fbpx
Connect with us

Uzay

Korkutan Araştırma: Yerçekimsiz Ortam Astronotların Beyinlerini Daha Hızlı Yaşlandırır

Published

on

Beynin içindeki su, beyaz sinir dokusunun değişmesine neden olan sıra dışı yollarda hareket eder.
Uzay Tehlikesi: Pek çok çalışma uzay yolculuğunun sağlık sorunlarıyla ilişkilerini araştırmıştır. Bu araştırmaların sonucu uzay seyahatinin kanser riskini artırdığı, ağır radyasyon ve kemik erimesi gibi etkilerini sıralamıştır. Uzun dönemli yerçekimsiz uzay seyahatleri astronotların beyinlerine zarar verir. JAMA nöroloji dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmadan elde edilen verilere göre uzay uçuşu, öğrenme ve diğer önemli fonksiyonlardan sorumlu beyin sinir lifleri dokusundaki değişmelerle ilişkili olduğunu göstermiştir.
Beyin Dokusundaki Değişimler
Araştırmacılar uluslar arası uzay istasyonunda 200 günden fazla zaman geçiren astronotların görevden önce ve sonra ki MRI ( Manyetik Rezonans Görüntüleme cihazı) taramalarını incelediler.
Bildiğimiz üzere, yerçekimsiz ortamda beyni çevreleyen su yeniden dağılır ve beyin, kafatasında yukarıya doğru yön değiştirir. Ancak, yeni araştırma bulguları; bu olayın beyin dokusunun daha hızlı yaşlanmasına neden olduğunu göstermiştir. Akademik bildiri ‘’Beyin sinir dokusu değişmeleri, sağlıklı yaşlanmayla aynı dönem süresince normal olarak görünenden daha büyük boyutta gerçekleşir.’’ demecini verdi. Endişe verici olan şey: uzayda daha uzun zaman geçirmenizle bu etki çok fazla olur.

Florida Üniversitesinde yardımcı yazar, kinezyoloji ve fizyoloji profesörü olan Rachel Seidler Popular science dergisine ‘’ Bu değişimlerin daha uzun uzay uçuşu görevi süresinde daha büyük boyutlarda olduğunu ve büyük değişmeleri ise denge kaybının çok fazla olması ile ilişkili olduğu’’ yorumlarını yaptı. Fakat, bu etki daha önce uzayda bulunmuş astronotlarda önemli derecede azalmıştır. Böylece vücut yerçekimsiz ortama adapte olabilir. Hala oldukça ciddi bir konu olduğundan daha fazla araştırmaya olanak sağlanamamıştır. Sonuç olarak, art arda gelen en uzun uzay uçuşu: Bir yılda 342 gündü. Bu da demek oluyor ki Seidler ve çalışma arkadaşlarının önünde geliştirmeleri gereken işleri var.
Seidler ‘’Bu beyin değişimlerinin sonuçları gelinen noktada bilinmezdir.’’ dedi.
Editör / Yazar: Hatice ADLİ
Kaynak: https://futurism.com/zero-gravity-astronauts-brains-age-faster

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

NASA Mars’taki ilk depremin görüntülerini yayınladı

Published

on

NASA’nın InSight uzay aracı, Mars’taki ilk sismik hareketi kaydetti. Bilim insanları, 6 Nisan’da Mars’ta hafif şiddette bir yer sarsıntısı tespit edildiğini duyurdu. Uzmanlara göre bu sarsıntı Mars yüzeyindeki bir çatlaktan ya da göktaşı çarpmasından kaynaklanıyor olabilir. Bunun, Dünya ve Ay dışında gezegende kayıt altına alınan ilk deprem olduğu belirtiliyor. Geçtiğimiz aylarda altı aylık uzun yolculuğun ardından altı dakikalık zorlu iniş işlemini de başarıyla gerçekleştiren InSight, NASA’nın Mars’a indirmeyi başardığı 8. uzay aracı olmuştu. Bu zorlu süreç işin yalnızca ilk adımıydı. ABD Havacılık ve Uzay Ajansı NASA’nın sismik inceleme aracı olan InSight en önemli veri toplama araçlarından biri olan deprem ölçer (sismometre) enstrümanını Kızıl Gezegen’in yüzeyine yerleştirmeyi başarmıştı.

Apollo’nun Verilerini Hatırlatıyor

Bilim insanları, sarsıntının karakterinin Apollo’nun ay yüzeyinde kaydettiklerini anımsattığını söyledi. Ay yüzeyinde de 1969 ve 1977 yılları arasında binlerce deprem kaydedilmişti.

Uzmanların hem 6 Nisan’da kayıt altına alınan veriyi hem de mart ortasından bu yana tespit edilen daha zayıf üç sismik sinyali incelemeyi sürdürdüğü belirtildi.

Oluşum Sürecine Işık Tutacak

InSight, geçen kasım ayında Kızıl Gezegen’e inmişti. Bilim insanları bu projeyle, Mars’taki depremleri inceleyerek gezegenin yapısı hakkında daha fazla bilgi edinmeyi umuyor.

Verileri, Dünya’nın iç yapısıyla karşılaştırmayı hedefleyen uzmanlar iki gezegenin oluşum sürecindeki farklılıkları ortaya koymayı planlıyor.

Mars’ın jeolojik açıdan Dünya kadar aktif olmadığı ve Ay gibi tektonik plakaları bulunmadığı ifade ediliyor.

InSight Uzay Aracını Nasıl Bir Süreç Bekliyor ?

InSight’ın gücünü güneş enerjisinden aldığı düşünülürse, panellerin çalışır durumda olması gelecek için olumlu bir işaret. Aracın enerji kısmının kontrol edilmesinin ardından, araca bağlı olan robotik kolun ve diğer ekipmanların iyi durumda olup olmadığı da kontrol edilecek. Bu kontrolün de tamamlanması ile birlikte InSight, Mars’taki asıl görevine başlayabilecek. InSight’ın Mars’taki daha öncesinnde yaptığı görevi ise kızıl gezegenini köstebeği olup yüzeyde yaklaşık 5 metrelik bir delik açmak oldu. InSight, söz konusu deliğe ‘İç Yapı Sismik Deneyi’ (SEIS) adlı sismometreyi yerleştirecek. Bu sismometre Mars’ın kuru kabuğunun altında ne gibi faaliyetler olduğunu, bununla birlikte Güneş sisteminin en büyük volkanlarından bazılarına sahip olan Mars’ın sismik durumunu inceleyecek.

InSight’ın göreve başlamasının ardından en az iki yıl boyunca Mars’ın sismik durumu ile ilgili verileri Dünya’ya iletmesi bekleniyor. InSight, Kızıl Gezegen’e iniş yapan diğer uzay araçlarının aksine görev yaptığı bölgeden asla ayrılmayacak. Mars’ın kalbi ve sismik durumu ile ilgili elde ettiği veriler ile gezegenlerin oluşumu hakkında şu ana kadar hiç elde edilmemiş verilerin bulunmasını sağlayacak. Yani ”Mars’ta yaşayabilir miyiz ?” sorusunun net cevaplarından birisi alınmış olacak.

Kaynak: https://edition.cnn.com/2019/04/23/world/marsquake-nasa-insight-scn/index.html

Continue Reading

Uzay

Jüpiter’in Uydularında Neler Saklı?

Published

on

Bilim insanları Jüpiter’in etrafındaki bu dört uyduyu, tüm Güneş Sistemi’ndeki en etkileyici hedeflerin arasında değerlendiriyor; fakat neden? Jüpiter’in onaylanmış 79 uydusu arasından bu dört eski üye, yaşama ev sahipliği yapan derin yüzeyaltı okyanuslarına ait ipuçları ile Güneş Sistemi’nin en ayırt edici jeolojisini sunarak gök bilimcileri oldukça heyecanlandırdı. “Galilean Uyduları” 1610’da onları ilk defa gözlemleyen Galileo Galilei’nin ardından isimlendirildi. Jüpiter’in en yakın Galilean uydusu Io, kendisini çevreleyen buz benzeri yapılara nazaran dünyevi gezegenlere daha yakın bileşimi ile oldukça olağan dışı. Aynı zamanda Güneş Sistemi’ndeki 400 faal volkan arasında en aktifi olarak biliniyor. Bu durumun sebebi ise Jüpiter’in yerçekiminin itme-çekme kuvvetleri ile onun etrafında dönen minik komşu uydular tarafından üretilen iç ısı. Aynı “halat çekme yarışı” ısısı, Jüpiter’in ikinci Gelilean uydusunun Dünya’ya nazaran iki kat fazla hacimde derin yüzeyaltı okyanusu bulundurduğu inancını beraberinde getiriyor.

Europa, Io’dan farklı olarak buzlu bir yüzeye sahip; ancak gökbilimciler, organik moleküller dahil olmak üzere yaşamsal bir kimya içeren tuzlu okyanusların, buzun altında barındığını düşünüyor. Europa eliptik bir yörüngede Jüpiter’in yanından geçtiği zaman uydunun kenarları çekimsel gelgit kuvveti tarafından gerilip esnetiliyor ve merkezden dışa doğru ısınmaya sebep olan iç sürtünme oluşuyor. NASA olası bir okyanusun varlığını teyit etmek için Europa Clipper uydusunu kullanarak 2020’lerde yakın bir bakış atmayı planlıyor. Europa’nın komşusu Ganymede’in ise kalın buz kabuğu altına saklanmış bir okyanus barındırdığı düşünülüyor. Tuzlu su okyanusunda kendini gösteren bir elektrik iletkeni tabaka, uydunun manyetik alanını etkilemiş olabilir. Fakat Ganymede’in Jüpiter’e uzaklığı, onda daha zayıf gelgit kuvvetlerinin etkin olduğunu gösteriyor; yani suyun var olması daha az olası bir durum.

Ganymede, Güneş Sistemi’nde yüzeyini zararlı radyasyon ve güneş rüzgarlarından koruyacak “magnetosfer”e sahip olması sebebiyle eşsiz. Aynı zamanda Jüpiter’in en büyük uydusu olan Ganymede, Güneş’in etrafında dönüyor olsaydı bir gezegen olarak kabul edilebilirdi. Callisto, 4 Galilean uydusu arasında Jupiter’e en uzak olanı. Bu uydu Güneş Sistemi’ndeki en fazla kratere sahip yapılardan biri gibi görünüyor. Çukurlar 2600 km genişliğe ulaşabiliyor ve bu kraterler Güneş Sistemi oluşumunun erken dönemleri hakkında bize pek çok bilgi verebilir. Çünkü gökbilimcilere göre 4 milyar yıldır yüzey değişmemiş. İnsansız hava araçları onlarca yıldır Galilean uydularının çok yakınından geçiyor ve elde edilen bulgular suyun varlığına ait çok daha büyük olasılıkları destekliyor.

NASA’nın Europa Clipper projesi kapsamında, Avrupa Uzay Ajansı’nın JUpiter ICy moons Explorer olarak da bilinen uzay aracı “aka JUICE”, uyduların gizemli özelliklerini derinlemesine kavramamız için önemli role sahip. Ancak uzay araçlarının Güneş etrafında fırlatılması ve Jüpiter’in büyük çekim kuvvetleri tarafından yakalanması arasında 800 kilometrelik bir mesafe olduğu için bu araçların uydulara ulaşması pek kolay olmayacak. Eğer aka JUICE bu çetin yolculukta hayatta kalarak uydular arasında dolaşmak için yeterli enerjiyi üretebilirse gökbilimciler, yüzey altında nelerin yattığı konusunda eşsiz bir bakışa sahip olacak -bu durum Dünya’nın da ötesindeki ilk yaşam formlarının keşfi ile sonuçlanabilir.

Editör / Yazar: Emine Kızılkaya

Kaynak: https://www.seeker.com/videos/space/what-secrets-are-hiding-on-jupiters-moons

Continue Reading

Astrofizik

Karanlık Madde Gerçekten Belirsiz Mi?

Published

on

Bilim insanları yıllardır karanlık maddeyi anlamaya ve evrenin 4’ te 1’ ini kaplayan bu gizemli maddenin sırlarını çözmeye çalışıyor. Görünmezlik pelerininin mantığını kavramamızı sağlayacak fikri arıyorlar. Devasa tek bir parçaymışçasına hareket eden binlerce küçük parçacığı inceliyorlar. Maalesef 28 Şubat’ta, Journal of Cosmology and Astroparticle Physics dergisinde yayınlanan makaleye göre karanlık maddeyi elde etme girişiminden elleri boş ayrıldılar. Sonuçlara göre karanlık madde eğer gerçekten çok küçük maddelerden oluşuyorsa elde edilmesi çok zor ve diğer maddelerle etkileşime girmeyen bir madde olabilir. Karanlık madde evrenin en büyük sırlarından biri. Işıkla etkileşime girmiyor ama diğer maddeler üzerinde kütlesel çekim kuvveti uyguluyor. Evrendeki enerji ve maddenin dörtte birini oluştursa da bilim insanları onu henüz ne bulabildiler ne de neyden oluştuğunu çözebildiler.

Karanlığın Kalbi

Pek çok bilim insanı, karanlık maddenin zayıf etkileşimli büyük parçacıklardan (WIMP) oluşuyor olabileceğini düşünüyor. Ama bu teori karanlık maddeyi tam olarak açıklayamıyor. Örneğin, bu parçacıklar, galaksiler ağında astronomların henüz göremediği yapılar oluşturmalıydılar. Bu yüzden bilim insanları karanlık maddeyi farklı bir yönde aramaya başladılar, ultralight parçacıklarında. Araştırmanın yazarlarından Sergey Troitsky, “ Bir çok teori olsa da hiçbirinin destekleyici bir kanıtı yok, bu yüzden her ihtimali tek tek araştırmalıyız.” dedi. Bazı teorilerse ultralight karanlık maddenin diğer adıyla belirsiz karanlık maddenin elektrondan 10^28 kat daha hafif olduğunu ve bir dalgadan ziyade bulanık sınırları olan bulaşmış parçacık gibi hareket ettiği için “belirsiz” karanlık madde olarak adlandırıldığını iddia ediyor. Son araştırmalarla aktif galerilerdeki ışıkla bu maddeyi bulmanın bir yolu olup olmadığı araştırılıyor.

Karanlık madde evrenin çoğunluğunu kapladığından, eğer ultralight parçacıklarından yapıldıysa onlardan çok sayıda var olmalı. Durum böyleyse parçacıklar Bose-Einstein Yoğuşması gibi ultra soğukta birbirleriyle yapışık halde bulunuyor olmalılar, mesela bir saha gibi . Parçacıklar ışıkla etkileşime girmediğinden (ki zaten bu yüzden onları bulamıyoruz) bu saha hareket ettikçe polarize ışıkta etki bırakıp, ışığın hareketi sırasında ışınların yönünü değiştiriyor olmalı. Teoriye göre bu etki karanlık maddenin 325 ışık yılı kadar karşısındaki alanlarda görülebiliyor. Bu alanın salınımı da ultralight karanlık maddenin kütlesine bağlı. Bilim insanları bunu kullanarak karanlık maddenin kütlesini ölçmeyi umuyorlar. Karanlık maddenin etkisinden dolayı ışığın kutuplaşmasındaki değişiklikleri araştırmak için bilim insanları 10 teleskopun birleşimiyle oluşan Very Long Baseline Array isimli radyo-teleskopunun arşivlerini taradılar. Uzak galaksilerden ulaşan ışık ayrıntılı bir şekilde araştırıldığı için elimizde yeterli bilgi mevcut.

“Genellikle astrofizik alanında önceden yayınlanmış belgeleri inceleyerek araştırma yaparız ama bu kez araştırmacılardan kendi çalışmaları üzerinde incelemeler yapmalarını istedik ve çalışma taslağımız için gözlemsel verileri kullandık.” Dedi Troitsky.10 yıllık araştırmaları taradıktan sonra bilim insanları salınımları buldular ama bu bekledikleri türden değildi. Galaktik nükleuslar(çekirdekler) normalde belli bir frekans olmadan salınım yapar ama karanlık maddede durum böyle değildi. Bilim insanları galaksiler arası yapıları açıklayacak ultralight karanlık maddenin varlığına dair herhangi bir kanıt bulamadı. Yine de bu yokluğunun kanıtı olamaz. “Karanlık maddenin yer çekimi dışında bir kuvvetle etkileşime geçeceğinin garantisi yok, böyle bir maddeyi bulmak çok zor olsa da en basit açıklama bu.” Dedi Troitsky. “Karanlık madde hakkında emin olduğumuz tek şey, bilinen parçacık fiziğinin dışında kalması. karanlık maddenin yapısına ilişkin gözlemsel kanıtlara sahip olana dek tahminlere ve spekülasyonlara dikkat etmeli ve açık fikirli olmalıyız.” Dedi Telaviv Üniversitesi’nde gökbilimci olan Rennan Barkana.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.space.com/fuzzy-dark-matter-evidence.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar