fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Güneş Sistemi’nde yıldızlar arası ilk yerleşik ‘göçmen’ keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Gökbilimciler, güneş Sistemimizde bilinen ilk göçmeni keşfetti. Şu anda Jüpiter’in yörüngesine yerleşen asteroit, başka bir yıldız sisteminde yakalanmış bilinen ilk asteroittir. Çalışma Monthly Notices of the Royal Astronomical Society: Makalesinde yayınlandı. ‘Oumuamua’ olarak bilinen nesne, 2017 yılında manşetlere giren son yıldızlararası yabancıydı. Ancak bu sadece gelip geçici bir turistti, oysaki bu önceki exo-asteroid (akılda kalıcı verilen isim (514107) 2015 BZ509) uzun vadeli ikamet ediyor. Güneş Sistemimizdeki tüm gezegenler ve diğer nesnelerin büyük çoğunluğu da Güneş’in etrafında aynı yönde dolaşırlar. Ancak 2015 BZ509 farklıdır. ‘Retrograd’ yörüngesi olarak bilinir ve zıt yönde hareket eder. Çalışmanın baş yazarı Dr Fathi Namouni ” Jüpiter’in yörüngesini paylaşırken nasıl bu şekilde hareket ettiği şu ana kadar gizemini koruyor.” diye açıklıyor. “2015 BZ509 sistemimizin bir parçası olsaydı, bu, onları oluşturan gaz ve toz bulutundan miras kalan diğer tüm gezegenler ve asteroitler ile aynı orijinal yöne sahip olmalıydı.” Bununla birlikte, 4.5 milyon yıl önce gezegenin oluşumu bittiğinde ekip 2015 BZ509’un yerini Güneş Sistemimizin doğuşuna kadar takip etmek için simülasyonlar oluşturdu. Bu durum, 2015 BZ509’nun hep bu yönde hareket ettiğini, bu nedenle orjinal olarak orada bulunmadığını ve başka bir sistemden gelmiş olabileceğini gösteriyor. Ekibin bir başka üyesi Dr Helena Morais, ” Diğer yıldız sisteminden asteroit göçü yaşanabilir çünkü Güneş ilk olarak ,her yıldızın kendi gezegen ve asteroit sistemine sahip olduğu yoğun bir yıldız kümesinden oluştu.” diyor. “Gezegenlerin yerçekimsel güçlerinin yardımıyla yıldızların yakınlığı, bu sistemlerin birbirlerinden asteroitleri çekmesine, çıkarmasına ve yakalamasına yardımcı oluyor.” Güneş Sistemindeki ilk kalıcı asteroit göçmeninin keşfi, gezegen oluşumu, güneş sistemi evrimi ve belki yaşamın kendisinin kökeni problemleri üzerinde önemli etkileri var. 2015 BZ509 tam olarak nasıl ve ne zaman Güneş Sistemine yerleştiğini anlamak, Güneşin orjinal yıldız yuvası hakkında ve Dünya’daki yaşamın ortaya çıkması için gerekli olan bileşenlerle erken çevremizin zenginleşme potansiyeli hakkında ipuçları verir. Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/05/180521092717.htm

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Beynini Taklit Eden Grafen Bazlı Yapay Sinaps

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Pittsburgh Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir dijital bilgisayar gibi bilgiyi işlemeyen, ancak insan beyninin görevleri tamamladığı analog yolu taklit eden, grafen tabanlı bir yapay sinaps geliştirdi. Sinaps, biyolojik sinapslarla karşılaştırıldığında mükemmel enerji verimliliği gösterdi.
Bu çalışmada yer alan Dr. Xiong, “Beynin analog doğası ve masif paralizmi, kısmen insanların karmaşık ve çeşitli veri kümelerinde ses tanıma veya desen tanıma gibi daha yüksek düzeyde bilişsel işlevler söz konusu olduğunda en güçlü bilgisayarları bile geride bırakabilmeleridir” diyor.

Nöromorfik hesaplama olarak adlandırılan yeni bir alan, insan beyninden esinlenen hesaplamalı donanım tasarımına odaklanır. Grafenin iletken özellikleri, araştırmacıların sinaptik bağlantının veya sinaptik ağırlığın gücü olan elektrik iletkenliğini hassas bir şekilde ayarlamalarına izin veriyor.Son zamanlarda yapay zekanın yeniden canlandırılmasında, bilgisayarlar beyni belli şekillerde çoğaltabilir, ancak bir analog sinaps taklit etmek için yaklaşık bir düzine dijital cihaza ihtiyaç vardır. İnsan beyninin bilgi iletmek için yüzlerce trilyonluk sinapsları vardır, bu yüzden dijital cihazlarla bir beyin inşa etmek imkansızdır veya en azından ölçeklendirilemez. Xiong Lab’ın yaklaşımı, büyük ölçekli yapay sinir ağlarının donanım uygulaması için olası bir yol sağlıyor.

Xiong’a göre, mevcut CMOS (tamamlayıcı metal oksit yarı iletken) teknolojisine dayanan yapay sinir ağları, her zaman enerji verimliliği, ölçeklenebilirlik ve paketleme yoğunluğu açısından sınırlı işlevselliğe sahip olacaktır. Xiong “Sinaptik elektronikler için doğada analog, ölçeklenebilir ve büyük ölçekli entegrasyonlar için uygun yeni cihaz konseptleri geliştirmemiz gerçekten önemli. Grafen sinapsımız şu ana kadar bu şartlardaki tüm kutuları kontrol ediyor gibi görünüyor” diyor.

Giyilebilir elektronik cihazlar ve sensörlerdeki ilkel istihbarat seviyesini güçlendirerek, akıllı sensörler ile sağlığımızı izleyebilir, önleyici bakım ve zamanında teşhis sağlayabilir, bitkilerin büyümesini izleyebilir ve olası zararlı sorunlarını tespit edebilir ve üretim sürecini düzenleyebilir ve optimize edebiliriz. Bu önemli ölçüde toplumumuzdaki genel üretkenlik ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesine katkısı olacaktır.

Analog insan beyni gibi işlev gören yapay bir beynin gelişimi henüz pek uygun değildir ve bir dizi atılım gerektirmektedir. Araştırmacılar bu yeni yapay sinapsları optimize etmek için doğru konfigürasyonları bulmalıdır. Bunları sinir ağları oluşturmak için bir dizi başka cihazla uyumlu hale getirmeleri gerekecek ve büyük ölçekli bir sinir ağındaki tüm yapay sinapsların aynı şekilde davrandığından emin olmaları gerekecektir. Zorluklara rağmen Dr. Xiong, yönettikleri yön konusunda iyimser olduğunu söylüyor.
Çeviri: Esen Çiftçi
İleri Okuma: Nanowerk
Advanced Materials

Devamını Oku

Bilim

Minos Uygarlığını Ortadan Kaldıran Efsanevi Yanardağ Patlamasıyla İlgili Yeni Bulgular Elde Edildi

Yayınlandı

üzerinde

Günümüzden binlerce yıl önce şimdi Santorini olarak bilinen Yunan adasında yaşanabilecek en büyük volkanik patlamalardan birisi meydana geldi. Thera patlaması olarak da bilinen bu patlama Minos Uygarlığı’nı tarih sahnesinden sildi. Bilim insanları şu ana kadar bu patlamayla ilgili net bulgular elde etmekte zorlanıyordu. Ancak ortaya çıkan yeni bulgular patlamayla ilgili bilim insanlarına büyük ipuçları verebilir.

Bilim insanları patlama anında canlı olan ağaç kalıntılarından elde ettikleri verileri radyokarbon teknikleriyle inceleyerek, Thera patlamasına dair yeni bulgular elde edebileceklerini düşünüyor. Thera’nın tam olarak ne zaman patladığını belirlenmesi sadece MinosUygarlığı’yla ilgili değil, tüm Akdeniz, Orta Doğu ve Mısır Uygarlığı’yla ilgili daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Arizona Üniversitesi’nden dendrokronoloji uzmanı CharlottePearson , “Volkanın patlaması tüm zaman içerisinde kısa bir an alıyor. O zaman, herhangi bir arkeolojik alanda o anın kanıtını bulduğunuzda, aniden zaman içinde çok kesin bir belirleyici noktaya sahip olursunuz – ve bu zaman periyodu boyunca insan / çevre etkileşimlerini incelemek için gerçekten çok etkin bir kaynaktır” dedi.

Araştırmacılar elde ettikleri ağaç halkalarının verilerini incelediklerinde Thera’nın püskürmesinin M.Ö. 1600 ile 1525 yılları arasında bir zamanda olduğunu hesapladı. Elde edilen tarih çok spesifik ve direkt bir tarih değil. Ancak eldeki zaman aralığının daraltılmasına yardımcı oluyor. Çünkü radyokarbon analizinden elde edilen bulgular M.Ö. 1650 ile 1600 yıllarını gösterirken, arkeolojik kanıtlar M.Ö. 1570 ile 1500 yıllarını işaret ediyor. Araştırma ekibi tarafından M.Ö. 1700 ile 1500 yılları arasındaki 285 ağaç örneğini analiz etti. Ancak bu ağaçların Santorini adasından gelmediğini, hatta Akdeniz’den bile olmadıklarını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. İki yüz örnek, belirtilen süre zarfında Kaliforniya ve Nevada’da yetişen uzun ömürlü kristlecone çamurlarından geldi. Kalan 85 örnek ise İrlanda’daki meşe ağaçlarındandı.
Bu tür ağaçlar geçmişi inceleyebilmek için mükemmel kaynaklar sunarlar. Bunun sebebi ise gövdelerinde her yıl tek bir halka oluşturmalarıdır. Bireysel halkalardaki radyokarbon-14 sabit oranda bir bozulma yaşar. Bu da son 50 yıl içerisinde geliştirilen güncel radyokarbonkalibrasyon eğrisine dayanarak, doğru tarihleme gerçekleştirilebilir. Araştırmanın ikinci kısmı, halkaların gerçek boyutlarını incelemekti. Thera’nınerüpsiyonu muazzamdı. Minos Uygarlığını 40 metre derinlikte bir kül ve ponza tabakasının altına gömdü. Bu esnada yoğun duman ve yanardağdan fışkıran malzemeler atmosfere yayıldı. 2010 yılında Eyjafjallajökull patlamasının atmosfere gönderdiği kalın kül bulutları, jet akımına girerek tüm Avrupa’da haftalarca hava hareketlerini aksattı. Thera kadar büyük bir volkanik patlama muhtemelen parçacıklar Güneş’in ışığını engellediği etkilenen bölgelerde geçici bir soğutma etkisine neden olacaktır. Bu bulutlar aylarca atmosferde kalabilirler.
Buna ek olarak, eğer yanardağ kükürdioksit yayıyorsa, bu da güneş ışığını engelleyen sülfürik asit aerosolleri oluşturmak için su parçacıkları ile birleşerek stratosfere ulaşmış olabilir. Bu durum hem İrlanda’ya hem de ABD’ye ulaştıysa, ağaç halkalarında kanıtlar görünmeliydi. Bilim insanları yaptıkları incelemelerde durumun böyle olduğunu gördü. Soğuk bir iklim incelenen her iki ağaç türü için de daha ince halkaların meydana çıkmasını sağlayacaktır. Araştırmacılar büyük bir volkanik püskürmeye işaret edebilecek zaman diliminde son derece dar dört halka buldu. Ayrıca, eski radyokarbonkalibrasyon eğrisinin bu dönem için tam olarak doğru olmadığını ve gelecekteki araştırmacılar için daha doğru bir veri kümesiyle sonuçlandığını keşfettiler. Arizona Üniversitesi’nden antropolog GregoryHodgins, “Bu araştırma Thera’yla ilgili, ama gerçekten de bu zaman dilimi boyunca dünya çapında radyokarbon kullanan herkes için bunun etkileri çok derin” açıklamasında bulundu.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/tree-ring-radiocarbon-dating-minoan-volcano-catastrophic-eruption-thera

Devamını Oku

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar