep Araştırmasından elde edilen çok miktarda veriyi analiz etmek için geliştirilen yeni bir teknikle tanımlandı. VIMOS cihazı yüzlerce gökadanın mesafesini aynı anda ölçebilir ve bu şekilde üstkümedeki galaksilerin konumunu üç boyutta haritalamayı olanaklı kılar. Ekip, Hyperion’un, galaksilerin filamentleri ile bağlanmış en az yedi yüksek yoğunluklu bölge içeren çok karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve büyüklüğünün, Dünya’ya daha yakın olan üstkümeler ile karşılaştırılabilir olduğunu, ancak çok farklı bir yapıya sahip olduğunu buldu. Lemaux şunları söylüyor: “Dünyaya yakın üstkümeler, açık yapısal özellikleri olan çok daha konsantre bir kütle dağılımına yönelirler. Fakat Hyperion’da kitle, gevşek gökadalar topluluğu tarafından doldurulan bir dizi bağlantılı lekemsi yapılarda çok daha eşit olarak dağıtılır. Araştırmacılar, Hyperion bulgularını Lubin liderliğindeki Büyük Ölçekli Ortamlar (ORELSE) araştırmasında Redshift Evolution Gözlemlerinden elde edilen sonuçlarla karşılaştırıyorlar. ORELSE araştırmasında, Dünya’ya yakın üstkümeler üzerinde çalışmak için, Hawaii’deki W.M. Keck Gözlemevi’ndeki teleskoplar kullanıldı. Lubin ve Lemaux ayrıca Hyperion ve benzeri yapıları daha ayrıntılı bir şekilde haritalamak için Keck gözlemevini kullanıyor. Hyperion ve daha az uzak üstkümeler arasındaki karşıtlık, büyük olasılıkla, yakındaki üstkümelerin, milyarlarca yılda maddeyi daha yoğun bölgelere çekim gücüyle toplamalarından kaynaklanıyor olmalıdır – çok daha genç olan Hyperion’da çok daha az zamanda meydana gelen bir süreç. Evrenin tarihinin bu kadar erken olduğu göz önüne alındığında, Hyperion’un, Sloan Büyük Duvarını ya da kendi gökadamız Samanyolu’nun bulunduğu Başak Üstkümesi’ni oluşturan üstkümeler gibi muazzam yapılara benzer bir şeye dönüşmesi beklenir. Cucciati şunları söylüyor: “Hyperion’u anlamak ve benzer son yapılarla karşılaştırmak, evrenin geçmişte nasıl geliştiği ve geleceğe nasıl evrildiği hakkında kavrayış sağlayabilir ve bize üstkümelerin bazı modellerini sorgulama fırsatı verir. Bu kozmik titanın ortaya çıkarılması, bu büyük ölçekli yapıların tarihini ortaya çıkarmaya yardımcı olacaktır.” Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/10/181017111036.htm
Çeviren: Bünyamin TAN

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Astrofizik

150 yıldır çözülemeyen ışık-madde gizemi çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İlk olarak 1619 yılında ünlü matematikçi ve astrofizikçi Johannes Kepler tarafından ortaya atılan, 1873 yılında Maxwell tarafından açıklanan ışığın momentumu ilkesi 150 yıl sonra gözlemlendi.Johannes Kepler gökyüzünde gördüğü kuyruklu yıldızın kuyruğunun Güneş’ten uzaklaşıyor oluşu nedeniyle Güneş ışınlarının bir momentumu olduğu ilkesini öne sürdü. Bu ilkeye göre ışığı oluşturan fotonlar madde ile etkileşime giriyordu.
Bu etkileşime 1873 yılında James Clerk Maxwell açıklık getirdi. Maxwell’in elektromanyetizma teorisine göre ışığın elektromanyetik dalgalarının taşıdığı momentum radyasyon basıncı oluşturmaktadır. Bu momentum herhangi bir emilim yapan ya da yansıma yapan yüzey tarafından emilebilir. Işığı oluşturan fotonların dalga karakteristiği de bu şekilde madde üzerinde momentum uygulamalarına sebep olur. Radyasyon basıncı ile ortaya çıkan güçler çok zayıftır ama astronomi ve astrodinamikler açısından büyük etkiye sahiptirler. Örneğin, Marsa gönderilen uzay araçlarının maruz kaldığı radyasyon basıncı önceden hesaplanmamış olsaydı, rotalarında 15.000 km’lik bir sapma olacaktı.
Britanya Kolombiyası Üniversitesi’nde Porfesör Kenneth Chau, bugüne kadar bu momentumun nasıl güce ya da harekete dönüştüğünü bilemediğimizi, bunun 150 yıllık bir gizem olduğunu söylüyor. Bu güç o kadar küçük ki bilim adamlarının elinde onu algılayacak ya da ölçecek bir alet yoktu. Ta ki bugüne kadar. Porfesör Chau önderliğindeki ekip, bu çok küçük gücü ölçmek için özel bir aynanın etrafına çok gelişmiş ses sensörleri yerleştirmiş ve etrafını mümkün olduğunca çevresel faktörlerden soyutlamışlar. Daha sonra bu aynaya laser demeti göndererek, adete gölde hareket eden dalgalar gibi ayna üzerinde kayan dalgaları gözlemlemeye çalışmışlar.

Profesör Chau, foton momentumunu doğrudan ölçemedikleri için ayna üzerinde neden olduğu elastik dalgaları dinleyerek etkisini anlamaya çalıştıklarını, deneyin sonunda ise bu dalgaların özelliklerini lazer demetinin kendisinden kaynaklanan momentuma kadar izleyebildiklerini, böylece ışık momentumunun madde içerisinde nasıl var olduğunun açıklayabilecek ve modelleyebilecek bilgiye sahip olduklarını ifade ediyor. Bu keşif, bilim adamlarının ışığın temelini anlamaları için önemli bir adımı teşkil ediyor. Pratik uygulamalara yönelik olası yansımalarına da örnek veren Profesör Chau, “Güneş yelkenleri ile çalışan yıldızlararası yatlarda uzak yıldızlara seyahat ettiğinizi” ya da “mikroskobik makineleri bir araya getirebilen optik cımbızlar geliştirdiğimizi hayal edin” diyor. Bilim henüz o noktaya gelmemiş olsa da söz konusu keşfin açabileceği kapılar heyecan verici cinsten.
Kaynak: https://news.ok.ubc.ca/2018/08/21/ubc-okanagan-researchers-shine-a-light-on-150-year-old-mystery/

Devamını Oku

Astrofizik

Türkiye’nin DAG projesinde kullanılacak teleskobun deneme testi İtalya’da yapıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Atatürk Üniversitesine bağlı ATASAM tarafından yürütülen Doğu Anadolu Gözlemevi’nde kullanılacak kırmızı ötesi teleskobunun ilk testi İtalya’nın Lecco kentinde gerçekleştirildi. Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezince (ATASAM) yürütülen Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) projesinde kullanılacak teleskobun ilk deneme testinin İtalya’nın Lecco kentinde yapıldığı bildirildi. Üniversitenin Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Konaklı Mahallesi’ndeki 3 bin 170 rakımlı Karakaya Tepeleri’ne 2012 yılında yapımına başlanan ve ülkenin 2023 vizyon projelerinden olan DAG’ın kaba inşaatının tamamlandığı ve kubbe çalışmalarına başlandığı belirtildi. Açıklamada, önemli aşamaların kat edildiği DAG’da kullanılacak 4 metre çapındaki teleskobun ilk deneme testinin İtalya’nın Lecco kentinde üretilen fabrikada kurulumun ardından Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’nın gözetiminde gerçekleştirildiği anlatıldı. Üretici firma yöneticileri ve uzmanlarca Türk heyetine hakkında bilgi verilen teleskobun mekanik, elektronik, optik, kontrol sistemleri ve yazılım test aşamalarının ATASAM’dan farklı uzman ekiplerce önümüzdeki aylarda devam edileceği de aktarılan açıklamada, teleskobun 2019 yılının ilk aylarında tamamlanmasının planlandığı kaydedildi. Açıklamada, DAG’ın optik tasarımının yanı sıra adaptif optik sistemi tasarımını ve üretimini Işık Üniversitesi ekibinin gerçekleştirdiğini, teleskobun ilk test hareketinin alındığı toplantıya, Çomaklı’nın yanı sıra Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Çelik, ATASAM Müdürü ve DAG Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Cahit Yeşilyaprak, Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal İbiş, Atatürk Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Demirkol ve akademisyenler ile ilgililerin katıldığı bildirildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Atatürk Üniversitesinin eğitim ve öğretimin yanı sıra araştırmada da sahip olduğu tesisler açısından Türkiye’nin en büyük üniversiteleri arasında bulunduğunu dile getirdi. 
Türkiye’nin en büyük ve ilk kırmızı ötesi teleskobu
DAG’ın Türkiye’nin en büyük ve ilk kırmızı ötesi teleskobuna sahip olacağını vurgulayan Çomaklı, şu bilgileri paylaştı: “DAG, uzay bilimleri ve teknolojileri alanındaki önemli uluslararası bilimsel yatırımlarından biridir. DAG, Türkiye’nin 2023 vizyon projeleri arasında ve bu proje aynı zamanda Atatürk Üniversitesinin 2018 yılında başlattığı “Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi” kapsamındaki yapılanmanın da en önemli göstergelerinden olacaktır. “Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi” kapsamında uzay bilimleri ve teknolojileri öncelikli alanları başta gelmektedir. DAG’da önemli bir aşamaya geldik ve neredeyse sistemlerin üretiminin tamamını gerçekleştirdik.” Kaynak: AA

Devamını Oku

Astrofizik

Gökbilimciler Uzayda Radyoaktif Molekülün İlk Tespitini Yaptı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Uzun bir aradan sonra gökbilimciler tarafından kozmik bir gizemin cevabı bulundu. Gökbilimciler, nadir bulunan bir nova’nın kalbinde alüminyumun izotopu olan radyoaktif bir molekülün ilk belirsizliğini saptadı. Bilim insanları 26 AIF – veya Aluminiummonofluoride– ile 26 AI içeren bir molekülü uzun süredir arıyordu. Ancak yapılan gözlemlerin son derece yanıltıcı olma özelliği sebebiyle kozmik arayış başarıya ulaşmamıştı. Gökbilimciler on yıllardır uzayda 26 AI’nin bulunduğunu biliyor. 1984 yılında NASA’nın HEAO 3 uydu verileriizotopun beta bozulmasından kaynaklanan gama ışını radyasyonunu tanımlamak için kullanıldı. Bu gözlemlere göre Samanyolu’nda yaklaşık olarak iki adet 26 Al güneş kütlesi bulunuyor. Ancak 26 AI’yi üretmekten sorumlu olan nesneler hiçbir zaman doğru şekilde tespit edilemedi. Çünkü dünya üzerinden gerçekleştirilen gama ışını gözlemevleri yeterli hassaslıkta ölçüm yapamıyordu. Bilim insanları son gözlemleri sonucunda Vulpecula ismini verdikleri nova da 26 AI içeriğini gözlemledi. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi ve Max Planck Enstitüsü’deki astrofizikçilerden oluşan bir ekip, Vulpecula (TheLittleFox) takımyıldızında yaklaşık 700 parsec (2,280 ışıkyılı uzaklıkta) bulunan CK Vulpeculae’nin muhtemelen gökyüzündeki en eski belgelenmiş nova olduğunu söylüyor. Vulpecula ilk olarak 1670 yılının Haziran ayında faaliyete geçti. 1671’de tekrar alevlendi ve 1672’ye kadar çıplak gözle görülebildi. Şu anda teleskopla görülebilen novanın, 2015’te iki yıldızın çarpışması sonrası oluştuğu anlaşıldı. Nova aynı zamanda çok sıradışı bir izotopik bileşime sahip bir moleküler gaz çıkışı ile çevrili. Çarpışmadan oluşan kalıntının küçük bir bölgesinde NOEMAInterferometre milimetre dizisi ve ALMA üzerindeki yeni Band 5 alıcısı gibi güçlü araçlar kullanıldı. Elde edilen bulgular yıldız çarpışması hipotezini destekliyor. Bu durum 26 AI üretiminin haricinde yıldız birleşmesi kalıntılarının da dikkate alınmasını gerekli kılıyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/radioactive-molecule-aluminium-26-26al-isotope-ck-vulpeculae-nova-stellar-collision

Devamını Oku

Öne Çıkanlar