Bizi Takip Edin

Bilim

Kahkaha Atmak Hastalık Habercisi Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Kahkaha atmak genel manada insanların mutlu olduğunu gösterse de bilim kahkahanın karanlık bir tarafı olduğunu ortaya koydu. İçimizde hoş duygular yaratan bu eylem bazı hastalıkları tanılıyor olabilir.
Gülen bir insan gördüğünde hemen herkesin içini sıcak bir his kaplamaktadır. Şans eseri duyulan bir kahkaha bile gülümsemenize sebep olabilir. Ancak caddede kendi kendine yürürken gülen birisini düşünün veya bir cenazede arkanızda bulunan kişinin aniden kahkaha atmaya başladığını.

kahkaha-atmak-hastalik-habercisi-olabilir1

Bu gibi durumlarda kahkaha o kadar da cazip görünmüyor.
Bilim insanları kahkahanın her zaman pozitif ya da sağlıklı bir eylem olmadığını ortaya koydu. Bilime göre kahkaha belirli tiplerde sınıflandırılmaktadır. Bunlar; hakiki, simule (sahte) ile aniden değişen (gıdıklanma benzeri durumlarda), uyarılmış (ilaçlar), patolojik kahkahalar olarak sayılabilir. Kahkahanın gerçek nöral temeli hala bilinmiyor.
Kahkaha bağlanmayı teşvik eden, potansiyel çatışmaların yayılmasını engelleyen, stres ve kaygıları azaltan ortak bir faaliyettir. Fakat tek başına kalındığında kahkaha sağlıksızlaşmanın işeretidir.

kahkaha-atmak-hastalik-habercisi-olabilir
Kahkahanın bir anda diğer duyguları geçersiz kılma gücü bulunmaktadır. Gülerken öfkelenip, öfkeliyken sabırsız bir ruh haline geçiş oldukça zordur. Bunun sebebi ise yüzde bulunan kasların ve insan vücut yapısının daha neşeli ruh hallerine yatkınlığıdır. Bu konuda uzmanlaşan beyin devreleri kimyasal nörotransmitterler tarafından kontrol edilmektedir.
Gülmeye katkı sağlayan birkaç beyin yolunun var olduğu bilim insanları tarafından keşfedilmiştir. Örneğin, karar verme ve davranış kontrolünün sağlandığı beyin bölgelerinde kurnaz ve spontan kahkahaları kolay hale getirmek üzerinde engeller koyar.
Birçok beyin özelliğine ilişkin ayrıntılı bilgi edinilmiş olmasına rağmen, pozitif duyguların nasıl kahkahaya dönüştüğüne dair eldeki veriler oldukça yetersizdir. Bir takım hastalıklar ve bazı koşulların altında yatan sinirsel fonksiyonlara ışık tutulması konusunda kahkahanın yardımcı bir etkisi bulunmaktadır.

kahkaha-atmak-hastalik-habercisi-olabilir34
Klinik bakımdan gülmekten ve ağlamaktan daha çok istem dışı atılan kahkaha patlamaları karakteristiktir. Bu kişiler için altta yatan duygular çatışma halinde, duygusal ifadeleri sıkıntı yaratacak bir bozukluğu taşıdığının göstergesidir. Bu duruma psödobulber etki sendromu ismi verilmektedir ve birkaç farklı nörolojik koşulda ortaya çıkabilir.
Bu durum duygusal hareketi kontrol eden beyin sapındaki “öne doğru inen yollar” ile yüzün ve duygusal ifadenin yönetildiği devreler ile yollar arasında meydana gelen kopukluk sonucu oluşmaktadır. Bu durumla ilgili bozukluklar arasında; Alzheimer hastalığı, travmatik beyin hasarı, Parkinson hastalığı, multipl skleroz, felç sayılabilir.

kahkaha-atmak-hastalik-habercisi-olabilir344
Geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırma, gittikçe artan bir mizah duygusu ve uygun olmayan zamanlarda kahkaha atılmasının demans belirtisi olabileceği açıklanmıştır. Psödobulbar etki sendromu, aynı zamanda duygusal değişim açısından inmenin en sık görülen yan etkilerinden biridir. Anormal beyin kablolaması ile ilişkili olabilen başka bazı özel koşullar da vardır. Gelotofobi, gülme korkusu gibi. Gelotofili, gülmenin keyfini çıkarmaktır. Bu katagelastizmle ilgili durumdur ve başkalarına gülmekten hoşlanma şeklinde gelişir.

kahkaha-atmak-hastalik-habercisi-olabilir22

Gelotofobi, özellikle, sosyal yetersizlikten şiddetli depresyona kadar uzanan aşırı sevinç, kaygı gibi sorunlara dönüşebilir. Bu kişiler başkalarıyla alay etmekten hoşlanmaktadır. Yıkıcı bir şekle dönüşecek biçimde alay etme duygusu hakimdir. Aslında alay edilmekten de korkmaktadır ve genellikle erken yaş tecrübeleriyle ortaya çıkar. Görüntüleme verileri, gelotofobinin frontal ve medial temporal beyin alanları arasındaki zayıf bağlardan kaynaklandığını göstermektedir.

Kaynak: https://theconversation.com/the-science-of-laughter-and-why-it-also-has-a-dark-side-76463

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

16. Yüzyıldaki Çılgın Tıbbı Anlatan Nadir Kitap İlgi Çekiyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

16’ıncı yüzyıl tıbbı ciddi anlamda akıllara durgunluk verecek uygulamalarla dolu. Kan alımları, idrar tadımları ve veba 15. Ve 16. Yüzyılın doktorlarının yaşamını baya bir renklendirmişe benziyor. Bu dönemden kalma çığır açan bir anatomi kitabı oldukça ilgi çekiyor. Fasciculus Medicinae adlı kitap, gebe kadınlarda yaraları tedavi etmek ve komplikasyonları teşhis etmek de dahil olmak üzere her şeyle ilgili tıbbi bir rehber niteliğinde.

Kitap ilk defa 1491 yılında tıbbi tez yazan ve kitaba çizimler ekleyen Venetian kardeşler tarafından basıldı. Sonraki yüzyılda kitap tekrar basıldı ve süslendi. Kitap insan vücuduna dair ortaçağ anlayışını yansıtmasının yanı sıra Rönesans perspektifinde ortaya çıkan tıbbın gelişimi de görülebilir. Kitabın belki de en büyüleyici kısmı içerisinde yer alan illüstrasyonlardır. Zodyak adam olarak adlandırılan, vücudunun güneş işaretleriyle süslendiği ve kanının yılın zamanlarına bağlı olarak nasıl aktığına dair talimatlar bulunan bir erkek figürü yer almaktadır.

Oklar ve topuzlar gibi silahlarla hayatı tehdit eden yaralar taşıyan bir kişinin illüstrasyonu da kitapta yer alıyor. Kitap yıllar içerisinde tıbbın gelişimini göstermenin yanında oldukça etkili görsellere ve metinlere sahiptir. İdrarın tadına bakan doktorlarla kitap eğlenceli, farklı, çoğunlukla iğrenç görülen çizimlere sahip.

Kitabın ilgi çekmesinin en büyük sebepleri arasında tıbbın geçmişten günümüze ne kadar gelişmiş olduğunun anlatılması yatıyor. Sergilenen kitap birçok ziyaretçi çekiyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/this-rare-book-shows-how-insane-medicine-was-in-the-16th-century

Devamını Oku

Bilim

Fizikçi Atomlar Gibi Etkileşime Girecek Yeni Bir Işık Şekli Yarattı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Amerikalı araştırmacılar, tamamıyla yeni bir ışık biçimini temsil eden üç bağlı foton oluşturmayı başardı. Işık, kırılma modelleri yaratarak etkileşim oluşturulabiliyor. Ancak yaratılan bu yeni etkileşim fotonları atomlar gibi davranıyorlar ve yeni bir hal yaratmak için birbirlerine yapışıyorlar.

Bilim insanları uzun yıllardan beri fotonların arasında karmaşık etkileşimi inceliyor. 2013 yılında iki fotonlu bir konum elde eden yeni bir madde durumu yaratmayı başardılar. Elde edilen bu başarı bilim insanlarını daha karmaşık bağlı foton konumlarının olup olmadığını araştırmaya itti.
MIT’den üst düzey yazar Profesör VladanVuletic yaptığı açıklamada,“Oksijen moleküllerini O2 ve O3 (ozon) oluşturmak için birleştirebilirsiniz. Ancak O4 yapamazsınız. Bazı moleküller için üç parçalı molekül oluşumu bile söz konusu değildir. Bu nedenle biz daha büyük şeyler yapabilmek için moleküllere daha fazla foton ekleyip ekleyemeyeceğimizi araştırdık” dedi.

Yeni gözlemlenen bağlı hali elde etmek için, bilim adamları rubidyum atomlarının bulutunu mutlak sıfırın sadece bir milyonuncu derece uzağında ultracold sıcaklığına soğutmak zorunda kaldılar. Sıcaklık, atomların ve moleküllerin enerjisini ifade etmenin bir yoludur. Bu atomların enerjileri çok az, bu nedenle bu bulutun içine sıkışmış durumdalar.

Araştırmacılar zayıf bir lazer ışınıyla bulutu vurdu. Fotonlar buluttan çıktıklarında yalnız değillerdi. Çiftler veya üçlüler halindeydiler. Araştırmacılar, bu yeni buluşun kuantum bilgisayar ve bilgi teknolojisinde son derece yararlı olabileceğine inanıyorlar.
Kaynak: http://www.iflscience.com/physics/physicist-have-created-a-new-form-of-light-that-can-interact-like-atoms/

Devamını Oku

Bilim

NASA Tarafından Güneş Sisteminin Dışında 95 Yeni Gezegen Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA tarafından her geçen gün yeni bir gezegen keşfediliyor. Şimdiye kadar keşfedilen gezegen sayısı 3 bin 600’e yakın. Bilim insanları gezegen keşiflerinin güneş sistemlerinin haritalandırılması açısından önemli olduğunu söylüyor.
Kozmosu keşfetmek için gökbilimciler NASA’nın Kepler Teleskopu tarafından sağlanan 275 olası adaya tarama yaptıktan sonra 95 yeni yabancı gezegenin varlığı doğrulandı. Şu anda K2 misyonunda olan uzay sondası, yaklaşık 7 yıl önce, Cape Canaveral’den 7 Mart 2009’da fırlatıldığında başlatılan binlerce adayı buldu. Toplam olarak, Kepler yaklaşık 5.000 onaylanmamış ‘aday’ dış gezegen buldu.

Kepler tarafından yapılan en önemli keşiflerden biri, 2004’te, 1,400 ışıkyılı uzaklıkta bulunan gezegenimize benzer şekilde yabancı bir dünya olan ‘Dünya 2.0’ olarak adlandırılan ekplanet Kepler-452b’yi gördüğünde gerçekleşti. Bu keşif şimdiye kadar bilinen, hayata ev sahipliği yapma ve yeni bir dünya bulma yönünde atılmış en büyük adım olma yönünde önem taşıyor.
Çalışma, Danimarka Teknik Üniversitesi Ulusal Uzay Enstitüsünden Dr. Andrew Mayo önderliğinde uluslararası bir grup bilim insanı tarafından yapıldı.

Mayo, yaptığı açıklamada, araştırmanın 275 gezegen adayının analizi ile başladığını söyledi. Adaylar, orijinalleri diğer yıldızlarla ya da teleskobun hataları ile ilgili olabilen aydınlık sinyallerdir. Bu sebeple bir cismin gezegen olarak onaylanmasından önce derinlemesine analiz edilmesi gerekmektedir.
Mayo yaptığı açıklamada, “Elde edilen bazı sinyallerin bazı yıldızların ve / veya teleskopun gürültüsünden kaynaklandığını gördük. Ancak biz her ölçekteki gezegenleri de tespit ettik.Bunların kimisi Dünya’dan küçük kimisi de Jüpiter’den büyüktür.” dedi.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180215105756.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar