fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

İnsanların Ölümsüzleşmesi Mümkün Mü?

Yayınlandı

üzerinde

İnsan beyni oldukça karmaşık ve belirsizdir. Müthiş ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, hala beyne dair bilinmeyen birçok şey bulunuyor. Beynin farklı bölümlerinin nasıl iletişim kurduğu biliniyor. Ancak düşüncenin nasıl oluştuğuna dair hala büyük bir bilgi eksikliği var. Beynimizde 86 milyar nöron bulunuyor. Bu nöronlar arasında düşünceler nereden gelip, nereye gidiyor? Bilimsel bakımdan bilinç nedir? Tek bir varlık mıdır, yoksa trilyonlarca permütasyonun toplamı mıdır? Tüm o ateşleyen nöronların ilavesi ya da ortalaması mı?
Beyni ya da zihni bir makineye yüklemek bilimkurgu filmlerinin konusudur. Peki, bu gerçekten yapılabilir mi? Zihin transferi ya da tümüyle beyin emülasyonunu (WBE) yakın zamanda yapabilecek ilerlemeye sahip değiliz. Beyin oldukça karmaşık bir yapıya sahip ve zihin ile benliğin doğası tam olarak neyin transfer edileceğini bile bilmek için belirsiz. Neyi aktaracağız? Tüm düşünceler, kaydedilmiş hisler, anılar, zeka, bilişsel yetiler, umutlar, korkular, rüyalar vb. buna ek olarak şu anda sahip olduğumuz bu sinirsel bağlantıların yeni dijital mekanizmada olduğu gibi korunması gerekiyor. Yoksa bir zamanlar olduğumuz kişi olabilmemiz mümkün değil.

Bu tip bir teknolojide aktarılan şeyin ne olacağını bilmememizin yanı sıra aktarılan verilerin saklanma sorunu bulunuyor. İnsan beyninden alınacak bilgilerin 1 terabayt ike 2 bin 500 terabayt arasında veriye sahip olabileceği düşünülüyor. Tüm bu verileri bir bilgisayarda saklamak devasa bir girişim olacaktır.
ABD askeri araştırma birimi DARPA bile bu konuda çok fazla ilerleme kaydedemedi. RE-NET adlı yeni bir girişim, 100 beyin implantını bilgisayarda farklı nörolojik etkinliklere kaydettirmek için kullandı ancak alınan veriler çoğu zaman yanlış ve gürültüyle doluydu.
Beynimizdeki MRI taramalarına dayanarak, bir makineye ne yapmak üzere olduğumuzu bildiren tahmini modeller ürettirebiliriz. Bir örnekte , araştırmacılar beyinlerinin görsel kortekslerinin hangi bölümlerinin aydınlandığını tespit etmek için insanlara film fragmanlarını izletti. Hesaplama gücünün her iki yılda bir arttığına işaret eden Moore Yasasına dayanarak “yirmi ila otuz yılda insan zihnindeki kadar çok nöronu taklit edebilecek kadar hızlı süper bilgisayarlara sahip olmamız mümkün olabilir.
Kaynak: http://www.iflscience.com/technology/humans-could-soon-become-immortal-but-the-cost-may-be-horrifying-would-you-do-it/all/

Bilim

Stephen Hawking; “Süper İnsanlar Irkımızın Sonunu Getirecek”

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Stephen Hawking’in ölmeden önce yazdığı son makalesi geçtiğimiz günlerde yayımlanmıştı. Yayımlandığı günden beri dikkatleri üzerine toplayan makalede, süper insanlarla ilgili olan bölüm oldukça ses getirdi. Stephen Hawking son kitabı olan “Brief Answers to the Big Questions (Büyük Sorulara Kısa Cevaplar)” bugün (16 Ekim) satışa çıkacak. The Sunday Times gazetesi de bu kitaptan bazı bölümleri yayımladı. Bu yazıda en çok dikkat çeken detay ise genetik mühendisliği ve insanın kendi kendine evrimine müdahale ederek yaratacağı süper insanlar. Genetik mühendislik son yıllarda insan biyolojisi üzerinde yapılan tüm araştırmaların merkezinde yer alıyor ve bu araştırmaların arttırılması için çalışmalar hızla devam ediyor.

Hawking’e göre insanlığın sonunu getirecek olan da tam olarak genetik mühendisliğin ilerlemesi olacak. Yine Hawking’e göre insanlık bu yüzyıl içerisinde genetik mühendislikte oldukça ilerleyecek ve ortaya genetiğiyle oynanmış ‘’süper insanlar’’ çıkacak. Aslında Hawking, insanlar üzerinde genetik oynamalar yapmanın devletler tarafından yasaklanacağını düşünüyor ancak dünyanın ‘zenginlerinin’ genetik mühendislikten faydalanma hırsından vazgeçmeyeceğini söylüyor. Kitaptan yayımlanan bölümlere göz atacak olursak; “Zenginlerin, çocuklarının DNA’ları üzerinde yapacakları değişikliklerle oluşacak insanüstü ırk insanlığın sonunu getirecek.

Bu yüzyılda insanların zekâ ve saldırganlık gibi içgüdüleri değiştirmenin yolunu keşfedeceğinden eminim. Muhtemelen insanlar üzerinde genetik mühendisliği uygulamaların yapılması karşıtı yasalar kabul edilecek. Ancak bazı insanlar hafıza, hastalıklara karşı dayanıklılık ve ömür süresi gibi insani özellikleri geliştirme hırsına karşı koyamayacak. Bu tür insanlar ortaya çıktığında, geliştirilmemiş insanlarla ilgili önemli siyasi sorunlar olacak. Sıradan insanların soyu tükenecek ya da önemsiz hale gelecekler. Onlar yerine kendi kendilerini tasarlayan bir ırk olacak. İnsan ırkı kendilerini yeniden tasarlayabilirse, muhtemelen yayılacaklar ve diğer gezegenlerle yıldızlarda kolonileşecekler.”

Hawking tüm tahminleri yaklaşık 6 yıl önce ortaya çıkarılan Crispr-Cas9 teknolojisine dayanıyor. Bu teknoloji sayesinde DNA üzerinde değişiklikler yapılmaya başlanırken, bilim insanları kötü genleri ayıklayabiliyorlar. Böylece kanser gibi kötücül DNA’ların yol açtığı hastalıklar tedavi edilebiliyor. Crispr-Cas9 tekniği sayesinde insan vücudunun kimi engellerinin kaldırılabileceğini ve çeşitli ekstra özellikler eklenebileceğini belirten Hawking, geçtiğimiz yıllarda yapay zeka teknolojisinin kendi bilincine erişmesi durumunda Matrix benzeri bir insan kıyımına girebileceğini vurgulamıştı.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/stephen-hawking-future-superhumans-threaten-end-humanity-genetic-engineering-crispr-evolution-ai-planet

Devamını Oku

Arkeoloji

Son Dönemlerde Keşfedilen 10 Maya Gizemi

Yayınlandı

üzerinde

Maya medeniyeti hakkında düşündüğünüzde aklınıza birçok gizem gelecektir. İnsan kurban törenleri, büyük mimari yapılarıyla bu ihtişamlı uygarlık uzun süren bir kültür mirasına da sahiptir. Kendine özgü ritüelleri, sıra dışı şehirleri ve liderlerinin nasıl karar verdiği gibi sorular her zaman merak konusu olmuştur. Bu olağanüstü toplum gelecek nesiller için çeşitli dersler ve gizemler barındırmaktadır. İşte, son dönemlerde keşfedilen 10 Maya gizemi…
10. Kuraklık Anıtları: 2018’de arkeologlar, antik bir Maya bölgesini ziyaret etmek için Belize’ye doğru yola çıktılar. Cara Blanca’da iki yapının kalıntıları, derin bir havuz yakınındaki bir platform ve bir sweatbathkompleksi bulunmaktadır. Her ikisi de bölge kuraklıkla boğulduğunda 800-900 yılları arasında inşa edildi. Bu dönemler esnasında hacılar, yağmur tanrısı Chahk’ı onurlandırmak için her iki binayı da ziyaret ediyordu. İlk başta, ekip havuz kenarındaki platformda daha fazla eser aramak ve sweatbath’taki yağmalamayı değerlendirmek istedi. Bunu yaparken kutsal sitenin geçmişiyle ilgili yeni şeyler keşfettiler. Havuzu kazarken yeni bir platform ortaya çıktı. Bu beklenmedik platform M.S. 600 tarihine aitti. Muhtemelen kuraklıktan uzak bir zamanda inşa edilmiş ve burada yüzyıllar boyunca çeşitli ritüeller gerçekleştirilmiştir.
9. Pakal’ın Yüzü: Saltanatı en uzun olan Maya kralı K’inichJanaab ‘Pakal idi. Büyük Pakal olarak da bilinen bu sevilen ve önemli hükümdar, MS 615’te 12 yaşında tahtta yükseldi ve 80 yaşında ölene kadar kraldı. 2018’de arkeologlar, Meksika’nın güneyindeki bir maya sarayında kazı yaparken nadir bulunan bir eser ele geçirdi. Pakal’a ait olan saray birçok sürprizle birlikte bir mühendislik başarısıdır. Ancak ekip yapay suyollarını izlediklerinde önceden bilinmeyen kapalı bir havuzu keşfetti. Burada dekoratif amaçlarla yapılmış bir maske ortaya çıkardılar. Maskenin yüz özellikleri Kral Pakal ile karşılaştırıldığında bir benzerlik bulundu. Maske yaşlı ve kırışık bir yüzü gösteriyordu. Yaşlı olması sebebiyle arkeologlar bu maskenin Kral Pakal’ın yüzü olduğunu düşünüyor. Eğer bu bilgi doğrulanırsa, bu kralı direkt olarak tasvir eden ilk eser olacak.
8. Maya Ayak İzi: Bazı nedenlerden dolayı, Maya Uygarlığının doğayla tam uyum içinde yaşadığı fikri hakimdir. Plastik ve sera gazı gibi tesirlerden uzak olsalar da Maya kültürü doğayı sağlam bırakmadı. 2018 yılında araştırmacılar Maya Uygarlığı’na ait karbon formunda kanıtlar ele geçirdi. Maya Uygarlığı’nın tapınaklar için oduna, tarım arazileri için yere ihtiyacı vardı. M.Ö. 900’lü yıllar civarında artan bir ivmeyle 1.100 yıl boyunca tropik ormanları yok ettiler. Bugün çoğu Maya bölgesi antik ve el değmemiş olarak bulunmaktadır. Bununla birlikte toprakta yapılan testler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Bu araziler kendilerini toparlayamadı. Ağaçlar büyümüş olabilir, ancak karbon yakıtların izleri de hala toprakta duruyor.
7. Maya Yılan Kralları: Guatemala’daki ormanda kırsal bir Maya kenti olan La Corona’nın kalıntıları bulunuyor.Buradaki yerleşimin her zaman klasik Maya döneminde (MS 250-900) izole edildiğine inanılmaktadır. Bu süre zarfında, yılan kralları denilen bir hanedan Meksika’daki Calakmul’dan yönetildi. Bu krallığın nasıl yönetildiği hakkında çok az şey biliniyor.2018’de La Corona’dabu hanedan ile ilgili bazı ipuçları ortaya çıktı. Havan yapılan lazer taraması, sözde yalıtılmış şehirde binlerce insanın yaşadığını tespit etti. Hiyeroglifler, yerel tanrıların tekrar gelmesi ve kırsal şehrin nasıl bir krallığın yargı yetkisi altında girdiğini gösteriyor. Arkeologlar La Corona’nın genişleme sırasında yılan kralları tarafından zaptedilenyerleşim yerlerinden biri olduğuna inanıyor. Tanrılar, yönetim haklarını kurmak için yerel mitolojiyi kullanan seçilmiş liderlerdi.La Corona’da bulunan gravürlerin sayısı da küçük alan göz önüne alındığında oldukça şaşırtıcı.Bazı araştırmacılar yerleşim yerinin Yılan Kralların Meksika’da bulunan başkentlerine kıymetli malları götüren ticaret yolunda kilit bir görevi olduğunu ileri sürüyor. Bu tür bağlantılı bir siyasi sistem, Maya’nın ayrı şehir devletlerinde yaşadığı geleneksel yaşamı bozuyor.
6. Çikolata Parası: Mayalılar asla sikke kullanmadı. Diğer birçok medeniyet gibi ihtiyaçlarını karşılamak için takas yönteminden faydalandılar. 2018’de Mayalıların alışveriş yöntemleriyle ilgili bulgular açıklandı. Mayalıların sıcak çikolata hayranı oldukları bir gerçek. Yeni çalışmalar gösterdi ki Mayalılar çikolatayı sadece takas için değil, bir vergi biçimi olarak da kullanıyordu. Elde edilen bulgularda çeşitli duvar resimleri, oymalar ve boyalı seramikler yer alıyor. Çizimlerde Pazar yerleri ve bazı hallerde sıvı çikolata tüketildiği görülebiliyor. Sekizinci yüzyılda prestijli yiyecekler arasında bulunan kakao fasulyesi takas aracı ve vergi biçimi olarak kullanılmaya başladı. Mayalıların en sık kullandığı vergi malları kakao ve dokuma kumaştı.
5. Maya Mavisi: İnsan kurban törenleri ve korkunç tanrılarını bir kenara koyarsanız, Mayalılar oldukça gelişmiş düzeyde ressamdı. Duvarlarına yaptıkları resimler için yepyeni bir renk keşfettiler. Bu renk bugün Maya mavisi olarak bilinmektedir. Bu rengin tanımlanması Avrupa’da ve diğer toplumlarda yüzyıllar sürdü. 17. Yüzyıl Avrupa’sında mavi elde edilmesi en zor pigmentler arasında yer alıyordu ve sadece ustaların bu rengi kullanılmasına izin veriliyordu. 17. Yüzyıl Avrupası’nda mavi renk Afganistan’dan çıkarılan lapislazuli taşından üretildi. Arkeologlar İspanyol kolonilerinde bolca mavi rengin kullanıldığını gördüklerine oldukça şaşırdı. Avrupa’da bu kadar nadir bulunan bir renk Yeni Dünya’da daha az olmalıydı. Araştırmalar derinleştikçe kolonilerde kullanılan mavi rengin bitkilerden temin edilen Maya mavisi bilgisinden geldiği anlaşıldı. Maya mavisi Avrupa’da üretilen mavi renkten daha dayanıklıydı ve günümüzde 1.600 yıl kadar eski dönemlerden kalma mavi renkler hala canlılığını korumaktadır.
4. Batık Maya Alt Dünyası:  2018’de, bir dalgıç Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda batık bir tünelin içinde küçük bir açıklık tespit etti. Bu boşluğu takip eden araştırmacılar DosOjos sistemini ve Sac Actun mağara sistemini birbirine bağladı. Bu birleşme, dünyanın en uzun sualtı mağarasını ortaya çıkardı. Uzmanlar tünele indiler ve inanılmaz bir şekilde arkeolojik kalıntıların bulunduğu 200 yer tespit ettiler. 347 kilometre uzunluğa sahip olan labirentte bulunan şeyler içerisinde Maya sunakları ve tütsü brülörleri gibi birçok malzeme bulunuyordu.Ayrıca ticaret tanrısı Ek Chuah’ın resimlerilabirentteyer alıyordu. Keşfedilenritüel öğeleri mağaranın bir zamanlar Maya “ yeraltı dünyasının ” bir parçası olduğunu düşündürdü. Sualtı tünelindeki koruma mükemmeldi ve keşiflerin büyüklüğü inanılmazdı. Dünyanın en önemli batık bölgesi olarak kabul edilen mağara 15.000 yıllık bozulmamış bilgi içeriyor. Çoğunlukla Maya eserlerini bulmasının yanı sıra, soyu tükenmiş buz çağı mağara ayıları,proto-filler, devler balinalar ve yeni bir insan türüne ait olabilecek bir kafatası da mağaradan çıkarıldı.
3. Olağandışı Şehir Büyümesi: Şehirler büyüdükçe, evler birbirine daha yakın hale gelmektedir. Diğer bir deyişle, nüfus yoğunluğu arttıkça insanlar birbirine yakın konumda yaşamaya başlar ve çalışır. Araştırmacılar bunun her zaman fikirlerin paylaşılmasını ve bir toplumda öğrenmeyi teşvik ettiğini düşünmüşlerdir. Bu eğilim yüzyıllar boyunca kıtalar ayrışmış olsa bile çoğu uygarlıkta ortaya çıkmıştır. Ancak Mayalılar bu eğilimi takip etmemiştir. Şehirler büyüdükleri zaman dışa doğru genişledi. Komşular daha yakın yaşamak yerine dış alanlara doğru yayıldılar. Maya birçok alanın ustasıydı, bu yüzden onların bilgi paylaşımını veya öğrenmesini bu geniş alana yayılma eğilimi etkilemedi. Bu olağandışı yaklaşım, bir kentin tanımına ve şehirlerin daha yoğun büyüdüğü eski düşünceye meydan okuyor. Arkeologlar Maya topluluğunun farklı çalışıp çalışmadığını ya da bu örüntünün harabeler üzerinde nasıl çalışıldığının tuhaf bir sonucu olup olmadığını araştırıyorlar.
2. Mayalıların Günlük Yaşamı:  Mayalılarda nüfusun çoğunluğunu alt sınıflar oluşturuyordu. Yine de duvar resimleri ve diğer sanat biçimleri neredeyse tamamen seçkin sınıflara odaklanmıştır. Bu sebeple, Mayalılarda günlük yaşamın nasıl olduğuna ilişkin bulgular oldukça azdır. Araştırmacılar 2009 yılında Meksika’nın Calakmul kentinde yer alan boyanmış bir piramidi temizledi. Temizlenen duvarlardan bir tanesinde eski dönemlere ait bir duvar resmi bulundu. Bu resimde Mayalıların günlük hayatına ve alt sınıflara dair bulgular yer alıyordu. Bu basit bir keşif gibi görünse de Mayalıların alt tabakalarına dair bilginin elde edildiği ilk keşiftir.
1. En Eski Kodeks: 1964’te bir Maya belgesi ortaya çıktı. Ağaç kabuğu üzerinde oluşturulan ve Venüs’ün görüntülerini içeren kodeks, birçok kişi tarafından sahte olarak kabul edildi. Eleştirmenler kodeksin bilinen herhangi bir Maya yazıtından farklı göründüğünü ve gerçek olmak için çok basit olduğunu söyledi. 1974’e kadar, bir antika koleksiyoncusu Meksika otoritelerine gerçekliğini kanıtlamak için çalışmalar yürüttü. Yıllar geçti ve çoğu kişi sözde Mayan Kodeksi’nden şüphe etmeye devam etti. Eski olmasına rağmen, nerede bulunduğuna dair ipuçlarını silen yağmalanmış bir artefakttı. 2018 yılında ise asoıl bomba patladı. Kodeks’e yapılan testler belgenin sadece otantik olmadığını Amerika’daki en eski İspanyol kolonisi öncesi yazının da bu kodekste yer aldığını ortaya koydu. Bu çağın ilk bilinen belgesidir ve 16. yüzyılda İspanyollar tarafından yakılan bir avuç dolusu metni birleştirmektedir.
Kaynak: http://listverse.com/2018/09/17/top-10-recently-discovered-mayan-mysteries-and-facts/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanları, Facebook Paylaşımlarından Depresyon Teşhisi Koyabilen Bir Algoritma İcat Etti Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

Sosyal medya kullanımı ile akıl hastalığı arasında bir bağlantı olduğunu gösteren pek çok makale ve araştırma belgesi bulunmaktadır. Sosyal medya siteleri bir kişinin klinik teşhisinden önce depresyon vakalarını tespit etmek için kullanılırsa ne olur? StonyBrook Üniversitesi ve Pennsylvania Üniversitesi’nden bilgisayar bilimciler depresyonda olan kullanıcıları teşhis etmek için Facebook dilini kullanan bir algoritma icat etti. Ulusal Bilim Akademisi Akademisi’nde yayınlanan bir makalede açıklanan algoritma, bazıları daha sonra depresyon tanısı konan bireylerden gelen 524.292 Facebook güncellemesi kullanılarak oluşturuldu.

Araştırmacılar en sık kullanılan kelimeleri ve cümleleri seçtiler ve “depresyonla ilişkili dil belirteçleri” olarak adlandırılanları tanımlamak için bunları 200 konuya ayırdılar. Depresif grubun dili, kontrol grubuyla, ikisi arasındaki paternleri tespit etmek için karşılaştırıldı. Buluşu test etmek için araştırmacılar, 683 şehir sakininin Facebook gönderilerinin içeriğini ve sıklığını analiz etti. Bunlardan 114 Facebook kullanıcısının tıbbi kayıtlarında depresyon teşhisi vardı ve algoritmanın belirli dil belirteçleri sayesinde bunları tanımlayabildiği görüldü.Aslında, depresyon teşhisini öngörme kabiliyeti, tıbbi kayıtlarla birebir örtüştü.

Duygusal, bilişsel ve kişilerarası süreçlerle (düşmanlık, yalnızlık, ruminasyon ve üzüntü dahil) ilişkili dil belirteçleri, resmi bir tanıdan önce üç aya kadar depresyonun tahmin edilmesine yardımcı olabilir. bu ve benzeri araştırmalar depresyonlu kişilerin birinci tekil şahıs zamirlerini kullanma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Benim ve ben gibi kelimeleri sıklıkla kullanmasının yanında depresyonda olan kişilerin ruh hal, acı çeken, ağlayan, özleyen, yalnız hisseden, nefret ve düşmanlık besleyen, korkan, üzgün, endişeli benzeri durumlarda oluyor.

Ayrıca depresyonda olan kişilerin daha uzun mesajları daha sıklıkla yayınladıkları gözlemlenmiştir. Ortalama yıllık kelime sayıları kontrol grubuna kıyasla 1.424 kelime düzeyinde daha uzundur. Algoritma aynı zamanda depresyonda olan kişilerin yazılarını günün belirli zamanlarında yayınladığını bulmuştur. Sosyal medya kullanımının depresyon teşhisi yapabildiği açıkça kanıtlanmıştır. Ancak kullanıcılar kendileri üstünde böyle bir uygulamanın yapılmasını istiyor mu? sorusu konunun ana temelini oluşturuyor. İlerleyen günlerde bu algoritmanın herhangi bir sosyal medya platformu tarafından kullanılıp kullanılmayacağı merak konusu.
Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-invent-algorithm-that-can-predict-depression-dignosis-from-your-facebook-updates/all/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar