fbpx
Bizi Takip Edin

Ekoloji

Kuruyan Aral Gölü’nü Ormana Dönüştürme Projesi

Yayınlandı

üzerinde

Aral gölü bir dönem dünyanın dördüncü büyük gölüydü o kadar büyüktü ki aral denizi diye de anılıyordu. Şimdiler de ise Aral gölünün kuruması nedeniyle Orta Asya için bir çevre felaketine dönüşmüş durumda. Kuruyan Aral gölüne çöken kimyasal maddeler çevre insanına ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Özbek Hükümetinin kuruyan göl yatağına milyonlarca ağaç dikme projesi ise bu soruna çözüm olabilir mi?
Aral gölünün kurumaya başlaması 1960’lı yıllara dayanmaktadır. Dönemin Sovyet hükümeti gölü besleyen iki nehrin suyunu tarım alanlarının sulaması ve pamukçuluğun gelişmesi için yönünü değiştiriyor. Sovyet hükümetinin pamuk üretimi artışındaki memnuniyeti nedeniyle gölün kuruyor olması noktasındaki tüm uyarıları dikkate almadılar.

Aral gölünde sular çekildikçe gölün tuzluluk oranı da haliyle artmaya başlıyor. Bu durum çevre ekosistemine verdiği zararlar dışında balıkçılık ile geçinen yerel halk içinde büyük bir felaket ile sonuçlandı. 1980’li yıllara gelindiğinde bölgeye has hastalıklar baş göstermeye başladı. Tüberküloz, böbrek sorunları , ishal vakıaları ve tüberküloz halk sağlığını ciddi anlamda tehdit ediyordu. Kremlinli yetkililer Kazakistan ve Özbekistan’ da hedefledikleri pamuk tarımında başarılı mesafeler kat ettiyse de yanlış ve orantısız kullanılan tarım ve haşere ilaçları, Gölü besleyen nehir yataklarına karışması nedeniyle gölde yaşayan canlıları zehirleyeceği ve ekosisteme zarar vereceğini hesaplamadılar veya görmezden geldiler…

Bir başka araştırmaya göre 1981 – 1991 yılları arasında akciger kanserleri görülme sıklığı 2 misline çıkmıştır. 1990 yılının sonlarına gelindiğinde ise çocuk ölümleri binde 60-110 aralıklarına çıktı. Aynı yıllarda ise bu oran Rusya’da binde 28,  Özbekistan’da ise binde 48 idi. Yaşanan sorunları herkes bilmesine rağmen yetkililer ancak Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kabul etmiştir.Bu süreçten sonra bir takım tedbirler alınmaya başlanmıştır.
Günümüze geldiğimizde ise Aral gölü kurudukça nehirler ile taşınan zehirli kimyasallar ve tarım ilaçları kuruyan göl yatakların da sağlık sorunları yaratmaya devam ediyor. Kuruyan göl havzası üzerinden kalkan tozlar çevre bölgelerde yaşayan halk tarafından solumaya devam ediyor. Özbek hükümeti bu durumun önüne kuruyan gölü ormanlaştırma projesi ile önüne geçmeyi hedeflemektedir. Ormanlaştırma kapsamında Saksaul tohumları ekilmeye başlandı. Bu sayede çevreye karışan zehirli tozların önüne geçmesi hedeflenmektedir. Proje başlandıktan itibaren yaklaşık yarım milyon hektarlık bir araziye saksual dikimi yapılmış. Ancak daha ağaçlandırılması gereken 3 milyon hektara yakın bir alan daha bulunmaktadır. Projenin bu hızda devam etmesi nedeniyle ancak 150 yıl içinde bu bölge tamamen ağaçlandırılmış olması ön görülmektedir…

Pamuk tarımının balıkçılığa tercih edilmesinin sonucu yaşanan bu çevre felaketinin sonuçlarını yüz yıllar içinde ancak yeterli kaynak sağlanabilir ise onarabileceğiz.Bu duruma rağmen yapılan çalışmalar nedeniyle çevre halkının bir nebzede olsa yaşam kalitelerinin artacağına dair umutları devam etmekte.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Dünyanın Yeni Kurtarıcısı: Nükleer Enerji

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

”Dünya’nın sonu geliyor,” teorileri uzun yıllardır ortaya atılan söylemlerdir. Savaşlar, meteor çarpması, uzay fırtınası, iklim değişikliği, büyük tropik olaylar, açlık, uzaylı istilası ve daha birçok neden, bu teorilerin dayanağı olmuştur. Ancak özellikle de son yıllarda artış gösteren küresel ısınma, canlı hayatını tehdit ediyor. Yapılan araştırmaların ardından kürese ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede yeni bir yöntem belirlendi: Nükleer Enerji.

Politika bilimci Joshua S. Goldstein ve enerji mühendisi Staffan A. Qvist, küresel ısınma sorununun çözümü için yeni bir makale yayımladı. The Wall Street Journal’de yayımlanan makalelerinde yenilenebilir enerji kaynakları kullanılırsa küresel ısınmayı çözmemizin gereğinden uzun süreceği söyleniyor. Araştırmacılara göre iklim felaketinden kurtulmanın başka bir yolu var ve bu yol da nükleer enerjiden geçiyor.

Almanya, yenilenebilir enerji alanında dünyanın en önde gelen ülkesi konumunda. Her ülke en az Almanya kadar yatırım yapsa bile küresel ısınmanın çözümü 150 yılı bulacak. Bilim insanlarına göre ise küresel boyutta felaket yalnızca 30 yıl kadar uzakta. Üstelik, yeterince hızlı bir şekilde temiz enerji kullanmaya başlasak bile güneş enerjisi ve rüzgar oldukça dengesiz ayrıca kullanımları için çok büyük arazilere de ihtiyaç duyuyor. Araştırmayı yapan ikiliye göre ihtiyacımız olan şey, karbonsuz şekilde, çok miktarda enerjiyi düzenli olarak sağlayabilecek ve elektrik üretimine ayrılan arazi miktarını arttırmayacak bir güç kaynağı. Bütün bu hedefler tek bir noktayı gösteriyor: Nükleer enerji.

Yanlış yönlendirilmiş korkular, nükleer enerjinin gerektiği kadar büyüyememesine neden oldu. İnsanlar nükleer enerjiyi düşündükleri zaman akıllarına Çernobil gibi felaketler geliyor. Yine de ikili son 60 yılın tek ölümcül nükleer kazası olarak adlandırılan Çernobil dışında böyle bir olay yaşanmadığına ve bu sayının da diğer sanayi dallarında yaşanan ölümlü kazalara kıyasla çok düşük olduğunu belirtti. Nükleer enerji üretiminde ortaya çıkan atık miktarı, kömür ya da diğer yakıtlarla kıyaslandığında çok daha düşük. Yani nükleer enerji; ekonomik, hızlı ve temiz bir şekilde küresel ısınma sorununa bir çözüm olabilir.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://futurism.com/the-byte/nuclear-energy-can-save-earth

Devamını Oku

Ekoloji

Küresel ısınmanın, kuşları acımasız canlılara dönüştürdüğü saptandı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Gezegenimizde ısının giderek artmasının kuşlar arasındaki rekabeti şiddetlendireceğine dikkat çeken bilim insanları, bu yüzden kuşların yuva ve yiyecek kaynakları mücadelesinde türdeşlerini öldürmeye meyilli son derece acımasız canlılara dönüşmekte olduğunu belirtti. Küresel ısınmanın kuşların üzerindeki etkisini araştıran bir grup zoolog, ‘Current Biology’ dergisi için kaleme aldığı makalede, hava sıcaklığı ortalamalarının giderek artmasının, kuşları yuva ve yiyecek kaynakları mücadelesinde acımasız katillere dönüştürdüğünü ifade etti.

Hollanda’daki Groningen Üniversitesi’nden Jelmer Samplonius, “Kara sinekkapanlar, küresel ısınmadan dolayı Avrupa’ya biraz daha erken dönmeye başladı. Bu, çiftleşme mevsiminin en yoğun döneminde baştankara kuşlarıyla giderek daha çok çatışmalarına neden oluyor. Araştırmalarımızın gösterdiği gibi kara sinekkapanlardan her onuncu erkek kuş, bu ‘yuva savaşı’ sonucunda baştankaraların kurbanı oluyor” dedi. Son zamanlarda çevre ve iklim bilimciler, varlığından artık şüphe duyulmayan küresel ısınmanın 1.5 derecede tutulamaması halinde bitkilerin yaşamını ve hayvanların davranışlarını nasıl etkileyeceğine dair araştırmalarını yoğunlaştırdı.

Samplonius ile ekibi, aynı türden yiyecek tüketen ve benzer koşullarda yuva kuran iki rakip kuş türünün arasındaki ilişkiyi gözlemleyerek, davranışlardaki değişikliğin en yalın ve ilginç örneklerinden birini buldu. Uzun süredir yaptığı gözlemlerde son yıllarda daha sık olarak baştankaraların yuvalarında kara sinekkapan cesetlerinin bulunduğunu tespit eden Samplonius, her çiftleşme mevsiminde gözlemlenmeyen bu tür ‘saldırganlık patlamalarının’ iklimdeki dalgalanmalardan kaynaklanabileceğini düşündü. Makaleye göre baştankaralar sonbaharda güneye göç etmeyip kış boyunca Rusya ve Avrupa ülkelerinde yaşarken, kara sinekkapanlar sonbaharda Afrika’ya uçup ancak ilkbaharda geri dönüyor. Göçmen kuşlar daha önce bitki yapraklarıyla onları yiyen tırtılların en hızlı büyüdüğü zaman yuva kurdukları yerlere ulaşırdı, ancak son zamanlarda durum değişti.

Küresel ısınmadan dolayı kuşlar Afrika’yı birkaç gün önceden terk etmek zorunda kalmaya başladı. Araştırmaya göre ılımlı iklim kuşağında ilkbahar erken başladığı zaman bu durum kuşların yaşamını etkilemiyor. Ama ilkbaharın geciktiği ve hala donların oluştuğu durumlarda, bitki ve tırtıl olmadığı için yuva kurmayı ertelemek zoruna kalan kara sinekkapanlar, o bölgede kışında kalan baştankaralarla kaynak mücadelesine girişiyor. Son 10 yıl boyunca Danimarka ormanlarında kurdukları kuş evlerinden kuşların yaşamını gözlemleyen uzmanlar, iklimdeki dalgalanmaların kuşlar arasındaki çatışmalara ve acımasızlık derecesine olan etkisini araştırdı. İklim değişimlerinin gerçekten de iki kuş türünün arasındaki mücadeleyi çetinleştirdiği, kara sinekkapanların Avrupa’ya baştankaraların yumurtladığı dönemde gelmesiyle bu kuşların, yuvalarına girmeye çalışan kara sinekkapanların her 10’uncu erkeğini öldürdüğü ortaya çıktı. İki kuş türünün çiftleşme döneminin denk gelmemediği durumlarda birbirleriyle çok daha az kavga ettiği ve bu kavgalarda kara sinekkapanlardan ölen olmadığı saptandı.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190110141908.htm

Devamını Oku

Ekoloji

İran’ın başkenti Tahran, her yıl 25 santimetre kadar toprağa gömülüyor

Yayınlandı

üzerinde

Yaklaşık 13 milyon insana ev sahipliği yapan komşumuz İran’ın başkenti Tahran, her yıl 25 santimetre kadar toprağa gömülüyor. İnsanlığın doğaya nasıl zarar verdiğinin detayları haberimizde. Nüfus bakımından Batı Asya’nın en kalabalık şehri Tahran batıyor!Bu korkutucu detay 2003 ile 2017 yıllarında çekilmiş uydu görüntülerinden alınan veriler ışığında paylaşılmış. Potsdam Almanya Yerbilimleri Enstitüsünde görevli yer bilimciler Mahdi Motagh ve Mahmud Haghshenas Haghighi’nin elde edilen son verilere göre paylaştığı veriler pek de iç açıcı değil. Çarpık kentleşmenin yaygın olduğu Batı Tahran ovası ile Veramin ovası’nın bulunduğu bölge her yıl 25 santimetre ve uluslararası hava alanının bulunduğu şehrin güneybatı bölümü ise her yıl 5 santimetre toprağa gömülüyor. Sorunun yaşandığı bölgelerde petrol boru hatlarından, doğal gaz boru hatlarına kadar pek çok tesis ve yaklaşık 250,00 adet bina bulunmakta.
Kaçak sulama en büyük neden
Bilim insanları şehrin bu hale gelmesindeki en büyük sebebin, civardaki tarım alanlarının kaçak olarak açılan kuyularla sulanması olarak görüyor. Yetkililer, sayısı 100 bine yaklaşan kaçak kuyuyu mühürlemiş olmalarına rağmen, halen 30 bine yakın kaçak kuyunun faal olduğu ifade ediliyor.

İzinsiz olarak açılan kuyular, yer altı su kaynaklarının tükenmesine ve toprağın yapısının bozulmasına neden oluyor. Korkutucu olan ise suyun, yağmur yağmasına rağmen bu kaynaklarda tekrar birikememesi. Kayaların gözeneklilik (porozite) özelliğini kaybettiğinin bir işareti olan bu durumun engellenmesi, bilim insanlarına göre neredeyse imkânsız. Gidecek yer bulamayan su ise Avustralyalı bilim insanı Linlin Ge’ye göre ani sel baskınlarına neden oluyor.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-018-07580-x

Devamını Oku

Öne Çıkanlar