fbpx
Connect with us

Uzay

Kızamık: Belirtileri, Tedavisi ve Aşı

Published

on

Kızamık virüsü, en bulaşıcı virüslerden biridir. Semptomları yaygın kızarıklıklar ve genel soğuk algınlığı semptomlarıdır. Lancet dergisinde yayınlanan habere göre 2000-2010 yılları arasında insidansı yüzde 66’ya ve ölüm oranı yüzde 74’ e düşmüştür. Aşılar sayesinde 20 yıl önce Amerika’daki kızamığa yakalanma oranı neredeyse sıfırlandı. Ancak son yıllarda virüs değişime uğradı ve global kızamık oranı yüzde 30 arttı. Amerika’da 1 Ocak – 3 Mayıs arası 760 kızamık vakası bildirildi. Hastalık Önleme ve Kontrol Birimi’ nin verilerine göre bu sayı 2017 verilerinden 120 ve 2018 verilerinden 372 fazla.

Kızamık Nasıl Bulaşır?

Measles morbillivirus isimli virüs sebebiyle kızamık olur. Hastalık Önleme ve Kontrol Birimi’ nin açıklamasına göre bu virüs önce burun ve boğazdaki mukozaya yerleşiyor ve hasta nefes aldıkça ya da öksürdükçe çevresindeki insanlara bulaşıyor. Live Science’ a konuşan bilim insanı Mukundan açıklamasında virüsün havada uzun süre korunabildiğini belirtti. Yani kızamık virüsüne sahip bir kişi odadan çıktıktan 2 saat sonra bile virüs başkalarına bulaşabilir. Virüs aynı zamanda aşırı bulaşıcı. Aşı olmamış insanların yüzde 90 hava yoluyla virüsü kapabilir. Bu kadar bulaşıcı olmasının bir diğer sebebi ise kızarıklığın virüs bulaştıktan günler sonra oluşması. Yani hasta birisi hasta olduğunu fark etmeden günler boyunca virüsü yayabilir. Virüsün bulaşma süresi kızarıklıktan 4 gün önce başlıyor ve 4 gün sonra bitiyor.

Semptom ve Tanı

Semptomlar genel olarak beyaz noktalar, öksürük, burun akıntısı, göz kızarıklığı ve yüksek ateş. Hastalık ilerledikçe karakteristik kızarıklık oluşuyor. Kesin tanı için ağız içindeki kızarıklık da kontrol edilebilir. Mayo Clinic’e göre eğer kan testi de kesin tanı kriterleri arasında.

Kızamık Tedavisi

Hastaların mutlaka doktoru ziyaret etmeleri gerekiyor çünkü hastalığın sonuçları kulak yolu iltihabından ölüme kadar uzanıyor. Açıklamaya göre hastalığın ölüm oranı Amerika’da 1/1000, 3. Dünya ülkelerinde ise 15/100. Çocuklar hastalığa daha da duyarlı. Mayo Clinic uzmanlarının açıklamasına göre her yıl 5 yaşının altında 100.000 kişi kızamıktan hayatını kaybediyor. Hamilelerse bağışıklık sistemleri zayıfladığı için daha fazla risk altında. Kızamığın özel bir ilacı yok. Doktorlar yalnızca semptomları azaltmak için belirli ilaçlar verebiliyor. Amerika’da, her ne kadar kızamığa özel bir ilaç olmasa da Ribavirin kullanılıyor.

Virüse maruz kalmış ama daha önce aşı olmamış kişiler de hastalık ilerlemeden aşılanabiliyor. Bu hastalığı iyileştirmese de daha hafif ilerlemesini sağlıyor. Çoğu kişiye göre kızamığın tedavisi semptomlar geçene dek evde dinlenmek. Mayo Clinic’ teki uzmanlar ayrıca bol sıvı tüketmeyi ve parlak ışıklardan kaçınmayı öneriyor. Kızamık olduktan sonra 2 yıl içinde bağışıklık sistemimiz zayıflama eğilimi gösteriyor bu yüzden diğer virüslere ve bakterilere daha açık oluyoruz.

Kızamık Aşısı

Korunmanın en kolay yolu aşı. Hastalık Önleme Birimi 12-15 aylıkken ve 4-6 yaş arasında aşı olunmasını öneriyor. Tek dozun sizi koruma oranı yüzde 93’ ken çift doz yüzde 97’ e kadar koruyabilir.
Aşı hastalığın yayılımını önlediği için yalnızca aşı olanları değil alerjisinden dolayı aşı olmayanları da korur . Dr. Scott Lillibridge’ nin açıklamasına göre aşı, dünya genelinde hastalıkları ve ölümleri önlemek için elimizdeki en büyük kaynak. Kaynaklara göre ABD nüfusunun yüzde 94’ ü aşı olmuş olsa da aşı olmayan insanların varlığı hastalığın kontrolünü zorlaştırıyor. Amerika’da kızamık olanlara genellikle bir turistten ya da yurt dışından dönen bir ABD vatandaşından bulaştığı düşünülüyor. Hastalığın yayılımı da aşı olmayan insanlar arasında gerçekleşiyor. 2000’lerde hastalık Amerika’da neredeyse yok olmasına rağmen aşı karşıtları yüzünden yeniden yayılabilir.

Aşı karşıtı hareket küçük bir destekçi kitlesine sahip olmasına rağmen seslerini yeterince duyurabildiler. Bu hareketin destekçileri aşının ardındaki bilimsel gerçekleri göz ardı ediyor. Aşıya inançsal ve duygusal olarak yaklaşarak temelsiz biçimde otizmi aşıyla bağdaştırıyorlar. Fakat çalışmalar aşıyla otizm arasında hiçbir bağlantı bulunmadığını gösterdi. 1963’ te aşı bulunmadan önce yılda 3 milyon kişiye kızamık bulaşıyordu ve 400-500 kişi bu sebepten hayatını kaybediyordu. Aşıyla bu sayı yüzde 99 oranında azaldı. Mukundan ’ın sözleriyse şunlar: “Aşıyla kendinizi ve sevdiklerinizi koruyun. Önlem yani aşı, her zaman tedaviden daha iyidir.”

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/49688-measles-symptoms-treatment.html

Uzay

Türkiye Gezegenine İsim Arıyor. Sizce Ne Olmalı?

Published

on

Uluslararası Astronomi Birliği’nin (IAU) 100. kuruluş yıl dönümü kapsamında Türkiye, 457 ışık yılı uzaklıktaki WASP-52 kodlu yıldızın ve yörüngesindeki gezegenin ‘isim babası’ olacak. Türkiye Astronomi Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Küçük, Türkiye’nin dernek vasıtasıyla Uluslararası Astronomi Birliği’nin üyesi olduğunu söyledi. 2019 yılının Uluslararası Astronomi Birliğinin kuruluşunun 100. yıl dönümü olması dolayısıyla bu yıl ‘Aynı gökyüzü altında 100 yıl’ temasıyla çeşitli etkinlikler düzenlendiğini anlatan Prof. Dr. Küçük, bu çerçevede üye ülkelere tespit edilen yeni yıldız ve gezegenlerine isim verme hakkı tanındığını dile getirdi. Yıldız ve gezegenlere daha çok kodlama yapıldığını belirten Küçük, ‘Kepler’ isimli uydunun aldığı verilerle bulunan güneş sistemi dışındaki yıldızların gezegenleri olan ötegezegenlerin bir kısmının birliğin üyelerine paylaştırıldığı bilgisini verdi.

Üyelerin, bu yeni bulunan gezegenlere isim verebileceği projenin 70 ülkeyi kapsadığını dile getiren Küçük, şunları kaydetti: “Türkiye’ye de WASP-52 kodlu yıldız ve onun gezegeni verildi. Yıldızlar ülkelere verilirken ‘öyle bir yıldız verelim ki o ülkenin başkentinden rahatlıkla gözlensin. Küçük teleskoplarla bile insanlar gözleyebilsin.’ anlayışından hareket edildi. Bu yıldız bize yaklaşık 457 ışık yılı uzaklıkta. Gezegeni yaşanabilir bir gezegen değil, aynı jüpiter gibi bir gaz gezegen. Önemli olan isim hakkının bize verilmesi.”

‘İSİM VERMENİN BELİRLİ KURALLARI VAR’

Türkiye Astronomi Derneği sitesindeki formun doldurularak isim seçenekleri sunulabileceğini, gezegene verilecek ismi özellikle okullar ve bilim merkezleri aracılığıyla belirlemek istediklerini aktaran Küçük, “Farklı üniversitelerden oluşan bir jürimiz var. Bu jüri iki aday isim belirleyecek ve birliğe sunacak. İsim vermenin belirli kuralları var, siyasi içerikli olmamalı, kimseyi rencide etmemeli. Bize, ülkemize yakışır bir isim koymalıyız” ifadelerini kullandı.

Türkiye’ye verilen yıldızın ilkbahardan sonbahara kadar gözlemlenebileceğini vurgulayarak, “Aralık ayında Uluslararası Astronomi Birliğine isimleri belirtmemiz lazım. İlk kez bir yıldıza isim vereceğiz ve verdiğimiz isim literatüre girecek. Bu bizi tatmin etmez tabi ki biz uydular yaparak bu uydulara yapacağımız alıcılarla, sensörlerle yeni yıldızlar galaksiler keşfetmek istiyoruz” dedi.

‘GÖKYÜZÜ FARKINDALIĞINI ARTIRMALIYIZ’

Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Küçük, Türklerin astronomiye uzak olmadığını bildirdi.

Prof. Dr. Küçük, şöyle konuştu:  “Son yıllarda maalesef hep yere bakar olduk, halbuki gökyüzü bizim emrimizde. Osmanlı öncesine gittiğimizde astronomi çalışmaları yapan Uluğbey var, ilk gözlem evini kuran Takiyüddin var. Bunlar konum gözlemleri yapmış, yaptıkları çalışmalar o dönem Avrupa’da yapılanla birebir. Gökyüzü farkındalığını artırmalıyız. Tarihe bakarsak coğrafyamızın astronomiye katkıları azımsanamaz. Özellikle gözlemsel astronomide katkıları büyük. İsim deyip geçmemek lazım.” Kaynak: Sputnik

Continue Reading

Uzay

İnsanlar En Fazla Ne Kadar Yaşayabilir?

Published

on

İnsanlar dünyada artık daha uzun yaşıyorlar. Belirgin inişler ve çıkışlar olmasına rağmen, genel olarak doğumlarda beklenen yaşam süresi yıllardır istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Son iki yüzyılda da iki kattan fazla artmıştır.Bu artış daha öncesinde bebek ölümlerindeki azalmalar nedeniyle ortaya çıkmıştı. Ancak 1950’lerden bu yana ana neden yaşlıların ölüm oranlarındaki azalmalar olmuştur. Örneğin; ulusal nüfus verilerinin 16. yüzyılın ortasından beri toplandığı ve çok kaliteli olduğu İsveç’te, yaşam süresi yaklaşık 150 yıldır artmaktadır. Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya da dahil olmak üzere birçok ülkedeyaşam süresinin arttığı gözlenmiştir. Bu araştırma 100, 110 yıl ya da daha fazla yaşayan çok yaşlı insanların sayısındaki hızlı bir artış hakkında da katkıda bulunmuştur. İlk onaylanmış süper asıllı kişi (110 yaş ve üstü), 1899 yılına kadar 110 yıl, dört ay yaşayan Geert Adrians-Boomgaard idi. Tabi O zamandan beri rekoru başkaları tarafından kırıldı.

Doğrulanmış ilk kadın süper asıllı Margaret Ann Neve, 1903 yılına kadar 110 yıl, on ay yaşamış ve neredeyse 23 yıl boyunca rekoru elinde bulundurmuştur. Delina Filkins, 1928’de 113. yaşının yedinci ayında vefat etti. Rekoru da 52 yıldan fazla elinde tuttu. Mevcut kayıt sahibi ise, 4 Ağustos 1997’de ölen, 122 yıl beş ay yaşayan Fransız kadın Jeanne Calment’tir. 1970’lerin başlarından bu yana süper asıllı erkeklerin sayısı katlanarak artmasına rağmen, Calment sicilini sağlam tutuyor ama daha uzun süre tutamayacağı da muhtemel.

Margaret Ann Neve

100 yaşından sonra hayatta kalmak

Bu yükselen yaşam süresi yaygın olmasına rağmen, tam olarak da belirli değil. Bir durgunluk döneminden sonraki Danimarka’nın ölüm oranlarındaki son gelişmeler, yüzyıllık yaşam alanlarının orada artacağından şüpheleniliyor. Bu durum son zamanlarda bazı yavaşlamaların yaşandığı İsveç’te yakın zamanda gözlemlenenden oldukça farklıdır. Şüphelerin doğru olup olmadığını görmek için yakın kültürel ve tarihi bağlara sahip komşu ülkeler olan Danimarka ve İsveç’te 1870 ve 1904 yılları arasında doğan 16.931 asırlık (10.955 İsveçli ve 5.976 Danimarkalı) üzerine çalışmalar yapıldı.

Her ne kadar İsveç’teki çoğu yaş aralıkları Danimarka’dan daha düşük ölüm oranlarına sahip olsa da, İsveç’te son yıllarda bir artış olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Bununla birlikte, Danimarka’da en yaşlı olanların daha yüksek yaşlarda öldüğü gözlendi ve yüz yaşını aşanların sadece% 6’sının ömrü, dönem boyunca tutarlı bir şekilde yükseldi. Danimarka ve İsveç gerçekten pek çok açıdan birbirine benziyor, ancak bu durum yaşam süresi eğilimleri için çok farklı. Farklılık, tamamen açıklanması kolay olmayan birkaç nedenden ötürü olabilir. Fakat birkaç fikir de var tabi ki.

Sağlık sistemleri

İlk olarak, iki yaşlı nüfus arasında farklı sağlık seviyeleri vardır.Son çalışmalarda, Günlük Yaşam Aktiviteleri (ADL)tarafından ölçülen verilere görebanyo yapmak veya giyinmek gibi bağımsız bir yaşam sürmek için gerekli temel görevler, Danimarka’da sağlıkta iyileşmelerin olduğu gözlemlenmiştir.İsveç’te ise aksine, yaşlılar için bu tür eğilimler daha az iyimser olmuştur. Özellikle de son zamanlardaiki sağlık sistemindeki fark da başka açıklamalar için bizlere bir yol gösterebilir. Bir dizi ekonomik kriz nedeniylekamu hizmetlerine yapılan harcamalar1990’ların başında İsveç’te azalmıştır. Tabi bu durumdanyaşlılar için uygulanan sağlık hizmetleri de etkilenmiştir. Örneğin, yatan hasta bakımında, hastanelerden bakım evlerine kayma ve bakım evlerinde yatak sayısında azalma oldu. Bu kesintiler bazı yaşlıları, özellikle de en düşük sosyoekonomik gruptakileri risk altında bıraktı.

Ayrıca, iki ülke o zamandan beri yaşlı bakımı için biraz farklı yollar izlemiştir: İsveç, en zayıf olanları hedefleme eğilimindeyken, Danimarka biraz daha geniş bir yaklaşım izlemektedir.
İleri yaşlara ulaşan insanlar seçkin bir gruptur ve kesinlikle çok dayanıklıdırlar. Belki de doğal dirençleri ve özel fizyolojileri nedeniyle, yaşam koşullarındaki ve teknolojideki gelişmelerden en iyi şekilde faydalanabilirler. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin olduğu yerlerdekikarşılaştırmalı çalışmalar diğer ülkeler için bazı ilginç şeyler ortaya koymaktadır. Bu bulgular, en yüksek yaşlarda sağlıkta iyileşmeler sağlanabilirse ve yüksek kaliteli yaşlı bakımı da yaygın olarak sağlanabiliyorsa, ömrü uzatmanın mümkün olabileceğini göstermektedir. Eğer öyleyse, o zamanuzun ömürlü insan devrimi hâla bir süre daha devam edecek demektir.

Çeviri: Burak AKTEPE

Kaynak Linki: https://www.livescience.com/65676-how-long-can-humans-live.html

Continue Reading

Uzay

Uzay Giysisi Simülasyonu: Bir Astronot Kıyafeti Giyinmek Nasıldı?

Published

on

Grand Forks, ts.— Felsefe doktorasını tamamlayan çoğu öğrenci bunu bir parti ile kutlar. Oysa, hep bir uzay meraklısı olan ben, bir uzay elbisesi giyindim. Uzay ile ilgili çeşitli tesislere ev sahipliği yapan North Dakota Üniversitesi ’nde (UND) 7 yıl uzaktan eğitim aldım. Üç veya dört kişilik grupların, bir veya iki hafta boyunca astronot olarak yaşadığı, dışarıdan havalandırması bulunan basınçlı uzay giysilerinin içinde Inflatable Lunar ve Mars Habitat ’da, Nasa tarafından insanları Ay ve Mars ’a gönderme amaçlı yapılan Şişme Ay ve Mars Yaşam Alanı testlerinde, ekiplerle çalıştım. Aylarca, sorunları çözmek ve bu sahada liderlik göstermeyi öğrenmek için bu yaşam alanında Dünya’ya bağlı simüle astronotları dikkatle dinledim.Ama hiçbir zaman bir uzay giysisi denemedim çünkü Kanada ‘daki evim uçak ve araba ile North Dakota Üniversitesi ‘nden en az bir gün uzaklıkta ve lisansım için çalışmaya harcadığım zamanın yanı sıra tam gün çalışıyorum.
Ancak tezimi başarılı bir şekilde savunmak için 31 Mayıs ‘ta North Dakota Üniversitesi’ne geldiğimde, gerçek bir uzay giysisinin nasıl bir his olduğunu görmek için, özel bir davet aldım.

Tez komitemin bir üyesi olan, ayrıca North Dakota Üniversitesi ’nin İnsanlı Uzay uçuşu Laboratuarı ’nı denetleyen Pablo de León, beni uzay giysisi laboratuarını ziyaret etmeye davet etti. Yıllarca uzay giysilerinin içinde faaliyet göstermenin zorlukları hakkında yazdım. Şimdi, yaklaşık 25 yıl boyunca uzay hakkında okuduktan ve astronot olmayı hayal ettikten sonra, sonunda basınçlı bir uzay giysisini deneyimlemeyi elde edebilmiştim.

Uzay Giysisinin Uzay İstasyonu ’na Uygun Olmayışı

Ajans, yeni iptal edilen Constellation programı altında Ay ’a geri dönüşü planladığında, gelişme Nasa ’nın altında bağışı ile beraber başladı.(Nasa şimdi, 2024 ’e kadar Ay ’a geri dönmeyi ve insanları indirmeyi istiyor.) Uzay giysisi tasarımı, Uluslararası Uzay İstasyonu ‘nda gördüklerinizden farklıdır. Orada, astronotlar, altta tozluk, ortada bir gövde ünitesi ve kafalarında bir kask olmak üzere, esas olarak üç parçalı bir takım elbise giyerler. Fakat NDX-2, astronotların arkadan giyinecekleri tek bir parçadır. De León ‘a göre, Constellation programının buna benzer birsistem kullanması büyük bir ihtimaldir.

Tek parça sistemi, NASA ‘nın gövde ve tozlukları bağlamak için bir bel yastığına dayanan mevcut sisteminin zorluğuna işaret ediyor. Yastık, iyi bir bükülme hareketi sağlar ve astronotun ileri ve geri eğilmesine yardımcı olur. Ancak takım elbise daha ağırdır, daha pahalıdır ve yastıkta sızıntı yapabilir.Simülasyon “astronotlar”, Habitat’ta (yaşam alanında) birbirini takip eden sekiz görev için NDX-2AT (AT “analog eğitim” anlamına gelir) olarak bilinen bir NDX-2 sürümünü kullandı.Saatler süren kayıtların dinlenmesinden, o uzay giysisi içinde olmanın zor bir iş olduğunu söyleyebilirim, analog astronotlar görevlerini yerine getirirken çok fazla nefes alış-veriş ve efor sesi var.Uzay giysim NDX-2’nin laboratuvar versiyonuyken de León, sahadaki ay görevlerini simüle etmek için daha fazla değişiklik yapılabileceğini söyledi.

Teknik Zorluklar

De León, uzay giysisine girmeden önce bana güvenlik ön talimatını verdi.Klostrofobi veya herhangi bir iletişim kaybı hissi yaşarsam ona söyleyecektim, güvenlik sinyali sol kolumu düz tutup yukarı kaldırmamdı. De León, kendinin ve o güne yardım eden lisansüstü öğrencilerinin (Joseph Clift ve Bradley Hoffmann) bir şey olursa saniyeler içinde beni çıkarabileceklerinin güvencesini verdi. De León, ilerlememi denetlemeyi ve küçük bir telsiz dahili telefonu aracılığıyla benimle sürekli iletişimde kalmayı planlıyordu.İçeri girdikten sonra, Clift prosedürlere yardımcı olmak için yanımda olacaktı, Hoffmann da giysilerin içindeki basıncı ayarlamak için bir hava kompresörünün yanında aynı odada kalacaktı.

Daha sonra, De León ve öğrenciler beni görevime tanıttılar, yerdeki bazı nesneleri almak için kullanılan simüle astronot aletlerini (bir kepçe ve kıskaç) takdim ettiler.Elbiseye girmeden önce bile, halıya dağılmış kayaları ve oyuncakları almak için kıskaç kullanmanın çok fazla el gücü gerektirdiğini fark ettim. Kepçe kullanımı daha kolaydı, ancak nesneleri kepçe kasesinin içinde güvenli bir şekilde hareket ettirmek için biraz el becerisi gerekiyordu. Bir sonraki zorluk, kolayca giysinin içine girmek oldu. Arka giriş bölmesi yerden yüksekti, giysiye girmek için bir merdivene ihtiyacım vardı.Elbisenin üstünde bir demir çubuk tuttum ve tozluk içine ittim.

Bacaklarımı soktuğumda, çabucak başka bir sorun ortaya çıktı, sol ayağım sıkıştı, o kadar acı bir şekilde sıkışıp kaldım ki, sol ayak tırnağım plastiği kazıyordu. Hoffmann ve Clift benim sıkıştığımı görebiliyorlardı ve konuyu teşhis etmek için birkaç dakika harcadık. Ayağımı oynattım. Öğrenciler ayağımın ve parmağımın topuğunu bulmaya çalıştılar ve ardından uzay giysisi malzemelerini hareket ettirirler.Uzun dakikalar boyunca tek hissettiğim kumaştı, nihayet topuğumun altında bir boşluk hissettim.Botun nerede olduğunu biliyordum. “Çok yakınım!”Öğrencilere, ayağımı sola, boş alana doğru salladığımı söyledim.Dikkatli yardımları ve biraz gayretleriyle, sonunda bota bastım.Şimdi teste hazırdım.De León kulaklığımı taktı, hava tüpünü uzay giysime koydu ve sonra (öğrencilerin yardımı ile) arkasını kapattı.

Kar Kıyafeti Hissi

Uzay giysisinin içinde iki asıl duyuyu hissetmiştim; yüzüme doğru esen soğuk hava ve vücudumun ısısı ter ve nem yaratıyordu.Elbisenin içine girmem için uzun pantolon, uzun kollu üst ve hatta eldiven giymem istendi, bu yüzden de León test sırasında zamanımı alarak aşırı ısınmayı önlemek için birkaç kez beni çağırdı.Neyse ki, daha sıcak ortamlardan zevk alıyorum ve süre boyunca rahat hissettim. Giysinin içindeki hava basıncı değişiklikleri oldukça kademeli ve yumuşaktı, kesinlikle uçakların içinde daha kötü bir deneyimler yaşamıştım.

De León bağırdı, böylece sesini çıkan havanın gürültüsünün üzerinden duyabilecektim. Ve sonra bana bazı esneklik testleri yapmanın zamanı olduğunu söyledi. Kollarımı yukarı, aşağıya doğru kaldırıp indirdim, sonra ellerimi esnettim. İçinde durmak kocaman bir kar kıyafeti içinde olmak gibiydi, içinde hareket etmenin ve hatta ayak parmaklarımı görmenin zor olduğu bir kar kıyafeti. De Leon, uzay aracındaki araçları kullanmamı istediğinde, birkaç dakika sonra bu problem ortaya çıktı.Göremedim!Ayaklarımın yanına baktığımda, uzay giysisi kumaşı görüşümü kesti ve kaskın camı zaten az görebildiğim şeyi engelledi.

Daha da kötüsü, kollarımın yerdeki aletlere ulaşamayacak kadar çok kısa olduğunu anladım.Kollarımı uzay giysisinin önündeki bir destek çubuğunun altından oynatmayı denedik, ama bunun faydası olmadığı kararına vardım, kollarımı daha çok uzatmam gerekirdi. Test dakikalar içinde tamamlandı. De León elbisenin arkasını açtı ve Clift benden bacaklarımı bisiklet pedalı hareketi yaparak tozluktan kurtarmaya çalışmamı istedi. Demir çubuğu tutup çektim ama üst bedenimde bacaklarımı çekecek kadar güç yoktu. Hoffmann ve Clift çabucak adapte oldular, tekerlekli bir ofis koltuğu buldular ve ayaklarımı emniyete almak için tekerleklere karşı sertçe bastırdılar.

Kısa bir süre sonra sandalyeden kurtulduğumuzda tek bir fişle kendimi çıkardım. Terli, yorgun ve şu an düzenli olarak uzay giysisi giyen astronotların dehşeti içinde, NDX-2 ‘nin yanında durdum.Takım elbise giyerken yaşanan birçok teknik soruna rağmen, çok memnundum. Birkaç dakika boyunca kendimi gerçek bir astronot gibi hissettim, deneyler yapan, problemleri çözen ve hepsinden öte, mühendisliğin sınırlarını keşfeden.

Çeviri: Nurgül Özden

Kaynak: https://www.space.com/space-writer-tries-on-prototype-spacesuit.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar