fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Karanlık Madde, Sıradan Madde ile Nasıl Etkileşir?

Yayınlandı

üzerinde

Kaliforniya Üniversitesi’nden fizikçi Hai-BoYu gibi bir bilim adamlarından oluşan uluslararası bir ekip, karanlık maddenin normal madde ile nasıl etkileşime girebileceğine dair koşulları araştırdı. Bu çalışma karanlık madde parçacığını tanımlamaya ve Dünya’da tespit etmeye yardımcı olabilecek. Karanlık madde – uzayda olmayan boşluklu malzeme – evrendeki maddelerin yüzde 85’ini oluşturmaktadır. Normal maddenin aksine, karanlık madde ışığı algılamaz, yansıtmaz veya yayarak algılamayı zorlaştırır.
Fizikçiler karanlık maddenin var olduğunu ve görünür madde üzerindeki yerçekimsel etkisinin olduğunu tespit etti. Ancak tespit edemedikleri durum karanlık maddenin sıradan madde ile nasıl bir etkileşime sahip olduğu. Karanlık maddenin doğrudan tespiti için yapılan araştırma, deneysel odak, WIMP’ler üzerinde ya da karanlık parçacıkları meydana getirdiği düşünülen hipotetik parçacıkların zayıf etkileşimli kütlesel parçacıkları üzerinde yapıldı. Yu’nun uluslararası araştırma ekibi, konuyla ilgili WIMP paradigmasına karşı çıkacak farklı bir teoriyi ortaya attı. Ekip, kendisiyle etkileşime giren karanlık madde modeli veya galaktik dönme eğrilerinde gözlemlenen çeşitliliği açıklayabilen SIDM teorisi üzerinde duruyor.  İlk olarak 2000 yılında bir çift seçkin astrofizikçi tarafından önerilen SIDM, 2009’da başından beri hem parçacık fiziği hem de astrofizik topluluklarında popüler oldu.
SIDM kısmi olsa daYu ve arkadaşlarının yaptığı işlere yardımcı oldu. 2016 ve 2017 yıllarında Çin’de yapılan Pandax II deneyinde karanlık madde parçacıkları sıvılaştırılmış yüzeyle çarpıştırılınca iki eşzamanlı sinyal elde edildi. Bunlardan birisi fotonlar, diğeri ise elektronlardır. Yu, PandaX-II’nin karanlık maddenin normal maddeyle “yani” proton ve nötronlarla etkileşime girdiğini varsaydı. Bu etkileşim yerçekimi etkileşiminin dışındadır. Sadece yerçekimi etkileşimi yeterli olmayacaktır. Araştırmacılar daha sonra bu etkileşimi tanımlayan bir sinyal aradı. Ek olarak, PandaX-II karanlık madde ve normal madde arasındaki etkileşimlere aracılık eden “aracı parçacık” ı, WIMP paradigmasında bulunan aracı parçacıktan çok daha az kütleye sahip olduğunu varsayıyor. Yu’nun, WIMP paradigması bu aracı parçacığın çok ağır olduğunu varsayıyor.  Yaklaşık olarak bir protonun kütlesinin 100 ila 1000 katı. Astrofizik gözlemlerde, tüm tahminlerini görmüyoruz.  Diğer taraftan, SIDM modelinin arabulucu parçacığın kütlesinden yaklaşık 0.001 katı büyüklükte olduğu varsayılıyor.Karanlık madde parçacığı, cüce gökadalardan galaksi kümelerine kadar olan astrofiziksel gözlemlerden çıkarılmıştır.Dünyanın en hassas doğrudan algılama deneylerinden biri olan PandaX-II, karanlık madde partikülü tespit edildiğinde SIDM modelini doğrulamak için kullanıldı. Parçacık fizikçilerinin karanlık maddeyi anlama girişimleri henüz laboratuvardaki karanlık madde için kesin kanıtlar sağlamıştır.Karanlık madde parçacıklarının sıradan maddeyle etkileşimi, modern fiziğin kutsal mezarlarından biridir ve karanlık maddenin temel, parçacık özelliklerini anlamada en iyi umudu temsil etmektedir.Geçtiğimiz on yıl boyunca, SIDM’de bir dünya uzmanı olan Yu, karanlık maddenin parçacık özelliklerini astrofiziksel verilerden anlamanın yollarını arayarak parçacık fiziği ve kozmolojiyi bir araya getirme çabasına girişti. Bilim insanları karanlık maddenin etkileşimiyle ilgili verileri ve karanlık maddenin doğasını incelemeyi sürdüreceklerini açıkladı.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/07/180713093545.htm

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Bilim İnsanları Bizimkinden Önceki Evrenler İçin Kanıt Bulmuş Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları geçmiş evrenlere dair kanıtların uzayda bulunduğunu iddia ediyor. Bilime göre başka bir evrenden gelen kara delik kalıntıları bulunuyor. Bu fikir, konformal döngüsel kozmoloji (CCC) denen bir şeye dayanmaktadır ve evrenimizin tek bir Büyük Patlama’dan başlamış olmaktan ziyade, Büyük Patlama ve kompresyon döngüleri boyunca devam ettiği teorisidir. Evrenin çoğu bir döngüden diğerine yok olurken, bazı elektromanyetik radyasyon dalgalarının bu yok oluştan kurtulabildiği iddia ediliyor.
Matematikçi ve fizikçi Roger Penrose, bu fikrin oluşması için gözlenen şeyin bir kara deliğin yok olmasından önceki son kalıntısı olduğunu söylüyor. Kanıtlar, Stephen Hawking’in adını taşıyan “Hawking noktaları” şeklindedir. Kara deliklerin Hawking radyasyonu olarak bilinen radyasyonu yayabileceğini söyleyen Penroseve meslektaşlarının yok evrenlerden sonra yeni oluşan evrenler teorisi kuramlaştırıldı. Hawking noktalarının, BigBang’den günümüze kalan kozmik mikrodalga arka plandan (CMB) kalan ısı yansımalarında görülebileceği bildiriliyor. Hawking noktaları, B-modları olarak bilinen CMB haritasında ışık halkaları gibi görünecektir.
Önceden SPK’daki bu anormal noktaların, yıldızlararası tozun yerçekimi dalgalarından kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak Penrose ve meslektaşları, Hawking noktalarınınCMB’yi haritalamayı amaçlayan BICEP2 projesi tarafından zaten bulunmuş olabileceğini bildiriyor. Penrose, “Kainat için problemli görünmekle birlikte, bu tür anormal noktaların varlığı, konformal döngüsel kozmolojinin (CCC) bir sonucudur” açıklamasında bulundu. Emisyonda aşırı düşük sıcaklıkta bulunmasına rağmen CCC’deki bu radyasyon, kara deliğin geleceğinde uyumlu bir sıkışmayla büyük ölçüde yoğunlaşmaktadır. Bu da sonsuzluğa geçişte tek bir noktaya sebep olmaktadır.
Yok olan evrenlerden sonra oluşan geri dönüşüm evrenleri teorisi tartışılmaz bir noktada değil. Elde edilen kanıtların birçoğunda evrenin genişlemesinin hızlandığı, evrenin tek bir noktaya sıkışacak kadar yoğunlaşmayacağını ve yine Büyük Sıçrama teorisi olarak isimlendirilen genişlemenin oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Hawking radyasyonuyla ilgili henüz bir kanıt bulunamamıştır. Bu ilginç teorinin tüm bilim çevreleri tarafından kabul görebilmesi için daha birçok kanıt toplanması gerekiyor.
Kaynak: https://www.iflscience.com/space/dead-black-holes-may-suggest-this-is-not-the-first-universe/

Devamını Oku

Uzay

Bilim İnsanları, Samanyolu’nun Yörüngesinde Keşfedilen Minik Galaksi Hakkında Araştırma Yürütüyor

Yayınlandı

üzerinde

Samanyolu’nun hemen dibinde keşfedilen minik bir galaksi bilim insanlarını şaşırttı. Segue 1 ismi verilen galaksi oldukça tuhaf bir yapıda. Çok küçük olmasının yanında, oldukça da soluk olan minik galaksi Samanyolu’na çok yakın ve kimse nereden geldiğini tam olarak bilmiyor. Astronomlar mini galaksinin hareketlerini ilk defa doğru bir şekilde ölçmeyi başardı. Bu ölçümler galaksi hakkında bazı ipuçları barındırıyor. Son 10 sene içerisinde teleskop teknolojisi küçük galaksileri tespit edebilecek kadar gelişti. Bu küçük galaksiler çok kompaktlar, küresel bir küme ile cüce gökada arasında bir yere sahipler. Ultra-zayıf cüce spiroidal gökadalar olarak adlandırılıyorlar.
2006’da Sloan Dijital Gökyüzü Anketi verilerinde ilk keşfedilen Segue 1 oldu. Galaksinin keşfi 2007 yılında duyuruldu. Oldukça eski olan galaksi, yaşlı ve çok eski yıldızlarla dolu. Aynı zamanda tutarlı düşük metal içeriğe sahip. Metaller evrende bir neslin veya iki yıldızın süpernovaya dönüşmesine ve ölümünde ağır elementlerin oluşmasına kadar yayılmaz. Segue 1 ayrıca oldukça düşük bir parlaklığa sahiptir. galaksinin parlaklığı tipik bir küresel kümelenmeden çok daha zayıf. Aslında, astronomlar henüz galaksinin küresel bir kümelenme olmadığından tam olarak emin değiller. Yeni araştırma galaksi hakkında daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağladı. Araştırmacılar Segue 1 ‘in bir galaksi parçası mı yoksa küresel bir kümeye mi ait olduğunu anlamak istedi. Bunun yanında araştırmanın amaçları arasında Segue 1’in nereden geldiği ve tam olarak 23 bin parsec (75 bin ışıkyılı) mesafede Samanyolu’nun yörüngesinde nasıl bulunduğunu inceledi. Segue 1’in hareketini hesaplamak için Sloan Dijital Gökyüzü Anketi’nden ve Büyük Binoküler Kameradan 10 yıllık bir temel veri kullanıldı. İncelenen verilerde Segue 1’in 600 milyon yılda bir defa Samanyolu galaksisinin yörüngesine girdiğini keşfetti. Aynı zamanda tespit edilen bir diğer gerçek ise Segue 1’in Samanyolu galaksisinin yer çekim kuvveti tarafından yok edilmenin eşiğinde olduğu. Tüm bu veriler Segue 1’in galaksi kategorisine girme olasılığını daha güçlü hale getirmektedir. Galaksi düşük metal yoğunluğa sahip olmasına rağmen, küresel kümelerde bulunmayan önemli bir demir yayılımına sahip.
Araştırmacılar Segue 1’in bulunduğu yere nasıl geldiğine dair iki farklı senaryo üzerinde duruyor. Bu teorilerden daha az güçlü bulunanı Segue 1’in farklı bir galaksinin etrafında bir uydu olmasıydı. Bu galaksi 12 milyar yıl önce Samanyolu’yla çarpıştı ve bu çarpışma sonrasında Segue 1 tek başına kalarak kendi etrafında dönmeye başladı. Bu olası bir varsayımdır. Samanyolu galaksisinin geçmişte birçok galaksiyle çarpışıp, kaynaştığı bilinmektedir. Ancak Segue 1’in yörüngesi tespit edilen çarpışmaların hiçbirisiyle tutarlı yapıda değil. Ancak daha önce keşfedilmemiş bir çarpışma olasılığını da bilim insanları göz ardı etmiyor. İkinci teori ise bilim insanlarının %75 oranında makul bulduğu senaryodur. Segue 1, 8 milyar yıl önce Samanyolu galaksisinin çekim kuvvetine kapılarak onun yörüngesine girmiştir. Yapılacak olan ek araştırmalar bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunu gelecek günlerde ortaya çıkaracak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/ultra-faint-spheroidal-dwarf-galaxy-segue-1-proper-motions-measured-first-time

Devamını Oku

Uzay

ABD’den Yeni Uzay Ordusu Planı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerika’nın “uzaydaki hakimiyetini” garanti altına almak için yeni bir uzay gücü oluşturmanın zamanının geldiğini söyledi. Pence’in yorumları yönetimin 2020’ye kadar bağımsız altıncı bir komutanlık kurma planının ilk adımı olarak değerlendirildi.
Pence yaptığı açıklamada “bir zamanlar huzurlu ve rakipsiz olan uzayın artık kalabalık ve rekabete açık” olduğunu söyledi. Trump’ın bağımsız ancak eşit bir uzay gücü komutanlığı talebi oldukça karmaşık bir istek ve Kongre’nin onayını gerektiren pahalı bir hamle. Savunma Bakanı Jim Mattis de uzay kuvvetleri komutanlığı planlarına destek verdi. Mattis daha önce pahalı bağımsız bir birim kurulmasına karşı çıkıyordu. Amerika’nın uzayda büyük ölçüde uydulara bağımlı olduğunun bilinmesi Pentagon’un uzaydaki rolünün sorgulanmasına neden oluyor. 
Uydular iletişimi, navigasyonu, istihbaratı ve hem ordu hem de ekonomi için hayati başka hizmetleri sağlıyor. Amerikan istihbarat daireleri bu yıl Rusya ve Çin’in gelecek bir savaşta kullanılmak üzere uyduları hedef alacak silahlar üretme peşinde olduğunu tespit etmişti. Muharip birlikleri elektronik iletişimden veya navigasyondan yoksun bırakacak uydu teknolojisini hedef alan siber saldırıların yapılmasından endişe ediliyor.
Kaynak: https://www.usatoday.com/videos/news/politics/2018/08/09/pence-outlines-plan-new-space-force-2020/37379571/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar