fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

İngiltere’de 140 milyon yıllık dinazor ayak izine rastlandı

Yayınlandı

üzerinde

İngiltere’nin Dorset bölgesindeki bir kayalık bölgede dinozorlara ait ayak izleri tespit etti. 140 milyon yıl öncesine ait olduğu belirlenen ayak izlerinin 120 yıl yaşayabilen Sauropods türü bir dinazora ait olduğu ifade edildi. Bilim insanları, İngiltere’nin Dorset bölgesindeki Swanage kentinde bir kayalık bölgede dinozorlara ait ayak izleri tespit etti.
Fotoğraf: Tunus’un Tatavin kentine bağlı Gamrassin ilçesinde tarihi 140-150 milyon yıl önceye dayanan dinozorlara ait yaklaşık 100 ayak izi bulunmuştu.
Dinozor ayak izlerinin 140 milyon yıl öncesi döneme ait olduğu belirtildi. İngiltere’nin güney kıyılarında yaşadığı belirtilen dinozorun 120 yıl yaşayabilen otçul Sauropods türü olduğu ifade edildi. Sauropods türü, dinozorların arasında en büyükleri olarak nitelendiriliyor. Uzunlukları 40 metre, ağırlıkları da 80 tona kadar ulaşabiliyor. Ayak izlerinin, zarar verilmeden ortaya çıkartıldığı ve müzede sergileneceği bilgisi verildi. Aynı bölgede, 1997 yılında da 52 dinozor ayak izine rastlandığı kaydedildi. Haber kaynağı: AA

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Norveç’te, Yerin 2 Metre Altında Vikinglilere Ait Nadir Bir Gemi Gömüsü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Norveç’in Østfold ilçesinde bulunan mütevazı tarım arazileri, yüzyıllardır bir sırrı saklıyordu. Arkeologlar tarafından kullanılan yüksek çözünürlüklü radar teknolojisi, yerin 2 metre altında iyi korunmuş bir gemiyi görüntülemeyi başardı. İskandinav Vikingleri arasında popüler bir gömü şekli, bir höyüğün kapladığı uzun bir gemiden oluşan gemi mezarlarıdır. Bu tip mezarlar kabile reisleri ve önemli şahsiyetler için tasarlanır. Bu tip mezarlardan birçok bulunmuş olsa da iyi korunmuş olanlarını bulmak son derece nadirdir.

Norveç Kültür Mirası Araştırma Enstitüsü’den (NIKU) arkeolog KnutPaasche, bu keşifle ilgili oldukça heyecanlı olduklarını ifade ediyor. Bulunan bu yeni gemi mezarı büyük bir tarihi öneme sahip. Yaklaşık 20 metre (65.6feet) uzunluğunda olan Jellstad Gemisi, üst çeperin hemen altında sadece 50 santimetre (1.6 fit) kadar sığ bir derinlikte bulundu. Tespit edilen görüntülerde geminin alt kısmı (omurga ve döşeme kerestesi) bozulmamış gibi görünüyor. Geminin kaç yaşında olduğunu tahmin etmek oldukça zor.

Ancak Jellhaugen Höyüğü olarak bilinen ve bu yeni gömüye çok yakın olan başka bir mezar yaklaşık 1.500 yıl öncesine ait. Geminin kalıntılarının yanı sıra radar araştırması, beş uzun evin kalıntılarını ve daha önce burada bulunan ancak zamanla yok olan 7 tane farklı mezar höyüğünün kalıntılarını gösterdi. Arkeologlar geminin tek başına gömülmediğini bir mezarlığın parçası olduğunu düşünüyor. Araştırma ekibi kazıya başlamak için acele etmeyecek. Öncelikle mezarın dijital haritası çıkartılacak ve çevrede başka mezarlar olup olmadığına bakılacak. Bu incelemelerin tamamlanmasının ardından kazı aşamasına geçilecek.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/jellestad-ship-viking-burial-iron-age-jelle-mound-ground-penetrating-radar-norway

Devamını Oku

Arkeoloji

Son Dönemlerde Keşfedilen 10 Maya Gizemi

Yayınlandı

üzerinde

Maya medeniyeti hakkında düşündüğünüzde aklınıza birçok gizem gelecektir. İnsan kurban törenleri, büyük mimari yapılarıyla bu ihtişamlı uygarlık uzun süren bir kültür mirasına da sahiptir. Kendine özgü ritüelleri, sıra dışı şehirleri ve liderlerinin nasıl karar verdiği gibi sorular her zaman merak konusu olmuştur. Bu olağanüstü toplum gelecek nesiller için çeşitli dersler ve gizemler barındırmaktadır. İşte, son dönemlerde keşfedilen 10 Maya gizemi…
10. Kuraklık Anıtları: 2018’de arkeologlar, antik bir Maya bölgesini ziyaret etmek için Belize’ye doğru yola çıktılar. Cara Blanca’da iki yapının kalıntıları, derin bir havuz yakınındaki bir platform ve bir sweatbathkompleksi bulunmaktadır. Her ikisi de bölge kuraklıkla boğulduğunda 800-900 yılları arasında inşa edildi. Bu dönemler esnasında hacılar, yağmur tanrısı Chahk’ı onurlandırmak için her iki binayı da ziyaret ediyordu. İlk başta, ekip havuz kenarındaki platformda daha fazla eser aramak ve sweatbath’taki yağmalamayı değerlendirmek istedi. Bunu yaparken kutsal sitenin geçmişiyle ilgili yeni şeyler keşfettiler. Havuzu kazarken yeni bir platform ortaya çıktı. Bu beklenmedik platform M.S. 600 tarihine aitti. Muhtemelen kuraklıktan uzak bir zamanda inşa edilmiş ve burada yüzyıllar boyunca çeşitli ritüeller gerçekleştirilmiştir.
9. Pakal’ın Yüzü: Saltanatı en uzun olan Maya kralı K’inichJanaab ‘Pakal idi. Büyük Pakal olarak da bilinen bu sevilen ve önemli hükümdar, MS 615’te 12 yaşında tahtta yükseldi ve 80 yaşında ölene kadar kraldı. 2018’de arkeologlar, Meksika’nın güneyindeki bir maya sarayında kazı yaparken nadir bulunan bir eser ele geçirdi. Pakal’a ait olan saray birçok sürprizle birlikte bir mühendislik başarısıdır. Ancak ekip yapay suyollarını izlediklerinde önceden bilinmeyen kapalı bir havuzu keşfetti. Burada dekoratif amaçlarla yapılmış bir maske ortaya çıkardılar. Maskenin yüz özellikleri Kral Pakal ile karşılaştırıldığında bir benzerlik bulundu. Maske yaşlı ve kırışık bir yüzü gösteriyordu. Yaşlı olması sebebiyle arkeologlar bu maskenin Kral Pakal’ın yüzü olduğunu düşünüyor. Eğer bu bilgi doğrulanırsa, bu kralı direkt olarak tasvir eden ilk eser olacak.
8. Maya Ayak İzi: Bazı nedenlerden dolayı, Maya Uygarlığının doğayla tam uyum içinde yaşadığı fikri hakimdir. Plastik ve sera gazı gibi tesirlerden uzak olsalar da Maya kültürü doğayı sağlam bırakmadı. 2018 yılında araştırmacılar Maya Uygarlığı’na ait karbon formunda kanıtlar ele geçirdi. Maya Uygarlığı’nın tapınaklar için oduna, tarım arazileri için yere ihtiyacı vardı. M.Ö. 900’lü yıllar civarında artan bir ivmeyle 1.100 yıl boyunca tropik ormanları yok ettiler. Bugün çoğu Maya bölgesi antik ve el değmemiş olarak bulunmaktadır. Bununla birlikte toprakta yapılan testler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Bu araziler kendilerini toparlayamadı. Ağaçlar büyümüş olabilir, ancak karbon yakıtların izleri de hala toprakta duruyor.
7. Maya Yılan Kralları: Guatemala’daki ormanda kırsal bir Maya kenti olan La Corona’nın kalıntıları bulunuyor.Buradaki yerleşimin her zaman klasik Maya döneminde (MS 250-900) izole edildiğine inanılmaktadır. Bu süre zarfında, yılan kralları denilen bir hanedan Meksika’daki Calakmul’dan yönetildi. Bu krallığın nasıl yönetildiği hakkında çok az şey biliniyor.2018’de La Corona’dabu hanedan ile ilgili bazı ipuçları ortaya çıktı. Havan yapılan lazer taraması, sözde yalıtılmış şehirde binlerce insanın yaşadığını tespit etti. Hiyeroglifler, yerel tanrıların tekrar gelmesi ve kırsal şehrin nasıl bir krallığın yargı yetkisi altında girdiğini gösteriyor. Arkeologlar La Corona’nın genişleme sırasında yılan kralları tarafından zaptedilenyerleşim yerlerinden biri olduğuna inanıyor. Tanrılar, yönetim haklarını kurmak için yerel mitolojiyi kullanan seçilmiş liderlerdi.La Corona’da bulunan gravürlerin sayısı da küçük alan göz önüne alındığında oldukça şaşırtıcı.Bazı araştırmacılar yerleşim yerinin Yılan Kralların Meksika’da bulunan başkentlerine kıymetli malları götüren ticaret yolunda kilit bir görevi olduğunu ileri sürüyor. Bu tür bağlantılı bir siyasi sistem, Maya’nın ayrı şehir devletlerinde yaşadığı geleneksel yaşamı bozuyor.
6. Çikolata Parası: Mayalılar asla sikke kullanmadı. Diğer birçok medeniyet gibi ihtiyaçlarını karşılamak için takas yönteminden faydalandılar. 2018’de Mayalıların alışveriş yöntemleriyle ilgili bulgular açıklandı. Mayalıların sıcak çikolata hayranı oldukları bir gerçek. Yeni çalışmalar gösterdi ki Mayalılar çikolatayı sadece takas için değil, bir vergi biçimi olarak da kullanıyordu. Elde edilen bulgularda çeşitli duvar resimleri, oymalar ve boyalı seramikler yer alıyor. Çizimlerde Pazar yerleri ve bazı hallerde sıvı çikolata tüketildiği görülebiliyor. Sekizinci yüzyılda prestijli yiyecekler arasında bulunan kakao fasulyesi takas aracı ve vergi biçimi olarak kullanılmaya başladı. Mayalıların en sık kullandığı vergi malları kakao ve dokuma kumaştı.
5. Maya Mavisi: İnsan kurban törenleri ve korkunç tanrılarını bir kenara koyarsanız, Mayalılar oldukça gelişmiş düzeyde ressamdı. Duvarlarına yaptıkları resimler için yepyeni bir renk keşfettiler. Bu renk bugün Maya mavisi olarak bilinmektedir. Bu rengin tanımlanması Avrupa’da ve diğer toplumlarda yüzyıllar sürdü. 17. Yüzyıl Avrupa’sında mavi elde edilmesi en zor pigmentler arasında yer alıyordu ve sadece ustaların bu rengi kullanılmasına izin veriliyordu. 17. Yüzyıl Avrupası’nda mavi renk Afganistan’dan çıkarılan lapislazuli taşından üretildi. Arkeologlar İspanyol kolonilerinde bolca mavi rengin kullanıldığını gördüklerine oldukça şaşırdı. Avrupa’da bu kadar nadir bulunan bir renk Yeni Dünya’da daha az olmalıydı. Araştırmalar derinleştikçe kolonilerde kullanılan mavi rengin bitkilerden temin edilen Maya mavisi bilgisinden geldiği anlaşıldı. Maya mavisi Avrupa’da üretilen mavi renkten daha dayanıklıydı ve günümüzde 1.600 yıl kadar eski dönemlerden kalma mavi renkler hala canlılığını korumaktadır.
4. Batık Maya Alt Dünyası:  2018’de, bir dalgıç Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda batık bir tünelin içinde küçük bir açıklık tespit etti. Bu boşluğu takip eden araştırmacılar DosOjos sistemini ve Sac Actun mağara sistemini birbirine bağladı. Bu birleşme, dünyanın en uzun sualtı mağarasını ortaya çıkardı. Uzmanlar tünele indiler ve inanılmaz bir şekilde arkeolojik kalıntıların bulunduğu 200 yer tespit ettiler. 347 kilometre uzunluğa sahip olan labirentte bulunan şeyler içerisinde Maya sunakları ve tütsü brülörleri gibi birçok malzeme bulunuyordu.Ayrıca ticaret tanrısı Ek Chuah’ın resimlerilabirentteyer alıyordu. Keşfedilenritüel öğeleri mağaranın bir zamanlar Maya “ yeraltı dünyasının ” bir parçası olduğunu düşündürdü. Sualtı tünelindeki koruma mükemmeldi ve keşiflerin büyüklüğü inanılmazdı. Dünyanın en önemli batık bölgesi olarak kabul edilen mağara 15.000 yıllık bozulmamış bilgi içeriyor. Çoğunlukla Maya eserlerini bulmasının yanı sıra, soyu tükenmiş buz çağı mağara ayıları,proto-filler, devler balinalar ve yeni bir insan türüne ait olabilecek bir kafatası da mağaradan çıkarıldı.
3. Olağandışı Şehir Büyümesi: Şehirler büyüdükçe, evler birbirine daha yakın hale gelmektedir. Diğer bir deyişle, nüfus yoğunluğu arttıkça insanlar birbirine yakın konumda yaşamaya başlar ve çalışır. Araştırmacılar bunun her zaman fikirlerin paylaşılmasını ve bir toplumda öğrenmeyi teşvik ettiğini düşünmüşlerdir. Bu eğilim yüzyıllar boyunca kıtalar ayrışmış olsa bile çoğu uygarlıkta ortaya çıkmıştır. Ancak Mayalılar bu eğilimi takip etmemiştir. Şehirler büyüdükleri zaman dışa doğru genişledi. Komşular daha yakın yaşamak yerine dış alanlara doğru yayıldılar. Maya birçok alanın ustasıydı, bu yüzden onların bilgi paylaşımını veya öğrenmesini bu geniş alana yayılma eğilimi etkilemedi. Bu olağandışı yaklaşım, bir kentin tanımına ve şehirlerin daha yoğun büyüdüğü eski düşünceye meydan okuyor. Arkeologlar Maya topluluğunun farklı çalışıp çalışmadığını ya da bu örüntünün harabeler üzerinde nasıl çalışıldığının tuhaf bir sonucu olup olmadığını araştırıyorlar.
2. Mayalıların Günlük Yaşamı:  Mayalılarda nüfusun çoğunluğunu alt sınıflar oluşturuyordu. Yine de duvar resimleri ve diğer sanat biçimleri neredeyse tamamen seçkin sınıflara odaklanmıştır. Bu sebeple, Mayalılarda günlük yaşamın nasıl olduğuna ilişkin bulgular oldukça azdır. Araştırmacılar 2009 yılında Meksika’nın Calakmul kentinde yer alan boyanmış bir piramidi temizledi. Temizlenen duvarlardan bir tanesinde eski dönemlere ait bir duvar resmi bulundu. Bu resimde Mayalıların günlük hayatına ve alt sınıflara dair bulgular yer alıyordu. Bu basit bir keşif gibi görünse de Mayalıların alt tabakalarına dair bilginin elde edildiği ilk keşiftir.
1. En Eski Kodeks: 1964’te bir Maya belgesi ortaya çıktı. Ağaç kabuğu üzerinde oluşturulan ve Venüs’ün görüntülerini içeren kodeks, birçok kişi tarafından sahte olarak kabul edildi. Eleştirmenler kodeksin bilinen herhangi bir Maya yazıtından farklı göründüğünü ve gerçek olmak için çok basit olduğunu söyledi. 1974’e kadar, bir antika koleksiyoncusu Meksika otoritelerine gerçekliğini kanıtlamak için çalışmalar yürüttü. Yıllar geçti ve çoğu kişi sözde Mayan Kodeksi’nden şüphe etmeye devam etti. Eski olmasına rağmen, nerede bulunduğuna dair ipuçlarını silen yağmalanmış bir artefakttı. 2018 yılında ise asoıl bomba patladı. Kodeks’e yapılan testler belgenin sadece otantik olmadığını Amerika’daki en eski İspanyol kolonisi öncesi yazının da bu kodekste yer aldığını ortaya koydu. Bu çağın ilk bilinen belgesidir ve 16. yüzyılda İspanyollar tarafından yakılan bir avuç dolusu metni birleştirmektedir.
Kaynak: http://listverse.com/2018/09/17/top-10-recently-discovered-mayan-mysteries-and-facts/

Devamını Oku

Arkeoloji

İtalya’da ”Vampir Çocuk” Mezarı Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son dönemlerde arkeoloji haberlerinin gündeminde olan İtalya’da bir keşif daha yapıldı. İtalya’nın Umbria bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda 1600 yıllık çocuk fosiline rastlandı. Tamamen sağlam durumda olan iskeletin kafatasının ağız içinde büyük bir taş bulunuyordu. Arkeologlar “O zamanlarda vampir oldukları sanılan insanlar, ağızlarına taş tıkılıp diri diri gömülüyordu. Bu da onlardan bir örnek.” dedi. Bu nedenle iskelete ”vampir çocuk” nitelendirilmesi yapıldı.

Arizona Üniversitesi’nden arkeolog Profesör David Soren, Lugnano Vampiri olarak anılan kemik bulguları hakkında “Yapılan bu keşif hem ilgi çekici hem de oldukça ürpertici. O dönem sıtma nedeniyle dişlerinde bozukluk olan çocuklar dahi vampir oldukları düşünülerek öldürülüp, gömülmüş. Bu ritüele göre yeniden hayata dönmemeleri için ağızlarına büyük taşlar sıkıştırılmış. Bu, ölümden geriye dönüşün olmaması için yapılan bir şey” dedi.

yüzyılda İtalya’da ortaya çıkan sıtma salgının o dönemde özellikle korunmaları daha zor olduğu için çocuklar üzerinde büyük etkisi olmuş. Bebekler ve küçük çocukların hastalığın etkisi ve dönemim batıl inanışlarının tetiklemesi sonucu büyücülük ritüelleri ile gömüldüğü düşünülüyor. Roma’daki ‘vampir çocuklar’ın benzeri daha önce de Venedik’te görülmüştü. Arkeogların yaptıkları kazılarda bazı mezarlarda kalbe saplanmış kazıklar da bulunmuştu.

Bulunan ceset kalıntılarında yapılan incelemede sıtma hastalığına rastlanmıştı. 5. yüzyılda İtalya’daki inanışlarda, kişinin ölümden dönebileceği düşünülüyordu. Bu nedenle tehlikeli görülen insanlar, üzerlerinde kazık, taş gibi değişik materyallerle birlikte gömülüyordu.
Kaynak: https://www.news.com.au/technology/science/archaeology/child-vampire-burial-found-in-italian-roman-villa/news-story/4961dcda6a3f2c7c34b52e7ad09dc8d5
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar