fbpx
Connect with us

Fizik

Kara Delikler Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz İlginç Bilgiler

Published

on

Eğer bir kara deliğe düşerseniz teoriye göre kütle çekimi sizi bir spagetti gibi uzatacaktır ancak ölümünüz tekilliğe varmadan gerçekleşecektir demektedir. Ancak 2012’de Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, kuantum etkilerinin olay ufkunun bir ateş duvarı gibi hareket ettiğine ve birinin anında bu duvara değdiğinde yanarak yaşamının sonlanacağı öne sürülmüştür.

Kara delikler içine çekmez. Büyük kütleli kara deliklerde emiş gücü içine düşen maddelerin oluşturduğu vakumdan kaynaklı olmamaktadır. Aksine nesneler onlara düşmektedir.

Bir kara delik olarak ilk tanımlanan nesne Cygnus X-1’ dir. Geiger sayaçlarını taşıyan roketler 8 yeni X ışını kaynağı keşfettiğinde bilim insanları 1971’de Cygnus X-1’den gelen radyo dalgalarını tespit ettiler ve bu büyük gizli kara delik keşfedilip tanımlandı.

Cygnus X-1, 1974 yılında Stephan Hawking ve bir diğer fizikçi olan Kip Thorne arasındaki dostça bir bahse konu oldu. Stephan Hawking’ in iddiası bu buluşun bir kara delik olmadığı yönündeydi ve 1990 yılında yenilgiyi kabul etti.

Büyük patlamadan hemen sonra minyatür kara delikler oluşmuş olabilir. Hızla genişleyen evrenin bazı bölgeleri bu muazzam kütleli minyatür kara deliklere sıkışmış olabilir.

Bir yıldız, kara deliğin oldukça yakınından geçerken parçalanabilmektedir.

Gökbilimciler Samanyolu galaksisinde 10 milyon ila bir milyar yıldız kara delik olduğunu ve güneşin yaklaşık 3 katı kütleleri olduğunu düşünmektedir.

Bir kara delik olarak ilk tanımlanan nesne Cygnus X-1

Sicim teorisi ve kara delikler arasındaki ilginç ilişki, klasik fizik mekaniği kuralları çerçevesinde bulunanlara göre daha büyük kütleli dev kara delikler olduğunu söylemektedir.

Kara delikler bilim kurgu kitaplarını ve filmlerini iyi bir şekilde beslemeye devam etmektedir. “Yıldızlararası” filminin ardındaki teorik fizikçi Kip Thorne’ a dayanan bilime bir bakın. Hollywood’ a gerçeklere dayanan bilimi getirmeye çalışmıştır.

Gişe rekortmeni bu filmlerde özel efektlerle çalışmak, insanların hızlı dönen bir kara deliğin yakınındayken uzak yıldızların nasıl görünebileceği konusunda bilimsel bir bakış açısı geliştirmelerine yardımcı olmuştur.

Editör / Yazar: Erkan GÜL

Kaynak: https://www.space.com/15421-black-holes-facts-formation-discovery-sdcmp.html

Fizik

Fizikçiler Schrödinger’in Kedisini Gerçekten Kurtarabilir mi?

Published

on

Fiziğin ölüme terk edilmiş en meşhur kedisi olan Schrödinger ‘in kedisi için bir umut tanesi belirmiş olabilir. Kuantum fiziğindeki atom altı parçacıklarının durumunu simgeleyen tuhaf düşünce deneyinde, bir kedi hava giriş çıkışı olan bir kutuya hapsedilir. Kedi, kutu açılıncaya kadar yarı ölü yarı diridir; bu noktada, kutu açıldığında kedi ya ölü olarak düşer ya da mutlu bir şekilde yere doğru zıplar. Bir zamanlar bu gerçek anın, ani ve tamamen öngörülemez olduğu düşünülmüştür. Ancak Nature dergisinde 3 Haziran’da yayınlanan bir çalışmada, Yale fizikçileri Schrödinger’in kedisini aksiyon halindeyken izleyebildi, kedinin kaderini tahmin edebildi hatta ve hatta kediyi zamansız bir ölümden koruyabildi. Bu yeni bulgularla birlikte Harvard’da bir fizikçi olan ve çalışmanın ortak yazarlarından biri olan Michel Devoret, Live Science’a “Süreci durdurup kediyi canlı durumuna getirebildik” dedi.

Yeni bir deneyde, bilim adamları Schrödinger’in kedisini aksiyon halindeyken izlediler ve sadece kedinin “ölü” mü yoksa “diri” mi olacağını tahmin edemediklerini söylediler. Ama ne olursa olsun kediyi nasıl kurtarabileceklerini de buldular. Kaynak: Shutterstock

Fizikte Schrödinger’in kedisi, kutuya hapsolmuş bir kedinin yüzde 50 yaşama, yüzde 50 ölme ihtimalinin bir parçacık bozunmasına bağlı olduğu düşünce deneyidir. Eğer parçacık bozunmazsa kedi yaşar; aksi takdirde, kedi ölür. Bununla birlikte, kutuyu açana kadar, kediye ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Bu yüzden kedinin hem ölü hem de canlı olduğu durumu bir süperpozisyon olarak kenarda bulundurabiliriz. Tıpkı aynı anda birden fazla durum için elektronlarda ve diğer atomaltı parçacıklarda (çoklu enerji gibi) gözlemlendiği gibi. Bir parçacık gözlemlendiğinde ve rastgele bir enerji seviyesini işgal etmeyi seçtiğinde, bunu kuantum sıçraması olarak adlandırırız. Fizikçiler, başlangıçta kuantum sıçramalarının anlık ve farklı olduğunu düşünüyorlardı: Parçacık bir oradadır bir buradadır.

Araştırmaya dahil olmayan Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Fizikçi Todd Brun “1990’larda birçok fizikçi, parçacıkların son hallerine girmeden önce son sıçramalarını yaparken doğrusal bir yol izlediğinden şüphelenmeye başladı. O zamanlar, fizikçiler bu yörüngelerdeki doğrusal hareketleri gözlemleme teknolojisine sahip değildi“ dedi. Yale fizikçileri, atomda bir ışık hüzmesi parlattı ve kuantum sıçraması meydana geldiğinde ışığın nasıl dağıldığını gözlemledi. Kuantum sıçramalarının ayrık değil sürekli olduğunu ve belirli “kaçış” yollarında tutulan farklı ayrık enerji seviyelerine atladıklarını buldular.

Yale Üniversitesi fizikçisi Zlatko Minev, fizikçiler atomun yaklaştığı belirli bir durumu anladıktan sonra, doğru uçta sadece doğru yönde bir kuvvet uygulayarak bu kaçışı tersine çevirebildiler. Atlama türünü doğru bir şekilde belirlemek, kaçışı başarılı bir şekilde tersine çevirmek için çok önemliydi. Minev, Live Science ‘a verdiği demeçte bu konuyla ilgili “Bu çok istikrarsız bir durum” dedi. Brun gibi bazı fizikçiler, bu bulgulara şaşırmadılar: Live Science için konuşan Brun “Bu, kimsenin tahmin edemeyeceği zor ve farklı birşey değildi. Zaten ilginç olanı deneysel olarak gerçekleştirdiler” dedi.

Devoret, yeni bulgunun fizikçilerin yerçekimi dalgalarını gözlemlediği lazer interferometre kütleçekimsel dalga gözlemevi (LIGO) gibi araştırma tesisleri için özellikle önemli olduğunu söyledi. Bu araştırma tesislerinde gözlemlenen ve kuantum gürültüsü olarak da adlandırılan parçacık öngörülemezliği, bilim adamlarının doğru ölçümler yapma çabalarının bir göstergesidir. Devoret, “Fizikçilerin de dediği gibi, kuantum gürültüsüyle Tanrı bile neyi ölçeceğini bilemez” dedi. Fizikçiler araştırmayı kullanarak kuantum gürültüsünü “susturabilir” ve daha doğru ölçümler yapabilirler. Devoret, parçacıklar ve Schrödinger’in kedisinin kaderi hakkında konuşurken: “Uzun vadede her zaman biraz da olsa öngörülemeyecekler” dedi. O ve ekibinin temel bulgusu, kaderlerinin olduğu gibi gözlenebileceği ve tahmin edilebileceğidir. Devoret, “Bu biraz volkanik patlamalar gibidir. Uzun vadede tahmin edilemezler. Ancak kısa vadede, birinin ne zaman patlayacağını öngörebilirsiniz” dedi. [Kuantum Teorisi: Işınlanmanın garip doğası, tardigradlar ve dolanıklık]

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.livescience.com/65652-schrodingers-cat-saved.html

Continue Reading

Bilim

Mıknatıslar Hakkında 9 Bilinmeyen Bilgi

Published

on

InsaneClownPossehip-hop ikilisinin şarkılarında dikkat çektikleri gibi “F.ckingmagnets, how do theywork? (bu mıknatıslar nasıl çalışıyor?)”. Aslına bakılacak olursa mıknatıslar o kadar da gizemli değiller ve temelde iki yüzyıldan bu yana bilinip, kullanılıyorlar. Tüm dizüstü ve masaüstü bilgisayarların sabit disklerin temel parçaları oldukları gibi, kasetçalarlarda ve tabi ki de buzdolabımıza bir şeyler yapıştırmak istediğimizde onları kullanıyoruz. Düz ekranların ortaya çıkmasından önce de televizyonlar ve monitörlerimiz evlerimizdeki en büyük mıknatısları içlerinde barındırıyorlardı. Bazı hip-hop müzisyenleri belki mıknatısları tam anlayamamış olsa da mıknatısların nasıl çalıştıkları bilim insanları tarafından çok iyi anlaşılmıştır ve yüzyıllardır hayatımızın içerisinde bizi sürprizleriyle şaşırtmışlardır. Gelin mıknatıslar hakkındaki bazı şaşırtıcı gerçeklere beraber göz atalım.

1. Dört çeşit mıknatıs vardır

Maglev treni 1 Haziran 2010’da çalışmaya başladı. Kredi: Hung Chung Chih Shutterstock.com

Demir ve nikel gibi maddeler içeren ferromanyetik malzemeler, dönüşleri hizalı, eşleşmemiş elektronlu atomlardan oluşurlar. Kalıcı ve güçlü mıknatıslar için kullanılırlar. Bir diğer materyal çeşidi de ferrimanyetiklerdir, sadece bazı elektron dönüşleri hizalanmıştır. Bununla birlikte, çoğu kimyasal element paramanyetik olarak kabul edilir, yani yalnızca başka bir manyetik alanın içindeyken mıknatıslanırlar. Paramanyetikler eşlenmemiş elektronlara sahiptir. Eğer ki nesneleri havaya kaldırmak istiyorsanız da diamanyetik malzemeler bunu yapmanıza olanak sağlayabilirler. Bu malzemeler bir alandayken mıknatıslanırlar, ancak bulundukları yerin karşısına zıt alanlar oluştururlar. Dünyanın en hızlı trenleri olan Maglev trenleri bu ilke üzerinde çalışmaktadırlar.

2. Manyetizma ışıktır

Mıknatıslar neden yapışırlar ? Mıknatıslar birbirlerini çekerler çünkü ışığı oluşturan parçalar olarak bildiğimiz fotonları aralarında takas ederler. Fakat etrafımızdaki her şeyi, bir masa lambasının ışığını görünür yapıp yansıtan fotonların aksine bu fotonlar varsayımsaldır ve gözlerimiz veya herhangi bir parçacık dedektörü bu fotonları göremez. Bununla birlikte aralarında momentum değiş tokuşu yapabilirler ve bu da birbirlerini itmelerine ya da çekmelerine neden olur. Örnek vermemiz gerekirse, bir çocuk elinden topu birisine attığında topla momentum takası yapar ve hafif bir geri çekilme hisseder. Topun hedefi kişi top isabet ederse topun gücünü hisseder ve itilir. Fotonlardaysa bu olay tam tersi şekilde de işleyebilmektedir, tıpkı bir çocuk elinde topu tutarken diğerinin de topu tutup asılması gibi. Fotonlar yalnızca mıknatıslar için değil aynı zamanda statik elektrik gibi elektrostatik olaylar için de bir güç taşıyıcısıdır. Bu nedenle elektromanyetizma fotonların bu özelliği tarafından üretilen güç için kullandığımız bir terimdir ve buna elektromanyetik bir dalga olan ışık da dahildir.

3. Manyetizma görecelidir

Buzdolabınıza bir magnet yapıştırdığınız her seferde aslında göreliliği kanıtlıyorsunuzdur. Peki bu nasıl oluyor? Özel görelilik teorisine göre , belli bir gözlemciye göre sabit hızda giden cismin gittiği yön doğrultusunda boyu kısalır. Hızlı hareket eden bir arabada, arabadaki kişi farkında olmasa da, dışarıdan arabaya bakan kişiye önden ve arkadan araba kısalmış –gittiği ve geldiği yön doğrultusunda sıkıştırılmış- gibi görünür. Bu göreliliğin tellerdeki yüklü parçacıklar için de sonuçları mevcuttur. Normalde, negatif yüklü elektronlar ve pozitif yüklü protonlar bir tel üzerinde birbirlerini nötrlerler. Ancak akım bir telden geçtiğinde, elektronlar hareket eder. Telin dışındaki sabit yüklü herhangi bir parçacığın bakış açısından, elektronlar arasındaki mesafe küçülür. Bu belirli alanda protonlardan daha çok elektron varmış gibi gözükür bu da orada negatif bir yük olduğunu gösterir. Pozitif yüklü herhangi bir parçacığı veya teli bu negatif yüklü tele yaklaştırırsak manyetik bir çekim gücü hissederiz. Aynı şekilde negatif yüklü bir parçacık yaklaştırdığımızda da bir manyetik itiş meydana gelir.

Benzer bir olay yüklü bir parçacık manyetik bir alanda hareket ettirildiğinde de meydana gelir, mesela doğal bir mıknatısın yanında. Bu alanda parçacık kuvvete maruz kalır. Fakat görelilik teorisine göre parçacığın hareket edip de mıknatısın sabit kaldığı söylenemez. Parçacığın bakış açısından bakıldığında mıknatıs hareket etmektedir. Söylediklerimize ek olarak da Maxwell ‘in elektromanyetik dalgaları ve kuvvetleri tanımlayan denklemleri, hangi referans çerçevesini seçtiğinize bağlı olarak farklı kuvvetler göreceğinizi göstermektedir. Örneğin sabit duran dışarıdan bir gözlemci mıknatısın yüklü parçayı ittiğini ve çektiğini, parçanın elektrostatik bir güç içinde hareket ettiğini gözlemler. Fakat sabit yüklü parçacık açısından bakıldığında bir görecelilik ortaya çıkmaktadır.

4. Dünyanın en güçlü mıknatısları

Florida Eyalet Üniversitesi merkezli Ulusal Yüksek Manyetik Alan Laboratuvarı, 32 tesla mıknatısının testiyle dünya rekorunu kırdı – araştırma için kullanılan dünyanın en güçlü süper iletken mıknatısından yüzde 33 daha güçlü ve küçük bir buzdolabı mıknatısından 3.000 kat daha güçlü. (Ulusal MagLab)

Dünyadaki en büyük iki mıknatısların biri New Mexico Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda diğeri Florida Eyalet Üniversitesi’nde bulunmaktadır. Sırasıyla bu mıknatıslar 100 ve 45 Tesla ‘ya ulaşabilmektedir. Bir arabayı rahatça kaldıran hurda mıknatısları yaklaşık olarak 2 Tesla ‘dır, buna göre bu mıknatısların gücü sınırları zorlamaktadır. Los Alamos mıknatısı, sadece birkaç saniye süren alanlar üretecek şekilde tasarlanırken, FSU mıknatısı güç açık olduğu sürece alanlarını koruyabilir. Los Alamos’ta çalışan bir bilim insanı olan Ross McDonald, her mıknatısın farklı deneyler yapması için tasarlandığını belirtmektedir. FSU mıknatısının etrafında alüminyum kutu gibi diamanyetik materyaller olduğunda ilginç etkiler ortaya çıkmaktadır. Diamanyetizma mıknatısın tersi yönde alanlar yaratmaktadır ve mıknatıs açıldığında malzemeler mıknatısın aksi yönüne doğru sıkışmaktadır. Los Alamos mıknatısının yanında ise alüminyumla oynamak ve elinizde bir teneke kutulu içecek ile durmak güvenli değildir. Aynı nedenden dolayı mıknatısın bulunduğu odada durmak da tehlikelidir. Mc Donald “darbeli her mıknatıs eninde sonunda kendisini yok edecektir” demekte ve “ çünkü bobinler üzerindeki manyetizma çok fazla baskıya neden olmaktadır, eğer bir hata olursa bu hata bir felakete neden olabilir. Elimizdeki mıknatısın enerjisi neredeyse 100 dinamite eş değer” diye eklemektedir. Bu nedenle mıknatıs açıldığında bina tahliye edilmektedir.

5. Mıknatıslar kuantum mekaniğinin işe yaradığını göstermektedirler

Kuantum mekaniğinin temel taşlarından biri olan spin parçalarının keşfi de mıknatıslar aracılığıyla geliştirilmiştir. OttoStern ve WalterGerlach’ın 1922’de yaptığı sonrasında da Stern-Gerlach deneyi olarak adlandırılan bu deneye bakacak olursak; o zamanki yeni kuantum mekaniği teorileri hakkındaki fikirleri test etmek için deneyi yapmıştılar. Her biri uzun, asimetrik bir manyetik alan oluşturmak üzere şekillendirilmiş iki mıknatıs kullandılar. Ardından hedef alandaki yüksüz parçacıkları – gümüş atomlarını – ateşlediler. Asimetrik alanın, gümüş atomlarının yörüngesini biraz değiştireceğini öngördüler. Atomların rastgele yönlere yönleneceği ve açısal momentumları da rastgele olacağı için, yörünge her gümüş atomu için farklı olmalıydı, ancak ne kadar olduğunu tahmin edemiyorlardı. Fakat öngördükleri olmamıştı. Bunun yerine, deneyciler iki ışın kümesine sahipti, sanki bir yol iki parçaya ayrılmış gibi parçacıklar aradaki herhangi bir yere sapmadan ilerlemişlerdi. Stern ve Gerlach parçacıkların etrafa dağılmak yerine manyetik alan doğrultusunda bu alan içerisinde hareket ettiklerini gözlemlemişti.

6. Mıknatıslar demir veya metal olmak zorunda değildir

Kullandığımız mıknatısların çoğu demirden (buzdolabı mıknatısları gibi) yapılmıştır. Ama bu böyle olmak zorunda değildir. Eşleştirilmemiş elektronlu herhangi bir malzemeden mıknatıslar yapılabilir. Ferrimanyetik malzemeler aslında çoğu zaman metal değillerdir.

7. Manyetik Tıp

Doğal olarak manyetik tıp deyince bir ağrı kesici olarak mıknatıslar aklımıza gelmez çünkü insan vücudunu etkileyemezler. Kanımızda demir bulunsa da bu demir mıknatısın etkileyebileceğinden çok dağınık hallerde bulunmaktadırlar. Eğer bir mıknatısın yanına kanınızı dökerseniz veya parmağınızı sıkarak mıknatısa yaklaştırırsanız doğal olarak bir şey olmadığını görürsünüz. Ancak tıpta manyetizma, arabaları kaldırabilen mıknatıslardan da güçlü mıknatıslar kullanan manyetik rezonans görüntüleme makinelerinde kullanılırlar. Bunlar da yaygın olarak bilinen MRI makineleridir. Bu makinelerdeki mıknatıslar genellikle süper iletkendirler ve sıvı helyum soğutma sistemine sahiptirler.

8. Aslında uzun zamandır bilinen fakat anlaşılamamış bir gerçek

Eski Yunanlılar ve Çinliler, mıknatıs taşı (lodestone) olarak bilinen taşlarda garip bir şey fark ettiler. Öncesinde bu taşlara bakacak olursak; mıknatıs taşları magmanın yavaşça soğumasıyla oluşan manyetik bir demiroksit formudur. Bu taşlar sıradan demiri ve demirimsi maddeleri çekebilen bir taştır. Bu taşların yakınında küçük metal parçaları bir ipe asıldığında veya su içerisinde yüzdürüldüğünde dünyanın manyetik alanı ile doğal olarak hizalanmaktaydı bu özelliğin farkedilmesi ile de dünyadaki ilk manyetik pusulalar ortaya çıkmışlardır.

9. Hayvanlardaki manyetizma

Bazı hayvanlar ve bakteriler vücutlarında manyetit bulundururlar. Gumbootchiton olarak bilinen bir yumuşakça, dişlerinde manyetik bir mineral olan manyetit bulundurur. Bu dişleri kullanarak yosunları kayalardan ayırabilmektedir. Yapılan araştırmalarla bu dişlerin biyolojik olarak üretilen en sert ve en dirençli minerale sahip olduğu öğrenildi. Dişlerindeki manyetitler Chitonların aynı zamanda çiftleşmek ve beslenmek için kullandıkları belirli yerlere dönüş yollarını bulmalarını sağlayan bir işaretleme mekanizması olarak da iş görüyor olabilirler. Posta güvercinleri üzerinde yapılan araştırmalar da bu hayvanların manyetizmayı gagalarındaki manyetitler yardımıyla algılayabilmesinin mümkün olduğunu gösterse de yön bulmalarında bunun ne kadar büyük bir rol oynadığı henüz bilinmemekte.

Editör / Yazar: Gökhan BULUT

Kaynak: https://www.livescience.com/47383-cool-facts-about-magnets.html

Continue Reading

Astrofizik

Büyük Patlama ‘dan Önce Ne Vardı?

Published

on

Kabaca 13.7 milyar yıl önceki tüm evrenin bir tekil olduğu zamanı hayal etmek oldukça zordur. Büyük Patlama yani Big Bang teorisine göre, evrenin nasıl oluştuğunu açıklamak için rekabet edenlerden biri, Kozmostaki bütün maddelerin, uzayın tamamı, atomaltı parçacıklardan daha küçük bir formda var olduğunu savundu. Bunu düşündükten sonra daha zor bir soru ortaya çıkıyor; Büyük patlamadan önce ne vardı? Sorunun kendisi modern kozmolojiyi 1600 yıldır tutuyor. 4. yy teologlarından St. Augistine ‘’Evren yaratılmadan önce ne vardı?’’ sorusuyla boğuştu. Vardığı sonuç ise İncil’de geçen ‘’Başlangıçta’’ ifadesinin ‘daha önce hiçbir şey yaratılmadığını’ ima etmesi oldu. Dahası Augistine evrenin belirli bir zamanda yaratılmadığını, zamanın ve evrenin aynı anda yaratıldığını da savundu. 20. yy başlarında Albert Einstein da genel görelilik teorisi ile Augistine ’in teorisiyle benzer bir teoriye ulaşmış oldu.

Sadece kütlenin zaman üzerindeki etkisini göz önünde bulunduralım. Bir gezegen in ağır kütlesi zamanı yamultur. Bu da zamanın Dünya yüzeyindeki bir insan için yörüngedeki bir uydudan biraz daha yavaş çalışması demektir. Bu fark dikkate alınması için çok küçüktür ama zaman, aşınmış bir kaya parçasının yanında duran insan için bile geniş bir düzlük arazide duran insana göre daha yavaş akmaktadır. Einstein ’ın çalışmasını esas alarak Belçikalı Kozmolog Georges Lemaitre, 1927 ’de yayımladığı makalesinde evrenin bir tekillik olarak başladığını ve BigBang ’in genişlemesine yol açtığını savunmaktadır.

Bu mantık çerçevesinde, aslında yayımladığımız makalenin ana başlığı kusurludur. Çünkü zaman, ilkel tekilliğin mevcut büyüklüğü ve şekline doğru genişlemesiyle ortaya çıkmıştır. Konu kapandı mı? Ne münasebet. Bu asla bitmeyecek kozmolojik bir kargaşa. Einstein ‘ın ölümünü takip eden yıllarda, kuantum fiziğinin ortaya çıkışı ve bir dizi yeni teori, büyük patlama öncesi evrenle ilgili sorulan soruları yeniden yönlendirdi. İşte bir düşünce:

Ya evrenimiz başka, daha eski bir evrenin ürünüyse?

Bazı astrofizikçiler bu hikayenin Big Bang ‘den kalan artık radyasyon olan Kozmik mikrodalga Arkaplan Işıması (CMB) üzerine yazıldığını tahmininde bulunuyorlar.

(Resim açıklaması: Resimde BigBang’den kalan radyasyon olan CMB gösterilmektedir)

Gökbilimciler ilk olarak 1965 yılında CMB ’yi gözlemlediler ve hızla büyük patlama teorisi için problemler yarattılar. Bu problemler daha sonra kısa bir süreliğine Enflasyon Teorisine (Kozmik enflasyon teorisi) yönlendirildi. Bu teori, varlığının ilk birkaç anında evrenin son derece hızlı bir şekilde genişlemesi şartını gerektirir. Ayrıca CMB’deki sıcaklık ve yoğunluk dalgalanmalarını da açıklar, ancak bu dalgalanmaların tek tip olması gerektiğini de belirtir.

Olay bundan ibaret değil. Yakın zamandaki haritalandırma çabaları, evrenin bazı bölgelerinde diğerlerinden daha fazla dalgalanma ile orantısızlığı öneriyor. Bazı kozmologlar, bu gözlemi, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü araştırmacısı Adrienne Erickcek ‘in sözleriyle, evrenimizin bir ana evrenden “ayrıldığına” destek kanıtı olarak görüyorlar. Kaotik enflasyon teorisinde bu kavram daha da derinleşir. Teoriye göre; her biri bir evren olan enflasyonist baloncukların bitmeyen bir ilerleyişi ve bunların her biri sonsuz bir çok evrede daha fazla şişirici baloncuklar doğurur.
Yine diğer modeller, Büyük Patlama öncesi tekilliğin kendisinin oluşumu etrafında dolaşır.

Kara delikleri kozmik çöp kompaktörleri olarak düşünürsek, bu ilkel sıkıştırma için birincil aday olarak dururlar, böylece genişleyen evrenimiz teorik olarak başka bir evrendeki kara delikten çıkan beyaz bir delik olabilir. Beyaz delik, kara deliğin tersine hareket eden, içine çekmek yerine ciddi enerji ve madde veren varsayımsal bir yapıdır. Yani kozmik bir egzoz kapağı olarak düşünebiliriz. Bazı bilim insanları, evrenimizin bir kara delik içinde doğmuş olabileceğini ve kendi evrenimizdeki kara deliklerin her birinin ayrı evrenler içerebileceğini öne sürüyor. Ancak bazı bilim insanları evrenin bir Büyük Patlama ile değil, Büyük Bir Sıçrama ile başladığını düşünüyor.

Büyük Sıçrama

Bazı çağdaş bilim insanları, çarpıcı paralelliklerle bir fikre ulaştı. Bir Büyük Patlama yerine, evrenin belirli bir boyuta küçüldüğü zaman geri sıçrayan bir döngü içinde genişlediğine ve daralabildiğine inanıyorlar. Büyük Sıçrama teorisinde her bir döngü, tekillik kadar küçük olmayacak küçük ve pürüzsüz bir evrenle başlar. Yavaş yavaş genişler, zaman içinde daha karmaşık ve daha eğik olur. En sonunda, çökmeye başlar ve başlangıç noktasının büyüklüğüne küçülüp yavaş yavaş kendini düzleyen bir noktaya erişir.

Büyük Sıçrama fikrinin işe yaraması için, İngiliz fizikçiler Roger Penrose ve Stephen Hawking tarafından geliştirilen, büzüşen bir evrenin bir bütün olarak tekilliğe kadar küçüleceğini öneren teoremleri etrafında bir yol bulunmak zorunda. Bunu yapmak için, Büyük Sıçrama modelleri negatif enerjinin yerçekimini önleme ve çöküşü tersine çevirme fikrine dayanır. Böylece evren ve zaman boşluğu tekrar tekrar birbirinden ayrılabilir. Bu kasılma ve genişleme döngüleri, yaklaşık olarak her trilyon yılda bir tekrar eder. Büyük Sıçrama, Batı medeniyetinin St. Augustine’den beri gerçeklik hakkındaki görüşünden kopacaktır. Çünkü bu teori zamanın aslında bizim bildiğimiz evrenden daha önce de var olduğunu kabul eder. Ancak Büyük Patlama ya da Büyük Sıçrama olarak, bugünkü evrenimizden önce ne olduğu sorusu ucu açık bir soru olarak kalıyor. Belki de hiçbir şey. Belki başka bir evren veya kendimizin farklı bir versiyonu. Belki de her biri fiziksel gerçekliğini dikte eden farklı yasalara sahip bir evren denizi.

[Bilim İnsanları, Büyük Patlamayı Test Etme Olanağını Buldular]

[Big Bang ’ten Günümüze : Evrenin Tarihi]

[Büyük Patlamadan Öncesinin Var Olduğuna Dair Yeni Bir Teori Ortaya Atıldı]

Çeviri: Burak AKTEPE

Link: https://science.howstuffworks.com/dictionary/astronomy-terms/before-big-bang.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar