fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Laikliğin Yükseldiği Toplumlarda Ekonomik Büyümenin Arttığı Ortaya Çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Tarihsel olarak yapılan incelemelerde toplumda refah seviyesinin yükselmesiyle, dindarlığın azalması arasında zıt bir ilişki olduğu anlaşıldı. Günümüzde dünyanın en fakir ülkeleri dindarlığın üst seviyede yaşandığı ülkelerdir. Bu araştırma servet sahibi olmanın dindarlığı azalttığı fikrinden yola çıkmıştır. Bununla beraber çalışma bu durumu sorgularken, dinsizliğin artmasının ekonomik büyümeyle alakası ve sonrasını da takip etti. Ülke verilerinin geçmişe dönük taramasıyla gerçekleştirilen araştırmada Trobriand Adalıları üzerinde de bir çalışma yapıldı. Bu topluluk açık okyanusta avlanan ve toplumdan uzak bir yapıya sahip.
Aynı zamanda birçok batıl inanç toplulukta yer alıyor. Sosyologlar Trobriand Adalıları’nın dine benzer uygulamalarının olduğunu gördü. Yoksul olan insanlar bu durumdan kurtulmak için Tanrı’nın onlara yardım edeceği fikrine tutunuyorlar. Bu nedenle statülerini arttırma çabası yerine, dış bir müdahaleyle durumlarının düzelmesini bekleme eğilimindeler. Kendi eliyle durumunu düzelten ve bunun için çaba sarf eden toplumlarda ise yaratıcıdan başarı ve maddi zenginlik bekleme hali azalmaktadır. Kiliseye katılım ve dini kimlik oranlarının diğer zengin uluslardan oldukça yüksek olduğu ABD’de de bile bu durum ateizm arttıkça değişmektedir. Araştırmacılar ilkelere göre ekonomik kalkınma ve sekülerleşme (dini olmayan değerler) önlemlerinin güçlü ama mükemmel olmayan bir korelasyon gösterdiğini söylüyor.
Ancak Bristol Üniversitesi’nden doktora öğrencisi DamianRuck, hikayenin yanlış bir şekilde ele alındığını iddia ediyor. 1910-2014 yılları arasında 109 ülkede dinş inançta düşüşdurumunu belirlemek içinRuck, zaman-gecikmeli regresyonların istatistiksel tekniğini kullandı. Beklenenin aksine sekülerleşme ekonomik büyümeden sonra değil önce geliyordu. Seküler değerlerin nicelleştirilmesindeki her standart sapma artışı, sonraki 10 yıl boyunca kişi başına 1.000 ABD Doları gelir artışı (1990’daki Amerikan dolarına ayarlandı) fazladan 1.000 ABD Doları artış ve sonraki 30 yıllık bir sürede 5,000 dolar artış ile ilişkilendirildi. Bu örüntü hangi dine düştüğüne bakılmaksızın, birçok farklı kültürde aynı şekilde işliyor. Ruck’in çalıştığı bazı milletlerde bazı dönem verileri eksikti. Ancak Nijerya, Büyük Birtanya, Filipinler, Şili gibi aynı değerleri gösteren ülkeler için geçerli değil. Sekülerleşmede artış meydana gelmesi uluslararası ekonomik gelişmedeki farklılıkların %40’ını açıklıyor. Bu ilişkinin gücü zamanla daha da yükseldi. Çalışmada bir ülkeye laiklik geldiği zaman kadın hakları başta olmak üzere bireysel haklarda artış meydana geldiğini, bununda ekonomiye katılımı arttırdığını gösteriyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/brain/as-people-leave-religious-values-behind-economic-growth-improves/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fizik

Einstein’ın mektubu 40 bin dolara satıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Nobel ödüllü ünlü fizikçi Albert Einstein’ın 1922’de kız kardeşi Maja Einstein’a yazdığı ve o dönemde artan milliyetçilik ile anti-semitizmin tehlikelerine karşı uyarı mesajlarının yer aldığı mektup İsrail’de yaklaşık 40 bin dolara satıldı. The Kedem Müzayede Evinden yapılan açıklamaya göre, Einstein’ın Nazi Almanya’sı lideri Adolf Hitler’in iktidarı öncesinde kaleme aldığı mektup, Batı Kudüs’te düzenlenen açık artırmada 39 bin 360 dolara alıcı buldu. Einstein’ın, söz konusu mektubu Almanya’nın Yahudi asıllı Dışişleri Bakanı Walther Rathenau’nun aşırı sağcılar tarafından Ekim 1922’de suikastla öldürülmesinin ardından kaleme aldığı ifade edildi.

Rathenau’nun suikasta uğramasının ardından, polisten gelen hayatının tehlikede olabileceği şeklindeki uyarılar üzerine gizlenmeye başlayan Yahudi asıllı bilim adamı Einstein, kız kardeşi Maja’ya yazdığı mektupta o dönemde artan milliyetçilik ve anti-semitizmin tehlikelerine karşı uyarı mesajları veriyor. Mektubunda Einstein “Burada politik ve ekonomik olarak karanlık zamanlar başlıyor. Bu nedenle her şeyden uzaklaştığım için çok mutluyum.” ifadelerini kullanıyor.

Müzayede evi yetkilileri, mektubun tahmin ettikleri fiyatın iki katına alıcı bulduğunu belirtti. Yahudi asıllı Alman fizikçi Albert Einstein, 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğdu. 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelendirilen Einstein, görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştı. Kuramsal fiziğe katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı Einstein, 1921’de Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştü.
Kaynak: https://kcby.com/news/offbeat/handwritten-einstein-letter-auctioned-off-for-nearly-40000

Devamını Oku

Yaşam

Türkiye’de Bulunan 18 UNESCO Kültür Mirası

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Anadolu gerçekten bambaşka bir coğrafya. Binlerce yıldır onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış ve halen onların izlerini taşıyor. Sümerlilerden Babillere, Romalılardan Hititlere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar birçok medeniyetin eserleri halen dimdik ayakta tarihe meydan okuyor. Bu yazıda bu mekanların UNESCO Kültür Mirası açısından önemini anlattım ve Türkiye‘nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde bulunan eserlerini tek tek yazdım. Bu 18 muazzam mekanı tek tek gezmeliyiz.

UNESCO KÜLTÜR MİRASI NEDİR?
UNESCO 17. Genel Konferansı, 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanmış ve 16 Kasım 1972 tarihinde “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”yi kabul etmiştir. Türkiye Sözleşmeye 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanunla taraf olma kararı almış, Kanun Bakanlar Kurulu tarafından 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Kararla onaylanmış ve 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Gerekli belgelerin UNESCO Genel Merkezi’ne sunulmasıyla Türkiye Sözleşmeye 16.03.1983 tarihinde resmen taraf olmuştur. 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’ne göre oluşturulan ve Dünya Mirası Komitesi (DMK) tarafından belirlenen Dünya Mirası Listesi’nde Dünya Miras Alanı olarak ilan edilen 1092 miras yer almaktadır. Bunlardan 845’i kültürel, 209’u doğal ve 38’i karma (doğal ve kültürel) miraslardır. Türkiye’nin bu listede 16’sı kültürel, 2’si karma olmak üzere 18 miras alanı bulunmaktadır.
Bakalım Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde Bulunan 18 Mirası Neler;

  1. GÖBEKLİTEPE – ŞANLIURFA (2018)
    Listenin en yeni ancak Dünya’nın en eski tapınağı olan Göbeklitepe tarihin akışını değiştirdi. Artık tüm tarih kitapları yeniden yazılıyor ve bilinen doğrular değişiyor. İnşası M.Ö 10.000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge‘den 7000, Mısır Piramitleri’nden ise 7500 yıl daha eski. Sizleri tahtınızdan indirdiği için kusura bakmayın Piramitler ve Stonehage 🙂 Göbeklitepe‘de Neolitik döneme ait boyları 3-6 metre, ağırlıkları da 40-60 ton olan, üzerinde yabani hayvan figürlü “T” biçimli onlarca dikili taş bulunuyor.

    Göbeklitepe’nin Havadan Görünüşü – Türkiye’nin Unesco Kültür Miras Listesi

    Göbeklitepe Şanlıurfa şehir merkezine sadece 20 km. En yakın zamanda görmeniz gereken bir yer zira arkeoloji sevenler ve tarihçiler Dünya’nın dört bir yanından akın akın gelirken kendi ülkemizde bulunan bu muazzam yeri görmemek ayıp olur. Konum için tıklayın.

  2. APHRODISIAS – AYDIN (2017)
    2017 yılında listeye dahil edilen bu muhteşem antik kent adından da anlaşıldığı aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite‘ten adını almış. Rahmetli Ara Güler tamamen rastlantı eseri Aphrodisias‘ın bulunduğu yere gelmesi ile sonrasında hayranlıkla fotoğrafları çekmesi ile tanınmaya başladı. Ara Güler fotoğraflar Times dergisine gönderir. Times editörleri fotoğrafların renkli olanlarını çekmesini ister ve Ara Güler tekrar aynı köye giderek renkli fotoğraflar çeker. Bu yolla dünya basınına dağıtılan fotoğraflar bir anda büyük yankı uyandırır. Amerika’dan gelen arkeologlar Geyre’de araştırma yapmaya başladıklarında burasının Roma İmparatorluğu’na ait, tarihi MÖ. 500’li yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias antik kenti olduğunu anlar.

    Afrodisias – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Böylesine değerli bir mekanı 1958’e kadar keşfedememiş olmak ülkemiz adına utanç verici. Ara Güler olmasaydı diğer birçok mekan gibi burası da insanoğlunun acımasız ve umursamaz yönü yüzünden kaybolup gidecekti. Bu linkteki fotoğraflara bakınca ne demek istediğimi anlayacaksınız. ARA GÜLER – Afrodisias  Neyseki UNESCO Listesine girmesiyle hakettiği yere gelmeye başladı. Konum için tıklayın

  3. ANİ ARKEOLOJİK ALANI – KARS (2016
    Bize Misak-ı Milli’yi hatırlatan Instagram ve Doğu Ekspresi’nin de yine Instagram’ın büyük katkısı sonucu sahip olduğu popülarite sayesinde adını hızla yayan bir arkeolojik alan. Ermeni, Selçuklu ve Gürcü mimarisinden esintiler sunan Ani, “1001 Kilise Şehri” olarak da biliniyor. Bugüne kadar 40’tan fazla kilise, anıt mezar ve şapel tespit edildi bile.

    Aziz Prkich Kilisesi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Şehir merkezine 48 km uzaklıkta bulunuyor  ve ister taksi isterseniz dolmuşlarla rahat rahat ulaşabilirsiniz. Madem Kars‘a kadar uzun bir yolculuğa hazırsınız burayı görmeden ve Ani Kalesindeki uçurum kenarı ikonik instagram fotosunu çekmeden dönmek olmaz. Konum için tıklayın.

  4. EFES – İZMİR (2015)
    Adını Dünya’ya göğsümüzü gere gere duyurabildiğimiz nadir antik kentlerimizden olan Efes’in 2015’e kadar neden listeye dahil olamadığını hiç bir zaman anlayamamıştım. Neyse geç olsa da listede yerini aldı. Izmir‘ın Selçuk ilçesinden 4 km uzakta bulunan bu antik kenti gezmek için 3-4 saatinizi ayırmalısınız.

    Efes / Celsus Kütüphanesi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Liman Caddesi,  Meryem Kilisesi, Büyük Tiyatro, Mermer Cadde, Aşk Evi, Kuretler Caddesi, Skolastika Hamamı, Hadrian Tapınağı, Odeon, Domitian Tapınağı ve en çok merak edilen ikonik yapı Celcus Kütüphanesi her yıl 2 milyona yakın ziyaretçiyi ağırlıyor.  Konum için tıklayın

  5. DİYARBAKIR SURLARI ve HEVSEL BAHÇELERİ – DİYARBAKIR (2015) Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Çin Seddi‘nden sonra Dünya’nın en büyük surlarına yine Dünya’nın en kalın ve yüksek şehir duvarları ve en büyük kale şehri ünvalarına sahip 7000 yıllık izler taşıyan Diyarbakır Surları,2015 yılı itibariyle nihayet yanına 8000 yıllık Hevsel Bahçelerini de alarak listeye girdi. Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Surları ile Dicle Nehri arasında göz alabildiğince uzanıyor. Tarımın anavatanı Mezopotamya’nın belki de en eski tahıl ambarı olduğu söyleniyor. Kalkan balığı şeklinde yapılmış olan ve 82 burçun birbirine bağlandığı Diyarbakır Surları içine aldığı İç Kale ve 100’den fazla kilise, medrese, müze, saray, sinagog, hamam ve kervansaraylarla ziyaretçilerini tarihsel bir yolculuk sunuyor. Halen devam eden restorasyonlar bittikten sonra Diyarbakır turizm cazibe merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerleyecek gibi. Konum için tıklayın

  6. BERGAMA ANTİK KENTİ – İZMİR (2014)
    Sıra geldi kanayan yaralarımızdan Bergama (Pergamon) Antik Kenti’ne. Neden mi kanayan yara? Berlin’e gittiğinizde şehrin en büyük müzelerinden biri olan Pergamon Müzesi buradan getirilen (çalınan) eserlerin merkezinde oluşturulmuş bir müze. İçeride öyle bir sunak var ki, arkadaş bunu oraya nasıl götürdünüz diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

    Bergama (Pergamon) Antik Kenti – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Tarihte ilklerin şehri olarak bilinen şehirlerden biri olan Bergama ilk hastane, ilk psikoterapi merkezi, 200.000 eseri barındıran ilk kütüphane, ilk parşomen kağıdı gibi birçok ilkin çıktığı şehirdir. Hellenistik dönemden kalma bu kent Büyük İskender‘in generalleri tarafından kurulmuş. Ayrıca en dik anfi tiyatroya da ev sahipliği yapıyor. Artık UNESCO Kültür Miras listesinde ancak halen Dünya’ya tam anlamıyla tanıtabildiğimiz yerlerden değil. Ne yapıp edip Berlin’deki müzenin popülarite anlamında önüne taşımalıyız. Konum için tıklayın

  7. BURSA VE CUMALIKIZIK – BURSA (2014)
    Osmanlı İmparatorluğu‘nun ilk başkenti olan ve enfes ilçelere, köylere ev sahipliği yapan Bursatam bir tarih şehri. Bursa’da en yaygın bulunan eserlerin hemen hemen hepsi Osmanlı Döneminden kalma. Osmanlı’nın ilk 6 padişahının yönettiği dönemde şehir çapında 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane inşa edilmiş ve hepsi şu an ayakta.

    Cumalıkızık / Bursa – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Cumalıkızık ise Anadolu’nun en güzel köylerinden ve özellikle son dönemlerde yine sosyal medyanın da etkisi ile iç turizm merkezlerinden biri. Geleneksel Anadolu köy yaşantısını ve taş mimarili evleri en güzel yansıtan köylerimizden. 2014 yılında da UNESCO Kültür Miras Listesinde yerini aldı. Konum için tıklayın

  8. ÇATALHÖYÜK NEOLİTİK KENTİ (2012) – KONYA
    İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Çatalhöyük Neolitik Kenti, Güney Anadolu Platosu’nda yaklaşık 14 hektarlık bir alan üzerinde yer alıyor. İnsanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan bu kenti mutlaka görmelisiniz. Konum için tıklayın
  9. EDİRNE SELİMİYE CAMİİ VE KÜLLİYESİ (2011) – EDİRNETürkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Osmanlı‘nın İstanbul’dan önceki son başkenti olan Edirne muhteşem bir camiiye, Mimar Sinan’ın ustalık eserine ev sahipliği yapıyor. Teknik mükemmelliği, boyutları ve estetik değerleriyle döneminin ve sonraki zamanların en muhteşem eseri olan Camii ve Külliye, mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri ve insanın yaratıcı dehasının bir başyapıtı olarak kabul ediliyor.

    Selimiye Camii – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Sultan II. Selim için yaptırılan bu eserde ters lale figürünü kimseye sormadan bakalım bulabilecek misiniz. Selimiye Camii ve Külliyesi

  10. TRUVA ARKEOLOJİK ALANI – ÇANAKKELE  (1998)
    Filmlere konu olmuş, Dünya çapında en ünlü antik kentlerden biri olan Truva’nın Türkiye topraklarında bulunması bizim için gurur kaynağı. Truva’da görülen 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı göstermekte ve Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu bu benzersiz coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlıyor. Bu antik kentin tanınmasında büyük rol oynayan Truva Atı‘nın hikayesi; Truva Prensi Paris, Sparta Kralı’nın güzeller güzeli eşi Helen‘e aşık olur ve onu kaçırır. Bunun üzerine ise iki taraf arasında kıyasıya bir savaş başlar.

    Truva Filminde Kullanılan At – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Akha ordusu kendine dev bir tahta at yaptırıp, içine komutan Odysseus önderliğinde askerlerini yerleştirir ve Truva kentine girmeyi başarır ve şehri ele geçirirler. Daha fazlası için bu güzel antik kente gitmelisiniz. Konum için tıklayın

  11. SAFRANBOLU ŞEHRİ – KARABÜK (1994)
    Safranbolu‘yu bilmeyen yoktur. Karabük ilinin bu güzel ilçesindeki tarihsel gelişim 3000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Başta OsmanlıRoma ve Bizans olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Safranbolu adını kendi ağırlığının 100.000 katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen safran bitkisinden almış. Ancak Safranbolu’yu hayal eden herkesin gözünün önüne ilk gelen şey muhteşem konakların yarattığı görsel şölendir.

    Safranbolu – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Bu güzel konakları bile görmek için gidilmesi gereken bir yer. Ee artık gitmişken meşhur Safranbolu lokumunu da  bol bol yersiniz.  Konum için tıklayın

  12. XANTHOS-LETOON – MUĞLA (1988)
    Ege Bölgesi özellikle Antik çağdan kalan eserler anlamında çok zengin. Özellikle Roma dönemine ait onlarca antik şehir bulunuyor. Likyalıların idari merkezi olan Xanthos ve yine Likyalıların dini merkezi olan Letoon birbirine sadece 4 km uzaklıkta olup Dünya çapında tanınan antik kentlerimizden. Fethiye şehir merkezinden de 46 km ve 50 km uzaklıktalar. Kuşkusuz 1994 yılından beri UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde olmalarının payı çok büyük. Özellikle Letoon’da LetoApollon ve Artemis tapınakları ile birlikte, bir manastır, bir çeşme ve Roma Tiyatrosu kalıntıları bulunuyor. Konum için tıklayın
  13. HİERAPOLİS – PAMUKKALE – DENİZLİ (1988)
    Türkiye’nin gözbebeği mekanlardan biri olan eşsiz Pamukkale‘nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne girmesinden doğal birşey olamaz. Bu muhteşem mekanı çok fazla anlatmaya da gerek yok. Ancak bu listeye tek başına girmedi. Hemen 450 metre ilerisinde bulunan Hieropolis Antik Kenti ile birlikte Karma Miras alanı olarak listeye dahil oldu. Bunu açıklamak gerekirse Pamukkale‘nin Doğal Miras Hierapolis’in de Kültürel Miras olarak birleştirilmesinden kaynaklanıyor.

    Pamukkale Travertenleri – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    İkisinin arasında bulunan Antik Yüzme Havuzu da en az bu mekanlar kadar popüler ve güzel. Tüm gününüzü burada rahatlıkla geçirip, unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşayabilirsiniz. Konum için tıklayın

  14. NEMRUT DAĞI – ADIYAMAN (1988)
    Sırada Dünya’nın en güzel gün doğumu ya da gün batımının izlenebildiği yerlerden biri olan Nemrut Dağı‘nda. Adıyaman’ın Kahta ilçesinde bulunan 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı zirvesinde bulunan antik eserler sayesinde listeye girdi. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisi.

    Nemrut Dağı Doğu Terası – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Buraya Mayıs-Eylül arasında gitmenizi tavsiye ederim. Eğer gün doğumunu izlemek için gidecekseniz üzerinize mutlaka kalın birşeyler almalısınız. Konum için tıklayın

  15. HATTUŞAŞ: HİTİT BAŞKENTİ – ÇORUM (1986)
    Görkemli Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşaş, Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuş. Çorum‘a 84 km uzaklıkta bulunuyor. Buranın adı geçtiğinde herkesin zihninde ilk sağlı soğlu aslan başlı kapılar canlanır. Tarihin en önemli medeniyetlerinden biri olan Hitit Medeniyetini yakından tanımak için Hattuşaş’ı mutlaka görmelisiniz. Buradan çıkarılan birçok eser hemen antik kentin yakınında bulunan müzede sergileniyor. Konum için tıklayın
  16. GÖREME MİLLİ PARKI VE KAPADOKYA – NEVŞEHİR (1985)   Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Bir diğer Karma Miras alanı olarak ve 1985 yılında UNESCO Kültür Mirası listesine ilk kez  dahil olan miraslarımızdan. Kapadokya Bölgesi Kalkolitik Dönemden beri yerleşim yeri olmuş. Alanın en önemli özelliği, Erciyes Dağı ve Hasan Dağı tüflerinin, rüzgar ve su aşındırması sonucunda oluşan olağanüstü kaya şekilleri ve kışın ılık, yazın serin olan ve bu nedenle her mevsim için uygun iç iklim koşulları taşıyan kaya yapıların bulunması.

    Kapadokya – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Tam bir görsel şölen. Özellikle geçtiğimiz yıllarda tamamen turizme açılan Dünya’nın en büyük antik yeraltı şehri de buranın cazibesini tamamen arttırmış durumda. Kapadokya ve Göreme Milli Parkı için detaylı yazılarımızı da bulabilirsiniz. Birini buraya bırakıyorum. Kapadokya Rehberi ,

  17.  İSTANBUL’UN TARİHİ ALANLARI – İSTANBUL (1985)
    2700 yıldan fazla geçmişiyle Dünya’nın en ünlü metropollerinden biri olan İstanbul’dan bir yerin bu listede olmaması haksızlık olurdu. Tarihi yarımada olarak bilinen RomaBizans ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bu şehirde bulunan Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve İstanbul Kara Surları Koruma Alanı listeye dahil olan mekanlar.
  18.  DİVRİĞİ ULU CAMİİ ve DARÜŞŞİFASI – SİVAS (1985) Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Sivas’ın tarihi Divriği ilçesinde bulunan mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi’ne ilk giren mirasımızdır. Yapı topluluğu olarak listeye giren bu mekanda cami, darüşşifa (hastane) ve türbe bulunuyor. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. Tam bir Selçuklu eseri. Konum için tıklayın

    Divriği Ulu Camii’nin İçi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Umarım ömrünüzün sonuna kadar bu mekanların hepsini tek tek ziyaret etme şansınız olur. Şimdiden iyi eğlenceler. Detaylı Bilgi İçin: Unesco Kültür Mirası

Devamını Oku

Yaşam

Dinlenme Sırasında Yakılan Kaloriler Günün Saatlerine Göre Değişiklik Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Vücudun dinlenme metabolizması, sirkadiyen ritimler tarafından yönetilmektedir. Günün hangi saatinde dinlenirseniz kalori yakacağınızı bilmek zayıflamanıza yardımcı olacak bir unsurdur. Bilim insanları bu alanda bir araştırma yürüttü. Günlük kalori yakma döngüsü, biyolojik bir saati takip eden birçok vücut işleminden biridir. Bu konuda zamanlama her şeydir. Bir insanın dinlenme sırasında yaktığı kalori miktarı bile saate bağlıdır. İnsanlar öğleden sonra ve akşam saatlerinde dinlenerek sabahın erken saatlerinden daha fazla kalori yakmaktadırlar. Ancak araştırmacılar, yağların akşamları yanma olasılığının daha yüksek olmasına karşın mevcut sistemde karbonhidratların daha iyi yakıldığını düşünüyor.

Bulgular, insanların ne zaman yedikleri ve uyuduklarının yanında, sağlıklarını korumak için yediklerinin de önemli olabileceğine dair kanıtlar ortaya koyuyor. Kaloriler, vücut ısısını korumaya yardımcı olurken solunum, dolaşım ve beyin aktivitesinde yanmaktadır. Araştırmacılar daha önce, istirahat zamanlarına göre vücudun kalorileri sabit bir hızda mı yoksa günlük veya sirkadiyen ritimde mi yükselip düştüğü konusunda çeşitli kanıtlara sahipti. Boston’daki Brigham ve Kadın Hastanesi’nden nörobilimci JeanneDuffy tarafından yürütülen çalışmada vücudun dinlenme metabolizmasının sirkadiyen saatler tarafından yönetildiğini gösterdi.

Çalışmada 7 kişi üç hafta boyunca penceresiz bir odada tutuldu. Bu kişiler ne zaman gündüz ne zaman gece olduğunu algılayamadılar. Denekler her gece bir önceki geceden 4 saat sonra yatmaya gitti. Bu sistem dünyayı dolaşmanın ve bir hafta içerisinde tüm zaman dilimlerini geçmekle eş değerdedir. Program değişikliği, araştırmacıların her bireyin doğal beden ritimlerini dışarıdan etkilemeden incelemesine izin verdi. Çalışmaya katılanların hepsinde kalori yaktıklarında net ritimler görüldü. Ancak zirvelerin ve diplerin zamanlaması kişiden kişiye değişti. Örneğin, dinlenme sırasında kalori yakma saat 14:00 civarında zirveye çıktı.

Bazı deneklerde ise saat 14:00 civarında ve daha sonra saat 20.00’de zirveye çıktı. En düşük kalori yakma ise sabah saat 5 civarında görüldü. Ancak bu aralık deneklere göre 02.00 ile 08.00 arasındadeğişti. Duffy, bu değişkenliğin sirkadiyen ritimler için normal olduğunu söylüyor. Sonuçta, bazı insanlar sabah insanı, bazıları ise gece kuşudur. Günlük ritimlerinin zamanlaması bu farklılıkları yansıtmaktadır. Duffy, “Düzenlilik gerçekten çok önemli” diyor. Düzensiz programlar, sirkadiyen ritimleri kesintiye uğratır, bu da metabolizmayı bozabilir ve insanların daha az kalori yakmasına neden olabilir. Çalışmalar, vardiyalı çalışmanın ve kronik uyku kaybının kilo alımı ve sağlık sorunlarına yol açabileceğini göstermiştir.
Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/number-calories-you-burn-while-resting-depends-time-day

Devamını Oku

Öne Çıkanlar