fbpx
Connect with us

Enerji

Japonya’da Dev Maden Keşfi

Published

on

Teknolojinin gelişimiyle birlikte daha rahat bir yaşam ortamı yaratılırken; artan nüfus ve kaynak tüketimi sebebiyle oldukça sıkıntılı yılların bizi beklediği söyleniyor. Geçtiğimiz ay Japonya’da keşfedilen maden oluşumu, bu soruna bir nebze çözüm olabilir. Japonya’da keşfedilen bir madendeki çok nadir bulunan oluşumlar, yer küreye yüzyıllar boyunca enerji sağlayabilecek farklı elementler içeriyor.

Geçtiğimiz aylarda Japonya’da rastlanan maden oluşumu, içerisinde bulundurduğu metalik elementler sayesinde yüzyıllar boyu enerji sağlayabilir. Maddeye ilk bakıldığında tortullaşmış bir oluşum göze çarpıyor. Daha sonra yapılan analizlerin ardından, maddenin Dünya üzerinde bulunan en nadir elementlerin bir araya gelerek oluşturduğu bir kaynak olduğu öğrenildi.

Daha önceleri Çin’de de buna benzer madenler keşfedilmişti ve Çin, bu fırsatı çok iyi şekilde değerlendirerek kendisini teknoloji alanında söz sahibi bir konuma getirmişti. Bu sayede kaynak sıkıntısı yaşamayan ülke, aynı zamanda uzun zaman boyunca maddenin yurt dışına ihracatını yapmayarak pazardaki fiyatları da istediği gibi belirtti. Japonya, bu keşfin ardından bir an önce madeni işlemek ve bu nadir elementlerden faydalanmak istiyor. Japonya için eşsiz bir fırsat gibi görünen bu olay, aslında dünya için de harika. Çünkü, bu madenin en az 500 yıl boyunca enerji kaynağı sağlayabilecek.

Japonya’da doğal olarak Çin’in olduğu pozisyona gelmek istiyor fakat yetkililerin konu ile ilgili önlerindeki engeli nasıl aşacakları ise şu an için belirsiz. Bu maddenin volkanik aktiviteler sonucu oluşmuş veya dünya oluşmaya başladığı zamanlarda olan patlamalar sonucunda meydana gelmiş olabileceği düşünülüyor. Bu sebepten dolayı da çok geniş alanlara yayılmış ve çıkarılması çok zor olan mucizevi enerji kaynağı için Japonya bir çözüm yolu arıyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/japan-discovered-a-rare-earth-mineral-deposit-that-can-supply-the-world-for-centuries

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Enerji depolayabilen yumurta kabukları

Published

on

Protein deposu, sağlıklı yağ kaynağı ve kahvaltıların vazgeçilmezi olan yumurta, gıda, ilaç ve imalat endüstrisinde dünya çapında yüksek miktarda kullanılmaktadır. Aile büyüklerimizin dediği gibi, ”Kabuğu ile ye evladım, bütün vitamini kabuğunda” öğüdü yumurta adına da gerçek oldu; yumurta kabuğu, kalsiyum karbonat bileşiğinden (CaCO3) ve protein bakımından zengin bir zarı bünyesinde barındırıyor. Ve bu durum, enerji kaynağı olarak kullanılabilir. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü (KIT) tarafından kurulan Helmholtz Enstitüsü, alanında uzman profesörler tarafından araştırmayı gerçekleştirdi. Bilim insanları, kalsiyum karbonat bileşeninin yüksek oranı sayesinde lityum depolayabilen yumurta kabuğunun ümit verici elektrokimyasal özelliklerini keşfetti.

Daha önceden biyoseramik, kozmetik ve boya endüstrisi dâhil olmak üzere birçok alanda yararlanılan yumurta kabukları, elektrot olarak kullanılabildi. Bilim insanlarının çalışmadaki yeni hedefi; daha detaylı bir araştırmayla yumurta kabuğunun elektrokimyasal ve fiziksel davranışını anlamak ve performansını da aynı ölçüde arttırmak. Bu sayede yumurta kabukları, gelecekte enerji depolamada yaygın bir kullanıma sahip olabilir.

Helmholtz Enstitüsü’nden Profesör Maximilian Fichtner, ”Yumurta kabuklarından bu şekilde yararlanmayı hiçbirimiz beklemiyorduk. Dünya nüfusunun artması gelecekte enerji alanında bazı problemlere neden olabilir; ancak yeni bulduğumuz bu enerji deposu çözüm olabilir. Elektrot üretmedeki performansı inanılmaz, gerçekten de enerji üretiyor…” demecini verdi.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://phys.org/news/2019-03-energy-eggshells.html

Continue Reading

Enerji

ABD’de 12 yaşındaki Oswalt odasında nükleer füzyon reaktörü geliştirdi

Published

on

Yaşıtları Lego oyuncaklarından yaptıkları evlerle gurur duyarken, 12 yaşındaki Jackson Oswalt odasında nükleer füzyon reaktörü yapmayı başardı. Genç mucit Amerikalı bilim otoritelerinin çalışmasını teyit etmesini bekliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Tennessee eyaletinde yaşayan Jackson Oswalt yaklaşık bir yılda evinin bir odasında nükleer füzyon reaktörü geliştirdiğini iddia ediyor. Oswalt’ın çalışması bilim insanları tarafından henüz teyit edilmese de, ABD’de yeni keşiflerin paylaşıldığı “Açık Kaynak Fusor Araştırma Konsorsiyumu” genç mucitin sonuçlarını doğruladı. Grubun web sitesi yöneticisi Jason Hull’a göre Oswalt, nükleer füzyonu başarıyla tamamlayan tutkulu kişilerin listesine eklendi. Böylelikle Oswalt’ın, nükleer füzyon reaktörü geliştiren dünyanın en genç insanı olan 14 yaşındaki Taylor Wilso’ın unvanını da elinden alması bekleniyor.
Malzemeleri eBay’den satın aldı  Oswalt, odasında monte ettiği ev yapımı reaktör için internet alışveriş sitesi olan eBay’dan eski vakum ve pompa gibi ürünler satın aldı. Malzemelerin hepsinin kullanım için yeterli olmadığının altını çizen Oswalt, ekipmanların üzerinde bazı değişiklikler yaptığını belirtti. Son çalışmaları tamamlayan Oswalt, füzyon enerjisini serbest bırakan yüksek sıcaklığa sahip atomları birleştiren bir reaktör yapmayı başardı. Yüksek seviyede enerji üreten makine, tıpkı güneş sistemi ve yıldız sisteminde olduğu gibi atomların birleşmesini sağlıyor.
Toplam 10 bin dolara maloldu  Çocuklarının başarısından gurur duyan ailesi, Oswalt’ın bu projesini hep desteklediklerini ve makinenin yapımı için yaklaşık 10 bin dolar harcama yaptıklarını açıkladı. Genç mucitin bu projesinin nedeni ise diğer insanların füzyon reaktörleriyle neler yaptıklarını öğrenmek olduğunu söyledi.
Kaynak: www.foxnews.com/science/teen-builds-working-nuclear-fusion-reactor-in-memphis-home  ,  https://twitter.com/realGregHong/status/1097992267682308096

Continue Reading

Bilim

Nazilerden Kaçan Nükleer Öncü: Lise Meitner

Published

on

Nükleer çağını başlatan Avusturyalı fizikçinin az bilinen hikayesini ortaya çıkarıyoruz. Temmuz 1938’de bir gün, Berlin’deki tren istasyonunda bir araba kenara çekildi, arabadan zayıf ve küçük bir kadın çıktı. Gergin görünen kadın seyahat belgelerini Nazi üniformalı, silahlı korumalara gösterdi. Daha sonra trene bindi, trende bir adamı selamladı ve birlikte seyahat etmeye başladılar. Hollanda/Groningen’e gitmekteydiler. Belki de sevgiliydiler. Hayır; bu bir randevu değildi, kadını kurtarma göreviydi. Kadın; Lise Meitner adında, Almanya’da çalışıp Avusturya kökenli olan en parlak nükleer bilim insanlarından birisiydi. Meitner Yahudi kökenliydi ve Adolf Hitler rejiminden kaçıyordu. Çünkü Nazi liderleri, bütün bilim insanlarının Almanya’dan ayrılmasını yasaklayan bir politika uygulamışlardı ve Meitner’in seyahat etme özgürlüğünü sağlayan belgeleri edinmesini yasaklamışlardı. Hollanda sınırında, bir Nazi askeri devriyesi, belgeleri kontrol etme amacıyla tren vagonlarını geziyorlardı. Meitner’in Dirk Coster adlı Danimarkalı kimyager seyahat arkadaşı, Hollandalı yetkililerle konuşarak Meitner’in ülkeye girmesi için izin almıştı. Ancak Meitner’in kimlik olarak sahip olduğu tek şey Avusturya pasaportuydu ve o da çok eskiydi. Meitner, o anı şöyle anlattı: “Çok korktum, kalbim neredeyse atmayı bıraktı. Nazilerin, Yahudileri yakalamaya çalıştığını biliyordum. 10 dakika boyunca orada oturdum ve bekledim. Sonra Nazi görevlilerinden biri geri döndü ve pasaportu tek kelime etmeden geri verdi.” Meitner, güvenli bir şekilde Hollanda sınırını geçti. Groningen’e ulaştıklarında Coster, Meitner’in Berlin’deki eski bilimsel işbirlikçisi olan kimyacı Otto Hahn’a ‘bebeğin’ geldiğini söylemek için kodlanmış bir telgraf gönderdi. Hitler 1933’te iktidara geldiğinde, onların Anti-Semitik politikaları yüzünden Alman bilimi pek çok büyük araştırmacıyı kaybetti. Bunun en bilinen örneklerinden birisi de Albert Einstein’dır. Seçim sonuçlarının açıklandığı sırada Amerika gezisinde olan Einstein, Hitler’in kazandığını duyunca bir daha asla Almanya’ya geri dönmedi. Metiner’in Nazi Almanyası’ndan dramatik kaçışından birkaç ay sonra Meitner, İsveç’te yaşamaya başladı ve orada Hahn’ın uranyumun radyoaktif bozunması konusundaki çalışmalarından elde ettiği son sonuçları anlattı. Hahn’ın gözden kaçırdıklarını fark etti ve uranyumun nükleer fisyon geçirdiğini, ikiye bölündüğünü ve sahip olduğu muazzam nükleer enerji deposunu serbest bıraktığını söyledi. Yedi yıl sonra, 6 Ağustos 1945’te Uranyum’daki aynı nükleer fisyon süreci; Japon şehri Hiroşima’nın üstüne düşen “Little Boy” adlı bombada gerçekleşti.
PARLAYAN KARİYER: Meitner’ın kariyeri 1901’de Viyana Üniversitesi’nde fizik okumaya karar verdiğinde başladı. Doktorasını tamamladıktan sonra, 1907’de çalışmalarını daha da ileriye götürebilmek için Berlin’e geldi ancak o sırada Prusya (başkenti Berlin olan tarihi bir Alman devleti) kadınları üniversitelere kabul etmemekteydi. Bu durum öbür yıl değişti ancak kadınlara karşı olan tutum yine aynıydı. Meitner o sıralarda Otto Hahn ile tanıştı ve birlikte çalışmaya karar verdiler. Ancak, Hahn’ın bulunduğu kimya enstitüsünde de kadınlara izin verilmemekteydi. En sonunda bir uzlaşmaya varıldı ve Meitner’e bodrum katında bir oda verildi ancak Meitner’in yukarı çıkması, hatta Hahn ile konuşması bile yasaklandı. 1912’de Hahn ve Meitner, radyoaktivite çalışmaları için Kaiser Wilhelm Kimya Enstitüsü’ne (KWIC) gitti. 20. yüzyılın başlarında radyoaktivite, bilim insanları için heyecan verici bir alandı çünkü atomlardan nelerin yapıldığı hakkında ipuçları veriyordu. Araştırmacılar, atomların, elektron adı verilen negatif yüklü parçacıklarla çevrili, protonlardan ve nötronlardan oluşan pozitif yüklü süper yoğun bir çekirdekten oluşan bir iç yapıya sahip olduğunu tespit etmişlerdi. Bilim insanları ayrıca atom altı parçacıkların atomlarla çarpışmasıyla tetiklenen nükleer çürüme ve nükleer reaksiyonların bir kimyasal elementi diğerine dönüştürebileceğini de keşfetmişlerdi ve bir sürü yeni unsur bulmuşlardı. Bunlardan birisi de1917’de Meitner ve Hahn’ın keşfettiği protaktinyumdu.
GAMALI HAÇ ALTINDA YAŞAMAK: KWIC’de kaldığı süre boyunca Meitner, kararlılığı ve keskin zihni sayesinde insanların saygısını kazanmıştı ve 1930’lara gelindiğinde, Almanya’nın önde gelen nükleer bilimcilerinden biri olarak kabul edilmişti. Ancak sonra her şey değişti. Ocak 1933’te Adolf Hitler şansölye olarak atandı ve Almanya’yı demokrasiden diktatörlüğe dönüştürmek için hızla hareket etti. O yıl nisan ayında, Naziler Yahudileri akademik işler de dahil olmak üzere, tüm güç ve nüfuz alanlarından kovdu. Bunun üzerine Meitner; Berlin Üniversitesi’nden kovuldu, bilimsel toplantılarda konuşması yasaklandı ve bu süre zarfında Alman nükleer fiziğinin resmi anlatısından tamamen silindi, böylece Hahn ile ortak buluşları sadece Hahn’a atfedildi. Bununla birlikte, KWIC’de aktif araştırmada kalmayı başardı. Fritz Strassmann adlı genç bir Alman kimyager tarafından desteklenen Hahn ve Meitner, belki de şimdiye kadar bilinmeyen unsurlar da dahil olmak üzere uranyumdan oluşturulan yeni radyoaktif maddeler için kanıt toplamaya başlamışlardı.Ancak Almanya, Mart 1938’in Anschlus’unda Avusturya’yı eklediğinde, Berlin’de bir Avusturyalı Yahudi olmak artık sadece anormal değil, tehlikeli bir durumdu. Viyana’daki Yahudiler evlerinden çıkarıldı ve acımasızca dövüldü; bazıları öldürüldü. Berlin’deki Nazi sempatizanları, artık ılımlı bir konuşma sergilememeye başladı. Meitner’ın Nazi yanlısı olan meslektaşı Kurt 2 2 Hess, Meitner’e “Yahudiler bu enstitüyü tehlikeye atıyor” dedi. Meitner’ın 20 yıldır en yakın meslektaşı olan Hahn, Meitner’e enstitüden ayrılması gerektiğini söyledi. Meitner bu acılı anlarını günlüğüne “Kısaca, beni kovdu.” şeklinde yazdı. Ayrılma zamanı gelmişti. Hollanda’daki Groningen Üniversitesi’nden Dirk Coster, Almanya’dan gelen mülteci bilim insanlarına acil yardım sağladı ve 11 Temmuz 1938’de Meitner’in Hollanda’ya kabul edileceğine dair resmi bir onay aldı. Hatta iki gün sonra, Berlin’den kaçarken Metiner’e kendisi eşlik etti.
MEITNER’IN AYRILIŞI: Meitner’in Almanya’dan kaçmasından sonra, Hahn ve Strassmann uranyum deneylerine devam etti. Ancak Meitner’ın uzmanlığı olmadan gördüklerini yorumlamakta zorlandılar. Uranyumu nötron bombardımanı ile, çok daha hafif bir element olan baryuma ve baryuma kimyasal olarak benzeyen radyoaktif maddelere dönüştürülebileceğini buldular. Bu durumu o sırada Stockholm’de bulunan Meitner’e mektupla açıkladılar ve bunun inanılır olmadığını düşündüler. Çünkü radyoaktif bir bozunma, bir elementi çok benzer kütleye sahip diğerine dönüştürebiliyordu ancak baryumun kütlesi, uranyumun yarısı kadardı. Meitner, o yılki noelde sakin bir İsveç köyünde tatildeyken bir yandan da kendisini ziyaret eden yeğeni ve fizikçi Otto Frisch ile elde ettikleri tuhaf sonuçları tartışıyorlardı. Frisch de Almanya’dan sürgün edilmişti ve o sırada Kopenhag’da çalışıyordu. Nükleer dönüşümle ilgili tüm geçerli bilgileri bozan bir sonuca varmışlardı ve o sonuç Uranyum çekirdeğinin gerçekten de yarı yarıya bölünmüş olduğuydu. Bu bölünme çok büyük bir nükleer enerji salınımının yaşanma ihtimalini artırmıştı. Bu olay için bir isim arayan Frisch, canlı hücrelerin bölünmesini hatırladı ve biyolojik bir terimi ödünç alarak, uranyumun nükleer fisyona maruz kaldığını söyledi. 1939 yılının nisan ayının sonuna kadar Alman fizikçiler Nazi hükümetine nükleer fisyonun, enerji ve patlayıcı madde sağlama potansiyelini anlattılar ve yetkililer bu araştırmanın gizli tutulması gerektiğini söyledi ancak olay çoktan yayılmıştı. Ağustos ayında, Einstein ve diğer bilim insanları, Başkan Roosevelt’e atom bombası yapmanın uygulanabilirliğiyle ilgili uyarı amaçlı bir mektup yazdılar. O yılın ilerleyen zamanlarında Alman fizikçi Werner Heisenberg, Nazi yetkililerine uranyum yakıtlı bir nükleer reaktörde ve belki de bir bombada, kontrollü fisyonla enerjiyi serbest bırakma olasılığını bildirdi. Bunun üzerine, bu nükleer enerjiyi kullanmak için gereken araştırmalardan Heisenberg sorumlu tutuldu. Ancak Alman bilim insanları eksik sermayeden dolayı savaşın sonunda nükleer bir reaktöre veya bir bomba elde edecek kadar aşama kaydedemişlerdi. Ağustos 1945’te Hiroşima’nın bir atom bombasıyla bombalandığını duyduklarında, onlar da dünyanın geri kalanı kadar çok şaşırmıştı. Bu imha kapasitesi nükleer füzyonun tek özelliği değildi. Savaşın ortasında, Chicago’daki İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nin altında çalışan bilim insanları, füzyonun kontrolsüz bir süreç haline gelmediğini, nasıl kontrol edileceğini keşfettiler. Uranyum nükleer enerjisini yalnızca kademeli olarak salarak suyu kaynatmak ve elektrik enerjisi üreten türbinleri çalıştırmak için kullanılabilecek bir ısı üretiyordu. Fermi’nin Meitner’in uranyumla ilgili düşünceleri sayesindeki başarısı, nükleer enerjinin ortaya çıkmasına neden oldu. Her ne kadar bir gün nükleer füzyonu kullanmak yerine çok hafif atom çekirdeklerinin birbirine kaynaşırkenki oluşan enerjiyi serbest bırakan güneşin kullanılacağına dair umutlar olsa da bugün hala, çoğu nükleer santralde, enerji üretmek için uranyum füzyonuna güveniliyor. Özellikle tehlikeli nükleer atık üretimi başta olmak üzere, nükleer füzyon problemleri iyi bilinmektedir. Ancak, kısmen, petrol ve kömür gibi karbon bazlı fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan küresel ısınma karşısında, bazı çevreciler bugün, dünya ikliminde yarattığımız sorunlara kısmi bir çözüm olarak hâlâ nükleer enerjiye yönelmektedir.  ALMAN BİLİMİNİN VİCDANI: Meitner, birliklerin atom bombasını geliştirdiği Manhattan Projesi’nde yer almayı reddetmişti ve bu durum için de “Bomba ile hiçbir ilgim olmayacak!” demiştir. Savaştan sonra Amerika’da, bir şekilde Hitler’in sırrını saklayan “bombanın Yahudi annesi” olarak kutlanma fikri, onu dehşete düşürmüştü. Ancak savaş sonrası dönemdeki enerjisinin çoğunu, Almanya’daki eski meslektaşlarını, Üçüncü Reich’de meydana gelen dehşet sırasında sessiz kalmaktan sorumlu olduklarını kabul etmeleri için harcadı. Bu durum şuan birçok bilim insanının üstünü kapatmak istediği bir olaydır.
Birliklerin Almanya’ya ilerlemesi, bu korkuları dünyaya gösterdi ve Meitner’e de kendisinin oradan nasıl güç bela kaçtığını hatırlattı. Birlikler Dachau ve Buchenwald’daki toplama kamplarına ulaştığında Meitner, radyo raporlarını dinlerken ağladı. Bunun üstüne Haziran 1945’te Cambridgeshire’da staj yapan Hahn’a “Birileri Heisenberg gibi bir adamı ve milyonlarca insanını, bu kamplara ve şehit insanlara bakmaya zorlamalı.” diye yazdı. Kendi suçluluğunu kabul etmek, Hahn’ın yıllarını aldı. 1958’de Meitner’e 80. Doğum günü için şunları yazdı: “Hepimiz adaletsizliğin gerçekleştiğini biliyorduk, ama görmek istemedik, kendimizi aldattık… 1933 yılına gelin, yıkılması gereken bir bayrağı takip ettim. Yapmam gereken şeyleri yapmadım ve şimdi bunun sorumluluğunu almalıyım. ”
Hahn Meitner’e, Alman fizikçilerin altında çalışmak zorunda kaldığı ve birçok yönden canavarca bir rejimin tanınması amacıyla yaptıkları için “Bizi anlamaya çalıştığın için ve dikkate değer bir dokunuşla yönlendirdiğin için teşekkür ederim.” dedi. Meitner “insanlığını hiç kaybetmemiş bir fizikçi” olarak anılmaktadır.
Editör / Yazar: Beyzanur ŞAHİN
KAYNAKÇA: https://www.sciencefocus.com/science/lise-meitner-the-nuclear-pioneer-who-escaped-the-nazis/

Continue Reading

Öne Çıkanlar