fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Kayalık komşu gezegenin yapısı tanıdık gelse de Dünya’nın ikizi değil

Yayınlandı

üzerinde

Geçtiğimiz sonbaharda dünya kamuoyu, Dünya’dan sadece 11 ışık yılı uzaklıkta olan Ross 128 b adlı bir dış gezegenin keşfiyle heyecanlandı. Brezilya’daki Observatório Nacional’dan Diogo Souto’nun liderliğindeki ve Carnegie’s Johanna Teske’nin de dahil olduğu bir ekibe ait olan yeni çalışma, gezegenin ana yıldızı Ross 128’in ayrıntılı kimyasal zenginlikliklerini ilk kez belirledi. Hangi öğelerin bir yıldızda var olduğunu anlamak, araştırmacıların bu yıldızların gezegenlerinin Dünya’ya ne kadar benzediğini ve onların yörüngelerinin yapısını tahmin etmelerine yardımcı olabilir. Geçen yıl bu ölçümleri yapmak için bir teknik geliştiren başyazar Souto, “Yakın zamana kadar, bu tür bir yıldız için ayrıntılı kimyasal detaylar elde etmek zordu” diyor. Bu sanatçı izlenimi, arka planda kırmızı cüce ana yıldızı olan ılıman gezegen Ross 128 b’yi göstermektedir. / ESO/M. Kornmesser
Öte gezegenin ev sahibi yıldızı Ross 128 gibi, Samanyolu’ndaki tüm yıldızların yaklaşık yüzde 70’i, Güneş’imizden çok daha serin ve küçük olan kırmızı cüceler. Büyük gezegen aramalarından elde edilen sonuçlara dayanarak, astronomlar bu kırmızı cüce yıldızlarının çoğunun en az bir öte gezegene ev sahipliği yaptığını tahmin ediyorlar. Kızıl cücelerin etrafındaki birkaç gezegen sistemi, Güneş Sisteminin Jüpiter’inden daha büyük boyutta olmayan gezegenlerin habercisi olmuştur – Güneşimize, Proxima Centauri’ye ve yedi gezegen TRAPPIST-1’e en yakın yıldızın yörüngesinde olan Proxima b gezegeni de dahil -. Sloan Digital Sky Survey’in APOGEE spektroskopik aletini kullanan ekip, karbon, oksijen, magnezyum, alüminyum, potasyum, kalsiyum, titanyum ve demir zenginliğini tespit etmek için yıldızın yakın kızıl ötesi ışığını ölçtü. Teske şunları söylüyor: “APOGEE’nin, Ross 128’in en parlak olduğu yakın kızılötesi ışığı ölçebilme yeteneği, bu çalışmanın anahtarıydı. Ross 128 b’nin Dünya’ya olan benzerliği hakkında bazı temel soruları yanıtlamamıza olanak sağladı.” Yıldızlar gençken, kayalık gezegenlerin seyir ettiği dönen bir gaz ve toz diskiyle çevrilidirler. Yıldızın kimyası, diskin içeriğini ve sonuçta ortaya çıkan gezegenin mineralojisini ve iç yapısını etkileyebilir. Örneğin, bir gezegendeki magnezyum, demir ve silikon miktarı, iç çekirdek ve manto katmanlarının kütle oranını kontrol etmektedir. Ekip, Ross 128’in Güneş’imize benzer demir seviyelerine sahip olduğunu belirledi. Silikon zenginliğini ölçememelerine rağmen yıldızdaki demir ve magnezyum oranı, gezegenin (Ross 128b) çekirdeğinin Dünya’nınkinden daha büyük olması gerektiğini gösterdi. Ross 128 b’nin minimum kütlesini ve maddesel zenginliği bilindiğinden, ekip ayrıca gezegenin yarıçapı için bir tahminde bulundu; fakat gezegenin yörüngesinin yıldızın etrafına yönlendirilmiş olması nedeniyle bunu doğrudan ölçmek mümkün değildi. Bir gezegenin kütlesini ve yarıçapını bilmek, neyden yapıldığını anlamak için önemlidir, çünkü bu iki ölçüm, yığın yoğunluğunu hesaplamak için kullanılabilir. Dahası bu şekilde gezegenleri ölçerken gökbilimciler, Dünya’nın yaklaşık 1,7 katından daha büyük yarıçaplı gezegenlerin, muhtemelen Neptün gibi, büyük bir zarfla çevrilmiş olduğunu ve daha küçük yarıçaplı olanların daha kayalık olduğunu fark ettiler. Tahmin edilen Ross 128 b yarıçapı, bu gezegenin kayalık olması gerektiğini gösteriyor. Son olarak, Ross 128’in sıcaklığı ölçülerek ve gezegenin yarıçapı tahmin edilerek, takımyıldızının ışığının ne kadarının Ross 128 b yüzeyinden yansıyacağı belirlendi ve ikinci en yakın kayalık komşumuzun muhtemelen ılıman bir iklime sahip olduğu tespit edildi. Souto şunları söylüyor: “Bir başka gezegen hakkında öğrenebileceğimiz şey, ev sahibi yıldızdan gelen ışığın bize sistemin kimyası hakkında neler söylediğini belirleyerek heyecan vermesi. Ross 128 b, Dünya’nın ikizi olmasa da potansiyel jeolojik aktivitesini bildiğimiz kadarıyla, yüzeyinde potansiyel olarak sıvı su olabilecek ılıman bir gezegen olduğu argümanını güçlendirebildik.”
Diogo Souto, Cayman T. Unterborn, Verne V. Smith, Katia Cunha, Johanna Teske, Kevin Covey, Bárbara Rojas-Ayala, D. A. García-Hernández, Keivan Stassun, Olga Zamora, Thomas Masseron, J. A. Johnson, Steven R. Majewski, Henrik Jönsson, Steven Gilhool, Cullen Blake, Felipe Santana. Stellar and Planetary Characterization of the Ross 128 Exoplanetary System from APOGEE Spectra. The Astrophysical Journal, 2018; 860 (1): L15 DOI: 10.3847/2041-8213/aac896
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/07/180710122824.htm
Çeviren: Bünyamin TAN

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fizik

Gökbilimciler çok hızlı dönen bir karadelik keşfettiler

Yayınlandı

üzerinde

Kara delikler, her ne kadar büyüleyici olsalar da, yeni bir keşif değiller – ancak Hindustan Times’a göre, şimdiye kadarki en yüksek hızlardan birinde dönen bir kara delik, tamamen farklı bir hikayedir – özellikle de bunun gibi tane daha var olduğunda. 2016 yılında, Hindistanın ilk astronomi uydusu olan AstroSat, astronomların sıra dışı bulduğu X-ışınlarını patlatan, 4U 1630-47 adlı ikili yıldız sisteminde bir kara delik buldu.
NASA’nın Chandra X-Ray Gözlemevi daha sonra patlamayı doğruladı. Bu X-Ray ışınlarına Güneşin kütlesinin yaklaşık 10 katı olan kara deliğe giren gaz ve tozlar neden olmuş ve araştırmacılar, kara deliğin çok hızlı bir şekilde döndüğünü ortaya çıkarmışlardır. Aslında, NASA’ya göre bu özel kara delik, araştırma makalesinin baş yazarı Rodrigo Nemmen’e göre, Abert Einstein’ın Görelilik kuramının belirlediği limite çok yakın dönüyor. Bu ışık hızına çok yakın bir hızda dönüyor demektir. Şu anda, bilim insanlarının kara delikleri ölçmek için sadece iki yolu vardır. Kütleleri ya da dönme hızları. Dönme oranı 0 ile 1 arasında olabilir ve bu kara delik, 0,9 oranında dönüyordu. Albert Einstein’ın teorisi, bir kara deliğin bu kadar hızlı dönmesi durumunda, uzayın kendisini döndürmesini sağlayabileceğini söyler. Aslında, kara deliklerin etrafındaki koşulların doğu olduğu varsayılırsa, çok yüksek dönme hızı, kara deliğe ve yüksek sıcaklıklara giren gazlı elemanlarla birleştiğinde, galaksilerin nasıl oluştuğunu anlamanın anahtarı olabilir. AstroSat tarafından keşfedilen kara delik de dahil, yüksek dönüş oranları doğru ölçülen sadece 5 kara delik vardır. Eğer dönüş oranlarını hesaba katmazsak, bu kara delik, Samanyolu galaksisinde tespit edilen 20 kara delikten biridir. Ulusal Uzay ve Uzay Dairesi (NASA), Chandra X-Ray Gözlemevi ile birlikte Hint Uzay Araştırma Örgütü’nün (ISRO) AstroSat’ı , kara deliklerin dönüş hızını doğruladı. Araştırma, Tata Temel Araştırma Enstitüsü (TIFR) tarafından yönetilen çok sayıda kurumdan araştırmacılar tarafından yapılmıştır ve Astrofizik Dergisi’nde yayınlanmak üzere kabul edilmiştir.
Editör / Yazar: Gizem Şahin
Kaynak: https://www.sciencealert.com/this-black-hole-could-be-rotating-space-itself-by-spinning-so-fast

Devamını Oku

Uzay

NASA, Dünya’yı tehdit eden gök taşı Bennu’ya ulaştı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Geçtiğimiz hafta Mars’a yeni bir uzay aracı indiren NASA, şimdi de 122 milyon kilometre uzaklıktaki Bennu asteroitine ulaştı. İşte OSIRIS-REx isimli görevin detayları: NASA’nın Eylül 2016’da uzaya fırlattığı OSIRIS-REx, yaklaşık 27 ay süren 2 milyar kilometrelik uzay yolculuğunun nihayet sonuna geldi. 800 milyon dolarlık maliyetle geliştirilen uzay aracı, şu anda Bennu asteroitine ulaşmış durumda. OSIRIS-REx, bu asteroitten örnekler toplayıp 2023 yılında Dünya’ya geri dönmeye çalışacak. NASA’nın yaptığı açıklamalara göre OSIRIS-REx, 3 Aralık Pazartesi günü Bennu’ya 7 kilometre kadar yaklaşmış. Uzay aracının gök taşıyla birlikte uçuş halinde olduğunu belirten NASA, henüz yörüngeye yerleşme işleminin ise başlamadığını belirtiyor. Buna göre OSIRIS-REx, önümüzdeki dört hafta içerisinde gök taşına yaklaşmaya devam edecek ve 31 Aralık itibarıyla Bennu’nun yörüngesine yerleşmiş olacak. Bennu’nun 80 kilometre öteden çekilmiş fotoğrafı:  NASA’nın 2010 yılında çalışmalarına başladığı OSIRIS-REx görevi, New Frontiers programının üçüncü durağı. 1 milyar dolar bütçeli Güneş Sistemi keşif programı olan New Frontiers’ın ilk üyesi, Plüton’u keşfeden New Horizons; ikinci üyesi ise şu sıralar dev gezegenimiz Jüpiter’i keşfetmekte olan Juno’ydu.
7 yıllık dev uzay görevi
27 aylık yolculuğunun ardından nihayet Bennu’ya ulaşan OSIRIS-REx için aslında henüz görev yeni başlıyor diyebiliriz. Bildiğiniz gibi NASA’nın bu görevdeki amacı gök taşından Dünya’ya numuneler getirmek. Bunun öncesinde ise uzay aracının Bennu’yu en ince detaylarına kadar incelemesi gerekiyor. Tam 505 gün sürecek olan bu araştırma sürecinde, gök taşının detaylı bir haritası çıkarılmaya çalışılacak. OSIRIS-REx görevinin en heyecanlı kısmıysa harita çıkarma işlemlerinden sonra başlıyor. NASA bilim insanları, gözlem sonucunda elde edilen verileri kullanarak gök taşının hangi bölgesinden örnek toplanacağına karar verecek. Daha sonrasında OSIRIS-REx, Bennu’ya iyice yaklaşacak ve üzerindeki robotik kol yardımıyla gök taşı üzerinden örnekler toplamaya çalışacak. Uzay aracı, Bennu’daki görev süresi boyunca hiçbir şekilde yüzeye iniş gerçekleştirmeyecek. 2021 yılının Mart ayında gök taşından ayrılacak olan OSIRIS-REx nihayet tarihler 2023’ü gösterdiğinde üzerindeki gök taşı numuneleriyle birlikte Yeryüzü’ne geri dönecek. NASA bu tarihi görev sırasında 60 gram ile 2 kilograma kadar örnek toplanabileceğini belirtiyor. NASA’nın OSIRIS-REx göreviyle ilgili hazırladığı video: Neden Bennu? Dünya üzerindeki hayatın başlangıcı olabilir mi?
Bilimsel ismiyle 101955 Bennu, gidilebilecek binlerce potansiyel asteroit adayının arasından seçildi. Peki 500 metre çapındaki bu küçük gök taşını diğerlerinden ayıran unsurlar neler? İşte NASA’nın belirttiği 3 madde:
1. Dünya’ya yakınlık: Dünya’ya en yakın gök taşları astronomide Dünya’ya Yakın Cisimler (DYC ing: Nearth-Earth Objects) olarak adlandırılıyor. En yakın pozisyonları sırasında Güneş’e olan uzaklıkları maksimum 1.3 AB olan bu asteroitler arasından OSIRIS-REx görevi için uygun olanlar ise Yeryüzü’ne 0.8-1.6 AB’lik uzaklık arasında ve Dünya benzeri bir yörüngede bulunanlar oluyor. (1 AB(Astronomi Birimi)=149.5 milyon kilometre) Yani bir gök taşının OSIRIS-REx görevinin hedefi olarak seçilebilmesi için en fazla 1.6 AB uzaklıkta ve Dünya benzeri bir yörüngede bulunması gerekiyor. Görevin planlandığı sıralarda keşfedilmiş 7000 DYC olduğunu belirten NASA da bunlardan yalnızca 192 tanesinin bu belirtilen şartları sağladığını söylüyor.  2. Gök taşının boyutu: Küçük boyutlu asteroitlerin kendi etrafındaki dönüşleri büyük boyutlu asteroitlere göre çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Örneğin çapı 200 metreden daha az olan asteroitler inanılmaz dönüş hızları nedeniyle yüzeylerindeki materyalleri koruyamıyorlar. Dolayısıyla NASA’nın incelemek istediği doğal özellikler de uzaya saçılmış oluyor. NASA OSIRIS-REx uzay aracının güvenli bir şekilde etkileşime geçebileceği ve üzerinden örnekler toplayabileceği ideal bir asteroitin 200 metreden daha büyük bir çapa sahip olması gerektiğini belirtiyor. Bu şart göz önüne alındığında sayı 192’den 26’ya iniyor.
3. Asteroit yapısı : Sadece 500 metrelik bir çapa sahip olan Bennu ve Eyfel Kulesi Asteroitler kimyasal yapılarına göre birbirlerinden ayrılıyor. Karbon zengini olan en ilkel asteroitlerin yapılarında yaklaşık 4 milyar yıldır neredeyse hiçbir değişim olmuyor. Yani OSIRIS-REx, Bennu’ya yapacağı bu tarihi yolculukla bir anlamda da 4 milyar yıl öncesine zaman yolculuğu yapmış olacak. Karbon zengini gök taşları yüzeylerinde organik moleküller, amino asitler ve uçucu maddeler barındırıyor olması nedeniyle Dünya üzerindeki yaşamın da başlangıcı olabileceği düşünülüyor. NASA OSIRIS-REx görevi sonunda getireceği numunelerle birçok önemli soruya cevap bulabilmeyi umuyor. Asteroitlerin yapıları da göz önüne alındığında 26 olan aday sayısı son olarak 5’e inmiş. NASA bilim insanları da bu 5 asteroit arasından Bennu’yu seçme kararı almışlar.
Kaynak: https://www.space.com/42612-nasa-osiris-rex-arrives-asteroid-bennu.html

Devamını Oku

Uzay

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı 2021’e kadar kapatıldı

Yayınlandı

üzerinde

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC, İngilizce Large Hadron Collider) dünyanın en büyük ve en güçlü parçacık çarpıştırıcısı, şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük, en karmaşık deneysel tesis ve dünyadaki en büyük tek makine. Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi (CERN) 1998 ve 2008 yılları arasına 100’ü aşkın ülkeden 10.000 bilim insanı ve mühendisin yanı sıra 100’ün üzerinde üniversite ve laboratuvarın katılımıyla inşa edildi.

Atom altı parçacığı “Higgs Bozonu”nun keşfiyle sonuçlanan önemli fizik deneylerinin yapıldığı Büyük Hadron Çarpıştırıcısının, iyileştirme çalışmaları nedeniyle kapatıldığı bildirildi. LiveScience’ın haberine göre, Fransa-İsviçre sınırında, yerin 100 metre altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, önceki gün itibariyle devre dışı bırakıldı. Parçacık ışınlarını yoğunlaştırmak amacıyla iyileştirmeye gidilecek çarpıştırıcının, 2021 ilkbaharına kadar kapalı kalacağı belirtildi. İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), bunun çarpıştırıcı için ikinci uzun sessizlik süreci olacağını açıkladı. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda yapılan deneyler sırasında, Mart 2013’te, evrenin oluşumu hakkındaki en büyük sırlardan biri olduğu kabul edilen atom altı parçacık “Higgs Bozonu” keşfedilmişti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.livescience.com/64229-lhc-turned-off.html

Devamını Oku

Öne Çıkanlar