Bizi Takip Edin

Bilim

KEDİNİZİN SİZE NE SÖYLEDİĞİNİ NASIL ANLARSINIZ?

Yayınlandı

üzerinde

KONUŞULMAYAN DİL

İnsanlar çoğunlukla sözlü iletişimcilerdir. Elbette vücut dili de bu denklemi büyük ölçüde etkiler. Örneğin bir çok insan işaret dili ile iletişim kurar ancak çoğumuz için ana iletişim biçimi sözcük aracılığıyla yapılır. Konuşulan kelimelere o kadar odaklanıyoruz ki diğer iletişim biçimlerini (yazım öngören) deşifre etme eğilimindeyiz. Duygu ve düşüncelerini başkalarına ifade etmeye çalışan varlığın sadece insan olduğunu varsayıyoruz. Bu varsayım oldukça yanlıştır.

kedinizin-size-ne-soyledigini-nasil-anlarsinizBazı türler çeşitli yöntemlerle iletişim kurar. Örneğin; çoğu insan, bir hayvan saçını arkaya attığında onla olan mesafeyi korumasının muhtemelen iyi bir fikir olduğunu bilir. Ancak bu sadece varsayım. San Diego İnsan Topluluğu, SPCA’nın başkanı ve CEO’su aynı zamanda da ‘Kediler Nasıl Konuşur’ adlı yeni National Geographic kitabının yazarı olan Dr. Gary Weitzman’a göre kedilerin iletişim kurabileceği yaklaşık 16 temel yol vardır.

PİSİ İLETİŞİMİ

Bu farklı sinyallerin anlamı “beni besle” ile “bırak beni” arasında değişebilir. Ayrıca Weitzman, kedilerin bu sinyalleri genellikle insanların etrafındayken kullandıklarını, diğer kedilerle bu şekilde iletişim kurmadıklarını belirtiyor. Elbette bazı şeyler evrenseldir ve kediler onları birçok yerde eşit şekilde iletişim kurmak için kullanır. En yaygın olanı aşağıda özetlenmiştir ve bir kediniz varsa muhtemelen birkaçını tanıyacaksınız.kedinizin-size-ne-soyledigini-nasil-anlarsiniz0Göz Kırpma: Kediler göz kırpma yoluyla tepki verebilirler. Sizi seviyorum der gibi mesela.
Düz bir kuyruk, kedinin sizi görmekten dolayı çok mutlu olduğu anlamına gelir. Size yaklaşırken kuyruğunu diken bir kedi heyecanını gösteriyor demektir. Bunu test etmek için, bir süre sizi görmediğinde kedinizin nasıl tepki verdiğini gözlemleyin.
Yavru kediler annelerinin dikkatini çekmek için miyav der. Bunu genellikle beslenmek yada dışarıda olmak için yaparlar.

kedinizin-size-ne-soyledigini-nasil-anlarsiniz1
Bir kedi mırladığında duygusaldır.
Kedi kıpır kıpırsa bilinki bir fare görmüştür. Potansiyel avlar gördüklerinde yaptıkları şey budur. Ama pencere kenarında otururken kıpır kıpırsa büyük olasılıkla bir kuş yada başka küçük bir hayvan görmüştür.
Tıslama kedinin tehdit edildiği anlamına gelir. Bu bir uyarıdır ve önemsenmezse kedi muhtemelen saldıracaktır.
Bıyıklar doğal olarak yanlardaysa kedi mutlu veya sakindir. Tersine vücuda doğru çekilen bıyıklar, kedinin üzgün olduğunu ya da korktuğunu gösterir.
Eğer kedinin kulağı düzse korkutulmuş demektir.
Eğer kedi karnı açık vaziyette uzanıyorsa size güveniyor demektir ve karınlarının

cat-2022341_1920okşanmasını severler.
Hafif kuyruk sallaması içe kapanıklığı gösterir.
Kedinin hızlı salınması bir şeyden rahatsızlık duyduğunu gösterir.
Yoğurma, kedinin mutlu olduğu anlamına gelir. Özellikle kedi yavruları annelerinden beslenirken bunu yapar. Sevgi işaretidir.
Kediler yanaklarını size karşı ovduklarında sarılmaya çalışmazlar. Sizi işaretlerler. Kedilerin yanaklarında koku bezleri vardır ve iddia ettikleri nesnelere karşı bu alanları ovarlar. Sahiplik işaretidir.
Yalama, kedilerin sevgilerini göstermelerinin başka bir yoludur.
Yanlara doğru dönerek küçük dans yapıyor gibi yapmaları korkutuldukları anlamına gelir.
Kuyruğu kıvrılmaya hazır bir kedi çılgındır.

Kaynak: https://futurism.com/how-to-understand-what-your-cat-is-saying-to-you-infographic/

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Öne Çıkanlar