fbpx
Connect with us

Yaşam

Mantıklı Düşünmeye İlişkin Kullanım Kılavuzu

Published

on

Kendinizin ve diğerlerinin belirsiz varsayımlarını ve yanlış inanışlarını bu stratejiler ile yok edin. Bilgi, dijital çağda hiç olmadığı kadar fazla ancak bu bollukta çelişen iddialar arasından gerçeği ayırmak ürkütücü olabiliyor. Bilimle çelişen dayanaksız görüşler ve komplo teorileri, konunun Ebola, aşılar ya da iklim değişikliği olup olmaması bir şey değiştirmeksizin insanların güvenini sarsar. Mantıklı düşünme rehberimiz tam da bu konuda yardımcı olacaktır. İlerleyen sayfalarda, mantıksız düşüncenin işaretlerini tanımlamak için araçlar öğreneceksiniz, bulguları değerlendirmek, kendi fikirlerinizi tanımak ve göze batan eşleşmeleri anlamlı ifadelere dönüştürmek için stratejiler geliştireceksiniz.

İÇİNİZDEKİ MANTIKSIZ

Bizler, mantıksız düşünme üzerine programlandık. Mantıksız düşünme, hepimizi etkileyen bilişsel önyargılardan kaynaklanır. Irvine, Kaliforniya Üniversitesi’nden, yargılama ve karar verme üzerine çalışan bir psikolog olan Peter Ditto “Normal insanlar bilim insanı gibi düşünmezler, avukat gibi düşünürler. Kendi inanmak istedikleri inanca bağlı kalırlar ve onu desteklemek için de ellerinden geleni yaparlar” diyor. Gerçekleri, önceden var olan inanç sistemlerimizi desteklemek için filtreleme eğilimimiz anlamına gelen “güdülenmiş muhakeme”, bilgiyi işleme koymamızın standart yoludur. Buna ek olarak Ditto “Zihinde bir tercih ya da bir şeyi istemek için duygusal bir eğilim olmayan şeyler hakkında neredeyse hiçbir zaman düşünmeyiz. İlke bu şekildedir” diyor.
Eğer dayanıklı olduğunuzu düşünüyorsanız, yalnız değilsiniz.

Ditto bir başkasındaki güdülenmiş muhakemeyi tespit etmede çok iyi olduğumuzu, lâkin bunu kendimizde görmekte çok kötü olduğumuzu söylüyor. Kendimize onca trafik cezasına rağmen ortalama sürücülerden daha iyi olduğumuzu ya da tek bir günde 40 saatlik yapılacaklar listesini bitireceğimiz konusunda ısrarlı olduğumuzu söyleyip söylememek bir şey değiştirmez, çünkü hepimiz bariz bir şekilde yanlış inançlara meyilliyiz. Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk profesörü ve suç iletişim araştırmacısı olan Dan Kahan, nizalı sorunlar (niza: Çekişme, bozuşma, kavga ) üzerine düşüncemizin çoğu önceden yerleşmiş sosyal ya da kültürel gruplarca etkilenir, diyor. Kahan, insanların bilgiyi işleme şeklinin ağırlıklı olarak insanların zihnine kazınmış değerler ve kültürel kimlikler tarafından belirlendiği fikri olan kültürel bilişsellik üzerine çalışıyor. Kahan, her meselede her bir bulguyu değerlendirecek vaktimiz yok, o yüzden yargılamamıza yardımcı olmaları için gruplarımızda güvendiğimiz insanlara bakıyoruz, diyor. Ait olduğumuz bir grupla belirli bir fikir ya da bakış açısı birleşmiş olduğu zaman(kısmen Kahan’ın da dediği “kültürel kimlik”), ait olduğumuzu göstermenin bir yolu olarak o pozisyonu daha da benimseme eğiliminde oluyoruz.

Örneğin kendinizi bir çevreci olarak düşünüyorsanız, hidrolik kırılmanın çevreye ve insan sağlığına zarar teşkil ettiği görüşünü benimsemeye başlamışsınızdır. Diğer bir yandan, eğer siz bir muhafazakâr iseniz, bulunduğunuz grubun takındığı bakış açısından dolayı hidrolik kırılmanın zararsız olduğuna inanma eğilimindesinizdir. Kahan, eğitimli bir bilim insanı olmak sizi bu tip yargılardan korumaz diyor. Hatta onun araştırması bilim anlayışı ölçümünde yüksek skor yapan kişilerin diğerlerine nazaran nizalı sorunlarda daha da çok kutuplaşmış olduğunu gösterdi. Böyle bir çalışmada, Kahan ve ekibi aşağı yukarı 1.500 Amerikalı yetişkine siyasi görüşleri hakkında bir anket yaptı. Ekip, yanlış bir cevaba yol açabilecek içgüdüden veya tecrübeden türeyen bir kestirmeden gitmek yerine, insanların hızlarını alıp matematik yapma yeteneklerini test etmek için tasarlanmış bir hesaplama yapmalarını istedi.

Araştırmacılar, insanlara aynı matematik sorusunu iki farklı yol üzerinden sundu; politik olmayan bir soru olarak ve silah kontrolü gibi siyasi açıdan yasaklanmış bir konuyu inceleyen bir soru olarak. Araştırmacılar, politik olmayan matematik probleminde en iyi puanı alanların, siyasi olarak yasaklanmış bir konu üzerinden aynı problem sorulduğunda en kötü sonuçları aldığını buldular. Kahan, bilim bilginiz ne kadar güçlüyse, sayıları ve verileri anlama yeteneğiniz ne kadar fazlaysa, grup kimliğinizin tuttuğu pozisyona bulguları oturtmada o kadar ustasınızdır diyor. Bu, düşüncemizi rayından çıkaran içsel yargıları aşmak mümkün mü? Uygulamalı Akılcılık Merkezi öyle düşünüyor. Berkeley, Califf merkezli bu kâr amacı gütmeyen grup, insanların bu yargıları aşmasına yardımcı olacak düşünce alışkanlıkları geliştirmesini amaçlayan uygulamalar ve seminerler düzenliyor.

Yargıyı aşmada ilk adım, hatalı olabileceğiniz ihtimalini tanıyıp kabul etmek diyor Julia Galef. Galef “Hatalı olabileceğimizi anladığımız vakit kendi hakkımızda olumsuz düşünmeye eğilimliyizdir” diyor. Ancak kendinizi cezalandırırsanız, gerçeği aramakta bir belirsizlik yaratırsınız. Galef “İnsanları, inançlarında bir kusur olduğunu fark ettiklerinde ya da başkasının sunduğu bilgilerin dayanağı olduğunu fark ettiklerinde kendilerini tebrik etmeleri için cesaretlendiriyoruz” diyor. Galef’in tavsiye ettiği bir diğer numara ise “ters çevirmek”; İnancınızın bakış açısını değiştirin. Kendinize, “Yanılıyor olabileceğimin nedenleri nedir?” diye sorun. Bu yöntem, düşüncelerinizi basitçe listelediyseniz, dikkatinizi tam tersi bulgulara çevirmeye zorlar. Bu meselede yanılıyor olmanın sizin için nasıl görüneceğini sorgulayın. Bulguların herhangi biri bu zıt görüşle uyumlu mu? Kendi siyasi partinizden veya sosyal grubunuzdan böylesi bir zıt görüş sunulsaydı buna inanma niyetinde olur muydunuz? Galef, cevapların konumunuzun gücünü ve tekrar gözden geçirmenin zamanın gelip gelmediğini belirlemenize yardımcı olabileceğini söylüyor.

MANTIKSIZ SAVUNULAR İÇİN ALAN REHBERİ

Buradaki bilimsel açıklamalar kanıtlara dayanır ve yeni olgular ortaya çıktıkça değişebilir. Mantıksız olanlar varsayımlara dayanır ve yalnızca seçilen tarafı destekleyen gerçekleri dâhil ederler. İşte beş mantıksız savunu işareti: Bilim taraftarı şüpheye düşürmek için kılı kırk edilir: Kanıtların bütününü göz önünde bulundurmak yerine, bilimsel olmayan argümanların hoşuna giden kısımlarını almak, araştırma yöntemlerini veya sonuçlarını yanlış nitelendirmek, hatta doğrudan yanlış iddialarda bulunmak. Misal, cıvaların artık aşıların bir parçası olmamasına ve araştırmacıların otizm ve aşılar arasında bir bağlantı bulamamasına rağmen, aşıların otizme neden olduğu hususunda ısrar eden insanlar kanıt olarak cıvanın bilinen tehlikelerine işaret ediyor olabilir.

Bir savunucunun bilimsel açıklaması bilim insanlarıyla çelişiyorsa, böylesi sahte şüphelerle mücadele edildiği için bu iyiye işarettir. Bilim, veriye göre değil de çıkarımlara göre reddedilir: Fen Eğitimi MerkeziProgram ve İdare Yöneticisi olan JoshRosenau, meseleyi kanıtı ile ele almak yerine, bu tip savunular algılanan çıkarımlara odaklanır diyor. “İnsanlar, ‘Eğer evrim gerçekse o zaman bizim ruhumuz yok ya da hepimiz hayvanlar gibi davranmalıyız’ diyecekler.” Bilimin, insanların nasıl davranması gerektiği hakkında hiçbir şey söylemediğini unutmayın. Eğer bilim, insanların cici inançlarını reddetmek için gösterilebilirse, güdülenmiş muhakeme yapmak için oldukça büyük bir alan yaratır sırf birinin dünya görüşü çökmesin diye.

Bilim insanlarının duyguları ve gerekçeleri saldırıya uğrar: Eleştirmenler sıklıkla bilim insanları üzerinde bilimsel bulgulara şüphe düşsün diye kişisel saldırılar başlatır. Bilimin kendisini eleştirmek yerine, bilim insanlarının güya bilimsel fikir birliğini destekleme amacıyla araştırmalarını düzenlediğini varsayar. Philadelphia Çocuk Hastanesi’ndeki Aşı Eğitim Merkezi’nde müdür olan Paul Offit, hayat kurtarıcı nitelikte bir rotavirüs aşısı icat etti. Aşı karşıtı militanlar, onun taraflılığının aşılara yapılan finansal destekten kaynaklandığını ve ilaç firmalarına bağlı olduğunu göstermek için araştırmasına el attılar. Offit, bu insanlardan bazılarının ikna edilemez olduğu sonucuna vardı. “O kişiye ne kadar veri gösterirsen göster onun için hiçbir anlam ifade etmez. Eğer kalplerince onlar komplo teorisyenleriyse, ikna edemezsin.”

Bilim insanları arasındaki meşru anlaşmazlıklar, bilimi reddetmek için güçlendirilir: Evrim çağımız biyolojinin ürünlerinden biridir, ancak biyologlar halen evrimin nasıl işlediğine ilişkin detaylar keşfetmekte. Genetikçiler türleşmenin nasıl olduğuyla alakalı karşıt fikirler öne sürdüğünde, insanlar kulaktan dolma saçmalıklarla evrimin nasıl işlediğini tartışıyor, olup olmadığı üzerine değil. Rosenau, oysa okullardaki evrim öğretisiyle mücadele eden insanlar, meşru bilimsel ihtilafları bilimsel teoriyi topyekun reddetmek için sebep olarak görebilirler diyor. Tahrik ettiklerinde veya bir alandaki çoğunlukça görüşleri saf dışı kalmış bilim insanlarını belirli bir konuda güvenilir uzman olarak sunduklarında bu da başka bir hatalı hareket oluyor. İtiraz “adalet”adına yapılır: Rosenau, bu argümana çığırtkanlık edenler diyorlar ki “Çocuklarımıza iki tarafı da öğretmeliyiz çünkü gerçekten eşit ölçüde oluşmuş iki taraf var” aslında öyle olmamasına rağmen, diyor. Çoğu durumda, bu itiraz, akıllı tasarım gibi bir konsepte kanıttan yoksun yanlış bir eşdeğerlik verilmesi için ağza alınır. Rosenau, bu yaklaşımın bilimsel liyakatin olmadığı tartışmalara meşruiyet kazandırabileceğini söylüyor.

Çeviri: Buğrahan DUYMAZ

Kaynak: http://discovermagazine.com/2015/july-aug/16-user-guide-rational-thinking

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ekoloji

Bir Anakonda Erkek Teması Olmadan Kendi Kendini Yapay Şekilde Dölledi ve Doğum Yaptı

Published

on

Geçtiğimiz kış, New England Akvaryumu personeli bu beklenmedik keşfi yaptıklarında Amazon Yağmur Ormanları sergisi yakınında mesai sonrası bir organizasyon planlıyorlardı. 13.6 kg, 8 yaşında ve 3 metre uzunluğundaki Anakonda Anna, yuvasında bebek yılanlar doğurdu. Akvaryum personeli durumu baş biyoloğa bildirdi ve biyolog hazneye tırmanarak 3 adet yaşayan bebek ve hala doğmak üzere olan birçoğunu buldu. Ona göre anakonda doğumu alışılmış bir şeydi. Anakondalar akvaryum koşullarında üreme sorunu yaşamazlar ve bu durum Amazon sergisindeki diğer yılanlar için de geçerlidir. Eğer serbest şekilde üremeye bırakılırsa Anna gibi yeşil anakondalar bir seferde birçok bebeğe sahip olabilirler. Boston akvaryumundaki personel tam da bu sebeple erkek ve dişi anakondaları ayrı haznelerde tutuyorlar. Anna’nın tüm oda arkadaşları dişiydi. Hiçbir erkek yılanla temas etmedi ve buna rağmen hamile kaldı. Bu sihir mi? İlahi bir müdahale mi? Yoksa gizli bir sürüngen gece buluşması mı? Tabi ki değil, en azından biyologlar öyle olmadığını biliyorlar.

Bu net şekilde bilimin mucizelerinden birisiydi. Personel hemen bu durumun, dişi bir organizmanın kendi kendini hamile bırakabileceği nadir bir üreme stratejisi olan partenogenesis (döllenmesiz üreme) olduğunu tespit ettiler. Onun erkek bir anakondaya ihtiyacı yoktu. Kelimenin kendisi Yunan orijinlidir ve bakıre doğum anlamına gelmektedir. Genç anakondalar partenogenesis ile doğdu (New England Akvaryumu). Bu fenomen daha çok bitki ve böceklerde yaygındır fakat bazı kertenkele, köpekbalığı, kuş ve yılan türlerinde de görüldüğü bildirilmiştir. Kısa bir zaman önce 2014’te Birleşik Krallık ’ta bir hayvanat bahçesinde bilim insanları yeşil bir anakondada canlı doğum ile sonuçlanan partenogenesis tespit ettiler.

“Genetik olarak bu hassas bir süreçtir” akvaryum sözcüsü Tony La Casse. “Hayat bir yolunu bulur. Bu tamamen eşsiz ve şaşırtıcı bir üreme stratejisidir fakat eşeyli üremeye göre yaşama oranı düşüktür.” Partenogenesis mutlaka zorunlu hallerde meydana gelecek diye bir durum söz konusu değildir. La Casse, bu sürecin türler içinde dişi bireyin uzunca bir süre erkek bireyle karşılaşmadığı durumda da ortaya çıktığını söylemiştir. Buradan yola çıkarak partenogenesis; Anna’nın durumu için akılcı bir açıklamadır fakat son haberlere göre akvaryum bunu kanıtlamadan önce biyolog personeller biraz “dedektiflik çalışmaları” yapmışlardı. Anna’nın dişi oda arkadaşları, hepsinin dişi olduğundan emin olunması için dikkatle yeniden incelendi.

Personel “gecikmiş embriyo aşılanmasını” göz ardı etmiştir çünkü Anna’nın tüm biyografisi iyi şekilde belgelenmiştir. Anna; sertifikalı bir sürüngen kuruluşunda doğmuştur ve hiçbir erkek ile temas etmeden New England Akvaryumuna getirilmiştir. “Haberlerde akvaryum veterinerlerinin analiz için doku örnekleri gönderdiği söylenmiştir. Birkaç hafta sonra da sonuçlar akvaryum personelinin şüphelerini doğrulamıştır.” Tüm buldukları Anna’nın DNA ’sıydı ve analiz sonuçları yaşayan 2 bebeği (3. bebek 48 saat sonra ölmüştü) onun birer genetik kopyası olarak gösteriyordu. Akvaryum, “Partenogenesisin farklı tipleri olabilir.

Birçoğu annenin DNA ’sını aynen kopyalamaz” şeklinde basın açıklaması vermiştir.Bununla birlikte bu iki genç yılan için yapılan genetik dizileme, tamamen aynı olduklarını göstermiştir. Perşembe günü akvaryum Anna ’nın gizemini dünyaya gösterdiğinde personel, insanlar tarafından tutulmaya alışmaları için 2 bebeği, kısa hayatlarının her günü boyunca ellerinde tuttuklarını söylemiştir. Halk henüz bu yavruları tamamen göremiyor. Onlara hala sahne arkasından bakılıyor. İki yılandan zayıf olanının geri konulduğu söylenmiştir. Kalın olanı ise gezgin bir araştırmacı gibiydi. La Casse, Boston Globe’a yaptığı açıklamada “Bu durum doğuma göre bir miktar daha heyecanlıdır” demiştir. “Fakat aynı zamanda gizem çözüldüğü için bir başarıdır”. Bu makale orijinal olarak The Washington Post’da yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/an-anaconda-in-the-us-has-impregnated-herself-and-given-birth-without-male-contact?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Bilim

FDA Yiyeceklerimizde “Kalıcı Kimyasal“Keşfetti. İşte O Ürünler

Published

on

Sağlıklı beslenme kuralları önceden basitti, en azından teoride ; daha az islenmş gıdalar tüket, şekerden uzak dur ve dengeli beslen ancak bilim insanları bu öğretiyi zorlaştıran gizli bir tehdidi yavaşça ortaya çıkarıyor. Amerikan ılac ve Gıda Dairesi (FDA) ’nin yeni bir araştırması Orta Atlantik’te – et, deniz ürünü ve çikolatalı kek numuneleri dahil-satılan pekçok yiyecekte kanserle bağıntılı yapay kimyasalların bir sınıfının izini buldu. Söz konusu kimyasallar – Per- ve polyfluoroalkil maddeler (PFAS)¹  – 1940 ’larda, İmalatçı firmaların ısıya, yağa, boyaya ve suya dirençli olduğunu fark ettiği zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri ’nde ünlendi. Pek çok PFAS çeşidi imalat endüstrisinden yavaşça çıkmış olsa da onlar yiyecek paketleri, kilimler, deri, tekstil ürünleri ve zamksız tencere setlerinde hâlâ bulunuyor. Kanserle bağlantılarının yanısıra PFAS ’lar karaciğer hasarı ve gelişimsel sorunlarla da bağıntılı. PFAS ’lar nadiren doğa da yok olduğundan havada ve suda binlerce yıl kalır işte bu yüzden “Kalıcı Kimyasallar bknz: ’Forever Chemicals‘” adını almıştır.

FDA yiyecek numunelerinin bir sağlık tehdidi olmadığını söyledi. Kasım 2017 ’de yürütülen FDA soruşturması Daire ’nin Batı Virginia, Ohio, Virginia, Tennesse, Kentucky, Kuzey Carolinia, Washington, Dc, Maryland ve Delaware olarak belirttiği Orta Atlantik bölgesinde 16 tip PFAS ’ı test etti. Marketlerde 90 ’nın üzerinde örnek alındıktan sonra Daire, ananas ve tatlı patateslerde eser miktarda PFAS buldu. Ayrıca ette, deniz ürünlerinde, çikolatalı sütte ve çikolatalı kekte bu kalıcı kimyasallardan yüksek derece buldu. Hindi kıymasını, bifteği, hot dogları, kuzu şişleri, tavuk budunu, tatlı su çipurasını, morino balığını, karidesi ve yayın balığını da içeren tüm et ve deniz ürünü numuneleri Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından belirlenen uyarı düzeyini aştığını gösteriyor.

Uyarı düzeyleri yer altı ve içme suyunu kapsıyor ama yiyecekleri kapsamıyor. Çikolatalı kek en yüksek PFAS miktarını içermesine rağmen (trilyonda 17.640 parça) EPA tarafından henüz değerlendirilmemiş bir farklılık içeriyordu. FDA Business İnsider ’a numunesi alınmış besin ögelerinin insan sağlığına muhtemel bir tehdit olmadığını belirten araştırmanın genel bir değerlendirmesinin geniş bir kopyasını verdi. Ancak bu değerlendirme New Mexico ’daki Hava kuvvetleri Üssü ’ne yakın bir mandıradan alınan örneklerin 2018 ‘de korkutucu seviyede PFAS içeriğinin üstüne bastı. Çiftliğin yer altı suyu ve silajı (hayvanlara verilen yeşillik) PFAS ’la kirlendi ve ineklerin bileşiği tüketmesine neden oldu. FDA atığa sadece 30 gün maruz kalan bir ineği PFAS ’tan arındırmanın 1.5 yıl sürdüğünü tahmin ediyor. Mandıradan alınan süt numuneleri EPA’nın önerilen eşiğinden 35 kat daha fazla PFOS içeriyordu. FDA güvenlik değerlendirmesine istinaden örneklerin insan sağlığına tehdit teşkil ettiğini ve çiftlikteki tüm Sütun yok edildiğini söyledi. EPA Belirli Bir PFAS ’lar Hakkında Sağlık Önerileri Belirtti. Neredeyse 5000 çeşit PFAS bulunuyor ama EPA sadece iki çeşit için sağlık önerisi verdi: PFOA VE PFOS Gözlemci Çevre Çalışma Grubu’nda (EWG) kıdemli bilim insanı David Andrews bu kimyasalların PFAS’ların en dehşet verici çeşidini temsil ettiğini belirtti.

EPA trilyonda 70 parçayı aşan PFOA veya PFOS ’lu içme suyunu insan sağlığı riski olarak görüyor. Tavsiyeleri yasal bir düzenleme olmasa da devlet daireleri ve toplum sağlığı kurumlarına bir uyarı niteliği taşıyor. Toksik kimyasallara gelindiğinde EPA çoğu çevreci gruptan bir sağlık hükmü vermeden önce kayda değer miktarda bilimsel kanıt için bekleyerek daha ihtiyatlı davranıyor.
Andrews Business İnsider’a “PFAS’ların ne kadar güçlü olduğunu anlamamız onlarca çalışma gerektirdi. “dedi. “Tüm bu kimyasalların müthiş güvenli olduğu varsayımını terk etmek zorundayız. Bu kimyasallar endişe verici ve bunların maruziyetinden mümkün olduğunda uzağında durmalıyız “ Bilim İnsanları Hâlâ Besinlerimizdeki “Kalıcı Kimyasal “ların Kaynağını Bulmaya Çalışıyor. PFAS ’ların neden gıdalarımızda ortaya çıktığına dair birkaç teori mevcut ama bilim insanları hâlâ en yüksek ihtimalle sebebi bulmak için uğraşıyor. Bir olasılık yiyecek paketleme olabilir. Aralık 2018’de bir gözlem raporu WholeFoodsMarket’ta kağıt yiyecek kutularında ve bir sandviç paket kağıdı ürününde PFAS’ın izini buldu. Aynı yıl Washington mikrodalga mısır çantaları ve fastfood paketleri dahil yiyecek paketlerini PFAS’tan men eden ilk Amerikan eyaleti oldu. Birkaç ay süre sonra San FransiscoPFAS ’ları tek kullanımlık yiyecek kabından, kap-kacaktan, pecetelerden, tabaklardan, pipetlerden, tepsilerden, kavanoz kapaklarından menetti.

PFAS’ları içeren çözünebilen paketler toprağa karışınca kimyasallar eninde sonunda bitkilere daha sonra insanlara geçiyor. Andrewsbir diğer senaryonun ise New Mexico ’daki kirli süt örnekleri tarafından sergilediğini söyledi. 1970 ’lerde Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı eğitim talimlerinde ve acil durum müdahalelerinde PFAS içeren ateş söndürme köpüğü kullanmaya başladı. 2018’le birlikte Bakanlık en az 90 Hava Kuvvetleri, Ordu ve Deniz Filosu Üssü’nün EPA ’nın kabul edilebilir seviyesini aşan PFAS ’lı su barındırdığını rapor etti. Ayrıca EPA ;Colorado, Michigan, Pensilvanya, New York ve Kuzey Carolina’nın yerel su sistemlerinde detespit etti. Eğer bu kirli su tarlalara geçerse yiyeceğimizin zehirlenmesiyle sonuçlanabilir. Andrews“Bilim çevrelerinde genel kanının tüm insanların gıda vasıtasıyla PFAS ’a maruz kaldığı yönünde ama daha öğrenecek çok şey var. FDA soruşturması derinlere inmiyor. Cevaplardan ziyade daha çok soru doğuruyor” dedi .

Per- ve polyfluoroalkil maddeler¹ : (PFAS), PFOA, PFOS, GenX ve diğer birçok kimyasal maddeyi içeren bir grup insan yapımı kimyasaldır. PFAS, 1940’lardan bu yana Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünya çapında çeşitli endüstrilerde üretilip kullanılmaktadır. PFOA ve PFOS, bu kimyasalların en yoğun şekilde üretilen ve çalışılanları olmuştur. Her iki kimyasal da çevrede ve insan vücudunda çok kalıcıdır – yani parçalanmadıkları ve zaman içinde birikebilecekleri anlamına gelir. PFAS’a maruz kalmanın olumsuz insan sağlığı etkilerine yol açabileceğine dair kanıtlar vardır.

PFAS şuralarda bulunabilir:

  • PFAS içeren malzemelerle paketlenmiş, PFAS kullanılan ekipmanla islenmş veya PFAS ile kirlenmiş toprak veya suda yetişen yiyecekler.
  • Leke ve su itici kumaşlar, yapışmaz ürünler (örneğin, Teflon), cilalar, balmumları, boyalar, temizlik ürünleri ve yangın söndürme köpükleri dahil olmak üzere ticari ev ürünleri (hava limanları ve askeri üslerde yangın söndürme eğitimi verilen başlıca yeraltı suyu kirlenme kaynakları) ) meydana gelir.
  • PFAS kullanan üretim tesisleri veya endüstrileri (örneğin, krom kaplama, elektronik üretimi veya yağ geri kazanımı) içeren işyeri.
  • Tipik olarak lokalize edilmiş ve belirli bir tesisle ilişkili içme suyu (örneğin, üretici, depolama, atık su arıtma tesisi, itfaiyeci eğitim tesisi).

Çeviri: Ahmet Can AKYOL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-fda-have-found-trace-amounts-of-a-toxic-chemical-called-pfas-in-foods

Continue Reading

Yaşam

Geçen Yıl’ın Acımasız Yaz Sıcağı Dalgalarını hatırlıyor musunuz? Tekrar geliyorlar.

Published

on

Geçen yaz eşzamanlı ısı dalgaları, Kuzey Yarımküre ‘deki karaparçalarına çarparak yüzlerce insanı ölüme sürükledi. Binlerce kişiyi hastanelere akın ettirdi. Yıkıcı ve ölümcül orman yangınlarının aşırı yoğunlaşmasına sebep oldu. Dünya ‘nın Geleceği dergisi, yayınladığı bir araştırmada, bu sıcak hava dalgası salgınını “insan kaynaklı iklim değişikliği olmadan gerçekleşmeyeceği” şeklinde belirtti. Endişe verici kısmı ise? Rekor kıran sıcak hava dalgalarının, bu yaz yeniden başlayacağına dair işaretlerinin olması, belki de bu kırıcı sıcak dalgalar daha ileri boyuta gelebilecek. Geçtiğimiz birkaç gün içinde anormal şekilde varolan ısı, Kuzey Yarımküre ‘nin birkaç bölgesini, ana nüfus merkezlerinide dahil olmak üzere etkiledi. Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de, Haziran ayında Pazartesi günü kaydedilen en yüksek sıcaklık değeri 118.4 derece (48 Santigrat)’ ye ulaştı. Hindistan’ın bazı bölgelerinde ise son günlerde, ülkenin tüm zamanların en yüksek seviyesi olan civa tutulması 122 derece’ yi (50 Santigrat) gördü.

Yarım kürenin diğer tarafında San Francisco’ da sıcaklık, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yaklaşık, en yüksek değer olan 100 derece (37.8 Santigrat)’ e yükseldi. Isı alışılmadık derecede kuzeye, hatta İskandinavya’nın kuzeyine kadar yayıldı. Helsinki Üniversitesi ‘ndeki bir meteorolog olan Mika Rantanen, tweet’ inde: “Finlandiya’ nın iklim tarihinde, yaz ayının en erken zamanlarında bile; boyle bir durumun hiç olmadığını” açıkladı. Japonya mayıs ayı sonundaki sıcak hava dalgasına ilişkin; ülkenin ay içinde kaydedilen en yüksek sıcaklığını içeren (103.1 derece; 39.5 santigrat) rekor puanlar olduğunu belirtti. Baskıcı ısı koşulları sonucu; beş ölüm ve yaklaşık 600 kişinin hastaneye yatış yapması, büyük bir sorun haline gelindiğini gözler önüne serdi.

Bazı bilim insanları, bireysel sıcaklık etkilerini iklim değişikliğine atfetmekte tereddüt etmelerine rağmen, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nden bir iklim bilimcisi olan Daniel Swain araştırmasına göre bir tweet’ inde “Çoğunluğun (belki de büyük bir çoğunluğun) olduğu noktaya ulaştığımızı, dünya çapında benzeri görülmemiş aşırı sıcak hava olaylarının insanlar tarafından artık tespit edilebilir bir etkisi olduğunu ” söyledi. Dünyanın Geleceği dergisi, geçen yaz olağanüstü sıcakların, Mayıs ve Temmuz ayları arasında Kuzey Yarımküre ‘nin nüfuslu ve tarımsal alanlarının yüzde 22’ sini etkilediğini, açıkladı.

ABD, mayıs’ta en yüksek sıcaklığa tanık oldu, Kaliforniya en sıcak Temmuz’ u gördü. Birçok Avrupa şehri şimdiye kadar olmayan en yüksek sıcaklıklara maruz kaldı. Asya, Orta Doğu ve Afrika’ daki şehirler, yeni ısı kilometre taşları oluşturdu. İsviçre ve Birleşik Krallık’ taki araştırmacılar tarafından yapılan modelleme analizi çalışmaları sonucunda; “tarihsel simülasyonlarda daha önceden meydana gelmeyen” ve “2010′ a kadar benzeri görülmemiş” sıcak hava olaylarının meydana geldiğini tespitetti. Bu çalışma; geçen yaz sıcak dalgalardan etkilenen her alanın, bu yaz 1.8 ısınma (1 Santigrat) sıcaklık için yüzde 16 artabileceğini öngördü. Ayrıca; “Sıcak hava dalgalarını, ekosistemlerde ve toplumlarda önümüzdeki on yıl boyunca, oldukça tehlikeli seviyelere ulaştırabileceğini açıkladı.

Dünya şu ana kadar 1880′ den bu yana yaklaşık 1,9 derece (1,05 Santigrat) ısındı. Paris’in iklim değişikliği konusundaki anlaşmasının hedefi, küresel sıcaklığın 3,6 dereceye (2 Santigrat) veya altına inmesini sağlamak. Dünya’nın Geleceği dergisi çalışmasında, “Fosil yakıt emisyonlarında yüksek oranda azalmanın, eşi görülmemiş bir biçimde, küresel çapta ısı dalgası etkilerinin risklerini azaltmadaki hayati önemi çok büyüktür” dedi.

Editör / Yazar: Neslihan ÇAKMAK

Kaynak: https://www.sciencealert.com/last-year-s-deadly-heatwaves-expected-to-return-as-climate-emergency-intensifies

Continue Reading

Öne Çıkanlar