fbpx
Connect with us

Ekoloji

Işık Yayan Canlılar: Biyolüminesans

Published

on

Bazı kimyasal tepkimelerin sonucu ışık yayılır. Örneğin gündelik hayatta ateşten yayılan alev, yanma tepkimesi sonucu oluşan bir ışık yayılımıdır. Kimyada bu olaya “kimyasal ışıldama” ya da “kemilüminesans” denir. Bir canlı tarafından gerçekleştirilen kimyasal tepkime sonucu ışık yayılmasına ise “biyolüminesans” denir. Yani biyolüminesans da bir çeşit kimyasal ışıldamadır. Okyanusta yaşayan bazı balık, ahtapot, karides, denizanası, denizyıldızı, alg, köpekbalığı türleri gibi birçok canlı biyolüminesans özelliğe sahiptir. Tatlı sularda yaşayan çok az sayıda canlı ışık yayabilir.

Ateşböceği ve mantar ise biyolüminesans yapabilen kara canlılarındandır. Ortamın asitlik derecesinin farklı olması, sıcaklık ve basınç değişimleri gibi faktörler canlılarda biyolüminesansı başlatan etmenlerdendir. Örneğin denizde yaşayan bazı tek hücreli planktonlarda biyolüminesans kıyıya vuran dalgaların etkisiyle başlar. Biyolüminesans çoğunlukla canlılardaki lüsiferin (ışık yayılımına neden olan maddelerin genel adıdır) ile oksijenin lüsiferaz enzimi sayesinde tepkimeye girmesi sonucu oluşur. Oksijenle lüsiferinin tepkimeye girmesi sırasında kimyasal enerji ışık enerjisine dönüşür.

Biyolüminesansın gerçekleşmesi için gerekli olan lüsiferini bazı canlılar kendileri üretir. Bazı canlılar da besin yoluyla ya da diğer canlılarla ortak yaşam sonucu elde eder. Örneğin deniz asteğmeni balığı (Porichthys notatus) lüsiferin ve lüsiferaz maddelerini besin olarak tükettikleri, bir çeşit kabuklu deniz karidesi olan ostrakodlardan (lüsiferin ve lüsiferaz üretirler) elde eder. Böylece ışık yayabilirler.

Bazı canlılar ise lüsiferin ve oksijenin bileşik oluşturmuş hali olan özel bir proteini kullanarak biyolüminesans yapar. Bu özel proteine “fotoprotein” denir. Biyolüminesans için bu proteini kullanan canlılarda lüsiferaz enzimi yerine kalsiyum iyonu kullanılır. Biyolüminesansta yayılan ışığın rengi ortam koşullarına ve biyolüminesansı yapan organizmadaki lüsiferinin türüne bağlı olarak değişebilir. Örneğin birçok deniz canlısının biyolüminans sonucu yaydığı ışık mavi ve yeşil renkte görülür.  Çünkü ışık suyun içinde ilerlerken bazı dalga boylarındaki ışınlar soğurulur ve saçılır. Işık tayfının görünür bölgesindeki daha uzun dalga boyundaki ışınlar (örneğin kırmızı, sarı, turuncu renkteki ışınlar) suyun içinde daha kısa mesafe ilerleyebilir. Kısa dalga boylarındaki ışınlar (örneğin mavi ve yeşil renkteki ışınlar) ise suyun içinde daha uzun mesafeler katedebilir. Bu nedenle biyolüminesans yapan birçok deniz canlısından yayılan ışığı mavi ve yeşil renklerde görürüz. Birçok kara hayvanı da mavi-yeşil ışık yayabilir.  Ateşböceği ve kara salyangozu ise sarı renkte ışık yayar. Canlılar biyolüminesansı avlanma, savunma, eş bulma, saklanma gibi farklı amaçlarla yapabilir. Örneğin mürekkep balığı yaydığı ışıkla düşmanları ürküterek kafalarını karıştırır. Bu da kaçması için zaman sağlar. Fenersi balıklar başlarında yer alan top şeklindeki yapıdan yayılan ışık sayesinde avlarını cezbederek kendilerine yaklaşmalarını sağlar. Yetişkin ateşböcekleri ise karşı cinsi etkilemek için ışık yayar. Kaynak: https://www.sciencedaily.com/terms/bioluminescence.htm , https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/0022098188901281 , https://serc.carleton.edu/microbelife/topics/marinesymbiosis/squid-vibrio/index.html , https://www.britannica.com/science/marine-bioluminescence

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Karıncaların etkileyici dünyasından 10 güncel bulgu

Published

on

Ünlü biyolog E.O. Wilson’ın tanımı ile “dünyayı yöneten küçük şeyler” olan karıncalara hayranlığa doyamıyoruz. Mirmekoloji (karınca bilimi) hala pek çok bilim insanının aklını başından alıyor çünkü açığa çıkarılacak bir hayli nokta daha var. İşte son zamanlarda karıncalar hakkında öğrendiğimiz en ilginç şeylerin birkaçı:

10) Profesyonel Boksörlere Bir İlham Kaynağı

Bazen yoğun çatışmalar, fazlasıyla iyi organize olmuş karınca topluluklarının rahatını kaçırabilir. Illinois Üniversitesi ve Kuzey Carolina Doğa Bilimleri Müzesi’ndeki entomologlar (böcek bilimcileri), kapan çeneli karıncaların 4 türündeki teke tek kavgaları kaydetmek için yüksek hızlı kameralar kullandı. Kapan çeneli karıncaların saniyede 40 metre (130 feet) hızla kapanabilen kuvvetli alt çeneleri vardır. Ayrıca bu çeneler öyle güçlüdür ki onları avcılardan kaçmak için kendilerini havaya fırlatmada kullanırlar. Ancak birbirleriyle dövüş esnasında ölümcül çenelerini işlev dışı bırakmayı tercih ederler.

Bunun yerine teke tek yüzleşirler ve yumruk atan boksörlerinki gibi olan antenleriyle birbirlerine saldırırlar. Ölçümlere göre farklı tür karıncalar rakiplerine saniyede 20 ila 42 kez saldırabilir. Rekor, Florida’da yaşamakta olan yarışmacı Odontomachus brunneus tarafından elde edildi. Araştırmacılara göre kapan çeneli karıncalar, kaydedilen en hızlı boksörler.

9) Aslında O Kadar da Çalışkan Değiller

Durmaksızın çalışmaları sebebiyle sık sık övülmelerine rağmen karıncalar, Ezop masallarındaki tembel ağustos böceğinden pek de farklı değil. Karınca kolonileri verimli iş bölümünde çok başarılılar. Üyeler, larva beslemekten yiyecek araştırmasına, yer altı yapıları inşa edilmesine kadar değişen aktivitelerle meşguller. Bir de uyuşuk olanlar var – “hiçbir şey yapmamak”ta ustalaşmış inaktif karıncalar. Arizona Üniversitesi’ndeki entomologlar beş farklı karınca kolonisini (250 Temnothorax rugatulus karıncası) laboratuvarlarında 2 hafta boyunca incelediler.
Karıncalar ayırt edici boya lekeleri ile işaretlendi ve sürekli kaydedildi. Sonuçlarsa hayret verici: İşçi karıncaların yüzde 25’inden fazlası hiçbir zaman gerçekten çalışmadı, yüzde 70’inden fazlası ise zamanın yarısında daha az süre çalıştı. Yaklaşık yüzde üçü tüm yükü kaldırdı. Fakat her şey göründüğü kadar düz olmayabilir. Aslında, uyuşuk karıncalar koloninin düzgün bir şekilde devam etmesi için hayati öneme sahip olabilir. Belki de kamera ile yakalanamayacak bir görevde çalışıyorlardır. Görevlerinin göz önünde olmaması da olasılık dahilinde, midelerinde aç işçiler için yiyecek saklamak ve kimyasal mesajları iletmek gibi. Yaşları ise diğer bir ihtimal – çalışmak için çok genç veya yaşlı olabilirler. Ancak araştırmacılar karıncaların yalnızca bencil oldukları fikrini de hala kafalarından atmış değil.

8) Muntazam ve Düzenli Ev İçi Tuvaletleri

Karıncalar ilginç banyo alışkanlıkları sergiler. Regensburg Üniversitesi’ndeki biyologların yürüttüğü ve laboratuvarda gelişmiş 21 siyah bahçe karıncasının yer aldığı bir çalışmada bu yaratıkların banyo olarak tasarlanmış en az bir özel alanının bulunduğu fark edildi. Kalabalık yuvalar için akıllıca bir karar… Çalışmadaki böcekler, dışkılarını mavi veya kırmızıya çeviren bir gıda boyası ile beslendiler; böylece araştırmacılar dışkı atıklarını takip edebildi. Kısa zaman içinde renkli yığınlar yuvaların belli bölgelerinde, özellikle köşelerde görünür hale geldi.
Öte yandan ölü karıncalar, besin kırıntıları ve diğer atıklar yuvanın dışına dökülürken dışkının içeride özel odalarda tutuluyor olması bilim insanlarında büyük merak uyandırdı.
Bazı olası cevaplar var: Vücut atığı; antimikrobiyal özelliğe sahip olabilir. Ayrıca bebekleri beslemek, teritoriyi (özel bölge) işaretlemek veya inşa malzemesini artırmak için de kullanılıyor olabilir.

7) Pestisit Marketinin Yerini Almaları

Gelecekteki gıda ihtiyacını daha sürdürülebilir bir yolla karşılama amacı, beklenmeyen bir müttefikle karşılaştı. Journal of Applied Ecology’de yayınlanan bir eleştiriye göre karıncalar daha güvenli ve ucuz olmalarının yanında pestisitlerden daha verimliler. Eleştiri; dokumacı karıncaların, Afrika, Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yetişen ürünler için haşere kontrolünde kullanılmasını konu alan makalelere dayanıyor. Karıncalar haşere önleyici olarak kullanıldıklarında ürünlerin (kajudan turunçgillere ve mango ağaçlarına) verimi, pestisit spreylilere eşit veya onlardan daha iyi oldu. Araştırmalar, daha çok ağaçlarda yaşayıp teritoriyal alanları bulunan dokumacı karıncalar üzerine yoğunlaşmış durumda. Ağaç tepelerinden zemine kadar devasa bir bölgeyi sahipleniyorlar ve herhangi bir işgalciye karşı saldırgan tepki veriyorlar. Bu yüzden bin yılı aşkın zamandır zirai pestisitler olarak kullanılıyorlar. Fakat diğer karınca türleri de onlar kadar verimli olabilir.

6) Sonsuza Kadar Genç

Bazı karıncalar, az sayıdaki diğer türlerin yanında gençliğin kaynağını bulmuş gibi görünüyor. Bilim insanlarına göre Pheidole dentata türündeki karıncalar senesensten (biyolojik yaşlanma) etkilenmiyor. Bu karıncalar laboratuvardaki 140 günleri boyunca, beyinde artan hücre ölümü ya da dopamin-serotonin türü nörotransmitterlerde azalma gibi yaşlanma işaretlerini göstermedi.
Öte yandan, yaşlı karıncalar daha dinamikti. Hatta kokuları gençlerden daha iyi takip edebilme gibi beceriler de geliştirmişlerdi. Araştırmacılara göre karıncaların verimli sosyal organizasyonları, onların formda kalmalarında önemli bir rol oynuyor. Ancak ölümsüz olmamaları, karıncaların nasıl öldüğü konusunda soruları akla getiriyor. Çalışma, karıncaların son günlerini kapsamadığından dolayı bilim adamları onların ölmeden hemen önce bazı yaşlanma süreçlerini ileri sararak hızlandırdığını kabul ediyor.

5) Robotik İçin Bir Model

Hiçbir engel, asker karıncaları marştan vazgeçiremez. Eğer kendileri ve ganimet (çoğunlukla yiyecek) arasında uçurum varsa vücutlarını boşluk boyunca gererek karmaşık bir canlı köprü oluşturacaklardır. Bu durum yeni gözlenen bir olay olmamasına rağmen Princeton Üniversitesi ve The New Jersey Institute of Technology’deki araştırmacılar bu yapıların karmaşıklğına ışık tuttular. Çalışmaları gösteriyor ki lidersiz bir karınca grubu kar-zarar dengesini kurarak ve kendini çevreye ayarlayarak koordine bir halde çalışır. Örneğin, işçilerinin köprü yapısında hapsedilmiş kalması veya başka bir yerde kullanılması durumlarından hangisinin daha iyi olduğuna üyeler karar verir. Bu bulgular robotikte (robot bilimi) kullanışlı olabilir. İşçi karıncaların incelenmesinin ardından robot kolonileri, keşif veya kurtarma operasyonlarında kullanılabilir.

4) Karınca Panzehri

Ateş karıncaları acılı bir iğneye sahiptir. Çılgın karıncalar için de aynısı geçerli – adları davranışları hakkında her şeyi anlatıyor. Her ikisi de istilacı tür olarak biliniyor ve çevre için tehlike teşkil ediyor. 2 türün yolları kesiştiğinde ise insafsız ve kaçınılmaz bir savaş başlıyor. Fakat Texas Üniversitesi’ndeki araştırmacıların bir çalışması, bu karınca çatışmasının büyük oranda tek taraflı olduğunu açığa çıkardı. Ateş karıncaları son derece toksik zehirle donanmış olmalarına rağmen çılgın karıncalar panzehir taşır. Ateş karıncalarının normalde ölümcül olan zehrine maruz kaldıklarında kimyasal silahları olan bir damla formik asidi salgılarlar. Zehri nötralize etmek için formik asidi tüm vücutlarına yayarlar. Ardından tekrar kavgaya dönerler.
Bu araştırma çılgın karıncaların (aka tawny çılgın karıncaları veya ahududu çılgın karıncaları) Güney Amerika’daki onlarca yıllık ateş karıncası baskınlığını nasıl sona erdirdiğini açıklar nitelikte. Çılgın karıncalar bölgeyi ele geçirmeye kararlı gibi duruyor. Bu durumun Amerika ekonomisine maliyeti, ekosisteme olan kadar devasa olabilir.

3) Çalışkan Çöpçüler

Muazzam iştahları sağ olsun karıncalar ve diğer eklem bacaklılar New York’a yardımcı çöpçülük hizmeti sunuyor. Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi’nin bir çalışmasının gösterdiği gibi bu küçük yaratıklar sokaklardaki tonlarca kilogram çöpü yalayıp yutuyor. Araştırmacılar tüm Manhattan’a kaplar içerisinde abur cubur koydular. Bazı kutular sadece küçük böceklerin içeri girebileceği şekilde dizayn edilmişti. Ekip, kapları kontrol etmek için ertesi gün geri döndü. 24 saat içerisinde tüketilen yiyecek miktarına bakarak kaldırım eklem bacaklılarının (kaldırım ve yürüyüş yollarında görülen böcekler) her yıl blok başına 6 kilogram (14 lb) yiyebildikleri hesaplandı. New York’un her yıl 3 milyon ton atık ürettiği düşünülürse bu durum oldukça faydalı. Karıncaların etkileyici iştahları aynı zamanda şehirlerdeki fare popülasyonunun da sınırlanmasında yardımcı; çünkü karınca ve fareler yiyecek için yarışıyorlar.

2) Meslek Hareketliliği

İsviçre Lausanne Üniversitesi’ndeki bir takım, koloninin yaş temelli hiyerarşisi içerisinde karıncaların da aynı bal arıları gibi meslek değiştirdiklerini buldu. 6 marangoz karınca kolonisinin her üyesi, bilgisayar tarafından okunabilen özel bir sembolle işaretlendi ve 41 gün boyunca bir kamera ile takip edildi. Çalışmada karıncaların yaşlandıkça daha riskli görevler aldıkları gösterildi.Mesleklerine kraliçe ve bebeklerin bakım hemşiresi olarak başlayan karıncalarsa önce temizlikçiğe sonra toplayıcılığa ilerliyor. Temizlikçiler hariç olmak üzere karıncalar, sadece aynı meslek grubundaki diğer karıncaların işine karışıyor, bu da muhtemelen verim probleminden kaynaklanıyor. Yaşa dayalı bu iş gelişiminin istisnaları da var. Bazı karıncalar kabiliyetlerine göre değerlendiriliyor; örneğin aynı işi ömür boyu yapabiliyor veya yüksek derece bir işi erken yaşta üstlenebiliyorlar.

1) Kendi Kendilerinin Doktoru Olmaları

Karıncalar hasta olduklarını anlayabilir. Ayrıca Zoofarmakognozi (kendi kendini iyileştirmede bitkilerin kullanılması) bilen hayvanlar listesinde yer alıp iyileşmek için tam olarak neye ihtiyaçları olduklarını da fark edebilirler. Helsinki Üniversitesi’nden araştırmacılar ölümcül bir fungus ile enfenkte olmuş karıncaların, hastalıkla savaşmak için hidrojen peroksit – normalde karıncalar için zehir etkisinde – içerikli yiyecekleri tercih ettiğini buldu. Formica fusca türüne ait gözlenen tüm karıncalar hidrojen peroksit ile karşılaştıklarında yalnızca zehirlenmiş olanlar yaşam şanslarını artırmak için bu maddeyi yemeyi tercih etti. Ayrıca doz aşımı olmaması için de dikkatliydiler; çünkü bu madde sağlıklı karıncaları genelde öldürür. Öte yandan yaprak bitleri veya çürüyen ölü karıncalarda da bulunur.

Editör / Yazar: Emine KIZILKAYA

Kaynak: https://listverse.com/2016/03/12/10-recent-findings-from-the-fascinating-world-of-ants/?utm_source=more&utm_medium=link&utm_campaign=direct

Continue Reading

Ekoloji

Tembel Hayvanın Gücü: Mükemmel Bir Biçimde Evrilmelerinin Altı Nedeni

Published

on

Doğanın en tembel hayvanı aslında evrimsel bir başarı hikayesi!

Tembel hayvanlar, doğanın en yanlış anlaşılan hayvanı olmaya aday canlılar. Dünyanın en yavaş hareket eden ve kusuru çağrıştıran bir isim altında ezilmiş olan memeli cinsi, uyuşuk yaşamı sebebiyle ebediyen lanetlenmiş durumda. “Bu tembel hayvanlar, var oluşun en yavaş formu.” şeklinde konuştu başarılı Fransız doğabilimci Georges-Louis Leclerc, Comte de Buffon. “Bir değişiklik bile onların yaşamlarını imkansız hale getirebilir.”

Daha yanlış düşünülemezdi. Tembel hayvan 64 milyon yıldır dünyamıza şeref veren başarılı bir “hayatta kalma uzmanı”. 1970’lerde Panama yağmur ormanları ile ilgili bir araştırma, tüm memeli biyokütlesinin üçte birinin ilginç bir şekilde tembel hayvanlardan geldiğini buldu. Onların bu başarısı ise uyuşuk doğalarında saklı. Benzer boyutlardaki bir memelinin yaptığı fiziksel işin yüzde onunu yapmaları ve günde 160 kadar az bir miktarda kalori tüketerek yaşamalarına izin veren ustaca adaptasyonlarla övünmeleri de onları enerji tasarrufunun sembolü haline getiriyor.

1) Pençeler: Tembel hayvanlar Güney ve Orta Amerika’nın tropik yağmur ormanlarındaki ağaçlarda asılı durmaları ile dünyanın ters duran tek dört ayaklı türü. Ayak kemikleri bağımsız hareket edemiyor ancak bağlı olan ligamentler, baş aşağı sallanmaları için etkili kancalar olan kıvrık pençeleri boyunca uzanmış durumda. Hareketlerinin neredeyse tamamını, ağaçların alt kısımlarında kendilerini çekmeye yarayan ve bizim pazı kasımıza benzeyen geri çekiçi kaslarla yönetiyorlar.

2) Mide: Tembel hayvanlar neredeyse tamamen yapraklarla geçiniyor. Bunlar, yağmur ormanlarının gölgeliklerinde bol bulunan ancak toksin ve sindirimi zorlaştıran sert selüloz ile dolu yapraklar. Karşılaştıkları durumla baş etmek içinse daha çok ineklerinkine benzeyen 4 odalı bir mide geliştirmişler ve yaprakları sindirmeleri için bağırsak bakterilerine ev sahipliği yapıyorlar. Tembel hayvanların tek bir yaprağı sindirmesi bir aya kadar uzar. Eğer daha hızlı gerçekleşirse karaciğerleri bu durumun üstesinden gelemeyebilir ve kendilerini zehirleme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.

3) Boyun: Tembel hayvanlar sayısı 10’a varan boyun omurlarına sahiptir: diğer herhangi bir memeliden daha fazla. Zürafalarda dahi 7 tane bulunur. 2010 yılında Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim adamları bu omurların zamanla boyun kemiklerinin içine asimile olmuş göğüs kafesi omurgasından evrildiğini buldular. Uzun boyun, doğanın tembel patates çuvallarının başlarını 270 derece çevirmelerine ve vücutlarının kalanını hareket ettirip fazla enerji harcamadan, etraflarındaki yaprakları yemelerine izin veriyor.

4) Vücut sıcaklığı: Diğer memeliler sıcacık bir 37 dereceye güvenirken tembel hayvanlar sadece 28-32°C aralığında düşük bir iç sıcaklığa sahiptirler. İçten yanmalı motorlarını kalorilerle ateşleyerek kendilerini ılık tutmak yerine kutup hayvanlarınınkiyle karşılaştırılacak yoğun bir kürk giyerler. Güneşten bedava enerji gelir ve tembel hayvanlar bunu soğurabilmek için aynı kertenkeleler gibi güneşlenir. Ayrıca gün boyu vücut sıcaklıklarında gerçekleşen dalgalanmalara soğukkanlı hayvanlar gibi karşı koyabilirler.

5) Kamuflaj: Ortalama 0.3 km/sa yolculuk hızı ile tehlikeden koşarak kaçmak tembel hayvanlar için bir seçenek değil. Bunun yerine harikulade kamuflajları ile av olmaktan kaçarlar. Postlarındaki özel oluklar suyu toplar, kürklerine yeşilimsi bir ton vermek suretiyle 80 kadar alg ve mantar cinsi için bir hidroponik bahçe işlevi görür. Her tembel hayvan, aslında, ağaçlarla mükemmel bir uyumu koruyup yavaş hareket eden bir ekosistem olarak varlığını sürdürüyor.

6) Yapışkan kaburga kemikleri: Tembel hayvanlar, sindirilmeyen yapraklarla doluyken vücut ağırlıklarının üçte birini oluşturan devasa midelerinden akciğerlerine gelecek baskıyı önlemek için bağırsaklarını alt kaburgalarına bağlayan doku bantları geliştirmişlerdir. Bu adaptasyon, soluk almayı çok daha az enerji-tüketici hale getirir: Araştırmacılar doku liflerinin tembel hayvana ait enerji harcamalarını yüzde 13’e kadar azalttığını buldu – bu denli düşük kalorili diyete sahip olanlar içinse çok önemli bir miktar.

Editör / Yazar: Emine KIZILKAYA

Kaynak: https://www.sciencefocus.com/nature/the-power-of-sloth-six-reasons-why-this-lazy-animal-is-perfectly-evolved/

Continue Reading

Ekoloji

Kirli Kuşlar İklim Modellerini Düzenlemektedir

Published

on

20. yy’ın erken dönemlerinde endüstri alanlarının içinde ve dışındaki Kulaklı Toygar kuşları karşılaştırılmıştır. Soldaki örnekler ABD Illinois’teki eski ve ağır sanayi bölgesinden toplanmıştır. Sağdaki örnekler, endüstriden uzak olan Kuzey Amerika’nın Batı sahillerinden toplanmıştır. Chicago’daki Field Müzesi’nde çalışan girişimci araştırıcılar, Kulaklı Toygarların kanatlarında tutulan kirliliği daha iyi incelemek için yeniden örnekleme yaptılar. Çünkü bu kuşlar yaş bakımından bir asırdan biraz fazladır ve birlikte endüstri çağının hava kirliliğinin eşsiz ve fiziksel bir kaydını göstermektedirler. Bacalardan tüten dumanı ve fabrika çıkışı esnasında tüylerin üzerinde oluşturduğu is tabakasını kullanarak Chicago Üniversitesi’nden mezun iki öğrenci, erken 20. yy dönemindeki atmosferik is seviyelerini modellere dayalı olarak tahmin etmektedirler.

Zaman Yolculuğu

1930’lara kadar bilim insanları ve toplayıcılar tuhaf bir şey not ettiler. Bazı kuşlar olduğundan daha koyu gözükmekteydi. Bunun sorumlusunun gelişen ağır sanayi bölgesine güç veren yumuşak ve ziftli kömürden tüten küçük is parçacıkları olduğu hızlı şekilde belirlendi ve bilim ilerledi. Evrimsel biyolog ShaneDuBay ve sanat tarihçisi Carl Fuldner, sanat ve bilimi birleştiren yenilikçi bir araştırma ödeneği ile bir araya getirildi. Geçmişteki çevresel şartları ortaya koyan ortak bir ilgi alanı olan tarih ile müzenin isli kuşları üzerine çalıştılar ve 19.yy’dan 20.yy’a kadar yüzlerce kanatlı atmosferik zaman kapsülü gibi olduğunu fark ettiler. “Tüm yaşayan organizmalar bir vakum içinde var olmamaktadır ve eğer çevre ile etkileşim içinde olduğu bir yerden toplandıysa insan dahil herhangi bir türü doğal tarih koleksiyonunda bulabilirsiniz” Fuldner. Orta batıda yaşamlarının son yılları boyunca tüylerinde is partikülleri gömülü kalmış birçok kuş türü buldular. Field Müzesi, zaman serisi şeklinde toplanmış bazı kuş türlerinin yüzlerce örneğini içermektedir. Bu, türlerin yüzyıllar boyunca kesintisiz kayıtlarını oluşturmaktadır yani DuBays ve Fuldner’in yapmak istedikleri iş için mükemmeldir. Müzedeki örnekler titizlikle tarih ve lokasyonbilgileriyle etiketlenmiştir. Hatta Fuldner’e göre bazıları sokak isimlerine kadar detaylı bilgi içermektedir. DuBays “Bu bize atmosferik siyah karbonun boşluk boyunca dağılımının haritalanması konusunda harika bir fırsat vermektedir”

İs Bulutları

Beş farklı türe ait 1000’den fazla kuşu fotoğrafladılar ve ana hedef hepsinin açık renkli göğüs ve karın tüylerine sahip olmasıydı. Yansıma değerlerine göre kuşların puanlanması yani ne kadar koyu renkte olduklarının belirlenmesi, havadaki is oranını tespit etmede iyi bir aracıdır. Erken 20.yy dönemlerinde en yüksek seviyeleri ve fabrika üretiminin yavaşladığı Büyük Buhran döneminde de düşüşü not ettiler. 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla is seviyeleri savaş endüstrisi ile birlikte yeniden yükseldi ve milletvekillerinin kirliliğin azaltılmasını talep etmesiyle yavaş yavaş azalmaya başladı. Elde ettikleri sonuçların bilinen tarihsel olaylarla eşleşmesi, modelin başarılı olduğu konusunda onlara güven verdi ve bunu bir sonraki aşamaya geçirdiler. Pazartesi günü Proceedings of theNational Academy of Science’ta yayınlanan bildirilerinde 1880 ile 1910 arasındaki önceki atmosferik is tahminlerimiz düşüktü demişlerdir.

Ancak kuşlar, is seviyelerinin düşünülenden fazla olduğunu gösterdiler ve biz günümüzde iklim değişikliği hakkındaki tahminlerimiz bakımından bilgi vermesi amacıyla hava kirliliğinin tarihsel kayıtlarını kullanıyoruz. Önceki bu tahminler, kömür tüketimini baz alan bir modele göre yapılmaktadır ve verilen süre içerisindeki kömür yakılmasına bağlı olarak hesaplanır. Bu tahminler sürdürülmektedir ve bununla birlikte kuşların tüyleri de kesin delildir. DuBays ve Fuldner aynı zamanda yakınlarında kuş örneklerinin toplanmış olması sebebiyle is seviyelerinin yüksek olduğu yerleri de tam olarak saptayabilmektedirler. Jolien, Illinois hemen kendini göstermektedir. Tarihsel kayıtlara bakıldığında bu bölgelerin Amerika tarihinde en büyük ikinci çelik üretim bölgeleri olduğu bulunmuştur. Bulgu, geleceğin bir kanıtı olarak hizmet etmektedir yani müze kuşları örnekleri atmosferik birer ölçüm aygıtı gibidir.

Bugün Devam Etmektedir

Teknik, tarihi bilgimizdeki boşlukların doldurulmasıdır. Fakat Pekin gibi hava kirliliğinin önemli bir sorun olduğu bölgelerde bugün bile kullanımı mevcuttur. Türler değişmesine rağmen hayvanların bulundukları çevre ve devam eden değişiklikler ile ayrılmaz şekilde bağlı olduğu gerçeği değişmemektedir. “Birçok kez geçmişte toplanan örneklerin tarihi koleksiyonlarının günümüzdeki çevresel tehlikelerin sebeplerinin gösterilmesindeki değeri ortaya konulmuştur” DuBay. “Koleksiyonlarda bulunan tüm bu örneklerin müzeye alındığı dönemlerde, onların günümüzde bu sorulara cevap vereceğini kim bilebilirdi?” Fuldner. “Şimdi topladığımız örneklerin de gelecekte ne için kullanılabileceğini bilmek oldukça zor” Aynı şekilde 19.yy’daki dikkatli kuş bilimcileri bu günü asla öngörmediler. Sadece yaptıkları işin önemine güvendiler.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: http://blogs.discovermagazine.com/d-brief/2017/10/09/birds-soot-climate-models/#.XKRi9pgzaUk

Continue Reading

Öne Çıkanlar