fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Karadelikler Bir Zamanlar Evrende Işığın Yolunu Açtı

Yayınlandı

üzerinde

Başlangıçta sadece karanlık vardı. Yüz milyonlarca yıl sonra ilkel güneşlerden gelen ışık evrende serbestçe döküldü. Ancak bu perdeyi neyin kaldırdığı gizemini hala koruyor. Gökbilimciler tarafından karanlığın nasıl ortadan kalktığının açıklanması için yeni hipotezler geliştiriliyor. Hipotezlerini kanıtlamak için de masif yıldızlardan gelen ışığın uzaydaki yayılımını izliyorlar.

black_hole_jet_600
Iowa Üniversitesi’nden ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi araştırmacıları, oluşturdukları yeni bir hipotezle 600 milyon uzaklıkta bulunan oldukça sıra dışı bir galaksiyi gözlemlemeye başladılar. Tol 1247-232 ismi verilen galaksi UV spektrumunda ışık yayan yakındaki üç galaksiden birisi. Daha spesifik olarak, Lyman serisi olarak adlandırılan UV ışığının frekanslarını yaymaktadır.

images
Lyman serisi radyasyon, elektronu hidrojenden atabilmek için doğru miktarda enerjiyle ışık olarak tanımlanır ve bu da iyonlaştırıcı radyasyonun önemli bir formu haline gelir. Kalın gaz ve toz bulutları genel itibariyle bu UV radyasyonunun yoluna girerler. Bu da bu frekansların dünyada algılanmasını güç bir hale getirir. Bu ışığın bize ulaşabilmesi için Tol 1247-232’de diğer galaksilerin birçoğunda olmayan bir şey bulunuyor. Galakside bulunan parlak bir ışık onu görebilmemizi sağlıyor. Iowa Üniversitesi’nden baş araştırmacı Philip Kaaret, yıldızların değişen parlaklıklara sahip olmadığını söylüyor. Güneşimiz buna en güzel örneği teşkil ediyor. Parlaklığında değişiklik olabilmesi için küçük bir nesne bulunmalı ve bu da ancak kara delik olabilir.

Tuc-X9-cloud_1024
Tol 1247-232 yakınlarında bulunan Haro 11 ile birlikte X-ışınlarıyla oldukça parlak renkte parlamaya sahip. Kaaret, “Gözlemler muhtemel kara delik olşturan çok parlak X ışını kaynaklarının varlığına işaret ediyor” şeklinde konuşuyor. Bu oldukça güçlü kara deliklerin galaksideki Lyman radyasyonun parlamasına izin vermek için yeterince tozu kenara itip itemeyeceği burada asıl soruyu oluşturuyor.

unnamed
Sorun şu ki kara delikler yakın çevrelerindeki tozları temizleyen bir toz tutucu görevi görüyor. Kara deliklerin emme işlevinden dolayı bu tozları üfleyerek temizlemek gibi bir eylem gerçekleştirmeyen kara delikler, bütün galaktik açıklığı temizliyorlar. Dolayısıyla gökbilimciler kara deliklerin tozları emmek yerine nasıl uçurabileceğinden emin değiller. Ancak bunun kara deliğin rotasyonuyla alakası olabileceği söyleniyor. Bilim insanları kara deliklerin evreni şeffaf hale getirdiğini bildiriyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/astronomers-think-now-know-how-the-early-universe-became-transparent

Bilim

28 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Lens !

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde kontakt lens kullanılmaktadır. 14 yaşındayken sol gözündeki rahatsızlıktan dolayı kontakt lens kullanan bir bayan, badminton maçı sırasında gözüne aldığı darbeden sonra lensini bir daha bulamadı.
Kaybolan bu lens, tam tamına 28 yıl sonra ortaya çıktı !
İskoçya’da yaşayan bayan, bir süre önce gözleriyle ilgili çeşitli rahatsızlıklar yaşamaya başladı. Tam 6 ay boyunca sol gözünde sulanma ve şişlik problemleriyle uğraşan kadın, sonunda doktora gitmeye karar verdi.

İskoçya’nın Dundee şehrindeki Oftalmoloji hastanesine giden kadın, yapılan kontrollerin ardından çıkan sonuçlara inanamadı. Kadının göz kapağında 6 milimetre çapında bir yuvarlak cisimle karşılaşan doktorlar, yapılan kontrollerin sonucunda bunun bir kontakt lens olduğunu anladılar. Yapılan operasyonun ardından 28 yıllık kontakt lens, kadının göz kapağından çıkarıldı.
Kaynak: https://www.livescience.com/63333-contact-lens-eyelid.html
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Pirinç Tanesi Kadar Küçük Bir Denizatı Türü Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Sadece güneydoğu Japonya’da bulunan yepyeni bir cüce denizatı türü keşfedildi. Japonya’da kaydedilen birçok denizatı türü bulunuyor. Bu bölge biyolojik çeşitlilik bakımından üst seviyededir.
Bölgede bulunan türler daha önce güneyden orta doğu Japonya’ya kadar yerel tüplü dalgıçlar tarafından gözlemlendi.
Araştırmacılar yeni keşfedilen bu küçük denizatı türüne “Hippocampus Japapigu” yani latince adıyla “Japon Domuzu” ismini verdi. İsim ilk defa hayvanı gören ve minik bir bebek domuza benzediğini söyleyen dalgıçlardan geliyor. Bu cüce denizatı yaklaşık olarak 15 milimetre uzunluğa sahip, yani bir pirinç tanesi büyüklüğünde. Mevcut şekli ve renkli yapısı bu denizatlarını minik bir deniz yosunu gibi gizleyerek, gözlerden koruyor.
Bu denizatları, minicik boyutlarına rağmen çok güzel renklere sahip. Texas A & M Üniversitesi’nden National Geographic’tede araştırmacı olarak görev yapan Kevin Conway, Hippocampus Japapigu’nun çok özel olduğunu vurguluyor. Hippocampus Japapigu, araştırmacılar tarafından Tokyo’nun 287 kilometre güneyinde deniz yaşamını araştırmaları esnasında tespit edildi. Bu denizatları yumuşak mercan ve yosun resiflerinde 5 ile 22 metre derinlikte bulunuyor. Cüce denizatlarının sırtında kanat benzeri yapılar bulunuyor. Bu türlerin çoğunda kanatlar çift olarak bulunurken, bu yeni türde sadece bir kanat yer alıyor.
Araştırmacılar bu yeni türün kafa, gövde ve kuyruğunun üzerinde göze çarpacak şekilde beyaz ve kahverengi örgü desenleri bulunduğunu ve bunun ayırt edici olduğunu ifade ediyor. Bu tür hakkında hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilinen tek şey oldukça aktif ve hareketli oldukları ve planktonları yedikleri. Bu tür Japonya’da kaydedilen cüce denizatlarının beşincisi ve bilim insanları başka denizatı türlerinin de keşfedileceğini düşünüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/researchers-have-discovered-a-colourful-seahorse-the-size-of-a-grain-of-rice

Devamını Oku

Arkeoloji

Eski İnkalar İleri Kranial Cerrahi Tekniklerine Sahipti

Yayınlandı

üzerinde

Eski İnkaların uzmanların kabul ettiğinden daha gelişmiş tekniklere sahip olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Yeni yürütülen bir çalışmada antik İnka’ların kafa cerrahisinde oldukça ileri olduğunu ortaya koydu.
Eski dönemlerde uygarlıkların gelişmişlik düzeyleriyle ilgili birçok tartışma bulunuyor. Kolomb’un Amerika’yı keşfinden önce bazı uygarlıkların oldukça gelişmiş olduğu bilim insanları tarafından dile getiriliyordu.
Birçok Aztek ve Maya kentinin Amerika’nın keşfedildiği dönemdeki Avrupa merkezleri kadar ilerlediği düşünülüyor. Şimdi yeni elde edilen bulgularda İnkalarınkraniyal ameliyatlar yapabildiği keşfedildi. Dünya Nöroşirürji dergisinde yayınlanan bir çalışmada, İnkaların kazıma, ensizyon ve perforasyon gibi teknikleri başarıyla uyguladığı ortaya çıktı. Trepanasyon adı verilen teknik, binlerce yıldır kafa travması, baş ağrısı, epileptik nöbetler ve akıl hastalığı vakalarını tedavi etmek için dünyanın çeşitli halkları tarafından kullanılmıştır. Trepanasyon, kafatasına bir deliğin açıldığı tıbbi bir prosedür olarak tanımlanır. Trepanasyon antik çağlardan beri uygulanmaktadır ve migren, nöbetler, travma, akıl hastalıkları ve hatta şeytanın kişiyi ele geçirdiği düşünülen vakalarda kullanılmıştır. Yeni araştırma İnkaların bu alanda diğer tüm medeniyetlerden daha ileri bir düzeyde olduğunu ortaya çıkardı. İnkalar nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde anatomi konusunda uzmandılar. Çalışma İnkaların M.Ö. 400’lü yıllarda ameliyat ettiği 800’ün üzerinde kafatasının değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu kafa tasları 1500’lü yıllarda Peru’da bulundu. Araştırmacılara göre, İnka İmparatorluğu’ndaki bu ameliyatlarda ölüm oranı% 17 ile% 25 arasında değişiyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyıllar sonra Kuzey Amerika İç Savaşı sırasında, kranial operasyonlardaki ölüm oranlarının % 46 ile 56 arasında olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Bilim adamları İnkaların başarısının nedenini bilmiyorlar ama hijyenin belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyorlar.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-ancient-inca-possessed-advanced-cranial-surgery-techniques-thousands-of-years-ago/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar