fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Her İnsanın Benzersiz Bir Beyin Anatomisine Sahip

Yayınlandı

üzerinde

Parmak izleri gibi, iki kişinin de aynı beyin anatomisine sahip olmadığını, Zürih Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir çalışma göstermiştir. Bu benzersizlik, genetik faktörlerin ve bireysel yaşam deneyimlerinin bir kombinasyonunun sonucudur.

İkizlere ait (önden, yandan ve yukardan) beyinlerin (solda ve sağda resmedilen) üç beyin taraması. Her kişi için kırışıklıklar ve çıkıntılar farklıdır. / Lutz Jaencke, UZH

Parmak izi her bireyde benzersizdir: İki parmak izi aynı olmadığından, polis, göçmenlik makamları ve akıllı telefon üreticileri için kimlik doğrulama yöntemine dönüşmüştür. Peki ya kafalarımızın içindeki santral panosuna ne dersiniz? Beynin belirli anatomik özelliklerden kime ait olduğunu bulmak mümkün mü? Bu, UZH nöropsikoloji profesörü Lutz Jäncke ile çalışan grubun sorusu. Daha önceki çalışmalarda, Jäncke zaten bireysel deneyimlerin ve yaşam koşullarının beynin anatomisini etkilediğini gösterebilmişti.

Deneyimler beyinde iz bırakıyor

Profesyonel müzisyenler, golfçüler veya satranç oyuncuları, yetenekli aktiviteleri için beyin bölgelerinde en çok kullandıkları belirli özelliklere sahiptir. Bununla birlikte, daha kısa süreli olaylar da beyinde izler bırakabilir: Örneğin, sağ kol iki hafta boyunca tutulursa, hareketsiz hale getirilmiş kolun kontrol edilmesinden sorumlu bölgelerdeki beyin korteksinin kalınlığı azalır. Jäncke şöyle açıklıyor: “Beynimiz üzerinde etkisi olan bu deneyimlerin genetik yapıyla etkileşime girdiğinden şüpheleniyoruz, böylece yıllar boyunca herkes tamamen bireysel beyin anatomisi geliştiriyor.”

Manyetik rezonans görüntüleme, hesaplamalara temel oluşturuyor

Hipotezlerini araştırmak için Jäncke ve araştırma ekibi, iki yıl boyunca üç kez manyetik rezonans görüntüleme kullanarak yaklaşık 200 sağlıklı yaşlı bireyin beyinlerini inceledi. Beynin toplam hacmi, korteksin kalınlığı ve gri ve beyaz madde hacimleri gibi çok genel olanlar dahil olmak üzere 450’den fazla beyin anatomik özelliği değerlendirildi. 191 insanın her biri için, araştırmacılar, belirli beyin anatomik özelliklerinin bireysel bir kombinasyonunu tanımlayabildiler; bu şekilde, genel beyin anatomik özellikleri için bile tanımlama doğruluğu yüzde 90’ın üzerindeydi.

Koşulların ve genetiğin kombinasyonu

Bulgular üzerine Lutz Jäncke şunları söylüyor: “Çalışmamızla, insanların beyin yapısının oldukça bireysel olduğunu doğrulayabildik. Genetik ve genetik olmayan etkilerin kombinasyonu sadece beynin işlevini değil, aynı zamanda anatomisini de etkiliyor.” Bununla birlikte, parmak izi sensörlerinin MRI taramaları ile değiştirilmesi gelecekte mümkün değil. MRI’lar parmak izleri almanın kanıtlanmış ve basit yöntemine göre çok pahalı ve zaman alıcıdır.

Nörobilimde ilerleme

Jäncke’nin çalışmasına ait bulguların önemli bir yönü, son yıllarda alanda yapılan büyük gelişmeleri yansıtmasıdır: “Sadece 30 yıl önce insan beyninin çok az bireysel özelliğe sahip olduğunu veya hiç bireysel özelliğe sahip olmadığını düşünüyorduk. Beyin anatomik özellikleri ile kişisel tanımlama hayal bile edilemezdi.” Bu arada, dijitalleştirilmiş beyin taramalarını değerlendirmek için kullanılan yazılımlar gibi, manyetik rezonans görüntülemenin de daha iyi olması gerekli. Jäncke, şimdi daha iyi bildiğimiz şeylerin bu ilerleme sayesinde olduğunu söylüyor.

Dergi Referansı: Seyed Abolfazl Valizadeh, Franziskus Liem, Susan Mérillat, Jürgen Hänggi, Lutz Jäncke. Identification of individual subjects on the basis of their brain anatomical featuresScientific Reports, 2018; 8 (1) DOI: 10.1038/s41598-018-23696-6

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/07/180710104631.htm

Çeviren: Bünyamin Tan

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Probiyotik Bakterilerinin Şok Edici Sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Yayınlandı

üzerinde

Bugüne kadar, elektrik üreten bakterilerin çoğu garip ortamlardan gelmiştir.Ancak araştırmacılar hem mikrojen hem de probiyotik olmak üzere insan mikrobiyomunda 100’den fazla elektrik üreten değer bulmuşlardır. Bakterilerin elektrojenik yetenekleri, enfektivitede veya peynir ve yoğurdu nasıl fermente ettikleri açısından önemli olabilir.

Listeria bakterisi, hücre duvarları boyunca elektronları, her yerde bulunan flavin molekülleri (sarı noktalar) ile desteklenen küçük akıntılar olarak çevreye taşır. Mayınlar ve göllerin dibi gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları ev halkına daha yakın bir kaynağa yöneldiler: insan bağırsağı. Kaliforniya Üniversitesi’den bilim insanları, yaygın bir ishale neden olan bakteri Listeriamonocytogenes’in, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce başka bakteri türünün de aynı süreci kullandığını keşfettiler.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu, insan bağırsağı mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, gıda kaynaklı hastalık listeriyozuna neden olan ve aynı zamanda düşüklere de neden olabilen patojeniklerdir. Kangrene ( Clostridiumperfringens ) ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara ( Enterococcusfaecalis ) ve bazı hastalıklara neden olan streptokok bakterileri oluşturan diğer bakteriler de elektrik üretmektedir.

Lactobacilli gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurdun fermente edilmesinde önemlidir ve birçoğu probiyotiktir. Bu keşif bakterilerin bize nasıl bulaştığı konusunda çok şey söyleyebilir veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda mikroplardan canlı piller oluşturmaya çalışanlar için oldukça sevindirici bir haber. Bu tür “yeşil” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180912133442.htm

Devamını Oku

Bilim

Soğuk Suda Yüzmek Depresyon Tedavisinde Yardımcı Olabilir Mi?

Yayınlandı

üzerinde

Depresyona yakalanan 24 yaşındaki bir hasta haftada bir kez açık denizde yüzerek ilaçlarını azalttı. Dört ay içerisinde ise ilaçları tamamıyla bıraktı ve depresyon hastalığından kurtuldu.
Bir yıl önce, depresyon geçiren 24 yaşında bir kadına doktoru tarafından sıra dışı bir reçete verildi: soğuk suda haftada bir kez yüzme. Hasta Sarah, University College London’da bir doktor ve araştırmacı olan Christoffer van Tulleken tarafından sunulan BBC belgesel dizisi The Doctor Who Gave Up Uyuşturucu’nun bir parçası olarak kameraya alındı.

Doktor Van Tulleken, “En çok reçete edilen ilaçlarımıza baktığımızda, özellikle de bunların etkililiğine dair kanıtlarda zayıflıklar söz konusu” dedi. Sarah 17 yaşından beri majör depresif bozukluk ve anksiyete tedavisi görüyordu. Ancak semptomları birinci basamak tedaviye dirençliydi ve depresyon ilaçları onu adeta bir sisin içerisine sokuyordu. Sarah kızını doğurmasının ardından artık ilaç kullanmak istemiyordu. Depresyon hastalığından kurtulmak da onun öncelikleri arasındaydı. Van Tulleken’in gözetiminde, yavaş yavaş ilaç dozlarını düşürdü ve 15C sıcaklığa sahip açık suda haftalık yüzme programı başlattı.

Bu geleneksel olmayan tedaviyle hasta dört ay içerisinde ilaçları tamamen bıraktı ve majör depresyondan kurtuldu. Depresyon, dünya çapında insanları hayattan koparan en önemli hastalıklardan birisidir. Doktor Van Tulleken depresyon tedavisi için her geçen gün daha yüksek sayıda antidepresan kullanımı olduğunu ifade ediyor. Bu ilaçların etkinliğiyle ilgili yapılan testler ise oldukça yetersiz. Bu sebeple birçok doktor depresyon ilaçlarına alternatif tedavi yöntemleri üretmeye çalışıyor. Sarah’ın hikayesi Van Tulleken ve meslektaşlarının yazdığı, İngiliz Tıp Dergisi’nde yayınlanan bir vaka raporunun temelini oluşturdu. Raporda, Van Tulleken ve meslektaşları Sarah’ın deneyimini anlatıyor ve soğuk suda yüzmenin diğer hastalar işe yarayıp yaramayacağının ortaya çıkması için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.

Vücudun soğuk suya daldırılmaya ilk tepkisi, derhal soğuk su şokuna sebep olarak, vücudun hızlıca soğumasıdır. Bu özellikle solunum ve kalp hızında büyük bir artışa yol açtığı için, bazı tıbbi rahatsızlıkları olanlar için son derece tehlikeli olabilir. Portsmouth Üniversitesi’nde spor ve egzersiz bilimi bölümü profesörü ve raporun ortak yazarı Michael Tipton şunları söyledi: “Yararlı taraf hakkında düşünmekten ziyade yıllardır soğuk suya dalmanın tehlikeli yönleri hakkında daha çok endişeliydik.” Tipton, soğuğun anti-enflamatuar olduğuna dair kanıtlar olduğunu ve yakın tarihli bir çalışmanın, soğuk suda yüzmenin ameliyat sonrası ağrı yaşayan hastalarda iyileşme sağladığının bulunduğunu belirtti. Soğuk suda yüzme, vücuttaki stres tepkilerini de aktive eder ve soğuk suya tekrar tekrar maruz kalmak alışma denilen bir uyum sürecine yol açar.

Van Tulleken, “Bir teori, eğer soğuk suya uyum sağlarsanız, stres tepkiniz, öfkeniz, sınavlar veya işten kovulma gibi diğer günlük streslere karşı duygularınız körelir” diyor. Çalışmaya katılmamış olan Reading Üniversitesi’ndeki bir klinik psikolog ve profesör olan ShirleyReynolds’a göre, egzersiz gibi anlamlı bir aktivite yapmanın kendi başına faydalı olduğuna dair kanıtlar var. Reynolds ayrıca, “tek bir vakanın,“ bu yöntemi depresyon tedavisi için yeterli olarak tanımlamaya yetmeyeceğini söyledi.
Kaynak: https://www.theguardian.com/science/blog/2018/sep/13/could-cold-water-swimming-help-treat-depression

Devamını Oku

Öne Çıkanlar