fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Güneş Sistemindeki Plazma Yağmuru Şaşırtıcı Yerlere Düşüyor

Yayınlandı

üzerinde

Güneş atmosferindeki plazma yağışı için yapılan bir araştırma yağışın beklenmeyen yerlerde oluştuğunu ortaya çıkardı. Bu keşif, yağmurun sağanak olmasının yanı sıra bir sis olarak yağabileceği anlamına gelebilir. Sonuç olarak, bu plazmanın hareketinin izlenmesi, güneş atmosferinin veya korona’nın neden bu kadar sıcak olduğuna dair gizemin çözülmesine yardımcı olabilir. Güneş Dünya ile benzer yağışa sahiptir, ama su yerine plazma olarak yağar. Sıcak plazma, koronanın daha soğuk bir kısmına hareket ettiğinde, sıcak hava, Dünya üzerinde yağan su damlacıklarını oluşturan bulutlara dönüştüğü gibi, güneş yüzeyine doğru yoğunlaşır ve düşer.  22 Mayıs’ta düzenlenen Trienal Dünya-Güneş Zirvesi’nde yeni koronal yağmur gözlemlerini sunan Washington DC’deki Güneş Katolik Üniversitesi’nden güneş fiziği uzmanı Emily Mason, “Fizik, kelimenin tam anlamıyla aynıdır” diyor. Bilim insanları, daha çok alevlenmelerle ilişkili güneş bölgelerinde daha önce koronal yağmur görmüştür. Mason, yağmurun koronoda sıcaklıkların yüksekten alçağa düştüğü her yerde oluşabileceğini söylüyor. Meslektaşı Spiro Antiochos’unda yer aldığı teorik çalışmalar, Güneş yüzeyinin üzerinde 6 güneş yarıçapına kadar uzayabilen uzun flamaların tepesi altından daha sıcak olabilir ve bu nedenle yağmurla dolu olabileceğini öne sürüyor. Mason, “Benim işim onu bulmaktı” diyor. NASA’nın Güneş Enerjisi Gözlemevi’nde aşırı ultraviyole ışıkta kaydedilen videolarda uzun flamalarla düşen parlak su damlalarını araştırdı. Sağanak yağışı keşfetti ama ancak yüzeyden yaklaşık 0.1 güneş yarıçapına kadar uzanan, null noktalı topolojiler olarak adlandırılan daha kısa döngüler halinde. ” Bu şeyler çılgın gibi yağıyor.” dedi. 30 saatte Koronal yağmur bu küçük döngülerden birine düştü. Bulgu şaşırtıcı çünkü daha kısa döngülerin, aşağıdan yukarıya sıcaklık farkı, uzun flamalardan daha az olmalıydı. Dahası, Mason daha kısa döngülere aslında flamalardan daha fazla yağmur yağmadığını, ancak bu döngülerdeki plazma lekelerinin daha büyük ve daha kolay görülebileceğini düşünüyor. Uzun flamalarda, sıcaklık dereceli olarak değiştiği için, lekeler daha küçük olur ve muhtemelen kum taneleri kadar küçüktür. Mason, orada olduklarını ama görünmez olduklarını savunuyor. Mason daha sonra bu fikri destekleyen orta ölçekli sözde flamalarda daha sönük bir yağmur buldu. Şu andaki teleskoplar en küçük damlaları göremiyor, ancak Hawaii’de yapım aşamasında olan Daniel K. Inouye Güneş Teleskobu ile görmek mümkün olabilir. Uzun süredir devam eden güneş gizemi, koronadaki sıcaklıkların güneş yüzeyindekilere göre milyonlarca derece daha yüksek olmasıdır. Bilim insanları, ekstra ısının bilinmeyen, sürekli bir kaynaktan gelebileceğini düşünüyor. Viall, “Yağmurun orada olması, koronal ısıtmanın nasıl olabildiğine dair sınırlamalar getiriyor.”diyor. “Onu bulduğu gerçeği oldukça önemli.” Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/plasma-rain-sun-atmosphere-falls-surprising-places?tgt=nr

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar