fbpx
Connect with us

Yaşam

Kahve hakkında bilmediğiniz 12 gerçek

Published

on

Dünya hiç günümüzdeki kadar kahveye düşkün olmamıştı. Sabahları uyanmak için bir fincan, öğle yemeğinden sonra bir espresso, öğleden sonra molasında bir cappucino veya bir frappe. Hiç bu kadar çok kahve tüketmedik. Uluslararası Kahve Örgütü’ne göre (ICO) 1991’de küresel kahve tüketimi 90 milyon 60 kiloluk çuvaldı. Bu yıl ise 160 milyon çuvalı geçecek. Şimdi en sevdiğiniz kahve çeşidini yanınıza alın, bir mola verin ve kahve hakkında bilmiyor olabileceğiniz 12 farklı şeyi öğrenin.

1. Kahve aslında bir tür meyve

Kavrulan kahve çekirdekleri aslında küçük kirazlara benzeyen kırmızı bir meyvenin çekirdekleri. Bu meyveyi ısırırsanız, içinde iki çekirdeğin büyüdüğünü fark edersiniz. ABD Ulusal Kahve Derneği’ne göre dünya genelinde üretilen kahvenin sadece yüzde 5’inde bir tek oval bir çekirdek var ve bu tür çekirdekleri İngilizce “Peaberry” deniyor. İspanyolca da ise caracolillo (küçük salyangoz) adı veriliyor. Tek çekirdekler elle seçiliyor ve daha rafine ve sert aromalarıyla biliniyor.

2. Bazı insanlar kahveyi yiyor

İnsanlar yüzlerce yıldır kahve içiyor ama bazıları yemeyi tercih etiyor.

Bazı şirketler kahve meyvesi posasını una dönüştürüyor. Keklerde, ekmeklerde, çikolatada ve soslarda kullanılıyor.

Tadı kahveye benzemiyor, çeşidine göre daha çiçekli, narenciye ve kavrulmuş meyve tadı veriyor.

3. Dışkıdan çıkan kahve çok pahalıya satılıyor

Misk kedisi mi, fil mi? En pahalı kahveler bu hayvanların bağırsaklarından geçiyor.

Kopi luwak dünyanın en pahalı kahvelerinden biri. Ancak fillerin sindirdiği kahvenin rekabetiyle karşı karşıya.

Kopi luwak Endonezya’da yaşayan misk kedisi adlı bir türün dışkılarından elde ediliyor. Kahve ağacı meyvesi misk kedisinin bağırsaklarından geçerken fermente oluyor ve daha sonra bunlar toplanıp, satılıyor.

Kopi luwak kahvesinin bir 500 gramlık paketinin fiyatı lüks mağazalarda 700 doları bulabiliyor.

Ancak şimdi Siyah Fildişi Kahvesi adlı yeni bir çeşitle rekabet etmek zorunda. Bu kahve de Tayland’daki fillerin yiyip, dışkıladığı kahve ağacı meyvelerinden yapılıyor.

Siyah Fildişi, Kanadalı Blake Dilkin tarafından keşfedildi ve ABD’de de 35 gramlık küçük bir paketi 85 dolara satılıyor.

Toronto Life dergisine göre “neredeyse çaya benzeyen, acı olmayan ve kakao, hint hurması, tütün ve deri tadı alınan” bir içecek.

4. Kahve faydalıdır…

Kahve hücrelerimizin toksinler, kimyasallar ve enflamasyonla oksitlenmesini önleyen antioksidanlar açısından zengindir.

İç Hastalıkları Almanağı adlı bilimsel yayında yer alan bir araştırmaya göre, günde üç fincan kahve içmek aralarında kalp krizinin de bulunduğu birçok önemli nedenden ölüm riskini azaltıyor.

Çalışmada, 10 Avrupa ülkesindeki 500 bin kişi 16 yıl boyunca takip edildi.

Diğer araştırmalarda kahvenin Tip 2 şeker hastalığını önleme, ya da Alzheimer ve demans gibi nörolojik hastalıkları önleyip önlemediğine blakıldıa. Ancak bu alanlarda daha çok araştırma yapılması gerekiyor.

Kahvedeki kafein maddesi aynı zamanda insanların enerji seviyelerini ve sportif performanslarını artırmanın bir yöntemi.

5. …ama abartmayın

Kahve bir uyarıcı olduğu için aşırı tüketiminin potansiyel riskleri bulunuyor.

Hamileyseniz kahve tüketiminizi kısıtlamanız en iyi, çünkü kahvenin bebeklerin düşük kilolu doğmasına ve bazen düşüğe de yol açtığı biliniyor.

İngiliz tıp uzmanları, hamile kadınların günde 200 miligramdan fazla kafein almaması gerektiğini söylüyor. Bu da bir fincan filtre kahve ya da iki fincan hazır granül kahve içilmesi demek.

6. İki tür kahve çekirdeği var

Arabica Etiyopya’daki orijinal kahve ağaçlarından gelen bir tür. Robusto ise farklı kahve harmanlarında ve hazır granül kahvelerde bulunuyor.

Arabica Etiyopya’da keşfedilen orijinal kahve ağaçlarından günümüze kadar gelen tür. Bu bodur ağaçlar, rafine, yumuşak ve aromalı bir kahve üretiyor. Diğer türlerden daha pahalı ve dünya kahve üretiminin yüzde 70’ini oluşturuyor.

Robusta ise biraz daha acı ve iki kat daha fazla kafein var. Bu kahve çekirdekleri öncelikle çeşitli harmanlarda ve hazır granül kahvelerde kullanılıyor. Orta ve Batı Afrika ile Endonezya ve Vietnam’ın da aralarında bulunduğu Güneydoğu Asya ülkelerinde ve Brezilya’da üretiliyor.

7. Kahve Etiyopya’da keçiler tarafından keşfedildi (efsaneye göre …)

Kahvenin doğum yerinin Etiyopya olduğu düşünülüyor ve kahve içme ritüeli hala meşhur.

Bir efsaneye göre 9. yüzyılda Kaldi adlı bir keçi çobanı garip bir ağacın meyvelerini yiyen keçilerini gördü ve tüm gece nasıl uyanık kaldıklarını ve enerji dolu olduklarını gördü.

Çoban bir grup keşişe haber verdi ve keşişler bu meyveden, kendilerini ibadet sırasında uyanık tutacak sıcak bir içecek yapabileceklerini gördüler.

8. Kahvenin orijinal tanımı şarap anlamına geliyordu

15. yüzyıl itibariyle Yemen’de kahve yetiştiriliyordu. Orijinal adı “qahwah” Yemen’de şarapa verilen addı.

Bir yüzyıl sonra, İran, Mısır, Suriye ve Türkiye’de tanındı.

9. İlk kafeler Ortadoğu’daydı

Etiyopya’dan çıkan kahve birçok kültürün parçası oldu.

Kahve sadece evlerde değil, kamuya açık kafelerde veya kahvehanelerde içilmeye başlandı ve bunlar ilk olarak Ortadoğu’da görüldü.

Son dedikoduları öğrenmek, satranç oynamak ya da müzik dinlemek gibi sosyal aktivitelerin gözde merkezleri haline geldiler.

10. Dünyanın bütün kahvesi çekirdek kuşağında üretiliyor…

Kahve, oğlak ve yengeç dönenceleri arasındaki Çekirdek Kuşağı diye bilinen 50’den fazla ülkede üretiliyor. Bu kuşak, Meksika’dan Papua Yeni Gine’ye kadar uzanıyor.

Brezilya, Vietnam ve Kolombiya aynı zamanda dünyanın en büyük kahve ihracatçıları.

11. … ama kişi başına en çok kahve içenler İskandinav ülkeleri

Kişi başına kahve tüketiminde İskandinav ülkeleri öne çıkıyor.

ICO’ya göre kişi başına en çok kahveyi Finliler içiyor.

Finlandiya’da bir kişi yılda ortalama 12 kilo kahve tüketiyor. Finlandiya’yı kişi başına 9,9 kiloyla Norveç, 9 kiloyla İzlanda, 8,7 kiloyla Danimarka ve 8,2 kiloyla İsveç izliyor.

Kahveyi dolce vita’nın (tatlı hayat) ayrılmaz bir parçası haline getiren İtalyanlar ise yılda ortalama kişi başına 5,9 kilo kahve tüketiyor.

12. Çay-Kahve mücadelesinin galibi hangi içecek?

İngiltere Kahve Birliği’ne göre her gün iki milyar fincan tüketilen kahve, “dünyanın en popüler içeceği”. Ama hesap bu kadar basit değil.

Kahve üretimi ağırlık açısından çay üretiminden daha fazla, ama bir fincan içecek yapmak için daha çok kahve gerekiyor.

Dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkeleri Çin ve Hindistan’da gözde içecek çay. Kahve Amerika kıtası ve kıta Avrupası’nda yaygınken, Asya’nın ve eski Sovyetler Birliği’nin çoğunda çay tercih ediliyor.

İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi’nden coğrafyacı David Grigg bu tartışmaya 2006’da GeoJournal adlı yayında yer alan bir yazıyla son vermeyi amaçladı.

Griggs kıyasın litreyle yapılması gerektiğini söyledi. Çünkü her yıl ağırlık anlamında çaydan yüzde 80 daha çok kahve tüketiliyor olsa da, bir fincan hazırlamak için 10 gram kahve gerekirken, sadece iki gram çay gerekiyor.

Griggs bu hesaplamayla “İçilen her bir fincan kahve başına üç fincan çay içildiği” sonucuna vardı. Kaynak: (BBC)

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Vücudunun Yanlış Tarafındaki Organlarla 99 Yıl Yaşayan Kadın: Rose Bentley ile Tanışın

Published

on

Rose Marie Bentley hayatının çoğunu, kırsal bir yer olan Oregon kasabasında o ve kocasının işlettiği bir yem mağazasında geçirdi. Küçük kasabada, koroda şarkı söylerdi. Dışarıdan, hayatı normal bir şey gibi görünüyordu ölümünün son anına kadar. Bentley’nin neredeyse bir asırdan beri ailesinin bile bilmediği olağanüstü bir sırrı vardı. Vücudunu Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi’ne bağışladıktan sonra, tıp öğrencileri kısa süre sonra 99 yaşındaki bir kadının nadir bir tıbbi anormallik olan levocardia ile situs inversus durumu olduğunu ve bunu bilmeden tüm hayatını yaşadığını farkettiler. Diğer karın organlarının sağda değil solda olduğunu ancak kalbinin göğsünün sol tarafında kaldığını keşfettiler. Kelimenin tam anlamıyla, iç organları (kalbi eksi) normal bir insanın aynasını yansıtıyordu; iç organları kalbi hariç diğer tüm insanların tersi yönündeydi. Anatomi öğretmeni Cam Walker, “Bir şeyin yolunda olduğunu biliyordum, ancak nasıl bir araya getirildiğini bulmak biraz zaman aldı” dedi. Son derece nadir görülen bu durum, yaklaşık 22.000 canlı doğumda sadece bir kez veya nüfusun yüzde 0.0045’inden azında görülür.

Ama bu durumla yetişkin yaşa kadar yaşayan kimseler daha da az sayıda. Walker, bu özel durumla doğan 50 milyon kişiden sadece birinin, doğuştan kalp defekti gibi hayati tehlike arz eden endişelere yol açabileceği için yetişkin olarak yaşayacağını tahmin ediyor. Bununla birlikte, Bentley gibi benzer kişilerin organ simetrisi normalse ve durum izole edilmişse, sağlıkla ilgili kaygıları olmayabilir. Tıbbi literatür, geçmişten günümüze 70’li yaşlarında yaşamış olan izole levokardi ve situs inversusun sadece iki bilinen sağ kalanını bildirmektedir.

Bentley’nin ayrıca, midenin üst kısmının diyaframdan dışarı çıktığı hiatal herni adı verilen bir anormalliği vardı. Ek olarak, vena kava (SVC) damarı alışılmadık derecede uzundu. Başın, boynun ve üst ekstremitelerin deoksijenli kanını toplamak yerine, Bentley’in süper güçlü vena kavası, göğüs kafesi duvarından ve karın boşluğundan da deoksijenli kan topluyordu. Ayrıca üç karaciğer damarında da, ilk olarak alt vena kavadan geçmek yerine doğrudan kalbinin sağ atriyumuna akan benzeri olmayan akış bulunmaktaydı.

Tüm bu anormalliklere rağmen, Bentley’nin ailesi kadının artrit dışında başka kronik bir durumu olmadığını söylüyor. Operasyon cerrahları anormal bir konuma sahip olduğunu belirttiği Bentley’inin üç organı ve parçalarını çıkardılar. Bentley’nin çocukları, eşsiz vücut yapısından habersizdi . Öğrendiklerinde ise ;Bentley’nin kızı Louise Allee, “Annem bunun çok havalı olduğunu düşünürdü” diyerek annesinin, benzersiz vücudunun kazandığı tüm ilgiyi seveceğini söyledi. “Böyle bir şeyi öğrenseydi mutlu olurdu. Muhtemelen farklı olduğunu bilerek yüzünde kocaman bir gülümseme oluşurdu ”diye belirtti. Ekip bulgularını, Amerikan Anatomistler Birliği’ nin Deneysel Biyoloji toplantısında sundu.

Editör / Yazar: Neslihan ÇAKMAK

Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/meet-rose-bentley-the-woman-who-lived-99-years-with-organs-on-the-wrong-side-of-her-body/

Continue Reading

Yaşam

Derisiz Doğan Nadir Genetik Hastalığı Olan Bebek

Published

on

Nadir bir genetik hastalık nedeniyle derisiz doğan bir bebek, ilk dört ayını hayatını kurtarma umuduyla yoğun tıbbi tedavi ve ağrı tedavisi geçirdi. “Cesur biri” anlamına gelen bir Swahili adı olan Jabari, 1 Ocak’ta doğdu, başı ve bacakları hariç, cildinin çoğu eksik kaldığında sadece 1,36 kilogram ağırlığındaydı. Jabari, Epidermolysisbullosa (EB) olarak bilinen ve en hafif sürtünme veya çizilmeden bile kolayca yırtılan veya kabaran, kırılgan bir cilt ile sonuçlanan son derece nadir bir genetik bağ dokusu hastalığından muzdariptir. Küçük vakalar sadece ellerin, ayakların, dizlerin ve dirseklerin kabarmasına neden olabilirken, otozomal resesif distrofik epidermolysis bullosa, Hallopeau-Siemens tipi (RDEB-HS) gibi en ciddi vakalar sıklıkla yaygın olmayan cilt kaybına neden olabilir – genellikle doğum sırasında meydana gelen olaylar – vücutta, ağız içinde ve sindirim sisteminde kabarma şeklinde görülür. Texas Çocuk Hastanesi’deki doktorlar, bebeğin çenesinin göğsüne kaynamasına neden olan yara izi dokusunu kesmek zorunda kaldı. Göz kapakları doğumda kaynamış.

IFLScience, çocuğun “kritik” durumda olduğunu doğrulayan Teksas Çocuk Hastanesinde bir temsilci ile konuştu, ancak bebeğin annesi PriscillaGray, oğlunun şimdi durumunun stabil olduğunu ve “çok iyi olacağını ” ekledi. Gray, IFLScience’ a oğlu için “Doktorlar, çok küçük olduğundan ameliyatla başa çıkabileceklerini düşünmüyorlar” dedi. Hayat kurtarıcı bir prosedür olan sigorta sistemi, çocuğun Teksas ÇocukHastenesi’ ndeki tedavisini kabul etmedi.

Daha sonra aile maliyetleri telafi etmek için bir vakıf sitesi kurdu: https://www.gofundme.com/br8pa-medical-and-bills

Gray, ultrasonda bebeğinin kilo almadığını görene kadar hamileliğinin “iyi gittiğini” yazıyor. Texas’ın San Antonio kentindeki doktorlar, 37. haftada onu hastaneye getirdi ve bebeğin kalbi atışı düşmeye başladığında acil bir C-kesimi yaptı. ( c-kesimi, sezaryen doğum) Geçen hafta, bebek Teksas Çocuk Hastanesine transfer edildi ve uzmanların kendisini tedavi etmek için daha donanımlı olduklarını söylediler.

Şu anda, Ja’ bari ağrı için ilaç kullanıyor ve enfeksiyon riskini azaltmak için topikal merhemlerin yanı sıra sık sık pansuman değişiklikleri alıyor. Doğumundan bu yana 2,26 kilogram almış ve burnundaki bir tüple beslenmiştir. “Her gün hala bu Dünya’ da yaşamak için mücadele ettiği bir nimettir,” diye yazdı annesi, kocasının genin taşıyıcı olup olmadığını belirlemek için genetik testlerden geçtiğini ekledi.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/baby-with-rare-genetic-disease-born-without-skin-in-critical-condition/

Continue Reading

Bilim

Cerrahlar, Bir Bebeğin Beyninde Olgunlaşmış Diş Şeklinde Bir Tümör Buldular

Published

on

Bilim insanları yaşına göre fazla hızlı gelişen bir bebeğin beynini incelediklerinde olgunlaşmış diş şeklinde bir tümör buldular. The New England Journal of Medicine’in 2014’ teki haberine göre olay Maryland Üniversitesi ve Baltimore Johns Hopkins Children’ s Center’ ın beyin cerrahlarının 2014’ te 4 yaşındaki bir çocuğun beyin MR’ ını incelemeleriyle ortaya çıktı. İncelemelere göre tümör ceviz büyüklüğündeydi ve yan kısımları boyunca küçük yapılar vardı. Bebek hemen operasyona alındı ve tümör beyninden alındı. Tümörün embriyonik hipofiz dokusundan türemiş bir tümör diğer adıyla Kraniyofarenjiyomlar ( merkezi sinir sisteminin sellar ve para sellar bölgesinde yer alan iyi huylu büyüyen tümörler) olduğu ortaya çıktı. Bu tümör genellikle küçük çocuklarda oluşsa da nadiren yetişkinlerde de görülebiliyor. Genellikle beyin tabanında bulunup hormonları düzenleyen bir bez olan hipofiz bezinin yakınlarında görülüyor.

İyi huylu oldukları için yayılıp kansere sebep olmuyorlar ama hipofiz bezine yakınlıklarına göre bazı hormonal problemelere sebep olabiliyorlar. Bu olay oldukça ilginç bir vakanın sadece başlangıcıydı. Ameliyat sırasında cerrahlar buldukları tümörün dişleşmiş olduğunu gördüler. Bu tümörler teratom olarak adlandırılır. Teratom yalnızca diş yapısında olmak zorunda değildir; kas, saç, kemik gibi dokulardan oluşabilirler. Bu teratomun ise neden ya da nasıl diş halinde şekillendiği belli değil. Maryland Üniversitesi Medikal Merkezi’nde ameliyatı gerçekleştiren doktor Narlin Beaty, Lİve Science’ a yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

Diş şeklinde bir tümör her gün gördüğümüz bir şey değil. Kraniyofarenjiyomlar’ da ise benzeri görülmemiş bir olay. Tümör başarıyla alındı ve çocuk aylar içinde kalıcı bir iyileşme göterdiyse de hala tedavi edilebilir hormonal problemleri var. Bunun içinse tiroidal ve adrenal bezlere hormonal replasman tedavisi uygulanıyor. Doktor Beaty patologların olayı araştırdığını ve ileride yapılacak araştırmalar için dişten örnekler alındığını söyledi. Son olarak hastanın çok iyi bir iyileşme gösterdiğini ve takip için belirli aralıklarla MRI taramasına alındığını belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/surgeons-found-fully-formed-teeth-deep-inside-a-babys-brain/

Continue Reading

Öne Çıkanlar