fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

İnsanı yapay zekadan ayıran tek kelime hangisi?

Yayınlandı

üzerinde

Yapay zeka yani AI (artificial intelligence), en kısa açıklamasıyla, makinelerin karmaşık problemlere insanlar gibi çözümler üretmesini sağlayan son dönemin en popüler teknolojisi olarak tanımlanabilir. İlk Amerikalı bilgisayar bilimcisi John McCarthy tarafından, 1956 yılında Dartmouth Konferansı’nda ismi ortaya atılan bu disiplin, bugün robotik süreç otomasyonundan gerçek robotiklere kadar her şeyi kapsayan bir terim olarak kullanılıyor. Yapay zeka giderek hayatın birçok alanına girip daha fazla önem kazanmaya başlarken, araştırmacılar insan ile yapay zekayı birbirinden ayırt etmeyi sağlayacak kelimeyi bulmaya çalışıyor. İnsan ile yapay zekaya sahip bir robotu görmeden ve duymadan birbirinden ayırmamız, bir tek kelimeyle hangisinin insan olduğuna karar vermemiz gerekse ne olurdu?
İnsanı karakterize eden hangi kelimedir?
Bilim insanları bu konuda araştırma yaparak hem yapay zeka ile ilgili sanılarımızı aydınlatıyor hem de insan beyninin işleyişi ile ilgili bazı şaşırtıcı bilgiler ortaya koyuyor. Yapay zeka artık otomatik sohbet ve dil üretimi alanlarında kullanıldığı gibi gündelik yaşamda karşılaştığımız uzun metinleri de yazıyor. İnternet üzerinden yazıştığımız müşteri temsilcisinin gerçek bir insan mı yoksa bir algoritma ürünü mü olduğunu nasıl anlayabiliriz? Ya da kurmaca bir öykünün makine mi yoksa insan tarafından mı üretildiğine nasıl karar veririz? İletişim kurabilen yapay zeka artık teorik bir olasılığın ötesine geçtiği için bu konuda hazırlıklı olmalıyız.  Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırma ekibinden John McCoy, makine zekasını insan zekasından ayırt etmede 1950’de İngiliz bilim adamı Alan Turing tarafından geliştirilen bir testin kullanılması olanağını sorguladı. Buna göre, her bir hakeme bilgisayar üzerinden standart bir sohbet arayüzü açılıyor. Yazılı sohbeti gerçek bir insanla mı yoksa yapay zeka ile donanımlı bilgisayar programı ile mi yaptıklarını bilmeden tahminde bulunmaları gerekiyor. Bot sohbet belli sayıda hakemi ikna edebilirse Turing testini geçmiş oluyor. McCoy ve ekibi bu testte bir tek kelimenin belirleyici olup olamayacağı üzerinde çalışıyor. “Bu durumda hangi kelimenin insana özgü olduğu sorusu gündeme geldi” diyor. Araştırmanın sonuçları Deneysel Sosyal Psikoloji Dergisi’nde (Journal of Experimental Social Psychology) yayımlandı. İlk deneyde McCoy ve çalışma arkadaşı Tomer Ullman 1000 kişiden, sadece insana özgü olabilecek bir kelime önermelerini istedi ve ortaya çıkan kelimelerin ortak yanını bulmaya çalıştı. 
İlk 10’a giren kelimeler ve önerenlerin sayısı şöyleydi:

  • Sevgi (134)
  • Şefkat (33)
  • İnsan (30)
  • Hoşnut etmek (25)
  • Merhamet (18)
  • Empati (17)
  • Duygu (14)
  • Robot (13)
  • İnsanlık (11)
  • Canlı (9)

“İnsanların önerdiği kelimeler arasında bu kadar örtüşme olması ilginçti” diyor McCoy. “Sözlükten seçilebilecek o kadar kelime varken böyle büyük bir örtüşme sağlayan kelimeleri seçmişti insanlar.”  Katılımcıların yüzde 10’u yüzbinlerce olasılık içinden “sevgi” kelimesini seçmişti. İlk dörde giren kelimelerin toplamdaki payı yüzde 25’i buluyordu. Genel konular arasında vücut fonksiyonları (“tuvalete gitmek” gibi), inanç ve bağışlama (“merhamet” ve “umut” gibi), duygular (“empati” gibi) ve yiyeceklerin (“muz” gibi) en popüler kategoriler oldukları görüldü. McCoy ve Ullman daha sonra yaptıkları ikinci deneyde de ilk deneyde ortaya çıkan kelimeleri diğer insanların nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalıştı. En fazla dile getirilen kelimelerden farklı kombinasyonlarda ikili gruplar oluşturup (“insan” ve “sevgi” gibi) diğer deneklerden, hangisinin insan ve hangisinin bilgisayar tarafından önerildiğini tahmin etmelerini istediler. İlk deneyde olduğu gibi “sevgi” kelimesinin insana en çok atfedilen kelime olduğu görüldü. Ancak mevcut seçenekler içinde en fazla gündeme gelen kelime “bok” kelimesiydi. Yine de insanlığın ortak özelliği olarak bir duygu ifadesi çok daha belirleyici görülüyordu. İnsanların sözlük tanımının dışında kullandıkları kelimeler de yaygın olarak önerilenler arasında yer alıyordu.

Bunun nedeni yapay zekanın bugünkü seviyesinin bir yansıması olarak görülebilir. Bilgisayar programları ve robotlar artık basit betimleyici cümleler, hatta kısa öyküler bile yazdığı halde, insana özgü mizah ve kinayede zorluk çekiyor. Zira mizah ve bu çerçevede kullanılan kelimelerin doğru seçilmesi için konunun anlaşılması ve her kelimede saklı kültürel bağlantıların bilinmesi gerekir. Bu spekülasyonların yanı sıra McCoy, insanların diğer gruplarla ilgili içkin sanılarını anlamada bu deneyin önemli bir araç sunduğu kanısında. Örneğin, kadın olduğunuzu kanıtlamak için hangi kelimeyi seçersiniz? Ya da Fransız veya sosyalist olduğunuzu hangi tek kelimeyle kanıtlayabilirsiniz? Bu durumlarda, her grup üyesinin kendi grubu içinde bildiği, dışarıdakilerin belki de yanlış anlayacağı veya önemsemeyeceği kelimeler seçilir. McCoy bu basit sorunun, insanı, insan ile yapay zeka arasındaki ayrım ve her ikisi arasındaki iletişim konusunda derin düşünmeye sevk ettiği kanısında. McCoy, deneyde ortaya çıkan kelimeler arasında favorisinin “ımmm…” olduğunu ve bunu “zekice bir öneri” olarak gördüğünü söylüyor.
Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181120-what-single-word-defines-who-you-are

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları farelerde denedi: İnsanlar artık kilo almayacak

Yayınlandı

üzerinde

Uzun süren detokslar, açlıklar, mutsuz eden diyet programları toplumda ciddi oranda kilo verme takıntısı bulunuyor. Bilim insanları tarafından yapılan araştılmalar sonucu keşfedilen ‘RCAN1’ isimli genin işlevsiz bırakılması sonucunda vücudun kilo almadığı ortaya çıktı. Bilim insanları ayrıca bu geni devre dışı bırakacak bir ilaç geliştirdi. ABD ve Avustralyalı bilim insanlarının elde ettiği bilgiler sonucu RCAN1 isimli genin işlevsiz bırakılması halinde insan vücudunun kilo almadığı tespit edildi.

Ayrıca bu geni devre dışı bırakmak için bir ilaç geliştiren bilim adamları, fareler üzerinden başarılı oldu. Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nden bilim insanları ve Avusturalya’daki Flinders Üniversitesi’nden Profesör Damien Keating öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yapılan araştırma sonucunda RCAN1 geninin özellikleri ortaya çıkarıldı. RCAN1’in kilo alımı üzerinde etkili olduğunu aktaran araştırmacılar, yüksek kalorili ürünler ile beslenilmesine rağmen kilo alınamayacağını ortaya koyuyor. Profesör Keating’da yaptığı açıklamda “Biliyoruz ki birçok insan kilo vermekte hatta kilosunu korumakta farklı birçok sebep nedeniyle zorluk çekiyor. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgular ışığında, RCAN1 genini hedef alan bir hap geliştirerek, kilo verilmesini sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fazla egzersiz yapmadan daha az yağ depolama
RCAN1 genini bloklanması durumda sağlıksız beyaz yağın, sağlıklı kahverengi yağa dönüşmesine yardımcı olacağını da dile getiren Keating, amaçlarının bir kişinin gıda tüketimini azaltmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına gerek kalmadan vücudun daha az yağ depolamasını sağlamak üzerine kurulduğunu ifade etti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181204095412.htm

Devamını Oku

Bilim

Kusursuz Şekilli Kan Pıhtıları Öksüren Adam Doktorları Şaşkına Çevirdi

Yayınlandı

üzerinde

Bu resim size kusursuz bir kan damarını çağrıştırıyor olabilir. Ancak öyle değil. Bu, içerisinde birikmiş pıhtılaşmış kan bulunan ve kalp yetmezliğinden ölen bir adamın sağ akciğerindeki hava geçiş kanallarının mükemmel bir görünümü. Elbette hasta tarafından öksürülerek dışarı atılan şey akciğerin bir parçası değil. Bir akciğerin öksürülerek dışarı atılması mümkün değildir. Bronşiyal kan pıhtıları ismi verilen bu görüntü son birkaç yılda nadirde olsa görüldü. 2010 yılında lupus olan 57 yaşındaki bir kadın, 2005 yılında 25 yaşındaki başka bir hamile kadın ve 2015 yılında 80 yaşındaki bir erkek öksürdüğünde böylesine kusursuz bir kan pıhtısı ağzından dışarı çıktı.

Bunu özel kılan ise hastanın bu pıhtıyı tek parça halinde öksürmesidir. Doktorlar bu durumun oldukça nadir görüldüğünü ve şaşkın olduklarını beyan ediyor. 36 yaşında bir erkek hasta, kalp yetmezliği teşhisiyle uzun bir süre yaşadı. Hastalığının akut bir hale geldiği son dönemlerde ise tedavi edilirken bu kan pıhtısını öksürdü. Doktorlar tarafından kalbin kan pompalamasına yardımcı olabilmek için hasta bir cihaza bağlandı. Ancak bu cihazlar kan pıhtılarına neden olabiliyor. Bunu önlemek için hastaya sürekli olarak Heparin ismi verilen bir antikoagülanin füzyonu verildi. Koagülasyon haricinde, Vücut kendini onarabilmek için kan damarları iç kanamaya sebebiyet verebilecek şekilde küçük damlalar oluşturabilir. Kanama akciğerin etrafına kan taşıyan damarlarda meydana gelirse, oradaki hava kanallarında bir birikme yaşanır.

Hastaya olan tam olarak buydu. Doktorlar Impella cihazını bağlayıp, Heparin tedavisini uyguladıktan bir sonraki hafta süresince hasta küçük kan pıhtıları öksürmeye başladı. En sonunda ise hasta devasa boyutlarda bir kan pıhtısı öksürdü. Doktorlar bu pıhtı ortaya çıktığında bunun insanın sağ bronş ağacının mükemmel bir görüntüsü olduğunu gördü. Bu pıhtının bütünlüğünü koruyan şeyin, pıhtılaşma süreci için hayati olan fibrinojen olarak isimlendirilen protein olduğuna inanıyorlar. Hasta antikoagülan olsa da enfeksiyon kanında yüksek bir fibrinojen seviyesine neden oldu vebu durum öksürürken pıhtıyı bütün halinde tuttu. Bu pıhtının akciğerinden çıkmasından sonra hasta daha iyi hissetmeye başlamasına ve biraz daha pıhtı öksürmesine rağmen, kalp yetmezliği şikayetleri arttı. Hasta kalp yetmezliğine bağlı komplikasyonlar sebebiyle bir hafta sonra öldü.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-man-coughed-up-this-perfect-blood-clot-and-doctors-don-t-understand-how

Devamını Oku

Bilim

Kızamık Yeniden Dünya Geneline Yayılma Eğilimi Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Dünyanın hemen her köşesinde kızamık virüsü yeniden canlanma eğilimine girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre, geçen yıl dünya çapında yüzde 30’dan fazla oranda görülen kızamık vakalarının sayısı arttı . Uzmanlar, yıllardır bunun gibi bir şey olabileceği konusunda uyarı yayınlıyor. Çünkü kızamık iki dozluk bir aşı ile kolayca önlenebilir olsa da, salgınların ortaya çıkmasını önlemek için yüzde 95’lik bir aşılama kapsamı gerekiyor. Son 10 yıl içerisinde hedeflenen aşılama kapsamı yüzde 85 rakamını geçemedi.

2017’de yayınlanan yenş bir raporda dünya üzerindeki altı WHO bölgesinin beşinde kızamık vakalarında artış görüldüğü saptandı. Bu artışlar özellikle Amerika, Doğu Akdeniz, Avrupa’da en yüksek seviyede. Sadece Batı Pasifik’te görülen kızamık vakalarında azalma meydana geldi. DSÖ Programları Genel Müdür Yardımcısı SoumyaSwaminathan, ‘Aşılama kapsamını arttırmak ve kızamığa bağışıklığı olan çocukların sayısında yükselme meydana gelmesi halinde bu yıkıcı ama tamamıyla önlenebilen hastalığa karşı topluluklar korunabilir’ açıklamasında bulundu. Bunun dünya için anlamını kavrayabilmek adına sadece birkaç nesle bakmak yeterli olacaktır. Kızamık aşısının ortaya çıkmasından yani 1963 yılından önce dünyada her yıl en az bir büyük kızamık salgını meydana geliyordu. Bu salgınlarda yılda ortalama 2.6 milyon insan hayatını kaybetti.

1963’te sadece 5 yıl sonra bu son derece bulaşıcı ve potansiyel olarak ölümcül hastalığın ortadan kaldırıldı. ABD, Avustralya, İngiltere, Japonya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde kızamık hastalığının ortaya çıkma rakamları neredeyse sıfır düzeyine geldi. Alınan önlemler sonucunda kızamık aşısı yüzyılın başından bu yana 21 milyonun üzerinde hayat kurtardı. Bu hastalıktan küresel ölüm oranı sadece 17 sene içerisinde yüzde 80 dolayında düştü. Ancak yıllar süren ilerlemeden sonra, fon sağlamadaki yetersizlikler ve yanlış bilgilendirme gibi sebeplerle kızamık hastalığının görülme rakamlarında ciddi artışlar meydana gelmeye başladı. Swaminathan , ‘Kızamığın yeniden canlanması, bölgeler arasında ve özellikle de kızamık eliminasyonunu gerçekleştiren veya buna yakın olan ülkelerde geniş çaplı salgınlarla ilgili ciddi endişe kaynağıdır ‘diyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, dünya çapında 20.8 milyon bebeğin ilk kızamık aşısını almayı başaramadığını buldu. Aşı İttifakı Gavi’nin CEO’su SethBerkley, “Kızamık vakalarındaki artış şaşırtıcı değil” diyor. Şaşırtıcı değil, çünkü çoğu kamu sağlığı uzmanı bunun yıllardır geldiğini gördü. WHO ve ortakları gibi örgütler Kızamık & Kızamıkçık Girişimi kurarak bilinçlendirme çalışmaları yürüttü. Yayımlanan raporlarda kızamıkla ilgili acil eylem çağrısı yapılıyor. Bu alanda sürekli yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor. Böylece en yoksul ve marjinal topluluklar arasında rutin aşılama hizmetleri güçlendirilebilir. Aynı zamanda, bağışıklamalara yönelik halk desteğinin, aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmenin ve tereddütle mücadelenin mümkün olduğu kadar çabuk ve en kısa sürede sağlanmasını da raporda vurgulanıyor. Aksi halde kızamık salgınlarının gittikçe artan bir boyuta geleceği ön görülüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/measles-is-making-a-comeback-around-the-world-as-vaccination-rates-languish

Devamını Oku

Öne Çıkanlar