fbpx
Connect with us

Yaşam

Kuzgunlar Ve Kargalar Neden Dünyanın En Zeki Kuşlarıdır?

Published

on

Beyinleri küçük olabilir ama kuşların, çocukları ve maymunları zekası ile alt ettiği bilinmektedir. 21. yüzyıla kadar, kuşlar genellikle dikkate alınmadı. Nohut büyüklüğünde bir beyin ile ne kadar zeki olabilirsiniz? Ve ancak kuşların zekası daha fazla incelenirse, bu varsayımlar yıkılır. Çalışmalar, örneğin, kargaların alet yaptığını, kuzgunların bulmacaları çözdüğünü ve papağanların farklı bir kelime dağarcığı olduğunu gösterdi. Kuşlar, memelilerden çok daha fazla nöron kullanarak küçük beyinleri için ayrılan alanı iyi kullanırlar. Ancak kuşları zeki olarak sınıflandıran şey tam olarak nedir? Bilim adamları, tanımın daha geniş olması gerektiğini söylüyor. Kargalar konusunda uzman Kevin McGovan “Arjentin’e uçabilmek, geri gelebilmek ve aynı çalılığa inmek, böyle bir zekaya diğer bir çok organizmada önem vermiyoruz.” diyor. Fakat standart zekadan bahsediyorsak insan konuşmasını taklit etmek ya da problemleri çözmek gibi “konu her zaman papağanlara ve kargalara gelir.”
KUZGUNLAR: McGowan’a göre, kuzgun familyasının üyeleri (ötücü kuşlar, kuzgunları, kargaları, alakargaları ve saksağanları içerir.) en zeki kuşların arasında yer alsa da, yaygın kuzgunların zor problemlerle başa çıkabilmeleri mümkün. Science dergisinde 2017 yılında yayınlanan bir çalışma, kuzgunların, insanlara ve insanların akrabalarına özgü olduğuna inanılan bir davranışı bile önceden planladıklarını ortaya koydu. Basit bir deneyde, bilim adamları kuşlara bir araç ile bir yiyecek parçasına nasıl erişebileceklerini öğretti. Neredeyse 24 saat içinde, seçmeleri için araçlar sunulduğunda öğretildiği şekilde aracı tekrar seçtiler ve görevi yerine getirdiler. İsveçli Lund Üniversitesi’nden bir araştırmacı olan Mathias Osvath, daha önce yapılan bir röportajda “Maymunlar bu gibi görevleri çözemedi” dedi.   KARGALAR: zeka testini en az kuzgunlar kadar iyi çözebilmelerine rağmen, McGowan kargaların, insan yüzünü unutmadıkları ilginç bir hafızaları olduğunu vurguladı ve özellikle belirli bir kişi onlar için tehditse o kişiyi hatırlayabiliyorlar. “Her insanın farklı olduğunu ve onlara farklı şekilde yaklaşmaları gerektiğini gösteren iyi bir algıları var gibi görünüyor.” Örneğin; Davranışsal Ekoloji ve Sosyobiyoloji dergisinde 2015 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre, kargalar yeni insanlar konusunda kuzgunlardan daha dikkatlidir ama daha önce etkileşimde oldukları insanlarla daha rahatlardır. McGowan, “Arabamı biliyorlar, yürüyüşümü biliyorlar, beni 10 km öteden tanıyorlar. Sadece inanılmazlar. ”diyor.   GRİ AFRİKA PAPAĞANLARI: Birçok papağan türünün insan konuşmasına eğilimi olsa da, gri Afrika papağanı aralarında en başarılı olanıdır. McGowan, “Onların ceviz kadar küçük beyninde çok fazla şey oluyor” diyor. “Çok uzun yaşarlar ve çok fazla bilgi ve anı biriktirebilirler.” 1950’lerde, Harvard’ın karşılaştırmalı psikologu Irene Pepperberg, Afrika gri papağanı Alex’e İngilizce sesleri öğretmeye başladı. Alex ölmeden önce, yüzlerce kelime üzerinde çalıştı, bunları bağlam içinde kullanabiliyor ve hatta “aynı, farklı ve sıfır” gibi kavramları anlayabiliyordu. Şimdi Pepperberg Harvard Üniversitesi’nde başka bir gri Afrika papağanı olan, Griffin ile çalışıyor. Griffin şekilleri ve renkleri sınıflandırabiliyor ve sıfır kavramı üzerinde çalışıyor.  KAKADU: Kakadular, müzik aleti üreten ilk hayvanlardır. Avustralya’nın erkek palmiye kakaduları kur yaptıkları zaman, drumsticks(baget) yapmak için dallar ve tohum kapsülleri kullanır. Her erkeğin kendine özgü bir müzikal tarzı vardır. Aletlerini içi boş ağaçlara vurarak kendi ritimlerini oluşturuyorlar. BÜYÜK KUYRUKLU KARATAVUK: Büyük kuyruklu karatavuk, sarıasma kuşları ve karatavuklarla aynı familyadan ve genellikle zeki olmadıkları düşünülen bir grup. Kuzgunlara ve kargalar yapılan testler onlara sunulduğunda, büyük kuyruklu karatavuklar testleri başarılı bir şekilde geçtiler. PeerJ’de 2016 yılında yayınlanan araştırmaya göre, büyük kuyruklu karatavuklara ödülü gıda olan bir yapboz verildi. Sadece problem çözmeyi öğrenmediler, aynı zamanda yapbozun kuralları değiştiğinde, kuşların stratejileri bu duruma uyum sağladı. Dahası, her bir kuş, yapboza farklı bir şekilde yaklaştı ve bu durum insanlarla ortaklaştıkları “bireysel düşünme tarzlarını” gösterdi.  Kaynak: https://news.nationalgeographic.com/2018/03/year-of-the-bird-brains-intelligence-smarts/?utm_source=facebook&utm_medium=social&utm_content=fb20180601animalsresurfbirdintelligenceroundup&utm_campaign=editorial&utm_rd=&cmpid=org=ngp::mc=social::src=facebook::cmp=editorial::add=fb20180601animalsresurfbirdintelligenceroundup::urid=&sf190790677=1

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: Kuzgunlar #HayvanlarAlemi – irfandogan

  2. HÜSEYIN SASMAZ (UZUN)

    Kasım 11, 2018 at 6:58 am

    Fakat standart zekadan bahsediyorsak insan konuşmasını taklit etmek ya da problemleri çözmek gibi “konu her zaman papağanlara ve kargalara gelir.”

    https://plus.google.com/109838719669290377148/posts/GGn2JJzeEjj

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Karbon Salınımı Kutuplarda Palmiye Ağaçları ve Timsahların Yaşadığı Dönemden 10 Kat Daha Fazla

Published

on

Torunlarımız kendi çocuklarına sahip olduğunda biz insanlar, 56 yıl boyunca rakipsiz kalmış bir iklim rekoru kırmış olacağız. Yeni yapılan bir araştırma, insanların atmosferin içine dünyanın son büyük ısınma olayı olan Palaeosen-Eosen Termal Maksimum (PETM) sırasında yayılandan 10 kat daha fazla karbondioksit pompaladığını oratya çıkardı. Eğer karbon salınımı gelecekte de artmaya devam ederse matematiksel modellerle tahmin edilidiği üzere birkaç yüz yıl içerisinde yeniden PETM benzeri bir olayla karşılaşmamız olası. Başka bir deyişle, yakın gelecekte Dünya, Kuzey Kutbu’nun buzsuz, timsahlar ve palmiyelerle kaplı olduğu geçmişine dönebilir. Michigan Üniversitesinde paleoclimate araştırmacısı olan Philip Gingerich ise şu uyarıda bulundu, ‘’Sen ve ben 2159’da burada olmayacağız fakat bu tarih bizden sadece 4 kuşak ötede.Çocuklarını, torunlarını ve büyük torunlarını düşünmeye başladığında, anlıyorsun.’’

PETM sıklıkla mevcut küresel ısınma için bir ölçüt olarak kullanılır. PETM süresince, hızlı iklim değişklikleri, okyanuslarda asitleşme ve tükenen canlı sayısında artış görüldü. Bu sürecin ardından dünyanın iyileşmesi 150000 yıldan fazla zaman aldı fakat o zaman yaşananlarla şimdinin hiçbir alakası yok. PETM sırasındaki küresel sıcaklıklar, bugünün ortalamasından yaklaşık 7 santigrat derece (13 derece Fahrenhayt) yüksek bir seviyeye ulaşmıştı. Yeni bir çalışma, eğer hiçbir şey değişmezse 140 yıl içinde insanların, bütün PETM boyunca yayılan kadar sera gazı yayabileceklerini gösterdi. Vanderbilt Üniversitesi’ndeki paleontolog Larisa DeSantis konu hakkındaki endişelerini şu sözlerle dile getirdi, ‘’ PETM e benzer bir ısınmaya gelece yıllarda ulaşılabileceği gerçeği çok korkutucu.’’

Korkutucu olmasının nedeni ise yoldan çıkıyor olmamız. Bugün iklim bilimcileri, PETM’i küresel ısınmanın gezegenimize neler yapabileceği ve bu değişikliklerin ne zaman gerçekleşeceği ile iligli bir örnek olay olarak kullanıyorlar. Bu ne kadar faydalı olsa da buguün farklı bir dünyada yaşıyoruz. PETM’in bir kuyruklu yıldız veya volkandan oluştuğu düşünülse de, şu anki iklim felaketimiz, dünyanın iklim kaydında görünmeyen bir oranda ve genellikle insanlar tarafından besleniyor. Aynı zamanda bu dünyanın farklı ekosistemlerle ve türlerle dolu olduğu bir zamanda soğuğa doğru olması beklenen bir eğilim sırasında gerçekleşiyor.

Tüm bu değişken faktörlerle birlikte, yeni araştırma PETM’in mevcut ısınma için bir gösterge olarak kullanılmasının gelecekte pek de faydalı olamayacağını öne sürüyor. Utah Üniversitesi’nden bir jeofizikçi olan Gabriel Bowen ise konu hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle belirtiyor, ‘’Geleceğe yönelik bir varsayım yapıldığında, bugün gerçekleşmekte olan karbon salınımı, PETM gibi bir olay göz önünde bulundurulduğunda bile, şimdiye dek görülmemiş bir orandır. Elimizde dünyanın bu tür bir karmaşıklığa karşı nasıl bir tepki vereceğini anlayabilmek için yeterli jeolojiik veri de bulunmamakta.’’Görünüşe güre torunlarımız kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacak.

Editör / Yazar: Zeynep BİROL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/carbon-emissions-today-are-vastly-worse-than-earth-s-last-warming-event

Continue Reading

Yaşam

Bilim insanları, kronik yorgunluğu nasıl yenebileceğimizi açıkladı

Published

on

Bir türlü bitmek bilmeyen yorgunluklarınız varsa, akşamları çok erken yattığınız halde sabahları yataktan kalmakta zorluk çekiyorsanız, sürekli agresif ve depresif oluyorsanız, kendinizde yeterli enerjiyi bulamıyorsanız üzgünüz ki nedeni iş yorgunluğu değil nedeni, Kronik Yorgunluk Sendromu. Resmi verilere göre sebepsiz ve kalıcı yorgunlukla kendini gösteren, iş verimliliğini neredeyse yarı yarıya düşüren kronik yorgunluk sendromuna (CFS) dünyada yakalanan 17 milyon kişi var, uzmanlara göre bir o kadar kişi de teşhis konmamış olsa da aynı hastalık görülüyor. Siz değerli okurlarımız için kronik yorgunluk sendromunun nedenlerini ve bu rahatsızlıktan kurtulmanın yollarını araştırdık.

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Stanford Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi’nden biyologlar 2017’de 500’ün üzerinde kişinin kan örneklerini inceledi, bu kişilerden neredeyse 200’üne uzmanların fizyolojik nedenine uzun süredir inanamayan CFS hastalığı teşhisi konuldu. Sebepsiz ve kalıcı yorgunlukla kendini gösteren, iş verimliliğini neredeyse yarı yarıya düşüren CFS hastaları ayrıca baş ağrısı, hafıza bozukluğu, uykusuzluk, mide bulantısı ve daha birçok rahatsızlıktan şikâyetçi. Stanford bilim ekibi, teşhis edilmesi zor olan bu hastalığı ortaya çıkarabilecek parametreleri ararken, daha ağır hastaların kanındaki enfeksiyona işaret eden 17 proteinin miktarının çoğaldığını tespit etti, böylelikle yorgunluk sendromunun enfeksiyonlarla ve bağışıklık sistemi bozukluklarıyla bağlantılı olduğu varsayım doğrulanmış oldu.

Hormonal Dengesizlik

Hollandalı ve İspanyol endokrinologlar ise, CFS’nin bağışıklık sistemindeki bozukluklara değil, vücuttaki iyot eksikliği ve troid beziyle ilgili sorunlara bağlı olduğunu düşünüyor. Araştırmacılar, kronik yorgunluk sendromuna yakalanan hastalara iyot oranı yüksek olan yiyeceklerden oluşan diyetin iyi geleceği öngörüsüyle şu anda ‘iyotlu’ öğünlerin kronik yorgunluk çeken kişilerin normal yaşam biçimlerine dönmelerine yardım edip etmeyeceğini araştırıyor.

Aşırı Yüklenmeden Spor Yapmak

Los Angeles’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılara göre FCS, B grubundaki vitaminlerin, magnezyum ve L-karnitinin bol olduğu gıdaların diyete eklenmesiyle yenilebilecek. Zira hastalığın gelişmesine yol açanlardan biri olduğu düşünülen Alistipes türünden bakterilerin vücuttaki B6 vitamininin üretilmesini engelliyor, magnezyum ise organizmadaki enerji üretim ve tüketim süreçlerini dengede tutuyor. Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nden bilimcilerse kronik yorgunluğa en iyi gelen şeyin aşırı yüklenmeden spor yapmak olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar 3 ay boyunca FCS’ye yakalanan 200 gönüllüyü takibe aldı. Gönüllüler ilaç tedavisinin dışında her gün çeşitli egzersizler yaptı. Sonuçta sporla uğraşan hastaların egzersiz yapmayanlara göre kendilerini çok daha iyi hissettikleri anlaşıldı. Londra Kraliyet Koleji’nden bilimciler de yüklerin kademeler halinde arttırıldığı antrenmanların hastalığın tedavisinde en etkili olduğunu saptadı. Antrenman çalışmalarını molalarla kombine eden hastalar, iyileşmelerini sağlayacak en uygun yaşam düzenini yakalamış oldu.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://sclate.com/turkey/scientists-describe-how-to-overcome-chronic-fatigue/

Continue Reading

Bilim

Parkinson Hastalığı Hakkında Önemli Keşif Yapıldı

Published

on

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı olan Parkinson, genelde orta yaş insanlarda görülür. Dünya’da birçok insanı olumsuz etkileyen bu hastalığa dair önemli bir keşif yapıldı. Bilim insanları, 2017’de gerçekleştirilen “truncal vagotomy” isimli prosedürü geçirmiş düşük seviyede hastalığı bulunan hastalarla, Parkinson’un beyne sıçramadan önce bağırsakta başladığını buldu. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden çalışmalarda bilim insanları, ‘vagus’ siniri adı verilen ve beyin ile sindirim sistemini bağlayan bölgeyi incelemeye aldı. Bu bölgesi alınan hastalar, alınmayan hastalara göre yüzde 40 daha az Parkinson hastalığı üretti. Ekibin sonuçlarına göre; bu farklar oldukça belirgin ve beyindeki hastalıkların karın bölgesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen önceki araştırmaları da destekliyor.

Karolinska Enstitüsü’nden Bojing Liu, “Sonuçlar, Parkinson hastalığının bağırsaktan başladığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu hipotezi destekleyen diğer kanıt ise Parkinson hastalığı olanların sıklıkla mide-bağırsak sorunlarının olması, bu da Parkinson’dan onlarca yıl önce başlayabiliyor” demecini verdi. Liu, ”Bağırsaktaki proteinler yanlış bir yola sapıyor ve bu genetik hata bir şekilde beyne kadar ulaşıyor ve bu hata hücreden hücreye yayılıyor” dedi. İsveçli ekip buldukları bu bulgularda yalnız değiller; 2016’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma ve 2017’de ABD’de yapılan bir araştırma da benzer bulgular elde edilmişti.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-parkinson-s-starts-in-the-gut-not-the-brain

Continue Reading

Öne Çıkanlar