fbpx
Connect with us

Bilim

Gözler, Dünyayı Farklı Şekilde Görmeye Nasıl Evrildi?

Published

on

Bu özel laboratuvar, hastalıkların ve morfolojinin ayrıntılı olarak incelendiği, 60.000’in üzerinde farklı hayvan gözünün etkileyici bir koleksiyonunu barındırmaktadır. ”Biz ve hayvanlar çevremizi algılama konusunda bu kadar önemli bir görüşe sahip olmanın değerini bilmeliyiz. Doğanın nasıl evrildiği ve her bir türün nasıl uzmanca oluştuğu konusu oldukça büyüleyici.” Göz, evrimin en büyük başarılarından biridir. Bir kamera gibi ışığı odaklayıp bir elektrik sinyaline dönüştürerek beyne görüntü olarak iletir. Her şeyin gerçekleşmesi için mükemmel bir uyum içinde çalışması gerekiyor. Fakat bu hassas mekaniğin en küçük değişimi, görme kaybına yol açabilir. Bu özel laboratuvarın içinde, bilim adamları ışığa artık odaklanamayan hayvan gözlerine ne olduğunu inceliyorlar. “Göz hastalığını veya oküler dokuları inceliyoruz, böylece oküler hastalığı daha iyi anlayabilir ve bu hastaları tedavi edebiliriz.” Emeritus Profesör Dick Dubielzig tarafından kurulan ve şu anda Dr. Leandro Teixeira tarafından yönetilen bu yerde eşit parça tanı laboratuvarı ve egzotik hayvan gözü koleksiyonu çalışmaları yapılıyor. ”Neredeyse Amerika’nın her eyaletinden, Avrupa’daki hastalardan, Hong Kong’daki hastalardan örnekler aldık. Kısaca dünyanın her yerinden. Obsesyonlarımızın büyüklüğü o günden bu yana her yıl çoğaldı ve çoğalmaya devam ediyor.” Burada 60.000’in üzerinde farklı örnek var. Ve çoğunluğu köpek, kedi ve at gözleri olsa da, jaguarlar, bonobos ve hatta balina gözleri gibi 6,000 egzotik olanları var. “Aradığımız ilk şey gözün genel şeklidir. Bozulmuş bir şey var mı? Bir kitle var mı? Kesmeden önce doku dışında bir değişiklik var mı? Doku, bir gecede kurutmak için makine işlemine geçer. Parafin dokuya girer ve sonra bir parafin bloğu yaparsınız. Dokuyu bölme işlemi devam eder. Buradaki amaç, mikroskopta bakabilmemiz için işlemin sonunda leke üzerindeki dokudan çok ince bir bölüm elde etmek. Beş başlı bir mikroskopumuz var. Hepimiz bir araya gelir bunu inceler ve olayın öyküsünü okur ve neler olduğunu anlamaya çalışırız.” ” Bunlar bir morsun (deniz aygırı) iki gözüdür ve mors bir yüzgeçayaklıdır ve görme yetilerini kullanarak suyun altında avlanırlar. Bu nedenle suyun altında da üstünde de görmeleri gerekir. Gözde açıklanması gereken bazı değişiklikler var. Suyun üstünde ve altında görmesi gereken bir çok hayvan, çok düz bir korneaya sahip olma eğilimindedir.” ” Benim favorim bukalemunun gözleri. Bu gözler bağımsız bir şekilde ileri geri hareket eder. Dilleri ile böcekleri yakalarlar ve bu iyi bir derinlik algısı gerektirir ama iki gözlerini birlikte kullanmazlar.” Hayvan krallığında şaşırtıcı bir çeşitlilikte göz adaptasyonu var ve bunların hepsi büyük bir olay sırasında ortaya çıktı: Kambriyen Dönemi. Yaklaşık 540 milyon yıl önce hayat sönük bir halden ve mikrobik var oluştan hayvan çeşitliliğinin patlamasına dönüştü. Ve gözün evrimi çoğunlukla katalizör olarak düşünülmüştür. Yaşamın, görme sistemiyle küçük organizmalardan geniş karmaşık varlıklara dönüşmesi devam eden bir araştırma konusudur. Charles Darwin bile bununla uğraştı. Sonuçta, hayvanlar rekabet etmek ve hayatta kalmak için ışığı işler. ”Kedilerdeki görüntüyü büyüten lens kapsülünü inceliyoruz. Bu süreçte, lensler ve kedilerdeki travma post-travmatik sarkom olarak adlandırdığımız kedi gözünün en yaygın ikinci kanserinden sorumludur. Bu tür bir tümörün kedilerde incelenmesi kanser tedavisi üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.” Şimdi, kedilerdeki ve insanlardaki mercek epitel hücreleri arasındaki farkları üzerinde çalışabiliriz ve görmeye çalışın, bu gen insanlarda kapalıdır ama kedilerde açıktır. Bu anahtar, açıp kapatabileceğimiz ve kanseri düzenlemeye çalıştığımız diğer hücrelerde mevcut mu? Gözlerin bu koleksiyonu, evrimci biyologlar ve veterinerler için bir kaynaktır ve hayvan türlerinin endeksli olduğu eşsiz bir fotografik kayıt oluşturur. Hastalığın kökenini, etkilerini ve ilerleyişini inceleyerek, alanı biraz ileriye doğru ilerletmeye yardımcı oluyoruz. Bu bilginin arşivlenmekte olduğunu bilmek ve hayvanların yaşamları üzerinde etki yaratabileceğimiz çalışmalar yapabilmek iyi hissettiriyor. Kaynak: https://www.seeker.com/videos/health/how-eyes-evolved-to-see-the-world-differently

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Abel Ödülünde Bir İlk Gerçekleşti

Published

on

Matematikçilerin Nobel Ödülü olarak adlandırılan ve Norveç Kralı tarafından her yıl bir ya da daha fazla matematikçiye verilen Abel Ödülü, bu sezon ki sahibini buldu. Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi, Teksas Üniversitesinden Prof. Dr. Karen Uhlenbeck, bu prestijli ödüle layık görülen ilk kadın matematikçi oldu. Matematik alanındaki önemli bilimsel çalışmalar için yaklaşık 1 milyon dolar verilen “Abel Ödülü”nün bu yılki sahibi olan ABD’li Karen Uhlenbeck, bu ödüle layık görülen ilk kadın oldu. Kısmi diferansiyel denklemler çalışmasıyla maçı kazanan Uhlenbeck, 13 yıldır verilen Abel Ödülü’nü kazanan ilk kadın olarak tarihe geçti.

Uhlenbeck, bir rol model olmasının yanı sıra bilim ve matematik alanındaki cinsiyet eşitliğinin de kuvvetli bir savunucusu. Abel Komitesi Başkanı Hans Munthe-Kaas, ”Karen Uhlenbeck, geometrik analiz ve ölçüm kuramındaki temel çalışmalarıyla 2019 Abel Ödülü’nü hakketti ve aldı. Teorisi, minimal yüzeyimizdeki anlayışımızı değiştirdi ve daha üst boyuttaki genel minimize etme sorunlarında bakış açımızda devrim yarattı. Kendisi, gelecek adına, matematikte bir devrim yarattı. Gerçekten de büyük bir proje” dedi. Parça türevli denklemler alanındaki çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Uhlenbeck, fizik, geometri ve kuantum alanlarında da multi-disipliner çalışmalar yapıyor.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/for-the-first-time-a-woman-has-won-the-abel-prize-for-mathematics

Continue Reading

Bilim

Parkinson Hastalığı Hakkında Önemli Keşif Yapıldı

Published

on

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı olan Parkinson, genelde orta yaş insanlarda görülür. Dünya’da birçok insanı olumsuz etkileyen bu hastalığa dair önemli bir keşif yapıldı. Bilim insanları, 2017’de gerçekleştirilen “truncal vagotomy” isimli prosedürü geçirmiş düşük seviyede hastalığı bulunan hastalarla, Parkinson’un beyne sıçramadan önce bağırsakta başladığını buldu. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden çalışmalarda bilim insanları, ‘vagus’ siniri adı verilen ve beyin ile sindirim sistemini bağlayan bölgeyi incelemeye aldı. Bu bölgesi alınan hastalar, alınmayan hastalara göre yüzde 40 daha az Parkinson hastalığı üretti. Ekibin sonuçlarına göre; bu farklar oldukça belirgin ve beyindeki hastalıkların karın bölgesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen önceki araştırmaları da destekliyor.

Karolinska Enstitüsü’nden Bojing Liu, “Sonuçlar, Parkinson hastalığının bağırsaktan başladığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu hipotezi destekleyen diğer kanıt ise Parkinson hastalığı olanların sıklıkla mide-bağırsak sorunlarının olması, bu da Parkinson’dan onlarca yıl önce başlayabiliyor” demecini verdi. Liu, ”Bağırsaktaki proteinler yanlış bir yola sapıyor ve bu genetik hata bir şekilde beyne kadar ulaşıyor ve bu hata hücreden hücreye yayılıyor” dedi. İsveçli ekip buldukları bu bulgularda yalnız değiller; 2016’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma ve 2017’de ABD’de yapılan bir araştırma da benzer bulgular elde edilmişti.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-parkinson-s-starts-in-the-gut-not-the-brain

Continue Reading

Bilim

Unutmak, hatırlamaktan daha fazla beyin gücü kullanıyor

Published

on

Journal of Neuroscience’da yayınlanan bu bulgular,istenmeyen bir deneyimi unutmak için daha fazla dikkatin verilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bu şaşırtıcı sonuç, dikkati istenmeyen deneyimlerden uzaklaştırarak veya hafızanın geri alınmasını bastırarak, istenmeyen bilgilere olan ilgiyi azaltmaya odaklanan kasıtlı unutmaya ilişkin önceki araştırmayı genişletiyor. Çalışmanın yazarı ve UT Austin’de psikoloji yardımcı doçenti,JarrodLewis-Peacock, “Travmatik hatıralar gibi uyumsuz tepkileri tetikleyen hatıraları atmak isteyebiliriz, böylece yeni deneyimlere daha uyumlu şekillerde yanıt verebiliriz” dedi. Onlarca yıl süren araştırma, bir şeyi gönüllü olarak unutabilmemizin mümkün olduğunu, ancak beyinlerimizin bunu nasıl yaptığını hala sorguladığımızı göstermiştir. Anıların nasıl zayıfladığını ve bunu kontrol etmenin yollarını bulduğumuzda, insanların kendilerini istenmeyen anılardan kurtarmasına yardımcı olmak için tedaviler tasarlanabilir.

Anılar statik değildir. Bunlar beynin düzenli olarak güncellenen, değiştirilen ve deneyimle yeniden düzenlenmiş dinamik yapılarıdır. Beyin bilgiyi sürekli hatırlıyor ve unutuyor – ve bunun çoğu uyku sırasında otomatik olarak oluyor. Kasıtlı unutmaya gelince, önceki çalışmalar, prefrontalkorteks, uzun süreli hafıza yapıları ve hipokampusgibi, beynin kontrol yapılarındaki aktivitenin”önemli noktalarını” konumlandırmaya odaklanmıştı. Son çalışma, bunun yerine, beynin duyusal ve algısal bölgelerine, özellikle ventraltemporal kortekse ve oradaki karmaşık görsel uyaranların hafıza temsillerine karşılık gelen aktivite modellerine odaklanmaktadır. Peacock,’’Beyindeki dikkatin kaynağına değil onun görüşüne bakıyoruz’’dedi. Beyin aktivite örneklerini izlemek için sinir sistemi görüntülemeyi kullanan araştırmacılar, her bir görüntüyü unutmaları ya da hatırlamaları için talimat verdikleri bir grup sağlıklı yetişkin insana manzara ve yüz resimleri gösterdiler.

Onların bulguları, insanların unuttuğu şeyleri kontrol etme kabiliyetine sahip olduğunu doğrulamakla birlikte,aynı zamanda kasıtlı unutmanın bu duyusal ve algısal alanlarda’’orta düzeyde beyin aktivitesi gerektirdiğini’’-hatırlamak için gerekenden daha fazla aktivite gerektirdiğini doğruladı. Çalışmanın yazarı TracyWang; ‘’Unutma mekanizması için orta düzeyde bir beyin aktivitesi kritiktir.Bu aktivite çok güçlü olursa hafızayı güçlendirir;çok güçsüz olursa da onu değiştiremezsiniz’’ dedi.

Araştirmacılar ayrıca,katılımcıların çok daha duygusal bilgi taşıyabilen yüzlerden daha çok, manzaraları unutmalarının daha muhtemel olduğunu bulduklarını söylediler. Belirli tipteki anılara ne kadar dikkat edildiğini izlemek için neurofeedback (duyusal veya sinirsel geri bildirim) kullanarak yeni bir çalışmaya başlayan Lewis-Peacock;‘’Beynimizdeki bu mekanizmaların farklı türdeki bilgilere nasıl tepki verdiğini öğreniyoruz.Unutma yeteneğimizi nasıl kullanabileceğimizi anlamadan önce bu çalışmanın daha fazla araştırılması ve artırılması gerekiyor’’dedi.’’Bu sağlığımız ve mutluluğumuz üzerinde ciddi bir etkiye sahipolan,gerçektengüçlü,yapışkan duygusal hatıraları nasıl işlediğimiz ve onlardan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda bir yol gösterecektir.

Editör / Yazar: Esra KAŞ

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190311152729.htm

Continue Reading

Öne Çıkanlar