fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Karşınızdaki Kişinin Sosyopat Olduğunu Anlamanın 7 Yolu

Yayınlandı

üzerinde

Bir kişinin narsist olduğunu ya da sosyopat olduğunu anlayabilmeniz bazen mümkün olmayabilir. Eğer hayatınızdaki kişi bir sosyopatsa, ilişkinizde günden güne kendinizi yalnız hissetmeye başlayabilir ancak bunun nedenini anlayamayabilirsiniz. Kendinizi her zaman yanlış şeyi söyleyen ve partnerinizi kızdıran insan olarak hissetmeye başlayabilirsiniz.Daha önce kişilik bozuklukları hakkında bilgi sahibi değilseniz, yaşadıklarınız oldukça kafa karıştırıcı olabilir. Psikologlar ve narsistik ilişkilerden kurtulanlar tarafından insanların sosyopatların büyüsüne neden kapıldıklarını, yaşadıklarıyla ilgili neden tereddüt ettiklerini ya da sevdikleri birinin nasıl bu şekilde onlara davranabildiğini anlamaları noktasında yardımcı olabilmek için bazı çalışmalar yürütüyor. Donna Andersen, bir sosyopat ile kötü bir evlilikten çıktıktan sonra LoveFraud.com sitesini kuran bir gazeteci. Web sitesi artık iyi duyguları kötüye kullanan sosyopatları tanımayı ve bunlardan kaçınmayı öğretmeye yardımcı olmak için popüler bir yer. Andersen geçen ay bir narsist ya da sosyopat ile kötü niyetli bir ilişkiden geçtiğinizi düşünüyorsanız, bilmeniz gereken bazı ifadeler ve kelimeler hakkında bir blog yazısı yazdı. Bu yazıda sosyopatların yapmayı sevdikleri şeyler kaleme alındı. Andersen’e göre sosyopatların uyguladığı 7 şey söyle sıralanıyor:

1.Sevgi Bombardımanı

Bir sosyopat sizi ilk tanıştığınızda sevgisiyle şımartacaktır. Muhtemelen size başkalarından ne kadar farklı olduğunuzu ve sizinle birlikte olması gerektiğini söyledi. Sıraladığı iltifatlar, pahalı hediyeler, tatile çıkarmalar başınızı döndürecektir. Psikologlar gerçekte bu beyaz atlı prensler veya mükemmel görünümlü prenseslerin aslında büyüleyici olmadıklarını ancak sizi nasıl etkileyeceklerini bildiklerini söylüyor. Bu nedenle sosyopatlar sevgi bombardımanı ismi verilen teknikle çekiciliğini yükseltecektir. Bir kişi sizi dünyanın en önemli insanı gibi hissettiriyorsa, senin onun için tek olduğunu söylüyorsa o kişinin sosyopat olma ihtimali yüksektir. Eğer bir ilişkinin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini düşünüyorsanız, tanıştığınız birisi birkaç hafta sonra size ilanı aşk ediyor ve sizin ruh eşiniz olduğunuzu söylüyorsa bu kişiye dikkatli yaklaşmanız yerinde olacaktır.


2.Yırtıcılık

Seni bağladıktan sonra sosyopat zaten hemen yeni bir hedef bulup ona yönelmiştir bile. Çünkü o avını arayan yırtıcıdan pek de farklı değildir. Çünkü onlar kolayca sömürebilecekleri kişiyi ararlar. Sosyopatlar, cazibeleriyle etkileyebilecekleri, baştan çıkarabilecekleri ve tuzağa düşürecekleri kişiyi dikkatlice araştırırlar ve bu konuda çok iyidirler.PsychCentral’den terapist Silvia Horvath bu kişilerin özellikle savunmasız kişileri seçerek onlardan çok fazla şey almaya çalışacaklarını söylüyor. Bu özellikleriyle sosyopat bir kişi karşısındakini güven ve benlik saygısı sorunu yaşar hale getirecektir. Bunula birlikte sosyopatlar diğer kişiler için bir şeyler yapmaya istekli, çok dikkatli olmalarının yanı sıra aile ve kariyerleri için tutkulu olduklarını ifade ediyor. Bu nitelikleri gerçek yüzünü görmenizden önce onun içindeki iyi tarafları görmenizi sağlayacaktır. Bazı durumda sosyopatlar sizinle henüz tanışmadan önce bile sizi tanıyabilirler. Sosyal medyadan sizi takip etmiş olabilirler veya sizinle tanışmadan önce etrafta görmüş olabilirler. Çünkü onlar sizin iyi bir hedef olup olmayacağınızı önceden incelerler.


3.Acındırma

“The Sociopath NextDoor” adlı kitabında Dr Martha Stout, ilk tanıştığınız kişinin bir sosyopat olduğunu anlamanızın en güvenilir işaretinin korkuyla bir alakası olmadığını beyan ediyor. Bunun yerine sosyopatlar kişinin sempatisine hitap ediyor. Kendisini ya da başkalarını sürekli inciten ve sürekli kendisi için sempati toplamaya çalışan birisiyle karşı karşıyaysanız, muhtemelen bir sosyopatla karşı karşıyasınız demektir. Sosyopatlar bir kişiyi etki altına alabilmek için geçmişte ne kadar kötü muamele gördüklerinden söz edebilirler. Geçmişteki yaşadıkları kötü olaylardan bahsedebilir veya önceki kötü ilişkilerini anlatabilirler. Bu anlattıklarının doğru olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak böyle bir kişiyle karşılaştığınızda dikkatli olmanızda fayda var. Sosyopat sizin empatik olduğunuzu biliyor ve onlarla bağ kurduğunuzu hissettirecek duyguları size verecektir. Gerçekte bu hal genel itibariyle yakınlık yanılsaması yaratmaya çalışmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçta, “Eminim şeytan var olsaydı onun için çok üzülmemizi isterdi,” diye yazıyor Stout.


4.Kukla Ustası

Sosyopatlar başkası üzerinde güç kullanabilmek için taktikler geliştirerek manipülasyon yaparlar. Temel olarak sosyopatların kurbanı olan kişiler gerçekliği sorgulayacaktır. Çünkü onlar bir kukla ustası gibi davranırlar. Bu manipülasyonun birkaç aşaması bulunmaktadır. Zaman içerisinde kademeli olarak kurbanlarının üzerinde uygularlar. Bu nedenle bir kurban karşısındakinin bir sosyopat olduğunu anlaması bir süre alabilir. Buna bir yalanla başlayabilirler ve her seferinde yalanın dozunu arttırabilirler. Bu öyle bir noktaya gelir ki tencere içerisindeki kurbağa benzetmesi tam olarak bu duruma uygundur. Isı çok yavaş bir şekilde açılır, bu nedenle kurbağa asla ölmek üzere olduğunu anlamaz. Sosyopatlar size yalan söylediğinde bunun doğru olmadığını bilirsiniz, ancak yine de söyledikleri yalanı sorgulamanızı sağlarlar. Onlar doğru olarak bildiğiniz şeyleri yapmayı ve söylemeyi ısrarla reddederler. Bunu o kadar çok yaparlar ki siz artık gerçekliğinizi sorgulamaya ve onların söylediği yalanı kabul etmeye başlarsınız. Sonrasında ise sizi övgü yağmuruna tutarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlarlar. Siz de onların gerçekten iyi bir insan mı yoksa kötü bir insan mı olduğunu bir türlü anlayamazsınız. Bu durum kurbanın kafasını iyice karıştıracak ve aklını yitirdiğini düşünmesine sebebiyet verecektir. Ayrıca aileniz ya da arkadaşlarınızın kendilerini sevmediklerini söyleyerek onlara karşı tavır almaları da olasıdır. Onları artık görmemenizi sizden de isterler. Sizinle güvendiğiniz insanların arasına daha fazla mesafe koymaya çalışırlar.

5. Jekyll ve Hyde:
Eğer partnerinizin neden bir dakika nazik ve iltifatkar, sonra suçlayıcı ve sonra saldırgan olduğunu anlayamıyorsanız muhtemelen sosyopat bir insanla birliktesiniz demektir. Bu Jekyll ve Hyde davranışı olarak bilinmektedir. Jekyll ve Hyde bir roman kahramanıdır ve bir deney sırasında içindeki kötülüğü ortaya çıkaran Dr. Jekyll’ınhikayesini anlatmaktadır. Sosyopat istismarcılar arasında yaygındır ve sizi bu çizgide tutmanın bir yolu olarak kullanırlar. Sosyopat insanlar aileleri ya da arkadaşları gibi dışarıdan bir izleyiciler tarafından izlendiklerinde büyüleyici ve sevecen bir görünüme sahip olabilirler. Ancak baş başa kaldığınızda bir canavara dönüşürler. Sosyopat zamanla sizin daha fazla değerinizi düşürmek için uğraşacaktır. Hyde tarafı daha çok ortaya çıktığında hakaret, manipülasyon, duygusal veya fiziksel yakınlıktan sizi yoksun bırakan davranışlar, sevgiyi geri çekme, kendi davranışlarından dolayı sizi suçlama gibi yöntemlere başvuracaktır.Sizi hedef alan bu davranışlar sonrasında kendinizi size böyle davranmasındaki suçlu kişi olarak görmeye başlayabilirsiniz. Çünkü bunu hissedebilmeniz için sizi manipüle etmiştir ve tüm taktiklerini başarılı bir şekilde uygulamıştır. Dr. Jekyll gibi davranmaya başladığında ise romantik, sevgi dolu, iltifatkar bir şekilde davranmaya başlar.


6.Değerinizi Bitirip Bir Köşeye Atma:

Sosyopat için dünya üzerindeki en önemli kişi gibi hissettiniz. Ancak onlar sizle işleri bittiği zaman sizi bir kenara bırakacaklardır. Tüm sevginizi, saygınlığınızı, paranızı almış olabilirler. Sizi atıp bir sonraki tedarik kaynağını aramakta zorluk çekmeyecektirler. Artık tamamıyla tükendiğiniz için bir sosyopat için hiçbir yararınız yoktur ve bu nedenle sizi etraflarında tutmaları için de bir neden yoktur. Bu aşamada arkadaşlarınızın ve ailenizin desteğini almak istiyorsanız, sizin için doğru bir adım olabilir. Ancak aileniz ve arkadaşlarınız anlattığınız hikayeye muhtemelen inanmayacaklardır. Çünkü bir sosyopat muhtemelen onların gözlerini çok güzel bir şekilde boyamış olacaktır. Sosyopatlar bu noktada yalnız çalışmazlar. Tüm çevrenize de hatanın sizde olduğu izlenimini yaratabilirler.

7.Kaldırma:

Eğer bir şekilde sosyopattan kaçmayı başarmışsanız, muhtemelen o size geri dönebilmenin bir yolunu arayacaktır. Bu nedenle uyanık olmalı bu kişier tüm sosyal medya hesaplarınız dan engellemeli, numaralarını engellemeli ve ikinizin arasında iletişim kurabilecek olan herkesi hayatınızdan çıkarmalısınız. Kesinlikle sosyopatla tekrar temas kurmamalısınız .Sosyopatların en korktuğu şey terk edilmektir. Bunun sebebi ise görünüşlerinin onlar için önemli olmasıdır. Dikkatli bir şekilde iyi veya kötü olarak gelişirler ve onlara sessiz bir şekilde veda ettiğinizde artık kontrollerinin altında olmadığınızı fark ederler. Sıklıkla geri dönerek sizi tekrar kendilerine bağlamaya çalışırlar. Size bir hata yaptıklarını, size olan davranışlarından dolayı üzüldüklerini söylerler ve bir daha asla size kötü davranmayacaklarını anlatırlar. Ancak onlarla yapacağınız herhangi bir birleşme eskisinden daha kötü bir hale gelmenizi sağlayacaktır. Bu sadece aynı aldatmacanın devam filmidir. Eğer böyle bir durumdaysanız mutlaka psikolojik yardım almanız gerekmektedir.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Doğa harikası “Burdur Gölü” Öldü!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Göldeki çekilme artık geri döndürülemez seviyede. Türkiye’nin en derin göllerinden biri olan, 300 bine yakın su kuşuna, endemik kuş türlerine ve özellikle dünyada nesli tükenmekte olan dikkuyruk ördeklerinin yüzde 70’ine ev sahipliği yapan Burdur Gölü’nde yürütülen son çalışmalar gerçeği ortaya çıkardı. Gölün su seviyesindeki azalmanın kritik noktayı aştığı söyleyen bilim insanları, sürecin insan ve hayvan sağlığını ciddi şekilde etkileyeceğini vurguluyor. Bilim insanlarına göre göldeki çekilme artık geri döndürülemez seviyede. Göl öldü. Son yıllarda gölü kurtarmak için projeler yapılmış, sanatçı Tarkan da bölgeyi ziyaret ederek destek mesajı vermişti. 
Eski hâline gelemez: Burdur Gölü’nde yürütülen çalışmaların detayları hakkında Hürriyet’e konuşan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İskender Gülle, “Burdur Gölü’nün geldiği son noktayı görmek için bilim insanı olmaya gerek kalmadı. Çünkü göldeki çekilme eski haline dönmeyecek şekilde kritik seviyeyi aştı. Artık Burdur Gölü’nü eski haline getiremeyiz” dedi. Tuz oranı krıtik seviyede: Su oranındaki azalışın durdurulamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Gülle, “Şu anda tek yapabileceğimiz su miktarındaki azalışı en alt noktaya çekebilmek. Bunu yapsak bile önümüzdeki 10 yılda eski Burdur Gölü olmayacak. 1980’den bu yana tuzluluk oranı yüzde 40 arttı. Önümüzdeki 10 yılda bu orana yüzde 30 daha eklenecek ve tuzluluk oranı deniz suyunu geçecek. Kuş türleri azalacak, popülasyon etkilenecek, ekolojik zenginlik yok olacak” dedi. Yazın sıcaklık artacak: Su oranındaki azalmanın sadece hayvanları değil, insanları da etkileyeceğini kaydeden Prof. Dr. Gülle, şöyle devam etti: “Yazın sıcaklık artacak. Kışın daha çok don olayı görülecek. Gölün çekilen kısımlarındaki toz ve tuz rüzgârlar ile yerleşim yerlerine doğru harekete geçecek. Bu durum solunum yolları hastalıkları, çeşitli kanser türleri hatta kalp damar hastalıklarında artışa neden olacak.”
Yeraltı suları da tehlikede: Biz bu öngörüleri bilimle yapıyoruz. Çünkü bu tespitlerin dünyada örnekleri var. Burdur Gölü’nün suyunun azalmasında yüzde 10 doğal, yüzde 90 aşırı su kullanımı etkili. İşin dramatik tarafı su oranı azaldıkça biz daha çok su kullanımına yöneliyoruz. Bu durum yer altı sularını da yok ediyor. Uyarıyorum; uzun vadede susuzluk sorunu çok ciddi boyutlara ulaşacak. Bakanlıklar her şeyin farkında. Ancak çözüm artık çok zor. Çünkü sosyal tepkileri göze alıp bol suya alışan vatandaşın suyunu kesemiyorsunuz. Bakanlıkların da yapacağı bir şey kalmadı. Kaçınılmaz sona doğru sürükleniyoruz.” “Yalvarıyorum”: Çevre tehlikesinin boyutlarına dikkat çeken Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz şöyle dedi: “Bir çevreci olarak yalvarıyorum: Lütfen sesimizi artık duyun. Gölümüzdeki çekilme inanılmaz boyutlara ulaştı. Burada açık bir doğa faciası yaşanıyor. Belki gölümüzü eski haline getiremeyiz ama süreci yavaşlatmanın bir yolunu bulabiliriz. İlgili bakanlıklar lütfen harekete geçsin. Biz de belediye olarak elimizden gelen tüm gayreti ortaya koyarız.”
Kaynak: (Hürriyet)

Devamını Oku

Arkeoloji

Kadınlar 8 bin yıl önce de zanaatkarmış

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Eskişehir’de 8 bin yıllık geçmişe sahip Kanlıtaş Höyüğü’nde geçen yıl bulunan iskelette yapılan incelemede kadınların atölyelerde ve tarım alanlarında çalıştığı tespit edildi. Eskişehir’in İnönü ilçesi yakınlarındaki, M.Ö 6 bin yılına ait Kanlıtaş Höyüğü’nde geçen sene gün yüzüne çıkartılan 8 bin yıllık kadın iskeleti üzerinde yapılan çalışma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. İç Batı Anadolu’nun en eski yerleşimi Kanlıtaş Höyüğü’ndeki kazılar, 2013 yılından beri Anadolu Üniversitesince (AÜ) sürdürülüyor. Kazı grubu başkanı ve AÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan ve ekibi tarafından gerçekleştirilen, geçen seneki kazılarda bir iskelet bulundu. Doç. Dr. Türkcan ile AÜ Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü Fiziki Antropoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Handan Üstündağ’ın iskelet üzerinde yaptığı ortak çalışmalarda dönemin kadınları hakkında önemli bilgilere ulaşıldı. İskeletteki kol kaslarının yapışma yerlerinin belirginliğinin, dönemin kadınlarının yoğun tarımsal faaliyetlere, tahıl işlemeye ve bölgedeki çeşitli atölyelerdeki üretime katıldığının göstergesi olduğu sonucuna varıldı. İskeletin dişlerindeki çürüklerin ve diş taşlarının karbonhidrat tüketimi sonucu olduğu tespit edildi.

“İç Batı Anadolu’nun en eski insan kalıntısı”
Kazı başkanı Türkcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yılki kazılarda buldukları iskelet üzerinde Doç. Dr. Handan Üstündağ ile çalışma gerçekleştirdiklerini kaydetti. Kanlıtaş Höyüğü’nün İç Batı Anadolu’nun en eski yerleşkesi olduğunu anımsatan Türkcan, “İskeletin çıktığı alanda yerleşme, Erken Kalkolitik Dönemi’ne tarihlendiği için İç Batı Anadolu’nun en eski insan kalıntısıdır. Söz konusu bireyin beslenmesi, hastalıkları, maruz kaldığı dış etkenleri yakalama şansına sahip olduk. Doç. Dr. Handan Üstündağ ile iskelet üzerine yaptığımız çalışma çarpıcı bulgular verdi. 8 bin yıllık bir kadın iskeleti olduğunu belirledik.” diye konuştu. Türkcan, Kanlıtaş Höyüğü’ndeki kazılarda çıkan el alet çeşitliliğinin söz konusu bölgede atölyelerin bulunduğunun göstergesi olduğunu dile getirerek, “Dönemin bölge halkı çeşitli zanaatlar üzerine uzmanlaşmış.” dedi. Bölgede tarımsal faaliyetlerin olduğunu botanik uzmanlarıyla yaptıkları çalışmayla belirlediklerinin altını çizen Türkcan, şöyle devam etti: “Tohum kalıntılarının belli alanlarda yoğunlaştığını gördük. Buğdayın bütün çeşitleri, arpa, yulaf ve hemen hemen bütün tahılgillerin Kanlıtaş Höyüğü’nde ekilip, biçilerek depolandığını görmüştük. Handan Üstündağ ile iskelet üzerinde yaptığımız çalışmayla dişlerdeki çürükler, ciddi anlamda karbonhidratlı beslenme olduğunu gösterdi. Bu çok önemli bir buluştu. Kadın iskeletinin kol kemikleri, rutin bir şekilde belli ağır işleri yoğun şekilde yaptıklarını, dönemin kadınının tahıl öğütme, boya üretimi ve mermer bilezik yapma gibi zanaatkar işlerin içinde olduğunu gösterdi.” Türkcan, mezarın dolgusunda bulunan toprağın elenmesinin ardından çok sayıda tohum çeşidinin belirlendiğine değinerek, bunun yaklaşık 50 çeşit tahıla ait tohumların mezara bilinçli bırakıldığının göstergesi olduğunu vurguladı.

“Karbonhidratla beslendiği açıkça görülüyor”
Doç. Dr. Handan Üstündağ ise çıkartıldıktan sonra AÜ’deki laboratuvara getirilen iskeleti detaylı şekilde incelediklerini bildirdi. İskeletin bütün parçalarını gözden geçirdiklerini ifade eden Üstündağ, şunları söyledi: “Ufak ve narin bir kadına ait iskeletin 30’lu yaşların başında olduğunu belirledik. İskeletin dişlerinde çürükler dikkatimizi çekti. Çünkü dönemin beslenme şekliyle ilgili önemli bir göstergedir. İskeletin 8 dişinde büyük çürükler tespit ettik. Üç dişinin yaşam sırasında çürüğe bağlı olarak kaybedildiğini gözlemledik. 11 dişte çürük olması bize dönemin insanlarının karbonhidratla beslendiğini açıkça gösteriyor. Diş taşlarını gördük. Dişlerde orta düzeyde bir aşınma tespit ettik. Kol kaslarının yapıştığı yerler dikkati çekiciydi. Kol kaslarının yapışma yerleri çok belirgindi. Kollarını sürekli kullandığı, sürekli ve tekrarlayan ağır birtakım aktiviteler içinde olduğunun en büyük göstergesidir. Kazı başkanı Ali Umut Türkcan ile yaptığımız görüşmede Kanlıtaş Höyüğü’nün yoğun mermer bilezik üretim yeri olduğunu söyledi. Tarımsal faaliyetler, buğday işleme ve yoğun şekilde mermer bilezik üretimi sonucu böyle bir gelişme olduğunu düşünüyoruz. Kaslarındaki yoğun kullanım izleri sebebiyle 8 bin yıl önceki kadının çalıştığını söylemek mümkün.” Üstündağ, kazıda bulunacak farklı iskeletlerle bir karşılaştırma yaparak, dönemin insanlarının yaşantılarına ışık tutabileceklerini sözlerine ekledi. Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Yaşam

Dünya Nüfusunun 2050’de 9.8 Milyara, 2100’de 11.2 Milyara Ulaşması Bekleniyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Birleşmiş Milletler’in yayınladığı bir rapora göre, şu an 7.6 milyar olan dünya nüfusunun 2030 yılında 8.6 milyara, 2100 yılında ise 11.2 milyara ulaşması bekleniyor. Dünyanın nüfusuna her sene yaklaşık 83 milyon insanın eklenmesiyle birlikte, doğurganlık seviyelerinin azalmaya devam edeceği varsayılsa bile, nüfus boyutunda meydana gelen yukarı yönlü gidişatın devam etmesi bekleniyor. BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi tarafından yayınlanan Dünya Nüfus Beklentileri: 2017 Baskısı, küresel nüfus gidişatlarının ve gelecekteki beklentilerin karşılaştırmalı bir incelemesini sunuyor. Bu bilgiler, yeni Sürdürülebilir Gelişim Amaçları’nı gerçekleştirmeyi hedefleyen politikaları yönlendirmek bakımından gerekli.
Ülkelerin nüfus sıralamasındaki değişimler:  Yeni izdüşümler, ülke seviyesinde bazı dikkate değer bulgular içeriyor. 1.4 milyar insanın bulunduğu Çin ve 1.3 milyar insanın bulunduğu Hindistan, toplam küresel nüfusun yüzde 19 ve 18’sini oluşturarak, en kalabalık ülkeler olmaya devam ediyorlar. Yaklaşık yedi yıl içinde veya 2024 civarında, Hindistan’ın nüfusunun Çin’inkini geçmesi bekleniyor. Dünya çapındaki en kalabalık on ülke arasında olan Nijerya, en hızlı şekilde büyüyor. Bunun sonucunda, şu an dünyanın en büyük 7. nüfusu olan Nijerya nüfusunun, Birleşik Devletler nüfusunu geçmesi ve 2050 yılına kısa bir süre kala en büyük üçüncü ülke haline gelmesi bekleniyor.
Küresel artışın büyük bir bölümü, az miktardaki ülkeye dayandırılabilir: 2017’den 2050’ye kadar, dünyadaki nüfus artışının yarısının, sadece dokuz ülkede yoğunlaşması bekleniyor. Bu ülkeler Hindistan, Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Pakistan, Etiyopya, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Uganda ve Endonezya (ülkeler, toplam büyümeye yapacakları tahmini katkıya göre sıralandı). En az gelişmiş 47 ülkenin oluşturduğu grup (EGÜ’ler), 2010-2015 yılları arasında kadın başına 4.3 doğumda duran, nispeten yüksek bir doğurganlık oranına sahip olmaya ediyor. Sonuç olarak, bu ülkelerdeki nüfus hızlı bir şekilde artıyor ve yıl başına yaklaşık yüzde 2,4 oluyor. Bu artış oranının, önümüzdeki on yıllarda önemli miktarda yavaşlaması beklense de, 2017 yılında yaklaşık bir milyar olan EGÜ’lerin toplam nüfusunun, 2017 ile 2030 yılları arasında yüzde 33 artarak 2050 yılında 1,9 milyar kişiye ulaşması bekleniyor. Benzer şekilde, Afrika da yüksek nüfus büyüme oranları yaşamaya devam ediyor. 2017 ile 2050 yılları arasında, 26 Afrika ülkesinin nüfusunun, mevcut boyutlarının en az iki katına çıkması bekleniyor. Küresel nüfus artışının en fakir ülkelerde yoğunlaşması, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Takvimi’ni yerine getirmek isteyen hükümetlere önemli bir zorluk çıkarıyor. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Takvimi, yoksulluk ve açlığı sona erdirmeyi, sağlık ve eğitim sistemlerini genişletmeyi ve güncelleştirmeyi, cinsiyet eşitliğine ulaşmayı ve kadınları güçlendirmeyi, eşitsizliği azaltmayı ve kimsenin geride kalmamasını sağlamayı hedefliyor. 
Daha düşük doğurganlık oranları sebebiyle daha yavaş dünya nüfusu: Doğurganlık, geçtiğimiz yıllarda dünyanın neredeyse her bölgesinde azalma gösterdi. Doğurganlık seviyelerinin en yüksek olduğu bölge olan Afrika’da bile toplam doğurganlık, 2000-2005 yılları arasında kadın başına 5.1’den, 2010-2015 arasında 4.7’ye indi. Avrupa, toplam doğurganlık oranının 2000-2005 yılları arasında kadın başına 1.4’ten 2010-2015’te 1.6’ya çıkmasıyla birlikte, son yıllarda bu gidişatta bir istisna oldu. Giderek daha fazla ülke, ardışık nesillerin birbirinin yerine geçmesi için gereken seviyenin (kadın başına yaklaşık 2.1 doğum) altında doğurganlık oranları gösteriyor ve bazı ülkeler on yıllardır bu durumda. 2010-2015 dönemindeki doğurganlık oranları, dünya nüfusunun yüzde 46’sını oluşturan 83 ülkede, söz konusu değişim seviyesinin altında bulunuyordu. Bu gruptaki en kalabalık on ülke, nüfus oranına göre sırasıyla Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Japonya, Vietnam, Almanya, İran İslam Cumhuriyeti, Tayland ve İngiltere.
Düşük doğurganlık, nüfusun yaşlanmasına da yol açıyor: Raporda, doğurganlık seviyesindeki düşüşün hem nüfus artışında yavaşlamaya, hem de daha yaşlı bir nüfusa yol açtığı vurgulanıyor. 2017 yılıyla karşılaştırıldığında, 60 yaşındaki veya daha yaşlı insanların sayısının, 2050 itibariyle iki kattan daha fazla artış göstermesi ve 2100 itibariyle üç kattan daha fazla artış göstererek, 2017 yılında küresel olarak 962 milyondan, 2050 yılında 2.1 milyara ve 2100 yılında 3.1 milyara çıkması bekleniyor. Halihazırda Avrupa’da, nüfusun çeyreği 60 yaşında veya daha yaşlı. Bu oranın, 2050 yılında yüzde 35’e ulaşması ve yüzyılın ikinci yarısında o seviyelerde kalması bekleniyor. Diğer bölgelerdeki nüfusların da önümüzdeki birkaç onyıl içinde önemli oranda yaşlanması ve bu durumun 2100’e kadar devam etmesi öngörülüyor. Örneğin tüm bölgelerdeki en genç yaş dağılımına sahip olan Afrika’da, nüfusun hızlı bir yaşlanma geçirmesi öngörülüyor. Afrika nüfusu birkaç onyıl daha nispeten genç kalacak olsa da, nüfusunda 60 yaşındaki veya daha yaşlı insan oranının 2017’de yüzde 5’ten, 2050’de yüzde 9’a ve yüzyılın sonunda yaklaşık yüzde 20’ye çıkması bekleniyor. Küresel olarak, 80 yaşındaki veya daha yaşlı insan sayısının 2050 yılında üç katına çıkarak, 2017’de 137 milyondan 2050’de 425 milyona ulaşması öngörülüyor. 2100 yılı itibariyle, 2017’deki değerinin neredeyse yedi katına ulaşarak 909 milyona çıkması bekleniyor. Nüfusun yaşlanmasının, toplumlar üzerinde derin bir etki oluşturması öngörülüyor ve pek çok ülkenin, önümüzdeki yıllarda sağlık hizmetlerinde, emeklilik maaşlarında ve sosyal güvence sistemlerinde mali ve siyasi baskılarla kalabileceği vurgulanıyor.
Dünya çapında daha yüksek yaşam beklentisi: Geçtiğimiz yıllarda yaşam beklentisinde önemli iyileşmeler meydana geldi. Doğumda umulan yaşam süresi, 2000-2005 yıllarında küresel olarak erkeklerde 65 ve kadınlarda 69 yaştan, 2010-2015 yıllarında erkeklerde 69 ve kadınlarda 73 yaşa yükseldi. Yine de, ülkeler arasında bulunan geniş farklılıklar devam ediyor. Yaşam beklentisindeki son artış, bütün bölgeler tarafından paylaşılsa da, en büyük kazanımları Afrika elde etti. Afrika’daki yaşam beklentisi, 2000-2005 ve 2010-2015 yılları arasında, önceki onyılda 2 yıldan az bir artışın ardından 6,6 yıl arttı. En az gelişmiş ülkeler ile diğer gelişmekte olan ülkeler arasındaki yaşam süresi beklentisi farkı, 2000-2005 döneminde 11 yıldan 2010-2015 döneminde 8 yıla geriledi. Bölgeler ve gelir grupları genelindeki yaşam beklentisi farklılıklarının önümüzdeki yıllarda devam etmesi öngörülse de, bu gibi farklılıkların 2045-2050 itibariyle önemli miktarda azalması bekleniyor. Yaşam beklentisindeki seviyenin yükselmesi ve farklılıkların düşmesi, pek çok etmen sebebiyle gerçekleşti. Bunlar arasında beş yaş altı ölüm oranının düşmesi de var; bu oran 2000-2005 ve 2010-2015 arasında, 89 ülkede yüzde 30’dan fazla düştü. Diğer etmenler arasında, HIV/AIDS sebebiyle gerçekleşen ölümlerdeki azalmanın devam etmesi ve diğer enfeksiyonların yanısıra bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelede kaydedilen ilerleme de yer alıyor.
Büyük sığınmacı ve diğer göçmen hareketleri: Bölgeler arasında, genelde düşük ve orta gelirli ülkelerden yüksek gelirli ülkelere doğru olmak üzere büyük göçmen hareketleri devam ediyor. 2010-2015 döneminde yüksek gelirli ülkelere doğru gerçekleşen net göçmen akışının hacmi (yıl başına 3.2 milyon), 2005-2010 döneminde vardığı zirveye göre bir düşüş gösteriyor (yıl başına 4.5 milyon). Mevcut seviyelerdeki veya bu seviyelere yakın olan uluslararası göçmenlik, özellikle Avrupa bölgesinde olmak üzere düşük doğurganlık oranlarına bağlı tahmini nüfus kaybını tamamen telafi etmede yetersiz kalsa da, ülkeler arasındaki insan hareketleri, nüfus yaşlanmasının bazı olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Raporda, Suriyeli göçmen krizinin, son yıllarda birden fazla ülkeyi etkileyerek, uluslararası göç seviyeleri ve kalıplarında önemli bir etki bıraktığı gözlemleniyor. Suriye Arap Cumhuriyeti’nden dışarı gittiği tahmin edilen net miktar, 2010-2015 arasında 4.2 milyon kişiydi. Bu sığınmacıların çoğu, Suriye’nin komşu ülkelerine gitti ve özellikle Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e giden net göçmen akışında önemli bir artış yaşanmasına katkıda bulundu. Rapor hakkında: Dünya Nüfus Beklentileri 2017 Baskısı, resmî BM nüfus tahminleri ve izdüşümlerinin 25’incisi olup, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin Nüfus Bölümü tarafından hazırlanmaktadır. 2017 Baskısı, 2010 ve 2020 ulusal nüfus sayımlarının ek sonuçlarının yanısıra, dünya çapından toplanan ve özelleştirilen son örnek ölçümlerinin bulgularını da bir araya getirerek, önceki baskıların üzerine ekleme yapıyor. 2017 Baskısı, nüfus gidişatlarını küresel, bölgesel ve ulusal seviyelerde değerlendirmek ve Sürdürülebilir Gelişim Hedefleri yönünde gerçekleşen ilerlemeyi izlemek bakımından diğer kilit göstergeleri hesaplamak üzere kullanılabilecek, kapsamlı bir nüfus veri ve gösterge dizisi sağlıyor. Kaynak: https://www.un.org/development/desa/en/news/population/world-population-prospects-2017.html

Devamını Oku

Öne Çıkanlar