fbpx
Connect with us

Ekoloji

İklim değişikliğine karşı bireyler ne yapabilir?

Published

on

Dünyamızda iklim değişikliği diye bir sorunun olduğunu biliyoruz. Peki buna karşı tek tek bireyler olarak neler yapabiliriz? Eylül 2018 raporunda dünya iklim uzmanları en ciddi uyarılarda bulundu. Sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlanması amacıyla alınan tedbirler yeterli değildi, daha fazlasını yapmak gerekiyordu. Artık iklim değişikliği diye bir olgunun varlığı veya buna insanın neden olup olmadığı değil, buna karşı ne yapmak gerektiği tartışılıyor.

Peki iklim değişikliği konusunda sorulması gereken en önemli sorular nelerdir?

  1. İnsanlığın yapması gereken en önemli değişiklik nedir, bu bizim için ne anlama gelir?
    Petrol, karbon, doğal gaz gibi fosil yakıtları sınırlamak, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına ağırlık vermek. Bunun yanı sıra enerjinin etkin kullanımını sağlamak, önümüzdeki on yılda karbondioksit (CO2) salınımını yüzde 45 oranında azaltmak gerekiyor.

    İklim değişikliğine karşı mücadelede en etkili bireysel eylemlerden bir otomobil kullanımına son vermektir.

    Bunun için birey olarak yapabileceklerimizi şöyle sıralayabiliriz: otomobile ve uçağa binme sayısını azaltmak, ‘yeşil’ enerji üreticilerine yönelmek, yediklerimize ve satın aldığımız şeylere dikkat etmek. İklim değişikliği sorunu, kendi başına önemli olsa ve başkalarını etkileme kapasitesine sahip olsa da elbette az sayıda kişinin yapacağı küçük değişikliklerle çözülmeyecektir. Daha büyük çaplı sistemsel değişikliklere de gidilmesi gerekir, özellikle petrol gibi fosil yakıtları yaygın kullanan enerji ve gıda sektöründe. Ayrıca tarım, ormanlık alanları koruma ve çöp ve atıkların idaresi konularında yeni teşviklere ağırlık verilmeli. Buzdolabı ve klima cihazlarında kullanılan HFC’ler atmosferi CO2’den çok daha fazla ısıttığı için bunların salınımını azaltacak tedbirlere de öncelik vermek gerekiyor. 170 ülke bu gazların 2019’da azaltılmasını hedefleyen bir anlaşmayı iki yıl önce imzaladı.

  2. Farklı sektörlerin ne şekilde işletildiği ve sübvanse edildiği bizim etkileyebileceğimiz şeyler mi?
    Bireyler hem yurttaş hem de tüketici olarak hükümetlerini ve şirketleri yapılması gereken değişiklikler konusunda adım atmaya zorlayabilir.
    Üniversiteler, inanç grupları ve farklı kampanyalar, fosil yakıtla ilgili yatırımlardan ve hisselerden veya yüksek salınıma neden olan sektörlere yatırım yapan bankalardan kaçınabilir.
  3. Bunlar dışında günlük yaşamda ne tür değişiklikler yapabiliriz?
    Bu bakımdan en etkili yöntem otomobil kullanımını sınırlamaktır. Otomobil kullanımı, yürümek, bisiklete veya toplu taşıma araçlarına binmekten çok daha fazla çevre kirliliğine neden olur. Sanayileşmiş ülkelerde kişi başına düşen CO2 salınımı yılda 9,2 ton civarında. Otomobil kullanımından vazgeçmek bunun dörtte bir oranında azalması anlamına geliyor. Elektrikli taşıt araçlarına geçmek bu bakımdan önemli bir adım olarak görülüyor.
  4. Yenilenebilir enerji çok pahalıya mal olmuyor mu?
    Rüzgar ve güneş enerjisinin maliyeti dünya çapında giderek azalıyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın son raporuna göre, güneş, jeotermal, biyoenerji, hidroenerji ve rüzgar enerjisi 2020 itibariyle fosil yakıtlarla aynı maliyet seviyesine, hatta daha ucuza gelebilir. Konutlarda kullanılan enerji kaynağı olarak güneş enerjisinin maliyeti 2010’dan bu yana yüzde 73 azalmış ve Latin Amerika,Asya ve Afirka’da en ucuz elektrik enerjizi kaynağı haline gelmiştir. İngiltere’de ise rüzgar ve güneş enerjisinin 2025 itibariyle en ucuz elektrik enerjisi kaynağı olması bekleniyor.

    Dünyadaki sığır sürülerini bir ülke olarak düşünsek, sera gazı salınımı bakımından Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada gelirdi.

  5. Beslenme tarzını değiştirmek nasıl etkili olabilir?
    Fosil yakıtların yanı sıra iklim değişikliğine en fazla etkide bulunan faktör gıda sanayi, özellikle et ve süt ürünleri. Dünyadaki sığır sürülerini bir ülke olarak düşünsek, sera gazı salınımı bakımından Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada gelirdi. Et üretimi üç farklı biçimde küresel ısınmaya neden oluyor.
    – Sığırların yediği otları sindirme sürecinde çıkardığı metan gazı sera gazlarından biridir. – İnsanların beslenmesi için kullanılabilecek mısır, soya gibi ürünler sığırları beslemek için kullanılıyor. – Sığır beslemek fazla miktarda su tüketimi, sera gazı salan gübre kullanımı ve geniş arazilerin otlak olarak kullanılması anlamına gelir. Bu arazilerin bir kısmı ormanları yok ederek elde edilir.
    Bu konuda fark yaratmak için ille de vejetaryen veya vegan olmak gerekmez. Et tüketimini yarıya indirmek bile karbon ayak izinin yüzde 40 azaltılmasını sağlar. Bunun etkisini artırmak üzere işyerleri toptan et kullanımını sınırlayabilir.

    Normal bir transatlantik uçuş sırasında havaya 1,6 ton CO2 salınır.

  6. Uçağa binmek çevreye ne kadar zarar veriyor?
    Uçaklarda fosil yakıtı kullanılıyor ve buna başka bir alternatif enerji kaynağı henüz bulunamadı. Güneş enerjisi kullanımı ile ilgili deneyler yapılmış ve başarılı olmuşsa da bunun ticari yolcu uçaklarında kullanılması on yıllar alacak görünüyor. Normal bir transatlantik uçuş sırasında havaya 1,6 ton CO2 salınır. Bu Hindistan’da bir kişiye düşen yıllık miktara eşdeğer. Burada ayrıca bir eşitsizlik de söz konusu. Uçağa binenlerin sayısı toplam insan nüfusunun küçük bir bölümünü oluştursa da meydana gelen iklim değişikliğinin sonuçlarından herkes etkileniyor. Bazı bilim insanları bu konuda adım atmak için toplantı yerine uçakla gitmek yerine uzaktan bağlantılı telekonferans yöntemini kullanıyor. Ayrıca uçak yerine trene binmek, uzak ülkelere değil yakın yerlere tatile gitmek de uçuşları azaltıyor.

    Tekstil, küresel üretim kaynaklı CO2 salınımının yüzde 3’ünü oluşturuyor.

  7. Alışveriş tarzını değiştirmeli mi?
    Satın aldığımız her şeyde ya üretim yöntemi ya da ürünün taşınması vasıtasıyla oluşan bir karbon ayak izi vardır. Örneğin tekstil, küresel üretim kaynaklı CO2 salınımının yüzde 3’ünü oluşturuyor. Modadaki hızlı değişimin giysilerin kullanım ve dayanma süresini azaltması da bu oranın yüksekliğine katkıda bulunuyor. Ürünlerin uluslararası hava, deniz, kara ulaşımı ile uzak ülkelerden ithal edilmesi de karbon ayak izini artırır. Ayrıca bazı üreticilerin yoğun enerji kullanan seralarda mevsim dışı ürünler üretmesi de ekstra bir yük yaratır. Bu nedenle kendi bölgemizde yetişen ürünleri ve mevsim ürünlerini tüketmek gerekir.
  8. Çocuk sahibi olmanın iklim değişikliği üzerinde etkileri var mı?
    Bazı araştırmalar, çocuk sayısının az olmasının iklim değişikliğine yaptığımız katkıyı azaltmanın en iyi yolu olduğunu ortaya koysa da bu sonuç tartışmalı. Zira burada, çocukların karbon salınımından ebeveynlerin mi sorumlu olacağı, çocuk sahibi olmanın bir insan hakkı olduğu gibi felsefi sorular devreye girer. Ortalama bir insanın yıllık CO2 salınımı 5 ton civarındadır. 16,5 ve 11,5 ton ile ABD ve Güney Kore en yüksek ortalamaya sahiptir. Pakistan ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu ortalama 1 tona kadar düşer. Aynı ülke içinde bile zenginlik durumuna göre CO2 salınımı farklılık gösterir, zenginleştikçe miktar artar.
  9. Benim tek başıma yapacaklarım toplamı ne kadar etkiler?
    Çevre konusunda bir kişide gelişen duyarlılık eğiliminin başkalarına da yansıdığını gösteriyor araştırmalar. Örneğin bir mahallede güneş enerjisi kullananlar varsa diğerlerinin de aynı şeyi yaptığı veya insanların artık daha az et yediğinin telkin edildiği bir kafede siparişlerde et oranının azaldığı görülüyor. Zira sosyal bilimcilere göre, çevremizdeki insanların ne yaptıklarını gözlüyor, inanç ve eylemlerimizi ona göre ayarlıyoruz. Komşularımız enerji tasarrufu, çevre koruması, geri dönüşüm gibi konularda adım atmışsa bizim de atma olasılığımız yükselir.
  10. Peki ya uçağa binmek veya araba kullanmak zorundaysam..?
    Yapılması gereken değişikliklerin hepsini yapmanız mümkün değilse, karbon salınımınızı tazmin edecek güvenilir yeşil projelere katkıda bulunabilirsiniz. Bu projelerin listesini Birleşmiş Milletler İklim Konvansiyonu’ndan edinebilirsiniz. Ne kadar emisyon satın almanız gerektiğini karbon ayak izi ölçümüyle hesaplayabilirsiniz. İster Kolombiya’da kahve üreticisi, ister California’da ev sahibi olsun, iklim değişikliği herkesin hayatını etkileyecek. Ama tersi de doğru: bugün yaptıklarımız gezegenin geleceği üzerinde etkide bulunacak – iyi veya kötü yönde…
    Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181102-what-can-i-do-about-climate-change

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

İnsanlığı tehdit eden en büyük olaylar nelerdir?

Published

on

Popüler kültür, dev bir göktaşının dünyaya düşmesi veya uzaylıların istilası gibi konulara odaklansa da, bu senaryolar günümüzde karşı karşıya olduğumuz tehlikeleri görmezden gelmemize neden olabiliyor. İşte insanlık için en büyük tehditler:
Volkanlar: 1815 yılında Endonezya’daki Tambora Yanardağı patlayıp küllerini yeryüzüne saçtığında, 79 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu olay sonucu yeryüzüne vuran Güneş ışınlarının miktarı azaldı ve o yıl, “yazsız yıl” olarak tarihe geçti. 75 bin yıl önce burada dev bir süper yanardağın patlaması, tüm dünyayı etkilemişti. Kimilerine göre, dünya üzerindeki insan nüfusu da büyük oranda gerilemişti. Ancak fazla endişelenmemize gerek yok. 2019’da süper yanardağ patlaması ve Dünya’ya asteroid çarpması gibi doğal felaket yaşama riski yok denecek kadar az. Büyüyen tehditler: İnsan eliyle yaratılan küresel riskler için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Ekonomik Forumu’na göre, 2019 yılının önündeki en büyük tehlike, iklim değişikliği ile bunun olası etkileri. Birleşmiş Milletler (BM), iklim değişikliğinin çoktan ‘ölüm kalım meselesine’ döndüğü uyarısında bulunuyor. BBC’nin tanınmış doğa belgeselcisi David Attenborough ise, “İklim değişikliği dünyanın binlerce yıldır karşılaştığı en büyük tehdit. Medeniyetlerimiz çökebilir” diyor.Aşırı sıcaklık artışı ve deniz seviyesinin yükselmesi, büyük salgınlar ve göç dalgaları, tehlikelerden bazıları. Öte yandan, yapay zeka gibi yeni teknolojiler de giderek bizim için tehlike haline gelebilir. Siber saldırganların koca bir ülkenin verilerini çalması ve fidye istemesinden tutun da, otonom algoritmaların farkında bile olmadan borsayı çökertmesine pek çok senaryo ortada dolaşıyor. Nükleer savaş da, bir diğer olasılık: Üstelik bu, küresel güçler arasındaki nükleer silah gerilimi ile sınırlı da değil. Nükleer silahlar ve geleneksel silahların birbirine karışması ve yapay zekanın nükleer savaşı daha da büyütmesi, güvenliğimizi tehlikeye sokabilir.
Bir başka büyüyen tehlike de, küresel salgınlar: Grip salgınlarının her yıl dünyada ortalama 700 bin kişinin ölümüne, küresel ekonominin de yılda 500 milyar dolar kaybetmesine neden oluyor. İnsan topluluklarının hem nüfus olarak artması hem de daha hareketli hale gelmesi de, salgınların daha kolay yayılmasıyla sonuçlanıyor. Bu da 1918’de 50 milyon kişinin ölümüne neden olan İspanyol Gribi salgınını akla getiriyor. Ancak aşı programlarının yayılması sayesinde riskleri azaltabiliriz. İnsanlık karşısındaki riskleri nasıl ölçersiniz?

  • Tarihsel ve jeolojik kayıtlara bakın. Geçmişteki süper yanardağ patlamaları ve asteoid çarpmalarını araştırın.
  • Doğal örnek vakalar bulun.
  • Bir model oluşturun. Bilim insanları iklim değişikliğinin geleceğini gelişmiş atmosfer modellemeleriyle inceliyor.

Dünya’da 8 milyara yakın insan yaşıyor ve bizler, gün geçtikçe hayatta kalmamız için gereken gıda, su, temiz hava, aynı zamanda onları mal hizmetlere çeviren küresel ekonomiye bağımlı hale geliyoruz. Buna rağmen biyoçeşitlilik seviyesi azalırken, altyapı ve tedarik zincirlerinin aşırı zorlanması sonucu, söz konusu sistemlerin çoğu büyük zarar görmüş durumda. İklim değişikliğinin artan etkileri, durumu daha da kötüleştiriyor. Bu nedenle, küresel riskleri onlara neden olan felaketlerin büyüklüğü ile değil, yaşamımız için gerekli olan sistemlerde yarattığı hasarının büyüklüğü ile ölçmeliyiz. 2010 yılında İzlanda’da patlayan ‘nı hatırlayın. Yanardağ patlaması sonucu hayatını kaybeden olmamıştı ama Avrupa’nın hava trafiği 6 gün boyunca kapanmıştı.2017’de ise, WannaCry fidye yazılımı dünyadaki farklı kuruluşların sistemlerinin kısmen kapanmasına neden olmuştu. Günümüzde neredeyse her şey, elektrik, bilgisayarlar ve internetin çalışıyor olmasına bağlı. Bu sistemlerin nükleer patlama ya da güneş patlaması sonucu zarar görmesi, büyük bir hasara yol açacaktır.
Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-47030233

Continue Reading

Ekoloji

Bolivya’da Yaşanan Depremler Dağları Ortaya Çıkardı

Published

on

Deprem hattının en şiddetli kısmında yer alan Bolivya, uzun yıllardır sarsıntılı depremler ile gündeme geliyor. Bu depremler, , bilim insanlarının dünyanın üst ve alt mantoları arasındaki sınırın yapısını incelemeye ve büyük dağ zirveleri ile derin yarıklarla kaplı olduğunu keşfetmelerine yardımcı oldu. Özellikle de 9 Haziran 1944’te yaşanan deprem, yeni bir jeolojik gelişmeyi ortaya çıkardı.

Güney Amerika’da gerçekleşen depremin kırılma noktası yüzeyden 650 kilometre aşağıdaydı. Sarsıntı o kadar kuvvetliydi ki şok dalgası Kanada’ya kadar ulaşmıştı. Derinliği ve büyüklüğü bu denli olan bir deprem; dünyanın derinliklerini, ultrasona girmiş bir canlının iç organlarını görür gibi gözlemleyebilmemize vesile oldu. Modern teknolojik çağda kaydedilen ilk büyük deprem olan Bolivya depremi; ABD’deki Princeton Üniversitesi ile Çinli Bilimler Akademisi’nin ortaklığında yapılan çalışma ile sıradağları ortaya çıkardı. Bilim insanları, deprem sırasında toplanan veriler bir araya getirerek yeraltının yapısını ortaya çıkardı.

1994’de gerçekleşen depremden de veriler alındı ve Jeobilimciler, yerkürenin katmanlarını yakın zamanda ayrıştırmaya başladı. Katmanlardaki sismik hareket farkları, yer kabuğunun altındaki mineraller ve madenlerden kaynaklanıyor. Ortaya çıkan sonuçlara göre yer kabuğu katmanlarını sıradağlar ve yeraltı dağları bölüyor. Bu yapılar aynı zamanda eski tektonik plakalara ve yüzeylere ne olduğunu da ortaya koyuyor. Böylece geçmişte ortaya çıkan dünya yüzeyinin geçmişteki teorilerinin doğruluğu da kontrol edilebilir hale gelecek. California Teknoloji Enstitüsü’nde bir jeoloji uzmanı olan yazar Wenbo Wu, ”Çok büyük ve pürüzsüz bir alanda bu keşif yapıldı. Bu çok heyecan verici bir keşif. Yer kabuğunun içine kadar inebilirsek en eski tektonik plakalara ulaşabilir ve geçmiş teorileri test edebiliriz. Tabii şu ana kadar en fazla 12 km derine gidebildik; bu alanda çalışmak için biraz daha gelişmemiz gerekiyor.” demecini verdi.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-huge-earthquake-in-bolivia-revealed-mountains-hundreds-of-kilometres-under-the-surface

Continue Reading

Ekoloji

Dünya, Deniz Seviyesinin 6 metre Yükselmesiyle Kaybolacak. Antarktika, Saatli Bir Bomba Olabilir.

Published

on

Yaklaşık 115.000 yıl önce Homo sapiens büyük oranda Afrika ile sınırlı, avcı-toplayıcı topluluğunda yaşıyordu. Henüz kesin olmamasına rağmen yine de Dünyayı Neandertallerle paylaştık. Bu çeşitli insansılar bunu bilmese de, Dünya çok büyük bir sıcak dönemin sonuna geliyordu. Mevcut iklimimize oldukça benzer bir iklimdi, ancak büyük bir çelişki vardı, o zamanlarda denizler bugünkünden 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksekti. Bazen Eemian olarak adlandırılan bu antik dönemde, okyanuslar bugün oldukları kadar sıcaklardı. Geçen ay, merak uyandıran yeni araştırmalar, Kuzey Yarımküre buzullarının, Kuzey Kutbu’ndaki dramatik ısınmanın etkisiyle Eemian’da olduğu kadar gerilediğini ortaya koydu. Bulgular, kuzeydoğu Kanada’daki Baffin Adası’nda çalışan bir araştırmacı ekibinin, hızla gerileyen dağ buzullarının erimesiyle meydana çıkan antik bitkilerin kalıntılarını incelediği zaman ortaya çıktı. Bitkilerin gerçekten çok yaşlı olduklarını ve belki de en son 115,000 yıl önce bu bölgelerde yetişmiş olduğunu buldular. Baffin Adası’ndaki araştırmayı yöneten, Boulder’daki Colorado Üniversitesi Jeolojisti Gifford Miller, “Çalıştığımız alanın, geçen yüzyılın son 115.000 yıldaki herhangi bir yüzyıl kadar sıcak olması dışında, başka bir açıklama yapmak çok zor” dedi. Ama Miller haklıysa, büyük bir sorunumuz var. Eemian’dan deniz seviyelerinin jeolojik kayıtlarına sahibiz ve bilim insanları, okyanusların 20 ile 30 fit (6 ile 9 metre) daha yüksek olduğuna inanıyor. Büyük olasılıkla bir miktar su, potansiyel deniz seviyesi yükselmesinin 20 fitten (6 metreden) fazlasını barındıran Grönland’dan geldi. Fakat bu kadar su sadece Grönland’dan gelmiş olamazdı, çünkü o zamanlar buz tabakasının tamamı erimemişti. Bu nedenle araştırmacılar, Antartika’nın en savunmasız kısmı olan Batı Antartika buz tabakasının çöküşünden şüpheleniyorlar. Bu bölge, deniz seviyesinin 10 fit yükselmesini (3 metre) kolaylıkla sağlayabilir. Antarktika’nın Nasıl Düşeceğini Anlamaya Çalışalım
Batı Antartika’nın bir kez daha geri çekilmeye başladığı gösterilmiştir. DeConto ve bazı araştırmacılar deniz-buz uçurumu çöküşü olarak adlandırılan, Batı Antartika’dan deniz seviyesinin çok fazla artışını sağlayabilecek olan anahtar bir süreç bulduklarını düşünüyorlar. Konuyu anlamak için, Batı Antarktika’nın hassas ortamını düşünün. Esasen, o büyük bir kısmı çok soğuk suya batmış muazzam bir buz kütlesi. Buzulların tüm kenarları okyanusa ve merkezine dik açı yapacak şekildedir. Bu yüzden buz tabakasının yüzeyi toplamda iki mil kalınlığında olacak kadar büyüse bile, hızla denize doğru eğim yapar. Denizin üzerinde 1.5 mil kadar buz olsa da, denizin altında çok daha fazla buz kütlesi vardır. Eğer geçit buzulları geriye doğru hareket etmeye başlarsa -özellikle Thwaites adlı (şu ana kadarki en büyük) buzul- okyanus hızla daha kalın buzlara ev sahipliği yapabilir. Fikir şu ki, Eemian döneminde bu bölgenin tamamı bir buz bloğu değil, adı olmayan bir denizdi. Bir şekilde, okyanus içeri girdi, dış buzul savunmasını devirdi ve azar azar Batı Antarktika’nın tamamını suya sokarak erimesine yol açtı. DeConto, meslektaşı David Pollard ile birlikte, bunun nasıl olabileceğini anlamak için Eemian’a ve Pliyosen denilen (diğer bir antik sıcak dönem) bir model oluşturdu. ‘Deniz buz tabakası dengesizliği’ adı verilen modelde, kısmen batmış bir buzulun merkezine doğru gittiğinizde daha derin ve daha kalın olması durumu açıklanmaktadır.Bu yapıda, ısınmış su, okyanusu daha kalın buza maruz bırakarak aşağı doğru hareket etmesine neden olur ve daha kalın buz daha hızlı dışarı akar. Böylece buz kütlesi kendisinden beslenir. Deniz buzu tabakasının dengesizliği muhtemelen Batı Antartika’da çoktandır var, ancak bu model yeterli değildi. DeConto ve Pollard çalışmalarında, şu anda Grönland’da Jakobshavn adlı büyük bir buzulun tükendiğini söylediler. Jakobshavn, bir denizaltı tepesinin yamacından geriye doğru ilerliyor, tıpkı çok daha büyük Thwaites gibi. Ancak Jakobshavn da başka bir şey daha var, neredeyse dilimlenen somun ekmek gibi, önündeki kalın buz parçalarını sürekli olarak koparıyor.  Sonuç olarak, Jakobshavn şimdi denize dik duruyor. Buzulların buzunun çoğu suyun altında ve hatta 100 metreden (330 fit) daha fazla kalınlıkta. Bu kalınlık DeConto ve Pollard’ın çalışmasını sürdürebilmeleri için sorun oluşturuyor. Buz çelik değildir. Kırılır. Ve kırılır. Ve kırılır.. ‘Deniz buz uçurumunun çökmesi’ adı verilen bu ek işlemi, Thwaites’e uygularsanız tam bir felakete sebep olur. Eğer Thwaites bir gün kendi buz rafını kaybeder ve okyanusa dik durursa, su yüzeyinden yüzlerce metre yükseklikte buzdan uçurumlara sahip olursunuz. DeConto ve Pollard, bu uçurumların devamlı denize ineceğini söylüyor ve bu hesaplamayı ekledikleri zaman, sadece Eemian dönemindeki deniz seviyesine yükselmeyi yeniden sağlamakla kalmadılar ve aynı zamanda Antartika’nın bu yüzyılda ne kadar buz üretebileceği – üç metreden fazla – konusunda tahmin yürütmelerini sağladı. Grönland gibi, deniz seviyesinin yükselmesi için diğer etmenler olduğundan beri, bu yüzyılda toplamda 6 fit kadar -kabaca önceki tahminlerin iki katı- su seviyesi yükselmesi görebileceğimiz anlamına geliyordu; Ve gelecek yüzyılda, bu yükselme daha da kötü olacak. Bugün Grönland’da gördüğümüz su seviyelerindeki artışı Antartika’da görseydik, o zaman Antarktika’nın buz tabakası daha kalın olduğu için, deniz seviyesinin yükselmesi gerçekten muazzam miktarlarda olurdu. 
Deniz Buzu Uçurumları Üzerine Büyük Tartışmalar
Tamsin Edwards ikna olmadı. [Kings College London’daki bir glojolog, önde gelen yazarlardan – birkaç Antarktika uzmanıyla – Çarşamba günü Nature’da (DeConto ve Pollard’ı 2016’da yayınlayan aynı dergi) modelini ayrıntılı olarak tartışan bir çalışmanın baş yazarı.] Sonuçları incelemek için istatistiksel bir teknik kullanan Edwards ve çalışma arkadaşları, buzul uçurumların devrilmesinin, sıcak geçen dönemleri yeniden üretmek için gerekmediğini buldular. Bu yüzyılda Antartika’da deniz seviyesinin yükselme olasılıklarının daha düşük olabileceğini söylediler. Haklılarsa, su seviyesi yükselişi 3-4 metre yerine yaklaşık 40 santimetrede kalacak. Edwards, “İşler, son çalışmanın öngördüğü kadar korkunç olmayabilir” dedi. “Ama yine de durum hala kötü.”
Bu yeni bir bilim ve buz kayalıklarının sonuçta deniz seviyesinin yükselişini nasıl etkileyeceği net değil. Fakat sonra Eemian’da ne oldu? Edwards, Batı Antartika’yı kaybetmenin uzun zaman aldığını düşünüyor. Sonuçta, tüm jeolojik dönem binlerce yıl uzunluğunda sürdü. “Biz insanlar sabırsız bir türüz ve buz tabakaları on yıllarca yanıt vermiyor, çok daha yavaş hareket ediyorlar.” dedi. DeConto yeni eleştirisinde, “bu süreçlerin gelecekteki deniz seviyesinin yükselmesi için önemli olmadığını ve ona göre bu durumun tehlikeli bir tür mesaj” olduğunu belirtti.
Dikkate değer önemli bir şey daha var – Eemian, çok miktarda sera gazı yayan insanlar olmadan ortaya çıktı. Atmosferik karbondioksit bugün olduğundan çok daha düşüktü. Bunun yerine, kuzey yarımküreye daha fazla güneş ışığının düşmesine yol açan Dünya’nın yörüngesindeki değişikliklerden kaynaklandı.  Bu sefer etraftaki en büyük fark, insanların Dünya’yı çok daha hızlı ısıtmasıdır. Thwaites Buzulu çalışması için uluslararası milyonlarca dolarlık bir misyonun ABD tarafını yöneten ve Colorado’daki Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezinde kıdemli bir araştırmacı olan Antartika’dan bir araştırmacı Ted Scambos “bu çok önemli bir fark yaratıyor.” dedi. Scambos, “Mevcut iklim değişikliği çok hızlı” dedi ve ısınma oranı buzulların geçmişte olduğundan daha farklı olmasına neden olabilir. Thwaites Buzulu’nun kaderi hakkındaki endişesinin azalmadığını ve buzulun böyle giderse erimenin hızlanmayacağını garanti eden bir model yok” dedi.
Biz insanlar, Eemian’da ve modern dönemde, Thwaites’in erimesi kadar büyük bir buzul görmemiştik. Bunun için emsalsiz bir şeyin olması muhtemel. Örneğin, daha geçen hafta, bilim insanları buzulun bir bölümünün altında açılan büyük bir oyuk olduğunu bildirdi – modellemeler bunu tahmin edememişti. En azından daha olmadan önce gerçekte ne olabileceğini anlamaya çalışan büyük bir proje var. Çalışmalar şu anda örgütlenmiş ve sanayileşmiş biz insanların ve fosil yakıt uzmanlarının, kendi jeolojik geçmişimizin bir tekrarını yürütmeye hazır olup olamayacağımızın belirlenmesine yardımcı olacaktır. Bu makale original olarak The Washington Post. Tarafından yayınlandı.
Editör / Yazar; Zahide Solak
Kaynak; https://www.sciencealert.com/earth-s-climate-s-now-like-115-000-years-ago-when-the-sea-was-much-higher

Continue Reading

Öne Çıkanlar