fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Kahve Karaciğer Hastalığı Riskini %70 Oranında Düşürebilir

Yayınlandı

üzerinde

Kahve severleri oldukça fazla mutlu edecek bir haberimiz var. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi tarafından yapılan son araştırmalarda kafein güvenliği konusunda bir inceleme gerçekleştirildi. Bu incelemeye göre günde 3 ile 5 bardak kadar kahve tüketiminin karaciğer hastalıklarının gelişme riskini %65 oranında azaltabileceği ortaya kondu.
Bu bilgi son zamanlarda kahve ve kafein tüketiminin karaciğer üzerindeki etkileri konusunda bir rapor yayınlayan Kahve Bilimi Enstitüsü (ISIC) tarafından yayınlandı. Araştırma düzenli olarak kahve tüketenlerin karaciğer kanseri geliştirme olasılıklarının %40 oranında ve siroza yakalanma risklerinin %25 ile %70 oranında daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Şu anda, kronik karaciğer rahatsızlığı ile yaşayan kabaca 29 milyon Avrupalı var. Çoğu bu hastalığın henüz herhangi bir belirtisi olmaması sebebiyle hasta olduklarının bile farkında değil. Hepatit, siroz, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı ve hepatosellüler kanser gibi bir dizi durumu kapsayan kronik karaciğer hastalığı, Avrupa Birliğinde beşinci ölüm nedeni.
UniversityCollegeLondon’dan kıdemli danışman Graeme Alexander, “Karaciğer hastalığı Avrupa’da yükselişte. Bu nedenle dünyanın en popüler içeceklerinden biri olan kahvenin ve diyetin hastalığı nasıl etkilediğini anlamamız önemli” dedi.

Araştırmalar, kahvenin karaciğer hastalıkları riskini azaltabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Kahve’nin karaciğer hastalık riskini neden azalttığı bilinmediği halde, mevcut veriler kahve içicilerinin, gama-glutamiltransferaz (GGT) ve alanintransaminaz (ALT) karaciğer enzim düzeylerini önemli ölçüde düşük olduğunu ortaya koyuyor. Bu keşif daha fazla araştırma ve bulgunun ortaya çıkarılmasına ihtiyaç duyuyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/coffee-may-reduce-risk-of-liver-disease-by-up-to-70-percent/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Kayıp Kıta Atlantis Hakkında Bilinmeyen 5 Bilgi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bir gecede okyanusa batan efsanevi kıta Atlantis’i çoğu kişi duymuştur. Atlantislilerin Amerika kıtası hakkında bilgi sahibi olduklarını biliyor muydunuz? Peki Atlantis’in aslında bir imparatorluk olduğunu biliyor muydunuz? Platon’un “Timaeus” ve “Critias” kitaplarında bahsettiği Atlantis, Batı Avrupa ve Afrika’nın birçok bölgesini fetheden ve M.Ö. 9500 yılında Atina’yı fethetmeye çalışan ancak başarısız olan bir uygarlıktır.
1. Konumunu biliyoruz:  2011 yılında arkeolog Richard Freund ve ekibi, İspanya’nın Cadiz kentinde Atlantis imajında inşa edilen anıt şehirler buldu. Cadiz’in konumu, Platon’un metninde bahsedilen konumla eşleşiyor.
Cadiz, Batı Avrupa’da ayakta kalmış olan en eski şehirlerden biridir. Yunan efsanelerine göre kentin tarihi M.Ö. 1100 yılından bile eskiye dayanmaktadır. Peki bunlar neden önemlidir? Eskiden kentin adı Gades’ti. Platon’un metninde Gadeirüs adında bir Atlantis prensinden bahsediliyor.
2. Atlantis ismi, bir yarı-tanrıdan geliyor: 
Atlantis’in adının, Atlantik Okyanusu’nda bulunmasından geldiği düşünülüyor. Ancak metin, deniz tanrısı Poseidon’un Atlantisli bir kadın olan Cleito’dan olan 10 erkek çocuğundan bahsediyor. Hikâyeye göre Poseidon, 10 oğlundan her birine Atlantis’in farklı kısımlarını paylaştırdı. Gadeirus, ikinci büyük oğluydu ve İspanya’da kendisine ait bir şehir vardı. Ancak en büyük oğul olan Atlas hem ada ile hem de çevreleyen deniz ile adaştı.
3. Atlantis bir imparatorluk:  Atlantis denilince muhtemelen kafanızda canlanan görüntü derin ve mavi okyanus sularıyla çevrili yemyeşil bir ada oluyordur. Ancak Platon, bu adada muhteşem bir imparatorluk olduğundan bahseder. Platon’a göre şehri çevreleyen 3 su hendeği ve bu hendeklerin arasında bulunan, şehri denize bağlayan bir kanal bulunur.
4. Atlantisliler Amerika kıtasını biliyorlardı:  Athanasius Kircher’in kuzeyi ters gösteren Atlantis haritası, 1669. Metne göre bir Mısır rahibi Solon’a, Atlantis’in diğer adalara giden bir yol olduğunu ve bu yolu kullanarak Atlas Okyanusu’nun diğer tarafına geçilebileceğini söylemişti. Dolayısıyla Atlantis’in karşısında büyük bir kıta vardı. Buradan Antik Akdeniz İnsanları’nın Amerika’yı bildiği, hatta Amerika’ya geçtikleri düşünülebilir mi?
5. Hikâyenin bir kısmı kayıp:  Platon’un Atlantis ile ilgili 2 kitap yazdığını biliyoruz. Bunlardan biri olan Timaeus’un eksiksiz bir versiyonuna sahibiz. Ancak diğer kitap olan Critas’ın tamamlanmış versiyonuna sahip değiliz. Critas’ta Hermocrates adında bir kitaptan daha bahsediyor. Hermocrates’te ne mesaj vermek istediğini bilmiyoruz. Fakat askeri bir lider olan Hermocrates’in hayat hikayesinden bazı çıkarımlar yapmak mümkün. Peloponez Savaşı’nda Atina’ya karşı savaşan Hermocrates’in hikayesi Atlantis’in hikayesine çok benzemektedir. Belki de verilmek istenen mesaj Atina’nın bu savaşta neden başarısız olduğudur. Fakat kitap kayıp olduğundan bulunana kadar asla öğrenemeyeceğiz. Kaynak: http://listverse.com/2017/07/12/10-things-you-probably-dont-know-about-the-lost-city-of-atlantis/

Devamını Oku

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Probiyotik Bakterilerinin Şok Edici Sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Yayınlandı

üzerinde

Bugüne kadar, elektrik üreten bakterilerin çoğu garip ortamlardan gelmiştir.Ancak araştırmacılar hem mikrojen hem de probiyotik olmak üzere insan mikrobiyomunda 100’den fazla elektrik üreten değer bulmuşlardır. Bakterilerin elektrojenik yetenekleri, enfektivitede veya peynir ve yoğurdu nasıl fermente ettikleri açısından önemli olabilir.

Listeria bakterisi, hücre duvarları boyunca elektronları, her yerde bulunan flavin molekülleri (sarı noktalar) ile desteklenen küçük akıntılar olarak çevreye taşır. Mayınlar ve göllerin dibi gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları ev halkına daha yakın bir kaynağa yöneldiler: insan bağırsağı. Kaliforniya Üniversitesi’den bilim insanları, yaygın bir ishale neden olan bakteri Listeriamonocytogenes’in, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce başka bakteri türünün de aynı süreci kullandığını keşfettiler.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu, insan bağırsağı mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, gıda kaynaklı hastalık listeriyozuna neden olan ve aynı zamanda düşüklere de neden olabilen patojeniklerdir. Kangrene ( Clostridiumperfringens ) ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara ( Enterococcusfaecalis ) ve bazı hastalıklara neden olan streptokok bakterileri oluşturan diğer bakteriler de elektrik üretmektedir.

Lactobacilli gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurdun fermente edilmesinde önemlidir ve birçoğu probiyotiktir. Bu keşif bakterilerin bize nasıl bulaştığı konusunda çok şey söyleyebilir veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda mikroplardan canlı piller oluşturmaya çalışanlar için oldukça sevindirici bir haber. Bu tür “yeşil” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180912133442.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar