fbpx
Connect with us

Bilim

Hayatın Üstünde Onu Yöneten Bir Güç Mü Var?

Published

on

Evren içerisinde üstün bir güç olduğu birçok bilim insanının şüphelendiği konular arasında yer alıyor. Fizik yasalarında son yıllarda meydana gelen büyük değişimlerden sonra bilim fiziğin sınırlarını zorlayacak varsayımlar üretiyor. Özellikle karanlık enerji miktarının düşünüldüğü şekilde kısıtlayıcı olmadığına inanıldığı fizik şartlarında çoklu evren modeli söz konusu olabilir. Fiziğin temel kavramlarından birisi evrenin bize uygun göründüğü kadar iyi olması. Temel kuvvetlerden herhangi birinde değişiklik yaptığınızda, helyumdan daha ağır elementlerin oluşması imkansız bir hale geliyor. Bir şeyleri bizim yararımıza göre şekillendiren bir üstün varlık olduğu fikrini bir kenara atarsak bu durum oldukça şanslı olduğumuz anlamını taşımaktadır. Bir şeyleri bizim yararımıza göre şekillendiren üstün bir varlık olduğunu varsaymaksızın, bu şaşırtıcı bir şans patlaması gibi görünüyor. Bir açıklamaya göre aslında evren her tür oluşuma ev sahipliği yapıyor. Galaksinin birçok çorak gezegene ev sahipliği yapması gibi yaşam için hiç de uygun olmayan birçok başka evren olabilir. Bizler şanslı olmaktan ziyade, varlığımızın mümkün olduğu yerde oluştuk. Bazı fizikçiler temel bir güç ya da başka bir şeyin farklı olması durumunda, olayların nasıl görüneceğini modellemek üzere çalışma yürüttü. Avustralya ve Avrupa’daki meslektaşlarıyla birlikte Sydney Üniversitesi’nden Profesör Geraint Lewis bunu evrenin karanlık enerjisi miktarına genişletti. Bununla birlikte, karanlık enerji çalışmasında önemli bir fark var. Burada elektromanyetizmayı düşünmek için bir neden yok. Eğer bir değişim oluşacaksa olabileceğinden daha güçlü ya da daha zayıf bir hale gelmeli. Bilim insanları diğer birçok evrenin eğer varlarsa daha fazla karanlık enerjiye sahip olması gerektiğini vurguluyor. Astronomlar, evrenin genişlemeye devam ettiğini ve dolayısıyla bunun karanlık enerji denen şey tarafından yönetilmesi gerektiği sonucuna vardılar. Ancak karanlık enerjinin yüksek miktarda olmadığı, eğer yüksek miktar karanlık enerji ortaya çıkarsa evrenin cansız olacağı ve maddenin yıldız oluşturmak için oldukça dağınık olacağı da söyleniyor. Bu nedenle bilim insanlarının geriye dönük tahminlerinde evrenin oluşum aşamasında sadece şimdiye nazaran biraz daha fazla karanlık enerjinin olduğu sonucuna varıldı.
Kaynak: http://www.iflscience.com/space/if-a-multiverse-exists-it-could-abound-with-life/all/

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. Göktan

    Mayıs 16, 2018 at 1:28 pm

    Nooldu,kafa karıştırıcı hiçbir pratik önemi olmayan çöp bilgiler….teorik fizik akademisyeniysen ilgilen….değilsen günlük olaylara kafa yor…bunlarla zihnin çelinmesin insani pespayelikleri düzeltmeye ver çabalarını….

  2. Hamdi

    Mayıs 17, 2018 at 11:26 am

    “Bizler, şanslı olmaktan ziyade, varlığımızın mümkün olduğu yerde oluştuk”.
    Şansla, varlık değil, hiç bir şey oluşmaz.
    Varlığımızın mümkün olabileceği yeri bulabilmek için; görünen evrendeki 200 küsür milyar galaksinin her birinin ortalama 200 milyar yıldızının, olması muhtemel yıldız başına iki gezegenini (200.000.000.000 x 200.000.000.000 x 2 = 8^22 = 8’den sonra 22 sıfır = 80 seksilyon adet gezegen) elden geçirdik ve dünya gezegenini “varlığımızın mümkün olabileceği yer” olarak seçtik ve orada “oluştuk”…
    Kargaların bile, gagalarından daha aşağıdaki bir organlarıyla gülmelerine neden olabilecek böyle bir varsayıma inanmamız için, bizi bir ‘şey’e benzetiyor olmalılar.
    Aslında o ‘şey’, zat-ı şahanelerinin ta kendileridir…
    Bilimdeki ilelemelerin, kendilerini günden güne ‘yaratılmışlık’ olgusuna daha da yaklaştırdığının farkındalar ama, inkardaki şeytani hazdan bir türlü vazgeçemiyorlar…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Vardiyalı Uyku, Beynimize ve Vücudumuza İlginç Şeyler yapıyor

Published

on

Yapılan araştırmalar, uykunun vücutlarımızı nasıl etkilediğine dair birçok şeyi anlamamızı sağladı. Şimdiyse yeni bir araştırma, bunlara yenisini ekliyor: Öğleden sonra kestirmek; ruh halimiz, hafızamız ve diğer algısal işlevlerimiz için iyi olabilir fakat bu aynı zamanda, glikoz seviyelerinin yükselmesiyle de ilişkilendirilmiş. Yapılan yeni araştırmada, özel olarak genç öğrenciler incelenmiş. Bu grup, uyku kalıplarının düzensiz olmasıyla biliniyor. 15-19 yaşındaki 59 öğrenci, her 24 saatte bir 6.5 saatlik uykuyla sınırlandırılmış. Bu öğrencilerin yarısı, geceleyin devamlı olarak uyuyacak; diğer yarısı ise, geceleyin 5 saatlik uykunun üstüne 90 dakikalık bir kestirme yapacakmış. Gün boyunca yürütülen testlere göre; öğleden sonra kestirme yapanlar, sağlığın daha iyi olmasıyla ilişkilendirilebilecek çeşitli alanlarda daha yüksek puan almışlar: Daha olumlu hissetmişler, uykularını daha iyi aldıklarını düşünmüşler ve çeşitli bellek ile algı testlerinde daha iyi iş çıkarmışlar.

Araştırmacılardan biri olan ve Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde sinirbilimci olarak görev yapan Michael Chee, şöyle söylüyor: “İlginç şekilde, uyku kısıtlaması şartları altında; bölünmüş uyku grubunda yer alan öğrenciler, devamlı olarak 6.5 saat uyuyan akranlarına göre atiklik, dikkatlilik, çalışan hafıza bölümü ve ruh hali konusunda daha verim sergilediler” “Bu bulgular ilginç; çünkü 24 saatte ölçülen toplam uyku süresi, aslında birinci grupta daha düşük.” İki vardiyaya bölünmüş, 6.5 saatlik benzer bir uyku tarifesini kendiniz için planlamadan önce şuna dikkat edin: 2016 yılında yapılan önceki bir çalışmada araştırmacılar, her gece kesintisiz şekilde 9 saat uyuyan insanlarla karşılaştırıldığı zaman, bu insanların verim ile ruh hallerinin genel olarak daha kötü durumda olduğunu bulmuşlar.

Ayrıca yukarıda belirttiğimiz gibi, kandaki glukoz seviyeleri de, vardiyalar halinde uyuyan grupta daha yüksek çıkmış; bu durum, tip 2 diyabet için bir tehlike etmeni oluşturuyor. 6.5 saat sürekli şekilde uyuyan grup ile 2016 tarihli çalışmada her gece 9 saat uyuyan grup arasında, kandaki glukoz seviyeleri bakımından önemli bir farklılık yokmuş. Bu önemli bir ayrım, çünkü daha önce yapılan bazı araştırmalarda, düzenli bir kestirme süresinin, gece uykusuna ilaveten faydalı olabileceği öne sürülmüş olsa da; metabolik ve algısal etki yönünden inceleme yapılmış araştırmaların sayısı az. Bu metabolik tepki, yeni çalışmanın ardındaki araştırmacılar için önemli bir odak noktası olmuş. Çünkü, uyku eksikliği ile diyabet gelişimi tehlikesi arasında muhtemel bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz.

Ancak burada her ne kadar küçük ve sınırlı bir örnekten bahsetsek de; kestirme yapmanın, uykumuzun tamamını gece aldığımız zamana göre glukoz seviyelerini daha yükseğe çıkarması muhtemel (ruh hali ve algısal verim yönünden faydaları olmasına rağmen). Fakat nihayetinde bu çalışma, ne şekilde bölerseniz bölün, her 24 saatte bir eksik şekilde uyumanın iyi olmadığını söylüyor; özellikle de, hâlâ gelişmekte olan genç beyinler için. En azından bu yaş grubunda olanlar için en iyisi, her gece ortalama 9 saatlik bir uyuma süresi. Araştırmacılar şu sonuca varıyor: “Onlara verilecek en iyi tavsiye, geceleyin önerilen miktarda uyumalarıdır.”

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://academic.oup.com/sleep/advance-article/doi/10.1093/sleep/zsz037/5316239

Continue Reading

Bilim

Vücudumuz, hangi elementlerden oluşuyor? Ölen hücreler ne oluyor? Hücreler yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Published

on

İnsan vücudu çok sayıda elementten oluşuyor. Bunların başlıcaları hangileri? Hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? Hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz? Evet, vücudumuz en az 25 elementten oluşuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakınını 6 element oluşturuyor. Bunlar:

  • Oksijen %65
  • Karbon %18
  • Hidrojen %10
  • Nitrojen %3
  • Kalsiyum %1,4
  • Fosfor %1,1

Geri kalan yüzde 1’5 kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşur. Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunur. Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60’ı sudur. Bu 42 litreye tekabül eder. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alır. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturur.

hücre

Hücrelerin ömrü ne kadar?

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değildir.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimledir. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzundur.

2013’te araştırmacılar yaşlı farelerden aldıkları nöronları daha uzun ömürlü sıçanlara nakletmiş ve iki fare ömründen çok daha uzun yaşadığını görmüştü.

İşte bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Ölen hücreler ne olur?

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılır.

İçerdeki ölü hücreler ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketilir. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılır.

Hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşar.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar olur. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görür ve hücre bölünmesini engeller. İşte bu duruma yaşlanma diyoruz.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Bu makale Science Focus dergisinden derlenmiştir.

Continue Reading

Bilim

Rüya gören beyin hafızayı koruyor

Published

on

Bilim insanlarının yaptığı bir araştırma, rüya gören beynin hafızayı koruduğunu ortaya koydu. Science bilim dergisinde yayımlanan makaleye göre uykunun rüya görülen kısmı olan, gözlerin hızlıca oynatıldığı REM aşamasında ritm bozulursa hafıza kayıpları yaşanabiliyor. Fareler üstünde yapılan deneylerde beyin fonksiyonları REM sırasında durdurulan fareler, hemen ardından yapılan hafıza testlerinde başarısız oldular. REM uykusu sırasında insanlar rüya görüyor ancak rüyaların, yeni anıların yerleşmesi konusunda önemli olup olmadığı bugüne kadar yanıtlanmamıştı.

Son araştırmalar REM dışı derin uykuya odaklanmıştı. Derin uyku sırasında beyin hücreleri hafızayı güçlendiriyor ve o günkü tecrübeleri yeniden yaşatan çeşitli kalıpları ateşliyor. REM uykusu sırasında gözlerimiz hareket ediyor ve kaslarımız gevşiyor ama beynin tam olarak ne yaptığı gizemini koruyor. Bu uyku türü tüm hayvanlar dünyasında, memelilerde, kuşlarda hatta sürüngenlerde bile görülebiliyor. Özellikle de hayvanlarda REM aşamaları çok kısa süreli olduğu için ve diğer komplikasyonlar nedeniyle bu uykunun etkilerini ölçmek zor. REM uykusuna dalmış insanları ve hayvanları uyandırmak strese ve hafıza testlerini de bozan sorunlara neden oluyor.

REM uykusu hafızayı güçlendiriyor

Kanada’da McGill Üniversitesi’nde çalışan Dr. Sylvain Williams doğrudan uyuyan beyne müdahale etmeye karar verdiklerini söylüyor. BBC’ye konuşan Williams “Farelerde REM uykusunu bozmak için bir yöntem kullandık” dedi. “Optogenetics” adında bir sistemi kullanan Williams ve ekibi, farelerde belli sayıda bir hücreye, beyinlerine yerleştirilen minik bir optik fiber sayesinde ışık tutmuşlar. Araştırmacılar ışığı yaktıklarında “teta titreşimleri” adı verilen belirli bir beyin ritmi büyük ölçüde azalmış. Eğer bu müdahale farenin REM uykusuna denk gelmişse bunun sonuçları olmuş.

Dr. Williams “REM uykusundaki faaliyeti durdurmak, özellikle hafızanın oluşması ve güçlenmesini engelliyor” diyor. Örneğin yeni bir nesneyle bir gün önce gördüğü nesne aynı anda fareye gösterildiğinde, fare tanımadığı nesneye odaklanacağına her ikisini de inceliyor. REM uykusunun yeni anıları yerleştirmesi için kritik olduğu görülüyor. Williams, bunun yanıtladığından daha çok soru yarattığını söylüyor. Eğer derin uyku hafızayı güçlendiriyorsa REM uykusunun asıl görevi ne?

Williams, “Şu anda iki aşama arasındaki farkı bilmiyoruz. Ama REM uykusunun ana bir rolü olduğunu öğrenmek şaşırtıcı bir haber” diyor. Araştırma bunama ve diğer hafıza sorunları yaşayan hastalarda incelenmeye değer olabilir. Williams, “Özellikle Alzheimer hastalarında bu normal faaliyetin nasıl etkilendiğini ve hafıza bozulmalarına nasıl katkısı olduğunu görmek ilginç olabilir” diyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.bbc.com/news/science-environment-36275143

Continue Reading

Öne Çıkanlar