fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Mars’ta Yiyecek Yetiştirmek Mümkün Mü?

Yayınlandı

üzerinde

İnsanları 10 yıl içerisinde Mars’a indirecek misyon için hazırlıklar sürüyor. Bu görevler sonunda kırmızı gezegende kalıcı bir kolonileşme söz konusu olacaksa, ortaya aşılması gereken birçok sorun çıkıyor. Bu sorunların başında elbette insanların Mars’ta ne yiyeceği ve yaşamlarını nasıl devam ettirecekleri geliyor. Mars’a yerleşecek olan koloniler için en büyük sorun istikrarlı besin kaynağı oluşturmak olacaktır. Dünyadan düzenli olarak Mars’a kaynak gönderilmesi ve kaynakların yeniden üretilmesi muazzam maliyetler almaktadır.
Mars’ta yaşayan insanların dünyadan gönderilen kargoları alıp alamayacakları ise ayrı bir sorun teşkil etmektedir. Bu nedenle Mars’ta koloni kuran insanların yüksek düzeyde kendi kendine yetebilecek bir tarım faaliyeti gerçekleştirmesi kaçınılmazdır. Mars’ta gerçekleştirilen son keşif, kızıl gezegende tarım yapılabilir mi? sorularını da beraberinde getiriyor. Mars’taki sıvı suyun gıda büyümesine yardımcı olabilmesi olasılığı oldukça yüksektir. Ancak bu Mars’ta yiyecek yetiştirmek için ihtiyaç duyulan birçok şeyden sadece bir tanesidir. Önceki bir çalışmada Mars’ta besin kaynağı olarak mikropların kullanılmasını önermiştir. Hidroponik seralardakine benzer kontrollü çevresel sistemler ise Mars’taki gıda ihtiyacının çözümü için önerilen diğer bir uygulamadır. Bu ay Genes dergisindeki bir makalede Mars’taki bitki yaşamının potansiyel performansını iyileştirmek için gelişmiş sentetik biyolojinin kullanımına dayalı yeni bir bakış açısı sunulmuştur.
Sentetik biyoloji hızlı büyüyen bir alandır. Canlı organizmalara yeni ve gelişmiş fonksiyonlar kazandırmak için mühendislik, DNA bilimi ve bilgisayar bilimlerinden (diğer pek çok disiplinden) prensipleri birleştirir. Bu yöntemle sadece DNA’yı okumakla kalmaz aynı zamanda biyolojik sistemleri tasarlayabilir, test edebilir ve hatta tüm organizmaları kontrol edebiliriz. Mayalar, genomunun şu anda uluslararası bir konsorsiyum tarafından yeniden tasarlandığı endüstriyel bir çalışma mikrobu örneğidir. Teknoloji şu ana kadar, hassas genetik mühendisliği ve otomasyonunun artık biyo-proforma olarak bilinen otomatik robotik tesislerle birleştirilebileceği kadar ilerlemiştir. Bu biofoundries organizmaları aradığımız niteliklerle bulmak için milyonlarca DNA tasarımını paralel olarak test edebilir. Komşu gezegenler arasında Dünya’ya en çok benzeyen gezegen Mars olmasına rağmen, kızıl gezegen dünyadan birçok bakımdan farklıdır. Mars’taki yer çekimi yeryüzündekinin üçte biridir. Mars, Dünya üzerindeki güneş ışığının yaklaşık yarısını alır, ancak daha yüksek seviyelerde zararlı ultraviyole (UV) ve kozmik ışınlar alır.
Mars’ın yüzey sıcaklığı yaklaşık -60 santigrat derecedir ve esas olarak karbondioksitten oluşan ince bir atmosfere sahiptir. Nemli ve bitki büyümesini destekleyen besin ve mikroorganizmalarla zengin olan Dünya’nın topraklarından farklı olarak Mars, regolit ile kaplıdır. Bu, insanlar için toksik olan perklorat kimyasalları içeren kurak bir malzemedir. Ayrıca – en son altta yüzey gölü bulmasına rağmen – Mars’taki su çoğunlukla buz şeklinde bulunur ve gezegenin düşük atmosferik basıncı, 5 santigrat derece civarında suyu kaynatır.Dünyadaki bitkiler yüz milyonlarca yıldır evrimleşmiş ve karasal koşullara uyarlanmıştır, ancak Mars’ta iyi yetişemezler. Tüm bu durumlar insanların Mars’ gittiklerinde optimal bitki büyüme koşulları oluşturarak verimli çiftçilik için tahsis etmesini gerekli kılmaktadır. Daha rasyonel bir alternatif, Mars için mahsuller geliştirmek amacıyla sentetik biyolojinin kullanılmasıdır.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/how-to-grow-food-on-mars-synthetic-biology-gmo-crops-liquid-water

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Bilim İnsanları Bizimkinden Önceki Evrenler İçin Kanıt Bulmuş Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları geçmiş evrenlere dair kanıtların uzayda bulunduğunu iddia ediyor. Bilime göre başka bir evrenden gelen kara delik kalıntıları bulunuyor. Bu fikir, konformal döngüsel kozmoloji (CCC) denen bir şeye dayanmaktadır ve evrenimizin tek bir Büyük Patlama’dan başlamış olmaktan ziyade, Büyük Patlama ve kompresyon döngüleri boyunca devam ettiği teorisidir. Evrenin çoğu bir döngüden diğerine yok olurken, bazı elektromanyetik radyasyon dalgalarının bu yok oluştan kurtulabildiği iddia ediliyor.
Matematikçi ve fizikçi Roger Penrose, bu fikrin oluşması için gözlenen şeyin bir kara deliğin yok olmasından önceki son kalıntısı olduğunu söylüyor. Kanıtlar, Stephen Hawking’in adını taşıyan “Hawking noktaları” şeklindedir. Kara deliklerin Hawking radyasyonu olarak bilinen radyasyonu yayabileceğini söyleyen Penroseve meslektaşlarının yok evrenlerden sonra yeni oluşan evrenler teorisi kuramlaştırıldı. Hawking noktalarının, BigBang’den günümüze kalan kozmik mikrodalga arka plandan (CMB) kalan ısı yansımalarında görülebileceği bildiriliyor. Hawking noktaları, B-modları olarak bilinen CMB haritasında ışık halkaları gibi görünecektir.
Önceden SPK’daki bu anormal noktaların, yıldızlararası tozun yerçekimi dalgalarından kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak Penrose ve meslektaşları, Hawking noktalarınınCMB’yi haritalamayı amaçlayan BICEP2 projesi tarafından zaten bulunmuş olabileceğini bildiriyor. Penrose, “Kainat için problemli görünmekle birlikte, bu tür anormal noktaların varlığı, konformal döngüsel kozmolojinin (CCC) bir sonucudur” açıklamasında bulundu. Emisyonda aşırı düşük sıcaklıkta bulunmasına rağmen CCC’deki bu radyasyon, kara deliğin geleceğinde uyumlu bir sıkışmayla büyük ölçüde yoğunlaşmaktadır. Bu da sonsuzluğa geçişte tek bir noktaya sebep olmaktadır.
Yok olan evrenlerden sonra oluşan geri dönüşüm evrenleri teorisi tartışılmaz bir noktada değil. Elde edilen kanıtların birçoğunda evrenin genişlemesinin hızlandığı, evrenin tek bir noktaya sıkışacak kadar yoğunlaşmayacağını ve yine Büyük Sıçrama teorisi olarak isimlendirilen genişlemenin oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Hawking radyasyonuyla ilgili henüz bir kanıt bulunamamıştır. Bu ilginç teorinin tüm bilim çevreleri tarafından kabul görebilmesi için daha birçok kanıt toplanması gerekiyor.
Kaynak: https://www.iflscience.com/space/dead-black-holes-may-suggest-this-is-not-the-first-universe/

Devamını Oku

Uzay

Bilim İnsanları, Samanyolu’nun Yörüngesinde Keşfedilen Minik Galaksi Hakkında Araştırma Yürütüyor

Yayınlandı

üzerinde

Samanyolu’nun hemen dibinde keşfedilen minik bir galaksi bilim insanlarını şaşırttı. Segue 1 ismi verilen galaksi oldukça tuhaf bir yapıda. Çok küçük olmasının yanında, oldukça da soluk olan minik galaksi Samanyolu’na çok yakın ve kimse nereden geldiğini tam olarak bilmiyor. Astronomlar mini galaksinin hareketlerini ilk defa doğru bir şekilde ölçmeyi başardı. Bu ölçümler galaksi hakkında bazı ipuçları barındırıyor. Son 10 sene içerisinde teleskop teknolojisi küçük galaksileri tespit edebilecek kadar gelişti. Bu küçük galaksiler çok kompaktlar, küresel bir küme ile cüce gökada arasında bir yere sahipler. Ultra-zayıf cüce spiroidal gökadalar olarak adlandırılıyorlar.
2006’da Sloan Dijital Gökyüzü Anketi verilerinde ilk keşfedilen Segue 1 oldu. Galaksinin keşfi 2007 yılında duyuruldu. Oldukça eski olan galaksi, yaşlı ve çok eski yıldızlarla dolu. Aynı zamanda tutarlı düşük metal içeriğe sahip. Metaller evrende bir neslin veya iki yıldızın süpernovaya dönüşmesine ve ölümünde ağır elementlerin oluşmasına kadar yayılmaz. Segue 1 ayrıca oldukça düşük bir parlaklığa sahiptir. galaksinin parlaklığı tipik bir küresel kümelenmeden çok daha zayıf. Aslında, astronomlar henüz galaksinin küresel bir kümelenme olmadığından tam olarak emin değiller. Yeni araştırma galaksi hakkında daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağladı. Araştırmacılar Segue 1 ‘in bir galaksi parçası mı yoksa küresel bir kümeye mi ait olduğunu anlamak istedi. Bunun yanında araştırmanın amaçları arasında Segue 1’in nereden geldiği ve tam olarak 23 bin parsec (75 bin ışıkyılı) mesafede Samanyolu’nun yörüngesinde nasıl bulunduğunu inceledi. Segue 1’in hareketini hesaplamak için Sloan Dijital Gökyüzü Anketi’nden ve Büyük Binoküler Kameradan 10 yıllık bir temel veri kullanıldı. İncelenen verilerde Segue 1’in 600 milyon yılda bir defa Samanyolu galaksisinin yörüngesine girdiğini keşfetti. Aynı zamanda tespit edilen bir diğer gerçek ise Segue 1’in Samanyolu galaksisinin yer çekim kuvveti tarafından yok edilmenin eşiğinde olduğu. Tüm bu veriler Segue 1’in galaksi kategorisine girme olasılığını daha güçlü hale getirmektedir. Galaksi düşük metal yoğunluğa sahip olmasına rağmen, küresel kümelerde bulunmayan önemli bir demir yayılımına sahip.
Araştırmacılar Segue 1’in bulunduğu yere nasıl geldiğine dair iki farklı senaryo üzerinde duruyor. Bu teorilerden daha az güçlü bulunanı Segue 1’in farklı bir galaksinin etrafında bir uydu olmasıydı. Bu galaksi 12 milyar yıl önce Samanyolu’yla çarpıştı ve bu çarpışma sonrasında Segue 1 tek başına kalarak kendi etrafında dönmeye başladı. Bu olası bir varsayımdır. Samanyolu galaksisinin geçmişte birçok galaksiyle çarpışıp, kaynaştığı bilinmektedir. Ancak Segue 1’in yörüngesi tespit edilen çarpışmaların hiçbirisiyle tutarlı yapıda değil. Ancak daha önce keşfedilmemiş bir çarpışma olasılığını da bilim insanları göz ardı etmiyor. İkinci teori ise bilim insanlarının %75 oranında makul bulduğu senaryodur. Segue 1, 8 milyar yıl önce Samanyolu galaksisinin çekim kuvvetine kapılarak onun yörüngesine girmiştir. Yapılacak olan ek araştırmalar bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunu gelecek günlerde ortaya çıkaracak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/ultra-faint-spheroidal-dwarf-galaxy-segue-1-proper-motions-measured-first-time

Devamını Oku

Uzay

ABD’den Yeni Uzay Ordusu Planı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerika’nın “uzaydaki hakimiyetini” garanti altına almak için yeni bir uzay gücü oluşturmanın zamanının geldiğini söyledi. Pence’in yorumları yönetimin 2020’ye kadar bağımsız altıncı bir komutanlık kurma planının ilk adımı olarak değerlendirildi.
Pence yaptığı açıklamada “bir zamanlar huzurlu ve rakipsiz olan uzayın artık kalabalık ve rekabete açık” olduğunu söyledi. Trump’ın bağımsız ancak eşit bir uzay gücü komutanlığı talebi oldukça karmaşık bir istek ve Kongre’nin onayını gerektiren pahalı bir hamle. Savunma Bakanı Jim Mattis de uzay kuvvetleri komutanlığı planlarına destek verdi. Mattis daha önce pahalı bağımsız bir birim kurulmasına karşı çıkıyordu. Amerika’nın uzayda büyük ölçüde uydulara bağımlı olduğunun bilinmesi Pentagon’un uzaydaki rolünün sorgulanmasına neden oluyor. 
Uydular iletişimi, navigasyonu, istihbaratı ve hem ordu hem de ekonomi için hayati başka hizmetleri sağlıyor. Amerikan istihbarat daireleri bu yıl Rusya ve Çin’in gelecek bir savaşta kullanılmak üzere uyduları hedef alacak silahlar üretme peşinde olduğunu tespit etmişti. Muharip birlikleri elektronik iletişimden veya navigasyondan yoksun bırakacak uydu teknolojisini hedef alan siber saldırıların yapılmasından endişe ediliyor.
Kaynak: https://www.usatoday.com/videos/news/politics/2018/08/09/pence-outlines-plan-new-space-force-2020/37379571/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar