fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim İnsanları

Günümüzde Yaşayan En Etkili 20 Bilim İnsanı

Yayınlandı

üzerinde

Bilim insanları dünya üzerindeki en etkili insanlardır. Tıp ve teknolojide hızlı bir ilerleme sağlanmasına yardımcı olan bilim insanları aynı zamanda dünyanın ne olduğunu ve nasıl bir sistemle çalıştığını insanların kavraya bilmesine yardımcı olmaktadırlar. Bilim insanlarının kültürümüzün dünya görüşünü şekillendirmedeki rolü rakipsizdir. Dünyayı en fazla etkilediği düşünülen ve hala yaşayan 20 bilim insanı ise şu şekilde sıralanmaktadır:
1. Timothy John “Tim” Berners-Lee, Web’in bağlı olduğu aktarım protokollerini başarıyla uygulayan ilk kişi olan World Wide Web’i icat etti.tim-berners-lee_1366736c-570x357
2. Bir dil bilimci ve filozof olmasına rağmen, psikoloji alanını temelde yeniden şekillendiren Noam Chomsky, en azından davranış bilincini dinin doğuşuyla ilgili fikirleri yoluyla değiştirerek yeniden şekillendirmiştir.noam_chomsky-570x285
3. Evrimci biyoloji kullanan Richard Dawkins, kendimizi en temel seviyelerde anlama biçimimizi şekillendirdi.richard_dawkins-570x321
4. Grupların matematik teorisini istatistikle birleştiren Persi Diaconis, rasgelelik hakkındaki anlayışımızı radikal bir şekilde yeniden yapılandırdı.persi_diaconis-570x378
5. Primatlarla ilgili çalışmaları olan Jane Goodall, hayvan krallığında en yakın akrabalarımızı anlamamıza öncülük etti ve bize odak verdi.jane_goodall-570x382
6. Alan Guth, enflasyonist kozmoloji fikri Big Bang hakkındaki anlayışımızı ve evrenin geniş ölçekli yapısını değiştirdi.alan_guth
7. Stephen Hawking,uzayın ve zamanın doğası üzerine çalışması çığır açan ve nöro-musküler distrofi çekmesine rağmen kişisel zafer hikayesi milyonlarca kişiye ilham kaynağı olan
stephen_hawking-570x389
8. Donald Knuth, algoritma teorisi üzerindeki çalışmaları bilgisayar bilimleri alanını değiştirdi. (Will Robertson’un izniyle)donald_knuth-570x338
9. Lynn Margulis, simbiyogenezisiyle ilgili düşünceleri, biyolojik evrimin anlaşılmasına yönelik geleneksel yöntemleri zenginleştirmiştir.lynn_margulis-570x427
10. Intel’in kurucusu olan Gordon Moore, bilgi teknolojisi devrimini (“Moore’un Yasası” adını veriyor) yapabilmek için iş dünyasını bilimle birleşti.gordon_moore-570x402
11. Roger Penrose, yalnızca temel fizikte değil, insan bilinciyle olan bağlantılarıyla da yeni bir zemin oluşturmuştur.
roger_penrose-570x427
12. Allan Sandage, efsanevi Edwin Hubble’ın çalışmalarını dünyanın en büyük canlı gözlemci astronom olmak için sürdürdü.allan-sandage-570x441
13. Araştırmaları ilk önce proteinlerin yapısını ortaya koyan Frederick Sanger, kimya alanında iki kez Nobel Ödülü kazandı.frederick_sanger
14. Charles Townes, şimdi teknoloji ve günlük yaşamda her yerde bulunan lazeri icat etmiştir.charles_townes-570x427
15. İnsan Genomu Projesinin tamamlanması ve sentetik genomlar ile yapay olarak oluşturulmuş hücreler üzerine çalışmalarına devam eden Craig Venter, hayat anlayışımıza temel olarak meydan okuyor.craig_venter-570x373
16. DNA yapısının Francis Crick ile birlikte keşfedilmesi, biyolojinin tümünde devrim yaratan ve 20. yüzyılın dönüm noktası olan James Watson.james_watson
17. Fizik kuvvetlerini birleştirme konusundaki çalışmaları ve son derece iyi yazılmış bilim hakkındaki popüler kitapları olan Steven Weinberg . Bilimi daha geniş bir kültüre yayan önemli bir kamusal entelektüellerde bir tanesidir.steven_weinberg
18. Andrew Wiles, 300 yıllık Fermat Matematik Tahmini sonuçlarından kararlı bir şekilde çözümlenemeyen sorunların sonuçta yaratıcı iç görüler yoluyla çözüm üretebileceğini gösterdi.
andrew-wiles-570x216
19. Sosyobiyoloji üzerine çalışması evrimsel düşünceyi etiğe ve psikolojiye iten Edward O. Wilson.
edward-wilson-570x459
20. Sicim teorisinin matematiksel temelleri üzerinde çalışma yapan Edward Witten.
edward_witten
Kaynak: https://superscholar.org/features/20-most-influential-scientists-alive-today/

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. Ali rıza Emin

    Kasım 3, 2017 at 6:16 pm

    Elonmusk!

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Türk Matematik ve Astronomi bilgini: Ali KUŞÇU

Yayınlandı

üzerinde

Asıl ismi Ali bin Muhammed Ebü-l Kasım’dır.1403 Semerkant’ta dünyaya gözlerini açmış, babası Ulug Bey’in Doğancı Başı’sı Şiker Halkı’dır. Ali Kuşçu, Uluğ Bey (Timur İmpparatorlugu’nun 4.sultanı ve Türk matematik, astronomi bilginidir) ve Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Uluğ Bey’e söylemeden Semerkantan Kirman’a geçti. Kirman’da rasathane olmamasına rağmen Kirman’a gitmesi bir muammadır. Kirman’da Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı, Ayrıca Kirman’da boş zamanlarında Umman Denizi’ndeki medcezirleri incelemiştir.  Semerkan’ta geri döndüğünde Uluğ Bey’in huzuruna çıkıp af diler . Uluğ Bey özrünü kabul eder. Lâkin: -Bana Kirman’dan ne hediye getirdin diye sorar.
Ali Kuşçu: -Bir risale getirdim ve onda kamerin şekillerini hallettim dediğinde,
Uluğ Bey: -Getir göreyim, hangi noktaları hallettiğini söyleyeyim emrini verir, bunun üzerine Ali Kuşçu ayağa kalkarak eserini baştan sona kadar okur. Okuduğunu dikkatle takip eden Uluğ Bey, Ali Kuşçu’ya karşı duyduğu takdir hissini söylemekten çekinmemiştir. Bu kitap Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risaledir. Uluğ Bey gözlemevi müdürlügüne getirir, Zicyi yazan Uluğ Bey’e yardım etmiştir. Uzun Hasan’la yolu kesişen Kuşçu’yu Hasan Bey elçi olarak Fatih Sultan Mehmet’e gönderir, Fatih’i etkileyen Kuşcu’ya Fatih hocalık teklif eder .Tebriz’den dönüşünde karşılamak için sınıra bir heyet gönderir. Bunların arasında Hocazade Müslihü,d-Din Mustafa da vardı. Ayasofya’ya 200 altın maaşla Müderris olarak atanır. Sinan Paşa bile derslere (Molla Lütfü’yü) göndererek katılmıştır.   Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer’in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır. Kabri Eyüp Sultan Türbesi’ndedir. Ali Kuşçu’nun Eyüp Sultan’daki mezarı (Ayvansaraylı Hüseyin Efendi eserinde “Eyüp Sultan Türbesi hareminde gömülüdür. 1230-1235 senelerine gelinceye dek bâkî idi, sonra kayboldu” dediğine göre 1815-1819 senelerine gelinceye kadar kabri muhafaza olunmuş, fakat daha sonra yerine bir başkası defnedilmiştir.) günümüzde kaybolmuştur. Mekanı cennet olsun.
Editör / Yazar: Süheyla YAVUZ

Devamını Oku

Bilim İnsanları

Tesla’nın annesine yazdığı son mektup! Türkleri tercih etmediği için pişman

Yayınlandı

üzerinde

Ünlü bilim adamı Nikola Tesla’nın annesine yazdığı son mektup ortaya çıktı. Tesla’nın mektubunda, Türklere sığınmadığı için pişman olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Elektrikte alternatif akımı bularak bilim dünyasına eşik atlatan Nikola Tesla, annesi Duka Tesla’ya yazdığı son mektuplarında ABD’de yaşadığı hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve pişmanlıklarını paylaşıyor. Tesla mektubunda huzursuz ve kasvetli olduğunu, insanlığa onca yıl hizmet ettikten sonra “aşağılama ve hakaret” dışında hiçbir şey elde etmediğini belirtiyor.  Yaşadığı sanrılardan da bahseden Tesla, “Bazı Mağribi dillerinde yemek yiyip dua eden bir ses duydum. Bu sabah bir görüntü gördüm ve sesin arkadan geldiğini, ancak içeride mi dışarıda mı olduğunu tespit edemedim” diyor. Tesla, kimseye güvenemediğini en yakınında bulunan arkadaşı Lionel’in ünlü mucit Edison’un yanına gittiğini söylüyor.
Bir insan dünyayı değiştiremez
Tesla, “Sonunda, insanlığın hükümetlere bağlı olduğunu ve bir bireyin yalnızca dünyayı değiştiremeyeceğini anladım.” diyor. “Bu mektubu asla alamayacaksın anne” Tesla, “Bu mektubu asla alamayacaksın anne. Neden bir daha hiç okuyamayacağın, sana neden yazdığımı bilmiyorum … Sen hafif bir ülke olabilirsin anne ve senden yolumu aldığım için beni bağışla, çünkü cenazene bile gelemeyeceğim.” derken büyük bir acı hissettiğini satırlarına işliyor.  Herkesi kontrol eden bir plan var
Nikola Tesla annesini kaybettikten sonra bile ona yazmayı sürdürüyor. Tesla, “O kadar kayıtsızım ki kendimi bile tanımıyorum. Sadece birisinin zaten her şeyi kontrol altında tuttuğunu ve “benim” keşfimin insanlık için çok erken olduğunu düşünüyorum. Ve aslında, hiç de “benim” keşfim değil. Her şeyi kontrol eden ve bir planı olan biri olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullanıyor.
Türkleri tercih etmediği için pişman  Tesla, Türkleri tercih etmediği için pişman olduğunu, Türklerin bütün bu yaşananlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğunu dile getiriyor.
Dua et orada benim için anne
Ünlü bilim adamı Tesla’nın işte son ifadeleri, “Yıllarım, bilimde yükselmek için tırmalamakla geçti. Dua et, orada, benim için, anne, eğer yapabilirsen, zavallı, evlenmemiş oğlunun kayıp ruhuna…”
Kaynak: https://www.telegraf.rs/english/1470330-the-last-teslas-letter-to-his-mother-please-mother-pray-for-me-over-there

Devamını Oku

Bilim

Sırlarla Dolu Esrarengiz Philadelphia Deneyi – Rainbow Projesi

Yayınlandı

üzerinde

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır. Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.  Deneyin İddia Edilen Hikayesi: İddia sahibi ataldır, Deneyin yapılmış olma ihtimalinden ilk söz eden kişi Morris K. Jessup’dur. Jessup amatör bir gökbilimciydi ve UFO lar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Deney ile olan ilgisi ise 1955 yılında eline geçen bir mektupla başlar. Mektup, Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu ve deneyden detaylı olarak bahsediyordu. İddiasına göre Allende, deneye gözlem gemisi olarak katılan SS Andrew Furuseth adlı şilepte görevli bir denizciydi. Deneye baştan sona şahit olmuştu.
Deneyin Bilimsel Temeli: Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920’lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya’da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.
İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti.  Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr. Nikola Tesla‘ nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir. Birleşik Alan Teorisi’nin deneye uygulanışı ise “çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak” şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.  Deneyin gerçekleştirilişi: Allende, deneyin 22 temmuz 1943’te sabah 09:00’da jeneratörlere güç verilerek başlatıldığını söylüyordu. Bu aşamadan sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başlamış ve USS Eldridge ortadan kaybolmuştu. Devamını şöyle anlatıyordu Allende :

“Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı. Gemi ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu? Sis azalırken, bir şeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Gemi istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943’te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. “Donma” adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?”

Bu hikâyeye göre USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Philedalphia limanından 640 km. ötedeki (375 mil) Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu. Jessup bu inanması güç hikâyeye temkinli yaklaştı. Allende’ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi. Allende’nin cevabı ise aylar sonra geldi, fakat bu sefer gelen mektupta Carl M. Allen imzası vardı. Allen kanıtı olmadığını yazıyordu ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da pentotal (bilinci uyuşturarak iradeyi kıran doğruyu söyleten bir ilaç) alarak gördüklerini anlatabileceğini savunuyordu. Jessup bu mektupdan sonra yazışmamaya karar verdi.  Morris Jessup’un Ölümü: 1957 ilkbaharında Jessup, Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu’ndan bir davet aldı. Büroya ulaştığında kendisine yine kendinin yazdığı (ve çoğunlukla ününü borçlu olduğu) The Case for the UFO isimli kitap gösterildi. Bu kitap bir yıl kadar önce büroya postalanmıştı. Kitabın dikkat çekici yanı ise sayfalarda alınmış olan notlardı. Notlar üç farklı yazıyla yazılmıştı ve binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu. Sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943’te yapılan deneyden söz ediliyordu. Jessup yazılardan birinin Allen’e ait olduğunu fark edip durumu bildirdi. Sonrasında diğer yazıların da aynı kişiye ait olduğu, farklı renk ve özelliklerdeki kalemlerle yazıldığı anlaşıldı. Bu olaydan sonra Deniz Kuvvetleri Jessup ile yeniden bağlantı kurup Allende’nin mektuplarında belittiği adresin terkedilmiş bir çiftlik evine ait olduğunu, ayrıca, Jessup’un kitabının üzerindeki notlarla ve Allende’nin mektuplarıyla birlikte yeniden düzenlenerek Deniz Kuvvetleri bünyesinde dağıtılacağını bildirdi. Rakam tam olarak bilinmemekle beraber bu şekilde 100 kadar kopyanın Deniz Kuvvetlerinde dağıtıldığı sanılmaktadır. Bu baskıdan üç kopya da Jessup’a gönderilmiştir. Bu olaydan iki yıl kadar sonra, 20 Nisan 1959’da Morris Jessup, Miami’de Hammock Parkı’nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzoz gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.  Alfred Bielek’in ifadesi: Bugün bilinen, hikâyenin çoğunun 1984 yapımı Stewart Rafill’in yönettiği “Philadelphia Experiment” (Philadelphia Deneyi) isimli filmden uyarlandığıdır. 1990’larda Eldridge gemisinin mürettebatından Alfred Bielek deneyin içinde yer aldığını ifade etmiş, bu ifade internet aracılığıyla yayılmıştır. Ancak 2003 yılında Bielek’in hikâyesi küçük bir araştırmacı grup tarafından yalanlanmış, deney sırasında geminin yakınında bir yerde olmadığı gösterilmiştir.
Dr. Valentine, Charles Berlitz’le yaptığı röportajda şöyle diyordu: “Bence Philadelphia Deneyi bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bazı bilimadamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlarda oluştuğu görüşündeler.Bu çok karmaşık enerji alanlarının birbirlerini etkilemesi olayıdır. Eğer böyle bir evrenin içinde maddenin katlı fazları bulunmasaydı, şaşılırdı.Bu fazların birisinden birisine geçilmesi bir yaşamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arası değişmedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanların karıştırıcı olarak değişimler yaratabileceğinden kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hemde yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durumda da, bağımsız bir varlık olmayan ama içinde bulunduğumuz yaşama benzer belirli bir madde / zaman / enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü’de çarpıklaştırır. Kısacası deney olasıdır.”  Berlitz’e göre: Philadelphia Deneyi’nin yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ve şuan için kanıtlanamaz. Ama kavram olarak geçerlidir. Çünkü Einstein’ın ”Birleşik Alan Kuramı” tarafından desteklenmektedir. Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belkide Türkiye’de de yayınlanan ”Yok Oldu”( Thin Air) kitabında anlatıldığı gibi çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir. Umuyoruz ki; bir gün üzerinde ”çok gizli” yazılı bu dosyanın açılma zamanı gelecek ve karanlıklar aydınlanacaktır. Kaynak: https://archive.org/stream/PhiladelphiaExperiment/Philadelphia%20Experiment_djvu.txt

Devamını Oku

Öne Çıkanlar