Bizi Takip Edin

Uzay

Gökbilimciler Tarafından Jüpiter’de Muhteşem Bir Keşif Yapıldı

Yayınlandı

üzerinde

Uluslararası bir araştırma ekibi tarafından Güneş sisteminin en büyük gezegenlerinden birisi olan Jüpiter’in Avusturalya’da bulunan Auroralara sahip olduğu ve yayınlayan bir araştırmaya göre her şeye karşın kuzey bölgelerinden bağımsız bir biçimde hareket ettiğini keşfetti.
ESA ve NASA’dan araştırmacılar, Dünya’nın kutup ışıklarının aksine Jüpiter’in kutuplarında görülen yoğun Auroraların beklenmedik biçimde birbirlerinden bağımsız bir şekilde hareket ettiklerini keşfetti. Jüpiter’in kuzeyinde bulunan Auroralar düzensiz ve Jüpiter’in güney kutbunda bulunanlarla yoğunluk ve frekans bakımından birbirine uymuyor.

This image combines an image taken with Hubble Space Telescope in the optical (taken in spring 2014) and observations of its auroras in the ultraviolet, taken in 2016.

Aurorolar, bir yıldızın enerjetik parçacık rüzgarları, bir gezegenin manyetik alanı (manyetosfer) ile çarpıştıklarında meydana gelen gezegensel olaylardır.
Gökbilimciler tarafından ESA’nın XMM Newton ve NASA’nın Chandra X-Ray uzay gözlem merkezleri kullanılarak Auroralar tarafından üretilmiş olan yüksek enerjili X-ışınları Jüpiter’in kutuplarında izlenebildi.


Uzmanlar tarafından Jüpiter’in güneyinde bulunan Auroralar her 11 dakikada bir gözlenirken, gezegenin kuzey kutbunda bulunan auroroların kaotik bir şekilde parladığı keşfedildi.
İngiltere’nin Mullard Uzay Bilimi Laboratuarı’nın yazarlarından William Dunn “Bu auroralar dünyada sıklıkla tanıdıklarımız gibi bir arada hareket etmeyen bir görüntü sergiliyor” dedi. Dunn, “Hareketin Jüpiter’in manyetik alanıyla koordine edilebileceğini düşündük, ancak tespit edilen davranış gerçekten şaşırtıcı. Başka bir gaz devi olan Satürn’ün algılayabileceğimiz herhangi bir X-ışını aurorası üretmediğini düşünüyoruz. Yapılan bu keşif Satürn ile ilgili bulgularımızı da gözden geçirmemizi gerektiriyor” açıklamasında bulundu.


Bilim insanları yeni yapılan keşfe dair iki önemli soruya cevap arıyacaklar. Jüpiter bu parlak ve enerjik X-ışını Auroralarını nasıl üretiyor ve her kutupta bu Auroralar nasıl farklı hareket ediyor.
Kaynak: http://www.esa.int/Our_Activities/Space_Science/Surprisingly_erratic_X-ray_auroras_discovered_at_Jupiter

Uzay

En Sonunda Patlayan Bir Süpernovanın Hangi Materyalleri İçerdiği Tespit Edildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA’ya ait Chandra X-Ray Gözlemevi tarafından Samanyolu galaksisi uzun süreden beri izleniyor. Galakside patlayan Cassiopeia A yıldızının kalıntılarını inceleyen Chandra X-Ray Gözlemevi, geride kalan unsurlara dair bir tespit yaptı.
Gözlemevi tarafından yapılan araştırma sonucunda bilim insanları, X ışınları tarafından üretilen silisyum, kükürt, demir ve kalsiyum elementlerinin yanı sıra patlamanın patlama dalgalarını izole ederek, süpernovanın 3D yapısında bu elementlerin nerede bulunduğunu ve patlamadan sonra uzayda fırladığı mesafeyi tespit etti.
Cassiopeia’nın kuzey takım yıldızındaki Cassiopeia Samanyolu Galaksisine yaklaşık 11 bin ışıkyılı uzaklıkta bulunuyor. Cassiopeia A, inceleme için benzersiz ve muhteşem bir nesne. Bunun nedeni ise çok yakın bir tarihte patlamış olması. Yıldızın tahmini 1680 yılı civarında patladığı düşünülüyor. Yıldız çok yakın bir dönemde patlamış olmasından dolayı, patlamanın nasıl gerçekleştiğine dair birçok ipucu sağlıyor. Ayrıca yıldızın patlama sırasında hangi elementleri üreterek evrene yaydığının anlaşılması söz konusu olabilir.

Chandra’nın elde ettiği verilere göre yıldız patlama esnasında 10 bin dünya kütlesi boyutunda kükürt, 20 bin dünya kütlesi silikon, 70 bin dünya kütlesi demir ve 1 milyon dünya kütlesi oksijen açığa çıkardı. Daha önce yapılan araştırmalarda yıldızın karbon, azot, fosfor ve hidrojen açığa çıkardığı da tespit edilmişti. Oksijen ve Chandra tarafından izole edilen unsurlar birleşince DNA üretmek için gerekli olan tüm elementler Cassiopeia A’da uzaya yayıldı.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/element-map-supernova-remnant-cassiopeia-a-chandra-x-ray

Devamını Oku

Kimya

Rus Kozmonotlar Uluslararası Uzay İstasyonunun Gövdesinde Dünya’dan Olmayan Bir Bakteri Buldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yayınlanan habere göre Uluslararası Uzay İstasyonunun gövdesinde yeryüzünden olmayan bir bakteri bulundu. Rus kozmonot Anton Shkaplerov 1998 yılında istasyon başlatıldığında bu bakterinin orada olmadığını, muhtemelen uzaydan bir yerden oraya geldiğini söylüyor.
Rus kozmonotlar tarafından yapılan bu keşifle ilk defa uzaydan gelen yaşayan bir organizmayla temas edilmiş oldu. Hazırlanan rapora göre bakteri uzay istasyonunun fırlatılması sırasında gövdede bulunmuyordu. Bu da bakterinin uzaydan gelme olasılığını yükseltiyor.


Shkaplerov tarafından yapılan açıklamaya göre şu anda incelenen bakteriler gezegenimiz için herhangi bir tehdit oluşturmuyor. Kozmonotlar istasyonun çeşitli bölgelerinden numune topladı.
Uluslararası Uzay İstasyonunun gövdesinde daha önce de çeşitli bakteriler tespit edilmişti. Ancak daha önce keşfi yapılan bu bakterilerin yeryüzü kaynaklı olduğu anlaşılmıştı. Rus kozmonot Shkaplerov yeni keşfedilen bakterilerin ise eskilerle aynı şekilde olmadığını ifade ediyor.
Biorisk incelemesi için istasyonun dış yüzeyinin uzaydan nasıl etkilendiğini görebilmek amacıyla gövdesine özel pedler yerleştirildi ve bu pedler orada birkaç yıl boyunca kaldı. Bilim insanları tarafından dış yüzeyde bakteri oluşumunun bulunduğu böylece anlaşıldı. Ayrıca daha önce yapılan çalışmalarda bazı bakterilerin uzayda şekil değiştirme yeteneğinin bulunduğu ve dünyada onları öldürebilmek için geliştirilen ilaçların etkilerinden bu şekilde kurtulabildiği tespit edildi.
Bio Serve Research Associate ekibinden Luis Zea’ya göre, bakteriler uzayda farklı davranıyor ve onları öldürebilmek için yüksek konsantrasyonda antibiyotik kullanılması gerekiyor. Araştırmacılar aynı zamanda deneyler esnasında bakterilerin değişen fiziksel görünümünü de sistematik bir biçimde analiz etti.
Kaynak: https://www.space.com/38922-extraterrestrial-bacteria-international-space-station.html

Devamını Oku

Uzay

Büyük Sıcak Jupiterler Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ekstra güneş gezegenleri üzerine yapılan araştırma, bazı fantastik ve büyüleyici şeyleri ortaya çıkardı. Şimdiye dek keşfedilen binlerce gezegenin, Güneş’ten çok daha büyük olduğu anlaşıldı. Örneğin, yıldızlarıyla yakından dolaşımı gözlenen gaz devlerinin çoğu Jüpiter veya Satürn’e benzemekle birlikte aynı zamanda aynı büyüklüktedir.
Gök bilimciler ilk kez 7 yıl önce, ekstra güneş enerjisi kullanan bir gaz devinin boyutuna sınırlama getirdi. Ondan beridir bu gezegenlerin neden bu kadar muazzam boyutlara ulaştığının gizemi sürdü. Kepler görevinin verilerini kullanarak Hawaii Üniversitesi Astronomi Enstitüsü’nden bir ekip tarafından K2-132 ve K2-97 sistemindeki ikiz gezegenlerin keşfi sayesinde bilim adamları, cevaba daha da yaklaştığımıza inanıyor. Ekip, Hawaii Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi olan Samuel K. Grunblatt’ın önderliğindeydi. Bu gezegenlerin sıcak doğası nedeniyle olağan dışı boyutlarının, atmosfere giren ve çıkan ısı ile alakalı olduğuna inanılmaktadır. Bu süreci açıklamak için bir çok teori geliştirildi, ancak bunların test edilmesine yönelik her hangi bir araç mevcut değildi. Grunblatt, “Belirli bir gezegensel sistemin nasıl çalıştığını görmek için milyonlarca yılımız olmadığından, gezegen enflasyon teorilerinin kanıtlanması veya çürütülmesi zordur” diye açıkladı. Bu konuyu çözmek için Grunblatt ve arkadaşları, NASA’nın Kepler görevi verilerini kullanarak kırmızı dev yıldızların etrafında dönen ‘Sıcak Jüpiterler’i araştırdı. Bunlar, ömrünün ana diziliminden çıkmış olan yıldızlardır. Büyük devinim ve yüzey sıcaklığında bir azalma ile karakterize edilen Kırmızı Dev Branş (RGB) evresine girerler. Sonuç olarak kırmızı devler, yörüngede yakın bir şekilde dolaşan uzak gezegenleri yakından takip edebilir.

Şimdiye kadar araştırmaları, yörünge dönemleri 9 gün olan, yarıçap ve kütleler açısından aynı büyüklükte olan 2 gezegen K2-132 ve K2-97’yi buldu. Gözlemlerine dayanarak ekip, her iki gezegenin yarıçapını tam olarak hesaplayabildi ve Jüpiter’den %30 daha büyük olduğunu tespit etti. Ekip daha sonra modelleri, gezegen ve yıldızların zaman içindeki gidişatını izlemek için kullandı. Bu da zamanla gezegenlerin, yıldızlarından ne kadar ısı aldığını hesaplamalarını sağladı. Bu ısı dış tabakalarından, derin iç kısımlarına aktarılırken gezegenlerin boyutu arttı ancak yoğunluğu azaldı. Sonuçları, gezegenlerin şişmesi için artan radyasyona ihtiyaç duyması olası iken, aldıkları miktarın beklenenden düşük olduğunu gösterdi. Çalışma kapsamı sınırlı olmakla birlikte, Grunblatt ve ekibinin çalışması devasa gaz devlerinin ev sahibi yıldızların ısısı ile şişirildiği teorisiyle uyumludur. Bu nedenle, uzaktaki kırmızı dev yıldızların incelenmesi gök bilimcilerin Güneş Sistemi’nin bir kaç milyar yıl sonra bile ne yaşayacağını öngörmelerine yardımcı olacak.
Grunblatt’ın IfA basın bildirisinde açıkladığı gibi:
Yıldızların gezegenleri nasıl etkilediğini incelemek, bizimkinin yanı sıra diğer güneş sistemlerinde de yeni bir sınırdır. Gezegenlerin bu değişikliklere nasıl tepki verdiği konusunda daha iyi bir fikirle, Güneş’in evriminin atmosferi, okyanusları ve Dünya’daki yaşamı nasıl etkileyeceğini belirleyebiliriz.
Kırmızı dev yıldızlar etrafındaki gezegenlerin araştırılmasının, NASA’nın Geçici Ekstraflak Anket Uydusu (TESS) ve James Webb Uzay Teleskobu’nun (JWST) konuşlandırılmasıyla önümüzdeki yıllarda da yoğunlaşması bekleniyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/red-giants-hot-jupiters-exoplanets-size-kepler-k2132-k297

Devamını Oku

Öne Çıkanlar