fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

İşleri Erteleyenler İle Hemen Yapanların Beyinleri Arasında Temel Farklılıklar Var

Yayınlandı

üzerinde

İşleri erteleyenler ile ertelemeden yerine getirenleri birbirinden ayıran uçurum, araştırmacıları uzun süredir cezbediyordu. Fakat sosyal ve psikolojik açıdan bir takım farklılıklar belirlenmiş olsa da, şimdiye kadar bu iki grubun beyinlerini kimse karşılaştırmamıştı. Yapılan yeni bir çalışmada, dürtü kontrolünün sinirsel temeli incelendi ve erteleyenler ile yapanların beyinlerinin, gerçekten temel bir seviyede farklılık gösterdiği bulundu. Manyetik yankılama görüntüleme (MRI) yöntemi kullanılarak, 264 kadın ve erkeğin beyinleri incelendi. Daha sonra katılımcılar, eylem ve dürtü kontrol etme yeteneklerinin ölçüldüğü bir anket doldurup, ‘karar ile ilgili eylem yönelimi’ (AOD) puanı elde ettiler.

Ya da diğer bir ifadeyle, kendilerinin ne kadar ‘erteleyici’ veya ‘yapıcı’ oldukları belirlendi. Bulgular, eylem kontrolleri zayıf olan insanların (erteleyicilerin), genelde daha büyük bir amigdalaya sahip olduklarını gösterdi. Amigdala, beynin korku ve duygulara yönelik ana kontrol noktasıdır. Yazarlar, Psychological Science bülteninde yayınlanan tezlerinde şöyle açıklıyorlar: “Bu yüzden daha yüksek bir amigdala hacmine sahip olan insanlar, içinde bulundukları duruma karşı daha yönelimli oluyor ve bu sebeple, iyi bir gerekçe olmadığı sürece bir hedefe başlamaktan çekinmeye ve işlerin başlangıcını geciktirmeye eğilim gösteriyorlar.” Bu yüzden erteleyiciler, sık sık sanıldığı gibi tembel ve hırs yoksunu olmaktan ziyade, sadece tehlikeden kaçınıyor olabilirler. Amigdala, korku karşısında verdiğimiz tepkinin şeklini kontrol ediyor fakat kendisinin talamus ve zar bölgelerindeki hafıza merkezlerine olan bağlantıları sebebiyle, korku karşısında verdiğimiz tepkiler, geçmişte yaşadıklarımıza göre zamanla değişebiliyor.

Diğer bir deyişle amigdala, eylem kontrolünün merkezinde duruyor. Yol gösteriyor ve en hoş olan davranışı seçiyor; bunu yaparken de olumsuz sonuçlara yol açabilecek eylemi engelliyor. Üstelik bu durumun büyük bir kısmı, belleğimize bağlı. “Eylem kontrolü hususunda, daha geniş bir amigdala hacmine sahip olan bireyler, geçmişteki hatalardan bir şeyler öğrenmiş ve gelecekteki eylemlerini ve bunların muhtemel sonuçlarını daha geniş biçimde değerlendiriyor olabilirler” diye ileri sürüyor yazarlar. “Bunun sonucunda, düşük AOD puanlarına sahip bireylerde gözlendiği üzere, bu durum daha büyük endişe ve tereddüde yol açabiliyor.” Beyindeki karşılıklı bağlantısallık söz konusu olduğunda, iki grup arasında yine gözlemlenebilir farklılıklar vardı. Araştırmacılar, amigdala ile sırtsal ön singulat zarı (dorsal ACC) arasındaki bağlantıların, zayıf eylem kontrolüne sahip insanlarda daha az belirgin olduğunu keşfettiler.

Bu durum, yazarların öne sürdüğüne göre eğer amigdala ile dorsal ACC arasındaki bağlantı zayıflarsa, eylem kontrolünün de zayıfladığı iddiasını destekliyor. Çalışmanın yazarlarından, Almanya’daki Ruhr Üniversitesi’nde algısal sinirbilim araştırmacısı olan Erhan Genç şu tahminde bulunuyor: “Daha büyük bir amigdala hacmi olan bireyler, bir eylemin olumsuz sonuçları konusunda daha kaygılı olabilirler. Bu kişiler tereddüde düşüyor ve işleri erteliyorlar” “Amigdala ve dorsal ACC arasındaki işlevsel bağlantının zayıf olmasından dolayı, araya giren olumsuz duygular ve alternatif eylemler yeterince düzenlenemeyebileceği için, bu etkinin boyutu artabilir.” Çalışma, eylem kontrolündeki bireysel farklılıkların, beynin yapısı ve bağlantısallığı ile ilişkili olduğunu göstermesi bakımından kendi türünde bir ilk.

Ancak yazarlar, bu araştırma henüz başlangıç aşamasında olduğu için, bulunan sonuçları destekleyecek daha fazla araştırmanın yapılmasını istiyorlar. Çalışmanın eş yazarı, biyolojik psikoloji ve kişilik sinirbilimi alanında araştırma yapan doktora öğrencisi olan Caroline Schlüter şöyle söylüyor: “Eylemlerimizi kontrol etme yeteneğimizdeki farklılıklar, özel ve mesleki başarılarımızın yanısıra zihinsel ve fiziksel sağlığımızı da önemli bir dereceye kadar etkilese de, bunların sinirsel temelleri üzerinde henüz yeterince çalışma yapılmış değil.” Çalışma, Psychological Science bülteninde yayınlandı.
Kaynak: http://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0956797618779380

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Yüksek vücut ısısı bağışıklık sistemini destekliyor

Yayınlandı

üzerinde

Ateş hastalığın habercisidir. Aynı zamanda vücudumuzun savaştığını da gösterir. Bilim insanları yaptıkları yeni bir çalışmayla, yükselen vücut ısısının bazı akyuvarları harekete geçirdiğini gösteriyor. Enfeksiyonla savaşan vücudumuzda ısının artması neticesinde T-hücresi denilen bir çeşit akyuvarın harekete geçtiği tespit edildi. Şangay Biyokimya ve Hücre Biyolojisi Enstitüsü’nden Çinli bilim insanı Jian Feng Chen, yaptığı çalışmayla artan vücut ısısıyla T-hücrelerinin kılcal damar duvarlarında ilerlemeye başladığını ortaya koydu. Fareler üzerinde yapılan deneyde Chen, T-hücrelerinin ısısını 37 °C’den yüksek vücut ısı olarak kabul edilen 40 °C’ye yükseltmiş.

Yüksek ısıyle tetiklenen T-hücreleri ısı şok proteini (hsps) üretmeye başlamışlar. Bu proteinin hücreleri strese karşı koruduğu biliniyor. Hücre dış yüzeyindeki zardan içeriye doğru ilerleyen ısı şok proteinleri, zarın altında bulunan ve integrinler olarak adlandırılan proteinlere bağlanmışlar. Bu süreç integrinleri bir araya getirerek, zardan dışarı çıkıntı yapan yapılar oluşturmasın sağlamış. Bu yapılar sayesinde T-hücreleri kılcal damar duvarlarına tutunmuşlar.

Bu mekanizma da T-hücrelerinin enfeksiyonlu bölgeye hızla ilerlemelerine imkan tanımış. Bilim insanları, bu mekanizmanın çalışmaması durumunda ne olacağını görmek için farelerin integrinlerini değiştirerek ısı şok proteinlerle bağ kuramaz hale getirmişler. Akabinde fareye ishale sebep olan “salmonella typhimurium” bakterisi enfekte etmişler. Deney sonucunda fare yüksek ateş ve enfeksiyon nedeniyle kısa sürede olmüş. Bilim insanları elde ettikleri bulgularla, enfeksiyonlara karşı mücadelede ısı şok proteinlerinden daha fazla yararlanmanın yollarını bulmayı umut ediyorlar.
Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-019-00175-0

Devamını Oku

Uzay

Üç Soru Üç Cevap: Uzay

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dünya’nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç, evrenin geri kalan kısmındaki sonsuz olduğu düşünülen boşluğa verilen isim. Az önce uzay kavramının tanımını okuduk. Yıldızlar, gezegenler, galaksiler, meteorlar, fırtınalar… Adını duyduğumuz anlamını tam olarak bilmediğimiz unsurlara bir bütün olan uzay, insanoğlunun mantıksal gelişimine de öncülük etmiştir. Uzayı anlama, yorumlama hatta oraya ulaşma isteği bizi yeni buluşlara yönlendirmiştir. Tabii günümüzde üretilen filmlerin yüzde 60’ına da konu olarak Hollywood endüstrisinin kurtarıcısı olmuştur. Ama biz durumun bilim tarafındayız. ‘’Üç Soru Üç Cevap’’ serimizin bu bölümünde ay peynirli keklerden evrenin en soğuk yerine kadar bazı sorulara cevap aradık.  Samanyolu Galaksisi kaç yıldıza ev sahipliği yapıyor ?: Berrak bir bahar veya yaz akşamında gökyüzü ihtişamlı yıldızlar ile doludur. Sevdiğiniz insanlar ile ya da tek başınıza yıldızları saymak insana büyük zevk verir ancak,galaksilerdeki yıldızların sayısını net olarak hesaplamak biraz zor. Dünya’nın da içerisinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi içerisinde birçok yıldıza ev sahipliği yapıyor. Tabii bu yıldızların sayısını net olarak vermek imkânsız. Ancak bir galaksinin kütle ölçümünden yola çıkarak bazı tahminlerde bulunmak mümkün, bunun için de Kepler’in üçüncü yasası kullanılıyor: Bir gezegenin yörüngesel periyodunun karesi, dolandığı elipsin ana eksen uzunluğunun küpü ile doğru orantılıdır. Samanyolu’nun merkezi Güneş’ten yaklaşık 25-28 bin ışık yılı uzaklıkta. Yörünge hızıysa saniyede 220 kilometre. İşte bu bilgiler göz önüne alınarak yapılan hesaplamalar, Güneş’in Samanyolu’na göre olan yörüngesi içinde, Güneş benzeri yıldızların sayısının 100 milyar civarında olduğunu gösteriyor. Bu yörüngenin dışındakilerin toplamıysa 200 milyar kadar. Yani Güneş benzeri yıldızların sayısı toplamda 300 milyar gibi bir rakama karşılık geliyor. Tabii bu rakamın belirli özelliklerdeki yıldızları içerdiğini ve minimum sayıya karşılık geldiğini de unutmamak gerek.  Kaynak: https://www.space.com/25959-how-many-stars-are-in-the-milky-way.html , https://www.sciencefocus.com/space/
Evrenin en soğuk yeri neresidir ?: Ocak ayını ortaladığımız şu günlerde soğuk bizim için çok yabancı bir kavram değil. Ancak evren için soğukluk derecesi biraz daha fazla. Biraz dediğimiz de yaklaşık -250 derece! Bilim insanları, bir şeyi ne kadar soğutursak soğutalım mutlak sıfır olarak adlandırılan 0 kelvine (-273,15°C) yaklaşacağımızı ancak o sıcaklığa ulaşamayacağımızı söylerler. Fizik uzmanları, laboratuvar ortamında mutlak sıcaklığa hayli yaklaşmış durumdalar. Örneğin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Wolfgang Ketterle ve ekibi 2003 yılında, laboratuvar ortamında sodyum atomu içeren bir gazı mutlak sıfırın yaklaşık 2×10-9 derece üstüne kadar soğutmayı başardı.Tabii bu, yapay ortamda elde edilen bir rekor. Doğal ortamda keşfedilen en düşük sıcaklık ise 1995 yılında Dünya’dan beş bin ışık yılı uzaklıktaki Bumerang Bulutsusu’nda gözlemlendi. Ömrünün sonuna gelmiş bir yıldızdan fırlatılan bu toz ve gaz bulutu, Centaurus Takımyıldızı’nda bulunuyor. Gaz bulutunun hızlı bir şekilde genleşmesinin sonucu olarak hayli soğuyan ortamın sıcaklığı 1 kelvindi yani mutlak sıfırdan sadece 1°C fazlaydı.  Kaynak: https://conversationstartersworld.com/space-trivia-questions/ , https://www.sciencefocus.com/space/
Üçüncü sorumuz ise biraz daha çeşitli olacak. Kısa cevaplı ‘tip’ sorular;

  • Ay’daki ayak izinin inç cinsinden boyutu nedir ? 
    Ay’a ilk ayak basan isim Neil Armstrong, Apollo 11 görevi ile bu başarıya ulaşmıştı. Armstrong’un ayak izine inç cinsinden bakacak olursak; 13 x 6 in.
  • 1969 yılında ilk çıkartılan Ay ürünü nedir ?
    Ay’a çıkılmasının ardından film sektörü patlamış, pazarlamacılar hararetli çalışmalar içerisine girmiş ve herkes yeni ürünler çıkarmaya başlamıştı. Bu konuda ilk adım ise Baskin-Robbins adında bir dondurma şirketinden geldi. Şirket, ‘Ay Peynirli Kek’ ürününü piyasaya sürdü.
  • Güneş sistemimizde kaç Ay bulunur ?
    Güneş sistemi birçok Ay barındırır. En büyük ay Jüpiter’in Ganymede’si ve en küçük ay Mars’ın Deimos’udur. Bu koca sistemde ise tam tamına 181 Ay bulunuyor.
  • En kısa uzay uçuşu ne kadar sürdü ?
    Mayıs 1961’de Alan Shepard, NASA’nın Özgürlük 7 görevinde 115 mil yukarı çıktı. Bu görev 15 dakika sürdü ve en kısa uzay uçuşu olarak kayıtlara geçti.
  • Uzayda en fazla kaç gün kalındı ?
    Ocak 1994’ten Mart 1995’e kadar uzayda kalan ValeriPolyakov toplam 437 gün ile rekor kırdı.

 Kaynak: https://conversationstartersworld.com/space-trivia-questions/
Yazının başında da belirttiğimiz gibi; uzay, içinde barındırdığı bütün unsurlar ile birlikte bizim hayatımıza etki ediyor. Beyaz perdeden laboratuvara; reaksiyonlardan keklere kadar her yerde karşımıza çıkıyor. ‘Üç Soru Üç Cevap’ serimizin bu bölümünde de uzay ile ilgili bazı ilginç bilgileri derledik. Yorum ve görüşlerinizi iletimizin altına lütfen belirtiniz. Editör / Yazar: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)

Devamını Oku

Uzay

NASA, Ay’ın karanlık yüzüne yapacağı sefer için Çin’in yardımına başvurmuş

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA uzmanlarının Ay’ın karanlık yüzüne düzenleyecekleri seferi planlamak üzere, Çin’in keşif aracını ve aktarım uydusunu kullanmak için talepte bulunduğu ortaya çıktı. Çinli gökbilimciler Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) Ay’ın karanlık yüzüne yapacağı sefer için Çin’in yardımına başvurduğunu açıkladı. “South China Morning Post” gazetesinde yer alan habere göre, Çin’in Ay misyonunun Baş Bilim İnsanı Vu Veyrın, NASA uzmanlarının ayın karanlık yüzüne iniş yapan Çang’ı-4 uzay aracını ve Çüeçiao aktarım uydusunu ABD’nin Ay’ın karanlık yüzüne yapacağı seferde kullanmak için talepte bulunduğunu belirtti.

NASA uzmanlarının söz konusu talebi birkaç yıl önce uluslararası konferansta kendilerine ilettiğini vurgulayan Vu, uzmanların Çüeçiao aktarım uydusunun operasyon süresinin uzatılmasını ve Çang’ı-4 uzay aracı üzerine NASA’ya ait bir işaretçi cihaz yerleştirilmesini istediğini aktardı. Vu, Amerikaların söz konusu donanımları Ay’ın karanlık yüzüne düzenleyecekleri kendi seferlerinin detaylarını planlamak amacıyla kullanmak istediklerini bildirdi.

ABD yasaları Çin ile uzay alanındaki iş birliği yapılmasını yasaklıyor. Olası teknik iş birliği için ABD Kongresi’nin onayı gerekiyor. Çang’ı-4 insansız keşif aracı 3 Ocak’ta Ay’ın karanlık tarafına yumuşak iniş yapmıştı. Çang’ı-4’ün Ay’ın karanlık yüzeyinde yapacağı incelemeler, derin uzay araştırmaları için dönüm noktası olarak görülüyor. Ay, radyo sinyallerinin karanlık tarafa erişimini engellediği için o bölgeyle dünya arasında doğrudan iletişim kurulamıyor. Çin Ulusal Uzay İdaresi, bu engeli ortadan kaldırmak ve Çang’ı-4 ile iletişim kurabilmek için Çüeçiao İletişim Uydusu’nu mayıs ayında dünyadan 455 bin kilometre uzaklıktaki İkinci Lagrangian (L2) noktasında bulunan yörüngeye göndermişti.
Kaynak: https://www.scmp.com/news/china/science/article/2182253/nasa-wanted-use-chinas-spacecraft-plan-new-american-moon-mission

Devamını Oku

Öne Çıkanlar