Bizi Takip Edin

Yaşam

Hz. İsa’nın Ağabeyine Öğretisini Anlatmak İçin Yazdığı Gizli Vahiyleri İçeren Bir El Yazması Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Araştırmacılar tarafından yakın bir zamanda Hz. İsa’nın gizli öğretilerini ağabeyi James’e anlatmak için yazdığı eski bir el yazması bulundu. El yazmasının ilk bilinen orijinal Yunanca kopya olduğuna inanılıyor.


Eski el yazması kaynak Austin’de bulunan Teksas Üniversitesi’nden kitap araştırmacıları tarafından Oxford Üniversitesi’ndeki bir araştırma sırasında keşfedildi. NagHammadikütüphanesindeHz. İsa’ya ait olduğu düşünülen bugüne kadar keşfedilmiş az sayıda eser bulunmaktadır. 1945 yılında özgün dili Yunanca olan 13 Kıpti dilinde yazılmışGnostik kitap Yukarı Mısır’da bulundu.
Bu yılın başında Texas Üniversitesi’nden BrentLandau ve Geoffrey Smith isimli dini araştırmacılar James’in ilk kıyamet günü’nün beşinci ve altıncı yüzyıllardan kalma Yunanca el yazmalarını ortaya çıkardı. Bilim insanları şimdiye kadar korunan kutsal metinlerin kıpti dilinde yazıldığını düşünüyordu.
Dini araştırmalarda yardımcı doçent görevini sürdüren Smith, buldukları metinlerin gerçek olduğunu anladığında oldukça heyecanlandıklarını kaydetti. Bilim insanları Yunanca yazılmış olarak James’in kıyamet günü el yazmasının bulunabileceğini hiç düşünmüyordu.


Eski metinde Hz. İsa gizli öğretilerini kardeşi James’e detaylıca anlatıyor. Metinde Hz. İsa göksel bölge ve gelecekteki meydana gelmesi muhtemel olaylar ile James’in ölümüne dair ayrıntıları anlatıyor.
Metinde Hz. İsa’nın İncil’de yaptığı açıklamalar genişletiliyor. Hayata ve hizmete dair bilgiler paylaşılıyor. Metinde ayrıca James’in iyi bir öğretmen olabilmesi için Hz. İsa ve James arasında geçen konuşmalar anlatılıyor.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/11/171130133824.htm

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Bilim

Kuantum Deneyinde Zamanın Ok’u Tersine Döndü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Termo dinamiğin ikinci kuralı, izole edilmiş bir sistemde entropinin zamanla artacağını ve sıcaklık hareketinin daima sıcak bir cisimden soğuk cisime akacağını ifade eder. Bununla birlikte, uluslar arası bir araştırmacı ekip tarafından yapılan yeni bir deney bu termo dinamik ‘Zaman Ok’unun mutlak bir kavram olmadığını göstermektedir. Deney için araştırmacılar bağıntılı parçacıklara baktı. Bunlar kavramsal olarak kuantum araştırmalarının çekirdeğinde dolaşan parçacıklara benzer, ancak birbirine çok yakın bir şekilde bağlanmamıştır. Araştırmacılar, deneylerini hidrojen ve karbondan oluşan triklorometan molekülü ile başlattı. Daha sonra, hidrojen atomunun çekirdeğini karbon atomunun çekirdeğinden daha sıcak yaptılar ve enerji akışını izlediler. İki atomun çekirdeği birbiri ile bağıntılı olmayınca ısı beklendiği gibi sıcaktan, soğuk çekirdeğe aktı. Fakat çekirdekler birbiri ile bağıntılı olduğunda ısı “geriye doğru” aktı. Sıcak çekirdek daha da sıcak, soğuk çekirdek de daha soğuk büyüdü.

Araştırmacılara göre deneyleri, termo dinamiğin ikinci yasasını ihlal etmiyor. Çünkü kanun, bağıntılı parçacıkları dikkate almaz. Deneyleri, kuralın bir istisnasını ortaya koyuyor. Bu araştırmayı özetleyen bir makale arXiv sunucusuna yüklendi.

Bu deney, çevremizdeki gizemli dünyalar hakkında daha önce bilinmeyen verimli bilgileri üreten bir başka bilimin örneğidir. Ve görünen o ki her yeni keşif yeni sorulara yol açıyor. Araştırma kuantum hesaplamaya daha çok gittikçe, bilim insanları, hala kuantum dünyası hakkında çok şey öğreneceğimizi vurguluyor. Örneğin evrenin makyajı, özellikle karanlık enerji ve karanlık madde, düzenli araştırmalara rağmen halen açıklanamıyor. Bazı sağlam ipuçlarımız olsa da, her şeyin anlaşılmaz teorisini-evrendeki tüm doğal fiziksel süreçleri açıklayan tek bir denklemi, henüz ortaya çıkardık.

Açıkçası, evrenimiz hakkında hala öğreneceğimiz çok şey var. Termo dinamiğin ikinci kanunundaki olağan üstü istisna, bizim iyi anlamış olduğumuz kavramların bile yaratıcı deneylere kadar bizi zorlamayacak gizli inceliklere sahip olabileceğini gösteriyor.
Bununla birlikte, her bireysel deney ile kolektif bilgimizi genişletiyor ve dünyamızın nasıl işlediğini gerçekten anlama yolunda bir adım daha atıyoruz.
Kaynak:https://futurism.com/scientists-experimentally-demonstrate-reversal-arrow-time/

Devamını Oku

Uzay

Öte Gezegenlere Yaşam Tohumlama Planı: Yaratılış Projesi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bir Alman teorik fizikçisi, ilk yıldızlar arası uzay aracına, bir öte gezegenin yörüngesinde yavaşlayıp oraya potansiyel olarak ikinci bir Dünya tohumu atmasına izin verecek bir değişiklik önerdi. Bununla birlikte 12,000 yıllık geçiş zamanı görevin desteklenmesini zorlayabilir. Son 30 yıldır, gelecekte insanların uzayda nereye gideceği hakkındaki popüler düşünce Ay’a dönüş ile kırmızı gezegen (Mars) arasında gidip geliyor. Dünya gezegeninde kendimiz için yaptığımız ekolojik ekonomiden keşfedici amaçlar için oluşturduğumuz sorunların çeşitliliğini düşündüğümüzde, kolonizasyon egoist hatta bencil köklere sahip olabilir. Bununla birlikte, en iyi kolonisazyon tahminleri bile onlarca yıl içinde ölçülür ve bu yüzyılın geri kalanında hayatta kalacağımız konusunda bir garanti yok. Ayrıca insanlığı galaksiye doğru etkin bir şekilde yaymak için çok uzun bir süre gerekir.


Peki ya şimdi başka dünyalar üzerinde yaşam tohumlama sürecine başlayabilirsek? İnsanlık hayatta kalamayabilir ama farklı yaşam biçimleri olabilir.
Almanya Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde teorik fizikçi Claudius Gros, bunu düşünmemiz gerektiğini belirtiyor. Evrenin her yanında hayat tohumlamanın, insan kolonizasyonundan öncelikli olduğuna inanıyor. Ayrıca, bu tohumlama sürecinin, teknolojik kabiliyetimiz dahilinde olduğuna da inanıyor.
Atılım Starshot, bir lazer tahrik sistemi kullanarak Güneş’ten sonraki en yakın komşu yıldızımız Alpha Centauri’ye ilk sondajı göndermek için iddialı bir plan. Bu gezinin yaklaşık 20 yıl sürmesi bekleniyor. Ve 1 gram ağırlığındaki bir sondajın 160 milyon km hıza ya da ışık hızının 5’te 1’i hızına getirilmesi gerekecek. Sondajın bir frenleme sistemi olmayacak ve ulaştıktan sonra yıldız saatlerine göre sesi alması umuluyor. Ve bu, fotoğrafların Dünya’ya gönderilmesi için yeterli bir zaman.
Journal of Physics Communications’da yayınlanan yeni bir araştırmada Gros, 1,5 tonluk bir uzay aracını daha yavaş hızlarda göndermek için aynı lazer tahrik sistemini kullanmamızı öneriyor. Bu nedenle, sadece fotoğraf çekmekten fazlasını da yapabiliriz. Gros, dengeli bir öte gezegen yörüngesini başarmak ve genleri ve hücreleri büyütecek “mini laboratuvarlar” aracılığıyla diğer dünyalara hayat vermek istiyor. Belirtilen hedef TRAPPIST-1. Ancak yakın zamanda keşfedilen Ross 128b gibi diğer öte gezegenler de göz önüne alındı. Gros’un, hayatı simule etmek için tasarladığı 1,5 tonluk uzay aracı Dünya’dan fırlatılacaktı ve 50 km genişliğinde hafif yelkenli büyük Dünya tabanlı lazerler onu, ışık hızının %30’u kadar ilerletecekti. Alpha Centauri görevi için kullanılan küçük sondajın aksine, Gros’un uzay aracı hedefine ulaştığında durabiliyor olmalıydı. Böylece, protonlarla sürtünme oluşturacak manyetik bir yelken kullanarak bunu yapmanın bir yolunu tasarladı.


Gros, “Manyetik yelkenin sebebi, enerji kaybı olmaksızın bir manyetik alan yaratmaktır. Enerji harcamak istemiyorsunuz, bu yüzden alanı bir kez üretiyorsunuz ve daha sonra bir süper iletken döngü ile akım ve manyetik alanın sonsuza kadar kalmasını sağlıyorsunuz” dedi. Bununla birlikte Gros, maddenin daha düşük konsantrasyonunda bile olsa tasarımının, uzay aracının yörüngeye yetecek kadar yavaşlaması için bir sürtünmeyi sağlayabileceğini söyledi. “Yıldızlar arası ortamdan gelen sürtünme yoluyla frene basabilirsin” dedi.
Yaratılış Projesi olarak adlandırılan, evrene yaşam tohumlamaya yönelik Gros’un girişimi, bizi geri çekilmeye ve dünyada yaptığımız şeylere göz atmaya zorluyor. Gros, “Akılcı iseniz uzun vadede bir projenin Dünya’da kullanılacağını iddia edemezsiniz çünkü etrafta kimse olmayacaktır” dedi.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/scientist-plan-to-send-life-to-distant-exoplanets-breakthrough-starshot

Devamını Oku

Öne Çıkanlar