fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Kaşınan Birisinin Karşısında Neden Kaşınmaya Başlarız?

Yayınlandı

üzerinde

İstem dışı bazı davranışlar günlük hayatın içerisinde başımıza gelebiliyor. Bunların başında kaşınan ya da esneyen birisini gördüğümüzde bu hareketi bizimde kopyalamamız geliyor. Bu istem dışı hareket davranış bilimi üzerinde çalışan bilim insanlarının uzun süreden beri dikkatini çekiyor. Neden kaşınan birini görünce kaçınırız? Aynı davranışı yapma hissini bize ne vermektedir.
kasinan-birisinin-karsisinda-neden-kasinmaya-baslariz1Bilim insanlarının bu konuyla ilgili elde ettikleri bulgular, bu istem dışı davranışların sadece insanlarda değil birçok canlıda bulunduğu yönünde. Geçtiğimiz günlerde Science tarafından yayınlanan çalışma gösteriyor ki fareler üzerinde yapılan deneylerde istem dışı tekrarlama davranışı gözleniyor. Deney sırasında denek olan fareye video aracılığıyla kaşınan bir fare izletildi. Kaşınan fareyi gören denek saniyeler içerisinde istem dışı kaşınma davranışında bulundu. Bu esnada farenin hangi beyin bölgelerinin aktif olduğunu tespit eden bilim insanları, kaşınma davranışı meydana gelmeden önce uyku ve uyanıklık ile biyolojik saatten sorumlu olan SCN yani suprachiasmaticnucleus bölgesindeki sinirlerin aktif olduğu bulgusuna ulaştı.
Deneyin ilerleyen aşamalarında SCN bölgesinde bulunan sinirlerin, farenin bulaşıcı kaşınma davranışına başlamadan önce bir sinir hücresi proteini olan GRP’nin (gastrinrealisingpeptide) salgılandığı ortaya çıktı. Daha önce yapılan araştırmalarda GRP proteininin kaşınma davranışının meydana gelmesini sağlayan omurilik ve deri arasında bağlantı kurmada görevli olduğu tespit edilmişti.
Dana önce yapılan testlerdeki bulgularla örtüşen bu yeni çalışmayla bulaşıcı kaşınma davranışının vücutta empati yoluyla ya da fizyolojik sebeplerle oluşan bir süreç olmadığı, bunun aksine bireyin kontrol mekanizmasının dışında beyin tarafından kodlanmış bir tepki olduğu anlaşıldı.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/03/170309142235.htm

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Lonesome George adlı dev kaplumbağanın neden bu kadar uzun yaşadığı ortaya çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Lonesome George’un türü, 2012 yılında onunla birlikte tükenmiş olabilir, ancak o ve Galapagos’un diğer dev kaplumbağaları, İspanya’daki Oviedo Üniversitesi, Galapagos Ulusal Parkı Servisi, Galapagos Conservancy ve Yale Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma ile bireysel uzun ömürlülüğün genetik ipuçlarını vermektedir. Lonesome George’dan ve diğer gözlem altındaki 100 yaşından daha fazla olan Galapagos’un diğer dev kaplumbağalarından alınan DNA örneklerinin genetik analizi, kısa ömürlü omurgalılar nazaran DNA onarımına, bağışıklık sistemine ve kanser baskılanmasına bağlı olmayan bir dizi gen varyantına sahip olduklarını keşfetti.

Yaşlı, ünlü kaplumbağa, Lonesome George, Galapagos Adaları
Bulgular, 3 Aralık’ta Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlandı. Yale Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü’nde araştırmacı ve makalenin ortak yazarı olan Adalgisa “Gisella” Caccone, “Lonesome George hala bize ders veriyor,” diyor. 2010 yılında Caccone, Galapagos’taki kaplumbağa popülasyonunun evrimini incelemek için Chelonoidis abingdonii türünün sonuncusu olan Lonesome George’un tüm genomunu sıralamaya başladı. İspanya’daki Oviedo Üniversitesi’nden Carlos Lopez-Otin, uzun ömürle ilişkili gen varyantlarını araştırmak için bu verileri ve diğer türdeki kaplumbağaları analiz etti. Lopez-Otin, şunları söylüyor: “Daha önce yaşlanmanın dokuz özelliğini tanımlamıştık ve bu sınıflandırma temelinde 500 gen üzerinde çalıştıktan sonra, dev kaplumbağalarda bu altı işareti potansiyel olarak etkileyen ilginç varyantlar bulduk.”
Çeviren: Bünyamin TAN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181203115438.htm
Dergi Referansı: Víctor Quesada, Sandra Freitas-Rodríguez, Joshua Miller, José G. Pérez-Silva, Zi-Feng Jiang, Washington Tapia, Olaya Santiago-Fernández, Diana Campos-Iglesias, Lukas F. K. Kuderna, Maud Quinzin, Miguel G. Álvarez, Dido Carrero, Luciano B. Beheregaray, James P. Gibbs, Ylenia Chiari, Scott Glaberman, Claudio Ciofi, Miguel Araujo-Voces, Pablo Mayoral, Javier R. Arango, Isaac Tamargo-Gómez, David Roiz-Valle, María Pascual-Torner, Benjamin R. Evans, Danielle L. Edwards, Ryan C. Garrick, Michael A. Russello, Nikos Poulakakis, Stephen J. Gaughran, Danny O. Rueda, Gabriel Bretones, Tomàs Marquès-Bonet, Kevin P. White, Adalgisa Caccone, Carlos López-Otín. Giant tortoise genomes provide insights into longevity and age-related disease. Nature Ecology & Evolution, 2018; DOI: 10.1038/s41559-018-0733-x

Devamını Oku

Bilim

Kansere Karşı Yeni Bir Çözüm

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dünya’nın en büyük sağlık problemi olan kansere karşı, geçmişten günümüze birçok yol geliştirilmiştir. Bazı teoriler başarılı olan tedavilerin insanlığa ulaşmadan yok edildiği yönünde olsa da biz halen daha işin iyi tarafına bakıyoruz. Kanser ile mücadelede yeni umudumuz yeniden programlanan deri hücreleri oldu. Vücudumuza T hücreleri olarak adlandırılan hücreler, bizi yabancı organizmadan korumakla görevlidir. Bu hücrelerin eksikliğinde ise, hastalıklara adeta kucak açmış oluyoruz. T hücreleri ise bağışıklık sistemimizin gözcüleri olan dendritik hücrelerin yönlendirmesi ile görevini yerine getirebiliyor.

Dendritik hücreler, vücutta olağan dışı ya da şüpheli bir durum olması durumunda bağışıklık sistemine haber veriyorlar. Immunoterapi gibi kanser tedavisi yöntemlerinde ise bedenimizin bu özelliği manipüle edilerek, vücudumuzun kanserli hücrelere saldırması sağlanıyor. Ancak, İsveç’teki Lund Üniversitesi’nden bilim insanlarının geliştirdiği yeni bir tedavide, deri hücreleri gözcüler haline geliyor, bu da daha güvenli bir tedavi anlamına geliyor. Kanserle mücadelede vücudun kendi bağışıklık sistemini kullanması oldukça zorlu bir süreç. Bazen kanser, dendritik hücreleri kullanarak alışılmadık davranışların sergilenmesine neden oluyor. Bedenin tedaviyi reddetme riski de her zaman bulunuyor.

Bağışıklık hücreleri bedenin kendi hücrelerinden oluşturulduğunda, bu tedaviyi kabul etmeme vakalarının oranı büyük oranda düşüş gösteriyor. Araştırma ekibinin lideri Filipe Pereira, deriden alınan doku örneğinden milyonlarca hücre elde edebildiklerini ve bu hücreleri dendritik hücreler olarak programlayabildiklerini belirtirken, sürecin sadece dokuz gün sürdüğünü açıkladı. Bu hücreler, vücuda kanserin yerini bildiriyor. Ayrıca bu hücreleri enjekte etmeden programlamakta mümkün. Pereira ve ekibinin yeni hedefi ise; immünoterapide yeni çalışma alanları oluşturmak ve tedavi süreçlerinin daha iyi hale gelmesini sağlamak.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-just-worked-out-how-to-recruit-skin-cells-to-fight-cancer

Devamını Oku

Bilim

İTÜ öğrencileri kanseri erken teşhis eden cihaz geliştirildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz tasarladı. Nanoteknoloji temelli MEMS cihazı, TÜBİTAK’ta 229 projenin içinde birinci seçildi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz geliştirdi. İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü lisans son sınıf öğrencileri Mehmet Tuğrul Birtek (24) ve Berke Erbaş (23), kanser teşhisine ilişkin 2 yıldır bir proje üzerine çalışıyor. Projede önemli bir aşama kaydeden öğrenciler, kanserin erken teşhisi için nanoteknoloji temelli MEMS cihazı ile bir de çip geliştirdi. TÜBİTAK’ta 229 projenin içinden birinci seçilen cihaz, şeker ölçüm aleti gibi çalışacak. Bu şekilde bir insanın kanında kanserli hücre bulunup bulunmadığı tespit edilebilecek. “Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak” İTÜ Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’ndeki özel laboratuvarda çalışmalarını sürdüren Birtek ve Erbaş, AA muhabirine projelerini anlattı. Berke Erbaş, İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Trabzon gözetiminde 2 yıldır bu proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Çalışmalarının sonucunda kanser teşhis cihazı geliştirdiklerini belirten Erbaş, ”Geliştirdiğimiz cihaz, testleri laboratuvar ortamından çıkartıp hasta başı tedaviye uygun bir hale getirecek. Proje üzerine çalışarak geliştirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Erbaş, dünyada da bu konuyla ilgili araştırmaların olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: ”Hızla ilerleyen bir yatırım var. 5-10 yıl sonra şeker ölçüm tespit cihazları gibi bir kanser ölçüm ön tanı cihazları olması hedefleniyor. Cihazı insanlar eczanelerden alarak kendi evlerinde test yapacak. Cihaz, insanları kansere karşı önlem alacağı bir konuma getirecek. Biz de bunun Türkiye’deki ayağı olup katkı sağlamak istiyoruz. Elimizdeki bu taşınabilir cihaz, 5-10 yıl sonra herkes evinde ulaşabilecek ve kansere karşı erken tanı yapabilecek hale gelecek. Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak.”

“Cihaz ve çiplerin verimliliğini artıracağız”
Mehmet Tuğrul Birtek de, proje için patent başvurunu yaptıklarını ifade ederek, çalışmaları laboratuvar ortamında denediklerini söyledi. Birtek, şunları kaydetti: “Hasta üzerinde cihazı deneme aşamasına geçmedik. Bu daha sonraki aşamamız. Dünyada henüz klinik olarak birebir uygulaması yok. Bunun üzerine çalışmalar devam ediyor. Cihaz ve çiplerin verimliliklerini artırarak, kan üzerinde deneyenlere geçip sonuç almayı hedefliyoruz. Yaptığımız çipler, bir insan saçı kalınlığında bir mikro kanala sahip. Bu çipin içerisine hücreler giriyor ve biz bunları karakterize ediyoruz. Yani kanser hücresi varsa kanda, biz bu hücreleri bir noktada toplayacağız. Bunu hücrelerin boyutsal ve elektriksel farklılıklarından faydalanarak yapacağız. Vücuttaki kan hücreleri ile kanser hücreleri farklılık gösteriyor. Biz bu farklılıkları tespit edip, ‘sizde göğüs kanseri riski tespit ettik, hastaneye git’ şeklinde uyaracağız.” Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar