fbpx
Connect with us

Ekoloji

İlaçlar ve Kişisel Bakım Ürün Artıklarının Su Ekosistemine İlginç Etkisi

Published

on

Tuvalet sifonunu çektiğinizde vücudunuzdan çıkan ilaç ve kişisel bakım ürünlerinin kalıntıları hakkında düşünmezsiniz muhtemelen. Onlar su arıtma tesisi,dere,ırmak,göl,körfez veya okyanusta sonlanırlar.Ama bilim insanları olası risk olarak değerlendirilmeyen ve su ekosistemini etkileyebilecek, su arıtma tesisindeki bakterilerin ürettiği yeni atık buldular.Bilim insanları yaygın olarak kullanılan iki farmasötik ürünü parçalamak için atık su arıtma tesisinden gelen çamurdaki bakterilerin yeteneklerini test etti: non steroid anti inflamatuar ilaç naproksen ve birçok öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarında balgam söktürücü olan guaifenesin. Ayrıca kişisel bakım ürünlerinin içindeki iki ortak bileşimi test ettiler:oksibenzon(,bir çok güneş kreminde ana madde)ve metil paraben(kozmetik ürünlerinde koruyucu). Yapılan çalışmalara göre bakteriler lağımdaki metil parebeni parçalamak için oksijene ihtiyaç duymazlar ama diğer üç kimyasalı kısmen parçalarlar ve bu süreçte yeni atıklar üretirler.

Rutger Üniversitesi-New Brunswick Çevre Bilimleri bölümünde öğretim görevlisi Abigail W.Porter“Parçalanmış ilaçlar ve kişisel bakım ürünleri önemli çünkü bunlar çevreye biyolojik etkileri olan akarsu ve su kanallarının olası atıklarıdır.” dedi.”Bu atıklar ve zararları yeni yeni öğreniliyor.” Amerika Çevre Koruma Kuruluşu’na göre ilaç ve kişisel bakım ürünü içeren, endişe veren atıklar hızla su yüzeyinde yer buluyorlar.Bu kimyasal bileşenlerin su yaşamı ve insan sağlığı üzerine etkileri olabileceği kaygıları mevcut. Çevre bilimleri bölümünden profesör Lily Young “Bizim çalışmalarımız kullanımı yaygın olan ilaçlar ve kişisel bakım ürünlerini benzer kimyasallar yapılarla değerlendirmemize yardım edebilir.

Parçalanma sürecindeki öngörülen kimyasalların nicelik ve niteliklerini tanımlayabiliriz.”Rutgersli bilim insanları ilaçlar ve kişisel bakım ürünlerinin içindeki bakterilerin nasıl anaerob bakteriler gibi oksijensiz ortamda kimyasalları parçaladıkları üzerine çalışıyorlar. İki bakteri topluluğu öğrenildi.Bunlardan biri su arıtma tesislerindeki tortularda diğeri New Jersey Tuckerton’in temiz marinesinin düşük oksijenli yeraltı tortularında.Önceki araştırmalar bakterilerin anti inflamatuar ilaç olan naproksene dönüşebileceğini gösteriyor.

Araştırmalar bu iki mikrobiatik topluluğunun farklı bakteri çeşitleri barındırdığını buldu.Her iki toplulukta aynı yol üzerinden farklı yapılara sahip dört kimyasala dönüşür.Gelecekteki araştırmalar kalıcı kimyasal dönüşümleri değerlendirmek için değişik çevrelerdeki numune sedimentler (Çökelme veya tortullanma, doğal oluşumlu bir materyaldir ki bu materyal kötü havadan dolayı aşınma ve erozyon sürecinde bozulur. Daha sonra bu tortulanma hava hareketi, su veya buz ya da parçacıklar üzerinde hareket eden yer çekimi ile taşınır.) üzerinde çalışacaktır.

Çeviren: Meltem KASAR

KAYNAK: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190321092212.htm

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Bir Anakonda Erkek Teması Olmadan Kendi Kendini Yapay Şekilde Dölledi ve Doğum Yaptı

Published

on

Geçtiğimiz kış, New England Akvaryumu personeli bu beklenmedik keşfi yaptıklarında Amazon Yağmur Ormanları sergisi yakınında mesai sonrası bir organizasyon planlıyorlardı. 13.6 kg, 8 yaşında ve 3 metre uzunluğundaki Anakonda Anna, yuvasında bebek yılanlar doğurdu. Akvaryum personeli durumu baş biyoloğa bildirdi ve biyolog hazneye tırmanarak 3 adet yaşayan bebek ve hala doğmak üzere olan birçoğunu buldu. Ona göre anakonda doğumu alışılmış bir şeydi. Anakondalar akvaryum koşullarında üreme sorunu yaşamazlar ve bu durum Amazon sergisindeki diğer yılanlar için de geçerlidir. Eğer serbest şekilde üremeye bırakılırsa Anna gibi yeşil anakondalar bir seferde birçok bebeğe sahip olabilirler. Boston akvaryumundaki personel tam da bu sebeple erkek ve dişi anakondaları ayrı haznelerde tutuyorlar. Anna’nın tüm oda arkadaşları dişiydi. Hiçbir erkek yılanla temas etmedi ve buna rağmen hamile kaldı. Bu sihir mi? İlahi bir müdahale mi? Yoksa gizli bir sürüngen gece buluşması mı? Tabi ki değil, en azından biyologlar öyle olmadığını biliyorlar.

Bu net şekilde bilimin mucizelerinden birisiydi. Personel hemen bu durumun, dişi bir organizmanın kendi kendini hamile bırakabileceği nadir bir üreme stratejisi olan partenogenesis (döllenmesiz üreme) olduğunu tespit ettiler. Onun erkek bir anakondaya ihtiyacı yoktu. Kelimenin kendisi Yunan orijinlidir ve bakıre doğum anlamına gelmektedir. Genç anakondalar partenogenesis ile doğdu (New England Akvaryumu). Bu fenomen daha çok bitki ve böceklerde yaygındır fakat bazı kertenkele, köpekbalığı, kuş ve yılan türlerinde de görüldüğü bildirilmiştir. Kısa bir zaman önce 2014’te Birleşik Krallık ’ta bir hayvanat bahçesinde bilim insanları yeşil bir anakondada canlı doğum ile sonuçlanan partenogenesis tespit ettiler.

“Genetik olarak bu hassas bir süreçtir” akvaryum sözcüsü Tony La Casse. “Hayat bir yolunu bulur. Bu tamamen eşsiz ve şaşırtıcı bir üreme stratejisidir fakat eşeyli üremeye göre yaşama oranı düşüktür.” Partenogenesis mutlaka zorunlu hallerde meydana gelecek diye bir durum söz konusu değildir. La Casse, bu sürecin türler içinde dişi bireyin uzunca bir süre erkek bireyle karşılaşmadığı durumda da ortaya çıktığını söylemiştir. Buradan yola çıkarak partenogenesis; Anna’nın durumu için akılcı bir açıklamadır fakat son haberlere göre akvaryum bunu kanıtlamadan önce biyolog personeller biraz “dedektiflik çalışmaları” yapmışlardı. Anna’nın dişi oda arkadaşları, hepsinin dişi olduğundan emin olunması için dikkatle yeniden incelendi.

Personel “gecikmiş embriyo aşılanmasını” göz ardı etmiştir çünkü Anna’nın tüm biyografisi iyi şekilde belgelenmiştir. Anna; sertifikalı bir sürüngen kuruluşunda doğmuştur ve hiçbir erkek ile temas etmeden New England Akvaryumuna getirilmiştir. “Haberlerde akvaryum veterinerlerinin analiz için doku örnekleri gönderdiği söylenmiştir. Birkaç hafta sonra da sonuçlar akvaryum personelinin şüphelerini doğrulamıştır.” Tüm buldukları Anna’nın DNA ’sıydı ve analiz sonuçları yaşayan 2 bebeği (3. bebek 48 saat sonra ölmüştü) onun birer genetik kopyası olarak gösteriyordu. Akvaryum, “Partenogenesisin farklı tipleri olabilir.

Birçoğu annenin DNA ’sını aynen kopyalamaz” şeklinde basın açıklaması vermiştir.Bununla birlikte bu iki genç yılan için yapılan genetik dizileme, tamamen aynı olduklarını göstermiştir. Perşembe günü akvaryum Anna ’nın gizemini dünyaya gösterdiğinde personel, insanlar tarafından tutulmaya alışmaları için 2 bebeği, kısa hayatlarının her günü boyunca ellerinde tuttuklarını söylemiştir. Halk henüz bu yavruları tamamen göremiyor. Onlara hala sahne arkasından bakılıyor. İki yılandan zayıf olanının geri konulduğu söylenmiştir. Kalın olanı ise gezgin bir araştırmacı gibiydi. La Casse, Boston Globe’a yaptığı açıklamada “Bu durum doğuma göre bir miktar daha heyecanlıdır” demiştir. “Fakat aynı zamanda gizem çözüldüğü için bir başarıdır”. Bu makale orijinal olarak The Washington Post’da yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/an-anaconda-in-the-us-has-impregnated-herself-and-given-birth-without-male-contact?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Ekoloji

Yusufçuklar Hakkında Duyunca Dehşete Düşeceğiniz 10 Acımasız Gerçek

Published

on

Biri sizden sevdiğiniz tüm böcekleri listelemenizi isterse, önce bu kadar saçma bir soru sorulduğu için derin bir nefes alırsınız ve muhtemelen aynı nefeste dürüst bir cevap veriyor olursunuz. Çünkü bir entomolog olmadığınız sürece, cevap her zaman aynıdır: kelebekler, yusufçuklar ve uğur böcekleri; güzel, zararsız ve uyurken cildinizin altına yuva yapma olasılığı çok düşük olanlar. Ancak bir yusufçuğa üç metre uzunluğa ulaşma şansı verin. O yusufçuk aniden o kadar da zararsız görünmemeye başlayacak. Aslına bakarsınız, eğer tarih öncesi Meganeuralar (Meganeura, günümüz yusufçuklarına benzeyen ve bunlarla ilişkili olan karbonifer döneminden nesli tükenmiş bir böcek cinsidir.) ya da dev yusufçuklar hala buralarda olsaydı, insanlar yerine gezegeni onlar yönetiyor olabilirlerdi. Bunun nedeni yusufçukların böcek dünyasının en acımasız katillerinden olmalarıdır. İşte bunu destekleyen birkaç gerçek:

10. Mükemmel Öldürme

Gerçek: Mükemmel Bir Öldürme İçin Hızı Hesaplıyorlar. Havada bir nesneyi yakalama dinamikleri şaşırtıcı derecede karmaşıktır. Öyle ki genellikle martılar veya insanlar gibi karmaşık sinir sistemleri olan hayvanlar havada bir nesneyi yakalayabilir.Kendi hızıyla hareket eden şeyin önünü kesmek için, gelecekte nerede olacağını tahmin edebilmelisiniz. Araştırmacılar 1999’da yusufçuklar üzerinde çalışmaya başladığında, avlarını “takip etmek” yani yakalayana kadar havada peşinden gitmek yerine yolunu kestiklerini gözlemlediler. Başka bir deyişle, yusufçuklar avlarının gitmekte oldukları yerde bulunarak öldürmeyi kesinleştirir. Bu, yusufçukların av sırasında üç şeyi hesapladığını gösterir: Avlarının uzaklığı, hareket ettiği yön ve uçma hızı. Milisaniyeler içinde, yusufçuk yaklaşma açısını hesaplar ve bir korku filmi canavarı gibi, talihsiz sinek onun pençelerine doğru habersiz bir şekilde uçarken o çoktan orada avını bekliyordur.

9. İleri Düzeyde Görme Yetisi

Gerçek: Gözleri İnanılmaz Bir Şekilde Gelişmiştir. Böceklerin çoğu çok yüzeyli gözlere sahiptir. Örneğin, ev sinekleri, onlara çevrelerinin panoramik manzarasını veren yaklaşık 6,000 göz yüzeyine sahiptir. Gözlerinin bal peteklerine benzemesinin nedeni de budur. Ancak, yusufçuklar gözlerindeki 30.000 ayrı yüzeyle sinekleri ve diğer tüm böcekleri saf dışı bırakırlar. Her yüzey diğer bir deyişle omatidia kendi görüntüsünü yaratır ve yusufçukların beyninde, bu binlerce görüntüyü bir fotoğrafa oturtmak için sekiz çift inen görsel nöron bulunur.İşler daha da şaşırtıcı bir hal alıyor: Yusufçuklar, insan standartlarına göre süper güç sayılabilecek görsel duyulara sahiptir.İnsan gözlerinde üç opsin (ışığı algılayan proteinler) vardır. Bu opsinler bize kırmızı, yeşil ve mavi renk paletlerini verir (her opsin için bir tane). Yusufçukların gözleri dört veya beş opsine sahip olabiliyor ve bu opsinler, yusufçukların UV ışını ve ışık polarizasyon düzlemi (polarize güneş gözlükleriyle elde ettiğiniz etki) beraberinde olmak üzere normal renk spektrumunu algılayabilmelerini sağlar. Bunun, herhangi bir su kütlesi üzerindeki güneş parlamasını yönlendirmelerine ve azaltmalarına yardımcı olduğuna inanılıyor. Bu gözlerin faydaları bu kadarla da kalmıyor.

8. Çok Yönlü Görüntüleme

Gerçek: Her Yönü Görebiliyorlar. Bir yusufçuğun kocaman soğanlı gözleri bir astronotun kaskı gibi başının çevresine dolanarak 360 derecelik bir çevre görüşü sunuyor. Yusufçuk araştırmacısı Dr. R. M. Olberg, “Size doğru uçarken sizi görebilirler ve uzaklara uçarken de sizi görebilirler”diyor.Açıkçası, bu, avcılardan kaçmak için değerli bir özelliktir. Yukarıdaki videoda (4), bir yusufçuğun, kurbağanın arkasına ve altına (çoğu böcek için kör noktadır) doğru olan saldırılarından kurtulmasını görüyoruz. Yusufçuklar kendi avlarını yakaladıklarında ise bu fırsatı kullanarak arkadan ve alttan saldırırlar. Ancak yusufçuklar kör noktalara sahip değildir, ve zor yakalanmalarıyla meşhurdurlar.Yusufçukların gözleri hakkında bir gerçek daha verecek olursak;avlandıklarında, yusufçukların bileşik gözleri, görsel alanını “ayırmasını” sağlar. Avlarını gözlerinin önünden ayırmadan önlerine çıkan herhangi bir şeye de odaklanabilirler.İşte size insan dünyasından bir karşılaştırma: Aracınız ön camına kareler çizin ve bir av belirleyin.Avınız bir keçi diyelim. Aracını öyle bir konuma getirin ki keçi sadece bir karenin içinde kalsın. Şimdi keçiyi aynı kare içinde görmeye devam ederek ona doğru sürün. Aranızdaki fark kapandıkça keçi daha da büyür, ancak keçi ne kadar çok hareket ederse etsin sizin ona bakışınızın açısı değişmeyecektir. Ve sonunda %100 ihtimalle keçiye çarparsınız.(Lütfen denemeyiniz. Bu sadece bir örnek)

7. Verim

Gerçek: Verimli Hayvanlardır. Yusufçuklar yaptıkları işte gerçekten verimliler çünkü avlarını yakalama konusunda yüzde 95’e yakın bir orana sahipler. Karşılaştırma için doğanın en vahşi avcılarından biri olan köpekbalıklarını kullanabiliriz, öyle ki onlar bile avlarının sadece yarısını yakalayabiliyorlar. Arazinin köpekbalıkları olan aslanlar pençelerine avlarının dörtte birini alabildikleri için şanslılar. Aslanlar bile avlarının önünü kesmeyi hesaplamaz; kovalar ve avlarının hareketine göre savanda zikzaklar çizerler. Yusufçuklar ceylan yiyebilecek kadar büyük olsaydı, aslanlar verimli olamadıkları nedeniyle nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlardı. Bir yusufçuk, gözüne bir av kestirdiğinde, neredeyse her zaman sonu yemekle biter. Bu da 6. özelliğe yardımcı olur.

6. Sürüler

Gerçek: Bir sürünün içinde avlarını ayırabilirler. Gözleri hakkındaki şaşırtıcı gerçekler daha bitmedi. Aslına bakarsanız iş Dr. S.D. Wiederman’ınEmerald yusufçuklarının avlarını seçme yollarını araştırırken keşfettikleriyle gitgide daha da çılgınlaşmaya başladı. Yusufçukların avlanma şeklini merak eden Dr. Wiederman ve ekibi bir yusufçuğun görsel işlem nöronunun içine bir nano-elektrot yerleştirdi. Daha sonra “eylemin öznesini” önünde iki hareket eden nesnenin bulunduğu bir TV monitörünün önüne yerleştirdiler. Basit sinir sistemlerinde, çoklu nesneler yavaş yavaş gözden kaybolma eğilimindedir; böcek, çoklu görev için dikkatini toplayamaz. Ancak yusufçuklar, dikkatlerini istedikleri nesneler arasında değiştirme kabiliyetine sahiptir. Gözlemlenen yusufçuk ilk önce bir nesneye odaklandı, sonra dikkatini ikinci nesneye verdi, sonra tekrar ilkini izlemeye geri döndü. Bunları yaparken nerede olduklarının izini bir an bile kaybetmedi. Bu seçici dikkat süresi, bir sürünün içinde tek bir avı hedef alabilmesini sağlıyor ve yusufçuk hem o avın üzerine odaklanıp hem de sürünün geri kalanını olası bir tehlikeye karşı takip edebiliyor.

5. İştah

Gerçek: Sürekli yemek yerler. Yusufçukların avlanmaya çok iyi adapte olmaları onlar için çok iyi bir şey, çünkü iştahları acayip açıktır. Yusufçukların uçuş mekanizmalarını incelemek için yüksek hızlı kameralar kullanan bir Harvard araştırmacısı olan StaceyCombes, çalıştıkları bir yusufçuğun peş peşe otuz sineği yediği ve daha fazlası olsa onları da yiyebileceğini belirtiyor.Yusufçukların yırtıcı yaşam tarzıyla doğru orantılı olarak yedikleri de çeşitlidir.Genellikle kolay avlar olan küçük sinekleri veya sivrisinekleri avlarlar ancak yakalayabilirlerse kelebekleri de yiyebilirler. Onlar için gerektiğinde küçük yusufçuklar da güzel bir öğün olabilir.

4. Kanat Hareketleri

Gerçek: Kanatlarını Birbirlerinden Bağımsız Olarak Yönetebilirler. Yusufçukların en ayırt edici özelliklerinden biri de kanatlarının çalışma şeklidir. Dört tane kanatları vardır ve bunlar birbirlerinden bağımsız olarak hareket eder. Bu bağımsız hareket özelliği yusufçukların havada adeta bir helikopter gibi manevra yapabilmesini sağlar; havada asılı kalabilir, ileri, geriye ve yana doğru uçabilir ve gerektiğinde anında yön değiştirebilirler. Hatta yusufçuklar gerektiğinde baş aşağı bile uçabilirler. Kız böcekleri hariç (aynı alt türden), yusufçuklar kanatları üzerinde bu kadar kontrol sahibi olan tek böceklerdir. Hassas ancak güçlü olan bu kanatların her biri, ayrı bir kas grubuyla göğüs kafesine bağlıdır.Yukarıdaki video, bir yusufçuğun kanatlarının meyve sineğini pusuya düşürdüğü andaki düzensiz hareketini mükemmel bir şekilde göstermektedir.Her kanatta minik kaymalar ve ayarlamalar yaparak yusufçuk, doğrudan gelen bir sineğin yoluna kendisini muhteşem bir şekilde yerleştirebilir. Ve avını bir kez yakalarsa asla merhamet göstermez, çünkü…

3. Öldürme Kavraması

Gerçek: Avlarını Öldürmek İçin Eziyorlar. Yusufçuklar bilimsel bir düzen olan Kız Böcekleri’ ne yani Odonata ’ya aittir. Yunanca’da, bu “dişli olanlar” anlamına gelir ve bu isim yusufçuklar için çok uygundur çünkü yusufçuklar avlarını güçlü tırtıklı çeneleri yardımıyla bir hamur gibi ezerler. Normalde yusufçukları bir tehlike olarak düşünmeyiz; öyle ki, çoğu küçük yusufçuklar bir insanın derisini delebilecek kadar güçlü değildir (ama daha büyükleri yapabilir ve gerekirse yaparlar) Ancak küçük bir sinek için, bu çeneler anında ölüm anlamına gelir.Yusufçuklar avlarının önüne geçtiklerinde iki şey yaparlar: İlk olarak, ön bacaklarıyla avı sıkıştırarak kaçmasını engeller, ikinci olarak, tırtıklı çeneleri ava kenetlenir ve sineğin kanatlarını parçalayarak onu hareket edemez hale getirirler. Sonrasında ise avlarını kaybetme olasılığı olmadan onları oturup yemekte özgürdürler. Yusufçuk çeneleri kafalarının tamamı kadar geniş açılarak mantık çerçevesi içinde hemen hemen her şeyi yemelerini sağlar ve genellikle yiyeceklerini karaya inmeye bile zahmet etmeden havada yerler. Ölüme yakın deneyimler bile iştahlarını açmaya devam eder; yukarıdaki videoda bir kızböceğinin sadece yeterince yaklaştığında örümceği yiyebilmek için örümcek ağına takıldığını görüyoruz. Bazı yaratıkların da böyle bir yaşama isteği var işte.

2. Tecavüz

Gerçek: Tecavüzcülerdir. Çoğu hayvan türü, çiftleşmeden önce bir çeşit kurban rutini gerçekleştirirler; ancak yusufçuklar ona zaman ayıramazlar çünkü yenmesi gereken yiyecekler onları bekliyor. Bu yüzden karşılaştıkları ilk dişiyle zorla çiftleşirler. Kelimenin tam anlamıyla ‘zorla’. Erkek olan, dişinin doğru tür olduğundan emin olmak için önce uçuş modellerine göre bir dişi tespit eder. Sonra arkadan yaklaşır, ön kollarıyla dişinin boynunu sıkar, hatta bazen onu bastırmak için vahşice ısırır ve vücuduna spermi doğru yere göndermeye başlamasını bildirir.Öyle ki, erkek yusufçuklar, her ne kadar penisleri daha yukarda olsa da spermlerini, vücutlarının alt kısımlarındaki bir bölmede muhafaza ederler.

Bu yüzden erkek yusufçuk pozisyonu yakaladığında sperm transferine başlar.Tabii ki bunu öylesine yapmaz.Dişi yusufçuklar genellikle birden fazla partnerle eşleşir ve Brazilya Gezgin Örümceklerinin ereksiyona neden olan zehiri dışında en garip evrim özelliğine göre, yusufçuklar penislerinde yalnızca ondan bir önceki erkeğin spermini dişiden çıkarma görevini yapan bir çengel taşırlar. Tüm bu engelleri yolundan kaldırdıktan sonra yusufçuklar çiftleşebilecek ve tüm bunlar ikisi havadayken yaşanıyor olacak. Bazı durumlarda erkek yusufçuk dişisini yumurtalar döllenene kadar başka erkeklerin tecavüz saldırılarından korumaya devam eder. Bunu yapmaktaki amacı baba olma olasılığını arttırmak istemesidir.

1. Çocuk Ölüm-Makineleri

Gerçek: Bebekleri Bile Avlanır. Yarı ergin yusufçuk böcekleri, öldürme söz konusu olduğunda erişkinlerden daha soğuk kanlıdır. Birçok böcek gibi, yusufçuklar da hayata larva döneminden başlar. Yusufçuk larvaları,veya yarı ergin yusufçuklar, su altında yaşarlar ve küçük torpidolar gibi rektumlarından su fırlatarak suya girerler. Bazı yusufçuklar, yetişkin olarak görece kısa altı ya da yedi ay geçirmeden önce, beş yıla kadar böyle yaşarlar.Suda geçen yaşamları boyunca, suda onlarla yaşayan küçük böcekleri ve diğer larvaları, özellikle de sivrisinek larvalarını avlarlar.Fakat birçok türde beslenme düzeni burada bitmiyor; bazı yarı ergin yusufçuklar, güçlü çeneleri ve erişkin hayatlarında da kullanacakları kararlılıklarıyla kurbağa yavrularını ve lepistesleri bile yiyebilirler.

Editör / Yazar: Meltem ARSLANER

Kaynak: https://listverse.com/2013/04/18/10-surprisingly-brutal-facts-about-dragonflies/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları, Antarktika’da Oluşan Gizemli Buz Deliklerinin Sırrını Açıkladı

Published

on

Antarktika’da kış soğuk, sürekli karanlık, şiddetli fırtınalı ve uzun bir şekilde yaşandığı için bazı yıllarda deniz buzu içinde delikler açılmaktadır. Polinya adı verilen bu garip delikler, kutuplarda yapılan okyanus bilimleri çalışmalarının odaklandığı alanlardan bir tanesidir. Antarktika’da bulunan ve büyük merak uyandıran gizemli buz deliklerinin sırrı, foklar ve robotlar kullanılarak keşfedildi. 2016 ve 2017 yıllarında Weddell Denizi ‘nde iki tane çok büyük delik açılmış olması polinyanın son zamanlarda oldukça fazla ilgi görmesine sebep olmuştur. 1970’li yıllardan bu yana varlıkları bilinen bu yapılar, Washington Üniversitesi Okyanus bilim Okulu ’nda doktora öğrencisi olan EthanCampbell’in de araştırma konusu oldu. Campbell, araştırmasında bu yapıların nasıl ortaya çıktığını ve kutupları saran okyanus ekosisteminde nereye oturduğunu açıkladı. Antarktika ‘da, bu kraterler, buzun altında yüzen foklar gibi hayvanlar için bir dinlenme durağı olarak işlev görmekte ancak Campbell, araştırmacıların onlardan çok daha fazlası olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Çünkü ılık ve erimiş karbonu tutan deniz buzu aynı zamanda atmosfere önemli miktarda karbondioksit salınımı gerçekleştiriyor. 2017 yılı Nisan ayında atmosfer bilimciler tarafından Jeofizik Araştırmaları Dergisi’nde yayınlanan bir bildiriye göre saatte 72 mil (saatte 117 kilometre) kadar rüzgâr hızlarına sahip şiddetli bir fırtınaya işaret etti, ancak 2016 ve 2017 yıllarında kış fırtınalarına rağmen önemli bir problem ile karşılaşılmadı. 1974, 1975 ve 1976’da üç büyük polinya gözlemlendi. Campbell ve ekibi, Ulusal Bilim Vakfı tarafından Weddell Denizi’nde kurulan Güney Okyanus Karbon ve İklim Gözlemleri ve Modelleme projesi (SOCCOM) tarafından üç farklı kaynaktan yararlanıldı.

Bu kaynaklar: uydu görüntüleri, contalara bağlanan sensörler ve yüzdürme robotları olupokyanus yüzeyinin su sıcaklığını, tuzluluk oranı ve karbon içeriği hakkında veriler topladı.Polinyalar kışın açıldığı zaman Antarktika’ya gidemediğimiz için robotik cihazların kullanılması bu delikleri anlamak için çok önemlidir. İklim değişikliği nedeniyle Antarktika kıyılarında değişkenlik gösteren rüzgârlar daha yakına ve daha kuvvetli bir şekilde kaydığında, Weddell Denizi’nin derinliklerinde daha soğuk tuzlu suyun yükselmesine neden olur. Campbell, bu iklim olayı ve sonrasında yükselen okyanus yüzeyinin 2016 ‘da alışılmadık bir şekilde tuzlu hale geldiğini ve bunun da okyanus suyunun dikey olarak karışmasını kolaylaştırdığını söyledi (Tipik olarak, tuzluluk farklılıkları okyanus katmanlarını ayrı tutar, tıpkı daha az yoğun yağ suyun üstünde yüzer ve karışmayı reddeder).

Polinya yapılarının oluşmasında ise temel olarak okyanustaki iki önemli akıntı katmanı rol oynuyor. Üstte yer alan sıcak katman ile altta yer alan soğuk katman arasındaki etkileşimde, buz tabakasında değişimler ortaya çıkıyor. Normalde yavaş gerçekleşen derin tabaka değişimleri, bu yapılarda oldukça hızlanıyor. Campbell ve ekibi hala büyük polinyaların oluşum sürelerin arasındaki periyodik farkı ya da neden büyük polinyalar yerine küçük yapılar oluştuğunu açıklamak için çeşitli çalışmalar yapıyorlar. Polinyaları neyin oluşturduğunu anlayabilirsek, bir sonrakinin ne zaman oluşacağını da kestirme şansımız olacaktır. [Antarktika’da eriyen buzulların altında devasa bir çukur olduğu tespit edildi]

Editör / Yazar: Seval ÖZGÜR

Kaynak: https://www.livescience.com/65693-mysterious-antarctic-ice-holes-explained.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar