fbpx
Connect with us

Uzay

Hubble Uzay Teleskobu, 655 milyon piksellik bir kare görüntüledi

Published

on

Discovery uzay mekiği tarafından yörüngeye taşınan ve yüzbinlerce fotoğrafı dünyaya ileten Hubble Uzay Teleskobu, bu kez 655 milyon piksellik bir kare paylaştı. NASA’nın paylaştığı karede galaksimize 3 milyon yıl uzaklıktaki Triangulum görülebiliyor. Bilinmezliklerle dolu evreni insanlara çektiği karelerle tanıtan ve insanlığın dünya dışında yaşananlardan haberdar olmasını sağlayan Hubble geçmişe dönük de binlerce fotoğraflık bir arşiv oluşturdu.

Hubble Uzay Teleskobu, 655 milyon piksellik NASA tarafından paylaşılan fotoğrafta, Triangulum’daki milyonlarca yıldız ve nebulalar görülüyor. 1990 yılında Discovery Uzay Mekiği tarafından yörüngeye taşınan ve bugüne kadar yüz binlerce fotoğraf çeken Hubble Uzay Teleskobu, bu sefer 655 milyon piksellik bir kare görüntülemeyi başardı.  NASA tarafından paylaşılan görüntülerde, galaksimize 3 milyon yıl uzaklıktaki “Triangulum” yer alıyor. Hubble Uzay Teleskobu’nun yakaladığı bu görüntüler, 40 milyar yıllık yıldız topluluğunun şimdiye kadarki en detaylı aktarımı. “Messier 33” veya “NGC 598” olarak da adlandırılan Triangulum, Samanyolu’nun da içerisinde bulunduğu, birbirine yer çekimi ile bağlı olan 50’den fazla galaksiden oluşan bir yerel grubun parçası. Görüntüde, galaksinin orta bölgesi ve iç sarmal kollarında bulunan milyonlarca yıldız, yüzlerce yıldız kümesi ve nebulalar görülebilir. Görseli buradan detaylı bir şekilde inceleyebilirsiniz.  Hubble Uzay Teleskopu
Kısaca Hubble olarak da bilinen Hubble Uzay Teleskobu’na, Samanyolu galaksisinin dışında başka galaksilerin de varlığını kanıtlayan ABD’li astronot Edwin Hubble’ın adı verildi.Kozmik nesnelerin büyüleyici fotoğraflarını çekebilmesinin dışında Hubble, algılayıcılarını günler boyunca gök yüzünün bir noktasına sabit olarak doğrultabilir. Hubble, uzak galaksilerdeki süpernova patlamalarını araştırarak evrenin genişlemesinin hızlanarak devam ettiğini ortaya koymuştur.  Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM
Kaynak: https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-6566343/Hubble-capture-655-MILLION-pixel-image-nearby-galaxy-showing-40-billion-stars.html Görsel: https://www.spacetelescope.org/images/heic1901a/zoomable/

Advertisement
1 Comment

1 Comment

  1. Oğuzhan

    Şubat 5, 2019 at 2:59 pm

    Fotağrafın daha detaylı linkine tıklayınca sağ üste en koşede bir insan kafası gibi bir şekil var.Acaba bir eklememi o ???

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

NASA mühendisi, insanlığın gelecekte bir gün Titan’ da yaşayabileceğini söyledi

Published

on

Geçten hafta popüler internet sitesi Reddit’te konunun meraklılarının sorularını yanıtlayan NASA mühendisi Janelle Wellons “Güneş sistemimizdeki su dünyalarından biri olan Titan’ı değerlendirelim, ne dersiniz?” diye yazdı.  NASA’nın Jet İtiş Laboratuarı’ndan Wellons, diğer mühendisler, bilim insanları, pilotlar ve proje müdürleri The Final Frontier (Güneş sistemi gözlem projelerinden biri) ve ABD uzay ajansının Titan’ın keşfine yönelik planları hakkında soruları yanıtladı.

Titan’da Yaşam Çok Daha Kolay Olabilir

NASA mühendisleri, Titan hakkında şunları söyledi: “Titan Saturn’un en büyük uydusu. Merkür gezegeninden bile daha büyük. O yüzden bizim yerleşmemiz için yeterince yer var. Bulutlu sarı uyduda yerçekimi Dünya’dakinin yüzde 14’ü kadar. Fakat atmosferi insanların özel basınçlı kıyafetler giymesi gereken Mars ve Dünya’nın uydusu Ay’a göre o kadar yoğun ki, yaşam çok daha kolay olabilir. Hatta kollarımıza kanatlar takıp uçabiliriz bile.”

Wellons’ın verdiği bilgilere göre Titan, Dünya dışında yüzeyinde göl ve denizler şeklinde sıvı bulunan tek yer. Bu sıvılar metandan oluşuyor fakat doğru koruyucu ekipman ile teorik olarak insanlar zarar görmeden bu sularda yüzebiliyor.

Tabii ki güneşten hayli uzak olduğu için Titan’da ortalama sıcaklık -290 derece. Ayrıca Titan’a varmak yıllar alacağı için astronotlar için hayli zor bir yolculuk olabilir. Radyoaktif güneş ışınlarına, düşük yer çekimine, duygusal ve fiziksel strese maruz kalabilirler.

Daha önce de NASA’dan Dr. Amanda Hendrix, Daily Express’e verdiği söyleşide Satürn’un uydusu Titan’da metan bazlı çılgın bir yaşam formu -yani uzaylılar- olabileceğini söylemişti.

Kaynak: https://sputniknews.com/science/201903221073473280-NASA-Engineer-Saturn-Moon-Titan-Awesome-Live/

Continue Reading

Uzay

Rüya Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 10 Gerçek

Published

on

Belleğimizin uyku sırasında yaşadığı çılgın maceralar olarak ifade edebileceğimiz rüyaların, belleğin tazeliğini korumak için rastgele harekete geçmesi ve yaşanan olaylar arasında bağlantı kurma çabasının ürünü olduğu düşünülüyor. Rüya, henüz tam anlamıyla çözülememiş, beynin gizemli bir oyunudur.Rüyalar hepimiz için bazen ürkütücü bazense mutluluk verici olmuştur. Bu yazıda sizlere rüya hakkında bilmediğiniz ilginç gerçekleri söylüyoruz.

1. Rüyada Okuyamazsınız ve Saatin Kaç Olduğunu Bilemezsiniz.

Eğer rüya gördüğünüzden tam emin değilseniz okumayı deneyebilirsiniz, çünkü insanların büyük çoğunluğu rüyalarında okuma yeteneğine sahip değildir. Aynı durum saatler için de geçerlidir. Rüyada, elimizde tuttuğumuz bir saate baktığımızda saat sürekli değişir ve normal şekilde hareket etmez.

2. Uyku Felci

Buna kâbus görme olayı da diyebiliriz fakat beynimiz gerçek anlamda etkilendiğinden dolayı gerçek kabuslar da diyebiliriz. Uyku felcinin iki önemli özelliği vardır. Bunlar, rüya gören kişi hareket yeteneğini kaybeder ve bulunduğu oda içerisinde kötü ruhlu bir varlığın olduğunu hisseder. Yapılan çalışmalar, uyku felci atağı sırasında beynin amigdala bölümünün çok kuvvetli aktivite gösterdiğini kanıtlamaktadır.

3. REM Uyku Bozukluğu

Uykunun REM evresinde (Hızlı göz hareketi) vücudumuz felç durumundadır fakat nadir durumlarda insanlar rüyalarını fiziksel olarak yaşarlar. Bu uyku bozukluğu hali kırık kol, bacak, eşya hatta yanmış bir ev ile sonuçlanabilir.

4. Uyurgezerler

Uyurgezerlik çok nadir görülen ve tehlikeli olan bir uyku hastalığıdır. Uyurgezerlik, REM uyku bozukluklarından en uç seviyesidir ve uyurgezerler rüyalarını sadece gerçekleştirmekle kalmaz, gerçek maceralara atılırlar.

Bu maceralardan bazıları;

  •  Sanat eğiliminin farkında olmayan bir hemşire, uyurgezer haldeyken, sonradan hatırlayamadığı muhteşem portreler çizmekteydi.
  •  Bir uyurgezer 35 kilometre araba sürmüştür.
  •  Başka bir uyurgezer kendini üçüncü kattaki pencereden aşağı atmış ve zar zor hayatta kalabilmiştir.

5. Artan Beyin Aktivitesi

Uyku genellikle huzur ve sakinlikle ilişkilendirilir fakat beyin uyku halinde, gün içinde olduğundan daha aktif durumdadır.

6. Hayvanlar da Rüya Görür

Hayvan arkadaşlarımız da bizler gibi rüya görebilmektedir. Örnek verirsek; bir kedi ya da köpeği uyurken izlediğinizde patilerini hareket ettirdiklerini görebilir ve ses çıkardıklarını duyabilirsiniz.

7. Görme Engelli Kişiler de Rüya Görür

Görme engelli kişilerin de rüyaları yoğun ve ilginçtir ancak rüyaları, görme duyusunun yanında diğer duyuları da içermektedir. Sonradan görme kaybı yaşayıp, görme engelli olan kişiler rüyalarında görüntüler görür fakat doğuştan görme engelliler bunları göremez. Bu kişiler rüyalarında koku, ses ve dokunma gibi duyuları hissederler.

8. Rüyada Sadece Daha Önce Gördüğümüz Yüzleri Görürüz

Rüyalarımızda, sadece daha önce gerçek hayatta gördüğümüz yüzleri görebildiğimiz kanıtlanmıştır. Dikkat ediniz! Yolda yürürken gördüğünüz korkunç görünümlü biri bir sonraki kabusunuzun içinde olabilir.

9. Gecede Birden Fazla Rüya Görürüz

Bir gecede dört ila yedi farklı rüya görebilirsiniz, bu sizin REM döngünüze bağlıdır. Rüyaları sadece uykunun REM evresinde görebiliriz. Rüya gördüğümüz sürenin toplamı gecede ortalama bir ila iki saattir.

10. Herkes Renkli Rüya Görmez

İnsanların yüzde 12’si siyah beyaz rüya görmektedir. Yapılan araştırmalara göre 1915 ile 1950 yılları arasında insanlar çoğunlukla siyah beyaz rüya görmekteydi fakat bu durum 1960’lı yıllardan sonra değişti. Bunun nedeninin siyah beyaz film ve televizyonlardan renklilere geçmemiz olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: https://www.lifehack.org/articles/productivity/20-amazing-facts-about-dreams-that-you-might-not-know-about.html

Continue Reading

Fizik

22 milyon yıllık yolculuk Türkiye’de son buldu

Published

on

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan, bir grup bilim insanıyla, Bingölün Sarıçiçek köyüne 2015 yılında düşen gök taşının izini sürdü. Doç. Dr. Ünsalan, nadir görülen bu göktaşının Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki kraterden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettiklerini söyledi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Ünsalan ile aralarında NASA’dan görevlilerin de bulunduğu 79 bilim insanı, Bingöl kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Sarıçiçek köyüne 2 Eylül 2015 tarihinde düşen ve ‘Sarıçiçek’ adı verilen gök taşını araştırdı. Gök taşının yaşını, yapısal özelliklerini ve geldiği noktayı tam olarak belirleyen bilim insanlarının hazırladığı makalenin başyazarlığını ise Doç. Dr. Ünsalan yaptı. Doç. Dr. Ünsalan, ‘Meteoritics and Planetary Science’ dergisinde yayınlanan makalede yer alan bulgularla ilgili Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budaka bilgi verdi.

‘ÖNEMLİ BULGULAR ORTAYA ÇIKTI’

Yaklaşık 9 yıldır, meteoritler ve asteroit madenciliği üzerine çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Doç. Dr. Ünsalan, “NASA- SETI Enstitüsünden Dr. Peter Jenniskens ve bir öğrencimle köydeki çalışmalarımızda 343 göktaşı örneği topladık. Bu örnekleri makalede görev alan bilim insanlarına ulaştırdık. Uzmanlık alanlarına göre bilim insanları gök taşı üzerinde incelemelerde bulundu. Ortaya çok önemli sonuçlar çıktı. NASA’nın DAWN görevi kapsamında elde ettiği verilerden de yararlanarak, nadir görülen gök taşının, Mars ve Jüpiter arasındaki 4 Vesta asteroidinin güneyindeki Rheasilvia çarpma tabanında bulunan Antonia kraterinden 22 milyon yıl önce koptuğunu tespit ettik. Bu durumu ilk kez bilimsel olarak kanıtlamış olduk” dedi.

‘YÜZDE 95’İNDEN FAZLASI SÜRTÜNMEDEN DOLAYI PARÇALANDI’

Bingöle düşen gök taşının ilk oluştuğu süreçte çok daha büyük olduğunu ve dünyaya düştüğü sırada atmosferde yüzde 95inden fazlasının sürtünmeyle parçalandığını vurgulayan Doç. Dr. Ünsalan, “Dünyaya yakın asteroidlerin bir haritası mevcut. Ülkemiz de bu konuda önemli adımlar atıyor. Birçok ilde meteor takip sistemlerimiz var. Bunu daha önce TÜBİTAK projesiyle başlatmıştık. Dünyanın atmosferine yaklaşan bir meteoroidin özelliğini bilirseniz ondan kendinizi korumak için onunla nasıl mücadele edeceğinizi de bilirsiniz. 4 Vesta asteroidinden kopup da zaman içerisinde dünyamıza girebilecek olan bir takım Vesta kökenli meteoroitlerle karşılaşırsak artık nasıl bir mücadele yapabileceğimizi biliyoruz.

Atmosfere girmeden önce Sarıçiçek gök taşının büyüklüğü yaklaşık 1 metre civarındaydı. Ancak tonlarca kütlelerden bahsediyoruz. O tonlarca kütlenin yüzde 95inden fazlası sürtünmeden dolayı küçük parçalara ayrıldı. Santimlere indi. 1 metrelik bir parçanın gelmesi halinde neyle karşılaşacağımızı artık biliyoruz. Biz bunu artık çok rahat bir şekilde 20 metreye uyarlayabiliriz” diye konuştu.

‘SANİYEDE 17 KİLOMETRE HIZLA ATMOSFERE GİRDİ’

Çalışmalarda yer alan Dr. Jenniskensin bulgularıyla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Ünsalan, “Gök taşı dünya atmosferine girdiğinde saniyede 17 kilometre hızla ilerliyordu. Sarıçiçek köyündeki saçılma alanına bakıldığında ise gök taşının 33 kilometre irtifada parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. Ayrıca gök taşı örneklerinde; zirkon, baddeleyit, karbon, kalsiyumca zengin piroksen, az miktarda kamasit ve troilit, merrilit, kromit, olivin ve ilmenite rastladık” dedi. Makalenin uluslararası ve 4 yıllık bir çabanın sonucu bilime kazandırıldığını söyledi.

‘TÜRK BİLİM İNSANLARI ÜLKEMİZİN ADINI DÜNYAYA DUYURUYOR’

Fizikçi ve gezegen bilimci Doç. Dr. Ünsalan’ın çalışmalarıyla Ege Üniversitesi’nin gurur kaynağı olduğunu söyleyen Rektör Budak, “Öğretim Üyemiz Doç. Dr. Ozan Ünsalan hocamızın liderliğinde uluslararası bilim insanlarından oluşan araştırma grubu bir süredir yürüttüğü çalışmayı tamamladı. Türk araştırmacımız üstlendiği görevle üniversitemiz ve ülke adına önemli bir başarıya imza attı ve gururumuz oldu. Ülkemizde ve üniversitemizde uluslararası arenada hiçbir komplekse kapılmadan işte bugün de olduğu gibi uluslararası başarılara imza atıyoruz. Ege Üniversitesi olarak bu da bize bir şey gösteriyor, Türk bilim insanları, özgüven içerisinde ülkemizin ve üniversitelerimizin adını dünyaya duyuruyor. Hocamıza bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Her anlamda da hocamızın çalışmalarının yanındayız” diye konuştu. Kaynak: Milliyet

Continue Reading

Öne Çıkanlar