fbpx
Connect with us

Bilim

Mary Shelley’e “Frankenstein” için ilham vermiş olabilecek 5 bilimsel deney

Published

on

Frankenstein’ın canavarının 200 yaşına girmesiyle “Makingthe Monster”(Canavarı Yaratmak) kitabının yazarı Kathryn Harkupbu kitaba ilham vermiş olabilecek geçmişten 5 bilimsel deneye göz atıyor. Mary Shelley’nin bilim kurgu romanı Frankenstein 200 yıl önce yayımlandı. O yıllarda sıra dışı bilim gelişmeleri ön plandaydı ve bilim,kahvehanelerde, clublarda, ve varlıklı ailelerin konuk odalarında konuşulmakta olan popüler bir konuydu. Romanının 1831 basımının giriş bölümündeMary Shelley, Frankenstein’ı yazmasında ona ilham veren bir kaç bilimsel gelişmeye yer verdi. Üstü kapalı terimlerle galvanizm, kendiliğinden üreme, hayat ilkesi hakkındaki deneyleri yazdı. Peki, hangi deneylere ithaf ediyordu? Hangi bilimsel gerçekler bu efsanevi bilim kurgu romanını yazmasında ilham vermişti ona? 1. Hareket eden erişte: Ölü maddeden hayat elde etme düşüncesi Shelly’nin zamanında yeni bir düşünce değildi. Binlerce yıldır doğa filozofları, çamurdan, pislikten, hatta çürümüş cesetlerden nasıl küçük canlıların oluştuğu üzerine düşündüler. Mikroskobun faydaları olmadan, sinek ve diğer böceklerin canlı bir yaratığa dönüşmeden önce içinde bulunduğu küçük yumurtaları gözlemlemek neredeyse imkansızdı. 19.yüzyılın başlarında kendiliğinden üreme düşüncesi hala devam etmekteydi. Biraz yiyecek ve bolca sabır gerektiren ünlü bir deney ebeveyn siz üremenin olabileceğini kanıtlar düzeydeydi. Küçük bir parça erişte cam bir kubbenin altına yerleştirildi, böylece dış etkilerden izole oluyordu. Bir süre sonra bu erişte parçasında hareket gözlemlendi. Deneyciler çok steril bir ortamda çalıştığı için bu çok olasılıksız görünüyordu fakat bir şey erişteye bulaşmış, gelişmiş, ve onun kendi kendine hareket etmesini sağlamıştı. Frankenstein’ da ise Shelley kendiliğinden üreme fikrine başka bir boyut kazandırdı. Düzgün bir şekilde oluşturulursa insan vücudu, doğru bir şekilde işleyen biyolojik bir makine gibi görülebilirdi. Belki de küçük parçalarla bir canavar inşa edip hayat verilebilirdi.
2. Ameliyat: 19.yüzyılın dönümünde insan anatomisine hayranlık zirveye ulaşmıştı. Birleşik Krallıkta büyük şehirlere özel anatomi okulları açılmıştı. Anatomi profesörleri ve cerrahlar bilgilerini ve yeteneklerini istekli tıp öğrencilerine aktarıyorlardı. Anatomi okulları ve anatomik numune koleksiyonları Shelley’e ilham vermiş olabilir. Fakat orada öğretilen cerrahi yetenekler, karakteri Victor Frankenstein’e canavarını oluştururken yardımcı olamamıştı. Ameliyat o dönemlerde birleştirmekten ziyade kesme ile ilgiliydi. Bireyler arası doku, organ vb. nakli fikri o dönemlerde daha gelişiminin ilk aşamalarındaydı ama estetik cerrahinin bazı boyutları şaşırtıcı gelişimler göstermişti. 16.yüzyılda giderek artan düellolar daha çok anlam kazanmıştı ve birçok insan burunsuz gezmek zorunda kalıyordu. Genellikle kolun tepesinden alınmasıyla vücudun bir bölgesinden,surattaki boşluğu doldurmak için alınan dokuların nakli üzerine ilgiler artmıştı. Eklenecek doku parçasını çıkarıp yavaşça eksiklik olan bölgeye naklederken kolun sabit durması için fazlasıyla abartılı iskeleler yapılmıştı. Mary’ nin karakteri Victor deri ile birlikte birçok iç organı da nakletmek zorunda kalmıştı ve bu o zamanlarda hiçbir cerrahın cesaret edemediği bir şeydi. Victor, gerçekte aynı çağda yaşadığı insanlar gibi, doku uyumu kavramına sahip değildi ve insan bireylerden ziyade farklı türlerin bile dokularını veya organlarını kullanırken ikinci kez düşünmüyordu.  3. Uçan çocuk: Parçalardan bir canavar yaratmak kesinlikle kolay değil fakat Victor Frankenstein’in en büyük başarısı ölü materyalleri toplayıp bunları canlı bir şeye dönüştürmesiydi. Bu canlandırma yönteminin detayları romanda sinir bozucu bir şekilde üstü kapalı anlatılmış. Shelleyromanda bir “yaşam kıvılcımı”dan bahseder fakat bu herhangi bir şey olabilir. Neyse ki elektrik kıvılcımı bunun en muhtemel açıklaması olacaktır. Frankenstein’ in yazılmasından önceki yüzyıl elektriği anlamada büyük gelişmelere tanık oldu. Bu olguyu ilk inceleyenlerden biri StephenGray’di. Ülkesine hizmet edenlerin kaldığı bir tür bakım evi olan Charterhouse’ da kalıyordu. Gray emeklilik dönemini elektrik üzerine deneyler yaparak geçirdi ve bu konuda birçok keşif yaptı. Teorilerini anlatmak için birçok muazzam canlandırmalar tertipledi; bunlardan biri de “uçan çocuk”tur. Charterhouse’ un bitişiğinde bir de okul bulunmaktaydı ve kimse Gray’in bir çocuğu deneyleri için ödünç almasına aldırış etmemişti. Çocuk tavana kadar yükseltilmiş bir platforma asılır ve çocuğa statik elektrik yüklenir ve sonrasında çocuk küçük kağıt parçalarıyla etkileşime girmek için ellerini kullanır ve kağıtları hareket ettirebilir. Çocuğun burnundan küçük kıvılcımlar gözlemlenebilir. Platforma bağlanmış, havada süzülen, kıvılcımlar saçan bir çocuk ve zeminde ellerini coşkuyla sallayan bir bilim insanı imgesi Victor Frankenstein’ ın canavarına hayat verdiği modern film sahnelerindekinden pek de farklı sayılmaz.  4. Bulutlardan gelen elektrik akımı: Frankenstein’ ın canavarının hayata gelişinin sinemadaki tasvirinde sıklıkla arka planda gök gürültülü bir sağanak eşlik ediyor. Bu genellikle yıldırımın “hayat kıvılcımı” oluşturmasını ima ediyor. Acaba Mary Shelley tüm zamanların en ünlü elektrik deneylerinin birinden ilham almış olabilir mi? Frankenstein romanında Benjamin Franklin’in ünlü Uçurtma Deneyine atıf yapıldı. Franklin elektrikle ilgili her konuda oldukça meraklı bir araştırmacıydı fakat o zamanlar kimse yıldırımın gerçekten elektrik ile ilgili bir olay olduğundan emin değildi. Franklin bunu kanıtlamak için bir deney yaptı. Deney şu şekildeydi: Franklin ve oğlu uçurtmaya bir anahtar bağlayıp onu bir fırtınanın ortasına doğru uçurdular. Başta hiçbir şey olmadı, tam vazgeçecekleri sırada Franklin anahtarı uçurtmaya bağlandıkları ipteki tellerin yükseldiğini gördü sanki elektrik yüklüydü. Elini anahtara doğru götürdü ve elektrik çarpmasını deneyimledi. Deney muhtemelen anlatıldığı şekilde yaşanmamış olsada büyük ün kazandı. Franklin yıldırım çarpması tehlikelerinin kesinlikle farkındaydı ve muhtemelen yanında ipi tutması için başkasını, belki kölelerinden birini, götürdü. Bu tür deneyi gerçekleştiren ilk kişi bile değil aslında; 1752 Mayıs’ında Fransız Thomas-François Dalibard, Gray’denbirkaç önce ay, eşit derecede tehlikeli bir deney yapmıştı çoktan. Shelley Franklin’in deneyine atıfta bulunmasına rağmen, canavara hayat verme sürecinin bir parçası olarak yıldırımdan bahsetmemiştir. Victor Frankenstein’a bilim konusunda çalışması için ilham verenyıldırım çarpmasıdır ve Victor ve canavarının karşılaşmasında arka planda yine bir fırtına vardır. “Hayat kıvılcımı” olan yıldırım büyük ve özel etki yaratmak için sinemada kullanılan bir bahane gibi gözüküyor.
5. Ölüyü diriltme: Mary Shelley elektrik kullanarak ölü insanları hayata döndürme fikri olan ilk insan değildi. Önemli bilim insanları da bu olasılığı araştırdı. Elektrik şoklarının kas çekilmesine neden olduğu biliniyordu ve buna galvanizm (etkisi) denmişti. Hayvanlar üzerinde binlerce elektrik deneyi yapıldı fakat bir sonraki adım GiovanniAldini’den geldi. Az zaman önce boğulmuş veya havasızlıktan ölmüş kişileri canlandırmak için elektriğin kullanılıp kullanılmayacağını görmek istiyordu. Teorilerini kanıtlamak için taze bir cesede ihtiyacı vardı ve bu ihtiyacı 1803te Londra’da karşılandı. George Forstercinayetten mahkûm edilmişti. ezası asılmaktı ve sonrasında cesedi elektrik deneyleri için Aldini’ ye verilecekti. Forster’in cesedi darağacından indirilip Aldini’ye teslim edildi. Aldini Forster’ ın kafasının yanına bir bateriden çıkan kabloları bağladı; yüzdeki kaslar hareket etti, çene titredi ve sol göz açıldı. Aldini Forster’ ın göğsünü açtı, kaburgalarını kırdı ve yeniden başlatmak amacıyla direkt kalbe elektrik şoku verdi. Başarısız olmuştu. Onun diriltme girişimleri başarısız olmuş olsa da en ünlü bilim kurgu romanına ilham verme konusunda başarılı olmuştu. Aldini’nin Forster üzerinde yaptığı deneyler büyük ölçüde tanınmıştı. Bu deneyin anlatımı ile Frankenstein’ nın canavarını hayata geçirdiği o can alıcı anın anlatımında kullanılan imgeler çok büyük ölçüde benzerdir.
Editör / Yazar: Meltem ARSLANER
Kaynak: https://www.sciencefocus.com/science/five-experiments-that-might-have-influenced-mary-shelleys-frankenstein/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Canlı Arı Sokması ‘Akupunktur’, Ölümcül Alerjik Reaksiyonu Tetikliyor

Published

on

Canlı arıların sokmasıyla yapılan “akupunktur” seansı, İspanya’da bir klinikte bir kadında hayatına mal olan bir alerjik reaksiyonu tetikledi. Tedavi sırasında, kadını kasık kasılmalarını ve stres tedavi etmek için kasıtlı olarak canlı arılar soktu. Arıların ve akupunkturun harmanlanması bir çeşit “apiterapi” dir. Bu terim, çeşitli tıbbi koşulların bal arılarından türetilen maddelerle tedavi edilmesinin giderek daha popüler bir uygulamasını tarif eden bir terimdir. Bununla birlikte, bu işlemlerin herhangi bir yararı olduğuna dair yeterince klinik kanıt yoktur ve aslında zararlı olabilirler. Bu durumda, arı zehiri, kadının hayatını kaybetmesine neden olan şiddetli bir alerjik reaksiyona neden olduğunu ortaya koymuştur. Özel bir klinikte uygulanan bir acıyı takiben, kadın hırıldamaya başladı ve sonra bilincini kaybetti. Yerel bir hastaneye nakledildi, burada kalıcı bir komaya neden olan büyük bir felç hali teşhis edildi; Birkaç hafta sonra çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybettiği için araştırmacılar, son zamanlarda Araştırma Allerjolojisi ve Klinik İmmünoloji Dergisi’ nde yayınlanan raporlarında dikkat çekti .

Resimde: Apiterapi uygulayıcısı, 15 Nisan 2007 tarihinde Endonezya’nın Jakarta kentinde Cibubur Arı Merkezinde bir hastanın elini sokan bir arıyı yönetmektedir. Kredi: DimasArdian / GettyImages

Arı zehirini kullanan tedaviler binlerce yıl öncesine dayanıyor ve Temmuz 2012’deki bir araştırmaya göre Çin, Yunanistan ve Mısır’daki eski uygarlıklara kadar izlenebilir. Günümüzde apiterapi en yaygın olarak Asya, Güney Amerika ve Doğu Avrupa’da uygulanmaktadır ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları, bazı kanser türlerini ve romatizma ve artrit gibi kas iskelet sistemini etkileyen koşulları tedavi etmek için kullanılmaktadır. PLOS ONE dergisinde Mayıs 2015’te yayınlanmıştır.

Ancak arı zehiri tedavileri sıklıkla olumsuz tepkilerle bağlantılıdır ve yeni vaka raporuna göre, güvenlik ve olumlu etkinliklerini destekleyecek az sayıda yayınlanmış araştırma bulunmaktadır.

Arı zehirine duyarlı insanlar için, zehirin bileşikleri hafif ila şiddetli arasında değişen alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Aşırı durumlarda, alerjene maruz kaldıktan sonra birkaç dakika içinde vurulan ve alerjik bir reaksiyona neden olan anafilaksiye neden olur ve yaşamı tehdit edebilir. Anafilaksi sırasında, vücut şok durumuna neden olan kimyasallarla doludur; Mayo Clinic’ e göre kan basıncı düşüyor, dil ve boğaz şişerek nefes almayı zorlaştırıyor.

Adrenalin olarak da bilinen hormon epinefrin anafilaksi semptomlarını hafifletebilir, ancak İspanya’daki apiterapi kliniğinde herhangi bir etkisi olmadı. Vaka raporuna göre, bilinçsiz kadına tıbbi yardım geldiğinde epinefrin verilmiş olmasına rağmen ambulans, klinik görevlileri aradıktan yaklaşık 30 dakika sonra ortaya çıkmamıştır.

İlginçtir ki, bu kadın apiterapi kliniğine ilk ziyareti değildi; Aslında, son iki yıldır dört haftada bir kliniği ziyaret ediyor ve arı akupunkturu aldığını ve hiçbir yan etkisi olmadığını belirtmiştir.

Muhtemelen olan şey, tedavisi sırasında bal arıları zehirine duyarlılık geliştirmesiydi. “Ve son acı, klinik olarak önemli olan” Downingtown’ daki Astım Alerjisi ve Sinüs Merkezinde alerjisi olan Dr. Andrew Murphy. , Pennsylvania, bir e-posta ile Live Science söylemiştir. Başka bir deyişle, insanlar düzenli olarak maruz kalma sonucu arı zehiri gibi alerjenlere karşı hassasiyet geliştirebilirler.

Murphy, “Daha da rahatsız edici ve üzücü olan, bu kliniğin, bir reaksiyon durumunda hastayı tedavi etmek için epinefrin bile bulunmamasıydı” dedi.

Araştırma yazarları, apitherapy kliniklerinde insanların arı zehirine duyarlılığını belirlemek için daha titiz önlemler alınması gerektiğini – özellikle zaman içinde acı çekiyorlarsa – ve insanların bu büyük ölçüde denenmemiş prosedürlerdeki içsel tehlikeler hakkında bilgilendirilmelerini önerdi. Aslında, bir arının sokması ile yapılan arı akupunkturundan tamamen kaçınmayı düşünmelidir, diye ekledi doktorlar.

Araştırmacılar, “Apiterapiye maruz kalmanın riskleri, öngörülen faydaları aşabilir ve bu uygulamanın hem güvensiz hem de tavsiye edilemez olduğu sonucuna varmamızı sağlayabilir.” dedi.

Editör / Yazar: Nalan YILDIZ

Kaynak: https://www.livescience.com/62063-bee-acupuncture-death.html

Continue Reading

Bilim

Kanser Araştırmaları İçin Sanal Gerçeklik Kontrolü

Published

on

Sanal ve zenginleştirilmiş gerçeklik teknolojileri sadece yeni eğlence biçimleri olmaktan daha fazlasını ifade etmektedir.Şimdiye kadarcerrahları eğitmek, bakım görevlilerine uzaktan rehberlik etmek, halkın dijital müze koleksiyonlarına ilgisini çekmek ve benzeri alanlarda kullanılan sanal gerçeklik (VR), artık kanser araştırmalarını geliştirmek için de kullanılabilecektir. Kanser teşhisine yardımcı olabilmek ve genç kanser hastaları için kişiselleştirilmiş sağlık ve tedavi planları oluşturabilmek için Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü, Çocuk Kanseri Enstitüsü ve Start VR ile ortak bir çalışma yürütülmektedir. Üç boyutlu modeller oluşturmak için VR’ ın kullanılması; tıp uzmanlarının kanserli tümörlerde neler olduğunu moleküler düzeyde görsel olarak ifade etmelerine yardımcı olacaktır. Genomik sekanslama (gen dizilimi), kanser anlayışımızı ve bunu nasıl tedavi edilebileceğimizi de değiştirebilmektedir. Bir kanserin genomunu (DNA’ sında kodlanan bilgileri) inceleyerek; araştırmacılar, belirli bir kansere neden olan moleküler mekanizmalar hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilmektedirler. Bu, aynı zamanda tedavinin daha kesin ve kişisel olmasını da sağlamaktadır. Sanal gerçekliğin gelişim süreçleri hala çok zor olsa da, bu alanda araştırmacılara pek çok yardımcı dokunabilecektir.

VR sadece oyun için değil aynı zamanda devasa tıbbi zorlukların çözülmesine yardımcı olmak için de kullanılabilir

Görebildiklerinizi Düzeltmek Artık Daha Kolay

Kanser DNA’mızdaki mutasyonların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Neyse ki, hücrelerimiz bizi zararlı mutasyonlardan koruyan proteinler içermektedir.En iyi bilinen proteinlerden biri, P53 adlı bir proteindir. P53, DNA’ya bağlandığında, zararlı mutasyonları tespit edip onarabilmektedir. Aslında, çoğu kanser tipi, yalnızca P53′ ün kendisi zarar gördüğünde ve DNA’ ya bağlanamadığında ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda bir örnek olarak gösterilen fotoğraftaki gibi animasyonlar üretmek aylarca çaba gerektirmektedir; ancak üretmesine kadar çok zaman alsa da sanal gerçeklik (VR), araştırmacıların kanser mekanizmalarını anlamalarını netleştirmelerinde yardımcı olabilecek faydalı cihazlardır. Bu cihazlar, özellikle gençleri etkileyen yeterince araştırılmamış kanserlerin ayrıntılı incelenebilmesi için çok önemlidir.

P53 proteini, DNA’daki zararlı mutasyonları onarıyor. Kredi: Dr Kate Patterson, Görsel Bilim İletişimcisi ve Garvan Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nde VR / Moleküler Animatör.

VR ile Kanser Araştırmalarının Arttırılması

Proje araştırma çalışmaları; üç boyutlu milyonlarca proteinin yapısı üzerinde benzersiz bir ayrıntı hazinesi sağlayan ve bu modellerin bir VR cihazında veya dizüstü bilgisayarda etkileşimli olarak keşfedilebilecek dinamik sahneler halinde birleştirilmesine olanak tanıyan Aquaria üzerinde çalışabilecektir. Projenin asıl amacı, araştırmacıların kanserin temelindeki moleküler süreçleri görme ve düşünme şeklini değiştirebilmek ve meslektaş klinisyenler ileve onların hastalarıyla tedavi seçenekleri hakkında kurduklarıiletişimi geliştirebilmektir.

Tüm kanser araştırma fonlarının yüzde 6′ sından daha azı, en düşük hayatta kalma oranına sahip 16 ila 25 yaş arasındaki gençlerde kanser sağ kalım oranlarının iyileştirilmesinde yardımcı olabilecek hayati buluşlar için,gençlerde görülen kanser türleri araştırmalarında kullanılmaktadır. Bu proje aynı zamanda Sony Foundation Virtual Reality Cancer Research Grant adlı bir ödüle de layık görülmüştür. Bufonlar, genç kanser hastaları için daha iyi tedaviler bulmaya yönelik araştırmaların yapılmasını arttırmayı hedeflemekte veen nihayetinde de bir çare bulunmasına katkı sağlamaktadır.

Editör / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak: https://blog.csiro.au/a-virtual-reality-check-for-cancer-research/

Continue Reading

Bilim

Gerçek Yaşamda Einstein’ın Görelilik Teorisini Görebilmenin 8 Yolu

Published

on

1.Derin etkiler: Görelilik, 20. yüzyılın en ünlü bilimsel teorilerinden biridir, ancak günlük yaşamımızda gördüğümüz şeyleri ne kadar iyi açıklar? 1905 yılında Albert Einstein tarafından formüle edilen görelilik teorisi, fizik yasalarının her yerde aynı olduğu düşüncesidir. Teori, nesnelerin uzaydaki ve zamandaki davranışını açıklar ve kara deliklerin varlığından, yerçekimi nedeniyle hafif bükülmeye, yörüngesindeki Merkür gezegeninin davranışına kadar her şeyi tahmin etmek için kullanılabilir. Teori aldatıcı bir şekilde basittir.İlk olarak, “mutlak” referans çerçevesi yoktur.Bir nesnenin hızını veya momentumunu veya zamanı nasıl deneyimlediğini her ölçtüğünüzde, daima başka bir şeyle ilişkili oluşudur. İkincisi, ışığın hızı, kimin ölçtüğü ya da ölçen kişinin ne kadar hızlı gittiğinin önemi yoktur. Üçüncüsü, hiçbir şey ışıktan daha hızlı ilerleyemez. Einstein’ ın en ünlü teorisinin sonuçları derindir. Işığın hızı her zaman aynıysa, bu, Dünya’ya göre çok hızlı giden bir astronotun, Dünya’ ya bağlı bir gözlemcinin alacağından daha yavaş bir şekilde işaret eden saniyeleri ölçeceği anlamına gelir – zaman esasen zaman genişlemesi olarak adlandırılan bir fenomen olan astronot için zaman yavaşlar.

Büyük bir yerçekimi alanındaki herhangi bir nesne hızlanıyor, bu nedenle zaman genişlemesine de maruz kalacak. Bu arada, astronotun uzay gemisi uzunluğu daralmaya maruz kalacak, bu da uzay aracını uçarken fotoğrafını çektiğinizde, hareket yönünde “kıvrılmış” gibi görüneceği anlamına gelir. Ancak gemideki astronot için hepsi normal gözüküyordu. Ek olarak, uzay gemisinin kütlesi Dünyadaki insanlar açısından da artıyor gibi görünüyor. Ancak göreceli etkileri görmek için ışığın hızına yakın bir mesafeden yakınlaştırma yapmanız gerekmez.Aslında, günlük yaşamlarımızda görebildiğimiz birkaç görecelilik örneği ve Einstein’ ın haklı olduğunu gösteren bugün kullandığımız teknolojiler bile var. İşte görecelikleri eylem halinde görmenin bazı yolları.

2.Elektromıknatıs

Manyetizma göreceli bir etkidir ve eğer elektrik kullanıyorsanız, jeneratörler çalışıyor olduğu için göreliliğe teşekkür edebilirsiniz. Bir tel halkası alıp manyetik bir alanda hareket ettirirseniz, bir elektrik akımı üretirsiniz.Teldeki yüklü parçacıklar, bazılarını hareket etmeye ve akımı yaratmaya zorlayan değişen manyetik alandan etkilenir. Fakat şimdi, teli hareketsiz olarak hayal edin ve mıknatısın hareket ettiğini hayal edin.Bu durumda, tel içindeki yüklü parçacıklar (elektronlar ve protonlar) artık hareket etmemektedir, bu nedenle manyetik alan onları etkilememelidir.Ama öyle ve bir akım hala akıyor. Bu, ayrıcalıklı bir referans çerçevesinin olmadığını göstermektedir. Kaliforniya Claremont’ taki Pomona Koleji’ nde fizik profesörü olan Thomas Moore, değişen bir manyetik alanın elektrik akımı yarattığını belirten Faraday Yasasının neden doğru olduğunu göstermek için görelilik ilkesini kullanıyor.

Moore, “Bu, transformatörlerin ve elektrik jeneratörlerinin arkasındaki temel ilke olduğundan, elektrik kullanan herkes göreliliğin etkilerini yaşıyor” dedi. Elektromıknatıslar görelilikle de çalışır.Bir elektrik akımı doğru akım (DC) bir tel üzerinden aktığında, elektronlar malzemenin içinden geçer.Normalde tel, elektriksel olarak nötr görünür, net pozitif veya negatif yük olmadan.Bu yaklaşık aynı sayıda proton (pozitif yük) ve elektron (negatif yük) olmasının bir sonucudur.Ancak, DC akımıyla yanına başka bir kablo koyarsanız, akımın hangi yönde hareket ettiğine bağlı olarak teller birbirlerini çeker veya iter.

Akımların aynı yönde hareket ettiği varsayıldığında, ilk teldeki elektronlar, ikinci teldeki elektronları hareketsiz olarak görürler. (Bu, akımların yaklaşık olarak aynı güçte olduğunu varsayar). Bu arada, elektronların bakış açısından, her iki teldeki protonlar hareket ediyor gibi görünüyor.Göreceli uzunluktaki daralma nedeniyle, bunlar daha yakın aralıklarla görünmektedir, bu nedenle tel uzunluğu başına negatif yükten daha pozitif bir yük vardır. Şarj gibi ilerlediğinden, iki tel de iter. Ters yöndeki akımlar daha çekicidir, çünkü ilk tel açısından, diğer teldeki elektronlar birlikte daha kalabalık olduğundan net bir negatif yük oluşturur.Bu arada, ilk teldeki protonlar net bir pozitif yük oluşturuyor ve karşıt yükler çekiyor.

3.Global Konumlandırma Sistemi

Aracınızın GPS navigasyonunun olduğu kadar doğru çalışması için, uyduların göreceli etkileri göz önünde bulundurması gerekir. Bunun nedeni, uydular ışık hızına yakın herhangi bir şeyde hareket etmemesine rağmen, hala oldukça hızlı gidiyorlar.Uydular ayrıca yeryüzündeki yer istasyonlarına sinyal gönderiyorlar.Bu istasyonlar (ve arabanızdaki GPS ünitesi) yörüngedeki uydulardan daha fazla yer çekimi nedeniyle daha fazla hızlanma yaşıyor. Bu noktayı kesinleştirmek için, uydular saniyenin milyarda birine (nanosaniye) kadar doğru olan saatler kullanırlar.Her bir uydu Dünya’dan 20.600 mil (20.300 kilometre) yukarıda olduğundan ve saatte yaklaşık 6.000 mil (10.000 km / s) hızla hareket ettiğinden, her gün yaklaşık 4 mikrosaniye düşen göreceli bir zaman genişlemesi meydana gelir.Yerçekimi etkilerini eklersekistasyon yaklaşık 7 mikrosaniye kadar gider. Bu 7.000 nanosaniye demek. Fark çok gerçektir: Göreceli bir etki göze alınmazsa, bir sonraki benzin istasyonuna yarım mil (0.8 km) olduğunu söyleyen bir GPS ünitesi sadece bir gün sonra 8 mil uzakta olacağını söyler.

4.Altının sarı rengi

Metallerin çoğu parlaktır çünkü atomlardaki elektronlar farklı enerji seviyelerinden veya “orbitallerden” atlarlar. Metale çarpan bazı fotonlar, daha uzun bir dalga boyunda olsa da emilir ve yeniden yayılır. En görünür ışık olsa da, sadece yansıtılır. Altın ağır bir atomdur, bu yüzden iç elektronlar göreceli kütle artışının yanı sıra uzunluk büzülmesinin de önemli olduğu kadar hızlı hareket ederler. Sonuç olarak, elektronlar çekirdeğin etrafında daha kısa yollarda, daha fazla momentumla dönerler.İç yörüngelerdeki elektronlar, dış elektronların enerjisine daha yakın olan enerjiyi taşır ve absorbe edilen ve yansıyan dalga boyları daha uzundur. Daha uzun ışık dalga boyları, genellikle sadece yansıtılacak olan görünür ışığın bir kısmının absorbe edileceği ve bu ışığın spektrumun mavi ucunda olduğu anlamına gelir. Beyaz ışık, gökkuşağının tüm renklerinin bir karışımıdır, ancak altının durumunda, ışık absorbe edildiğinde ve yeniden yayıldığında, dalga boyları genellikle daha uzundur. Bu, gördüğümüz ışık dalgalarının karışımı içinde daha az mavi ve mor olması eğiliminde olduğu anlamına gelir. Sarı, turuncu ve kırmızı ışık maviden daha uzun bir dalga boyunda olduğundan altın rengi sarımsı görünür.

5.Altın kolayca korozyona uğramaz

Altının elektronları üzerindeki göreceli etki, metalin başka herhangi bir şeyle kolayca korozyona girmemesi veya reaksiyona girmemesinin bir nedenidir. Altın, dış kabuğunda yalnızca bir elektrona sahiptir, ancak yine de kalsiyum veya lityum kadar reaktif değildir. Bunun yerine, altın olan elektronların olması gerekenden “daha ağır” olmaları atom çekirdeğine yakın tutulur. Bu, en dıştaki elektronun, herhangi bir şeyle reaksiyona girebileceği bir yerde olma ihtimalinin olmadığı anlamına gelir – çekirdeğe yakın olan diğer elektronları arasında olduğu gibi.

6.Civa bir sıvıdır

Altına benzer şekilde, cıva da ağır bir atomdur, hızları ve dolayısıyla kütle artışı nedeniyle elektronları çekirdeğine yakın tutulur. Civa ile, atomları arasındaki bağlar zayıftır, bu nedenle cıva daha düşük sıcaklıklarda erir ve gördüğümüzde tipik olarak bir sıvıdır.

7.Eski televizyon

Sadece birkaç yıl önce çoğu televizyonda ve monitörde katod ışın tüpü ekranları vardı.Bir katod ışını tüpü, büyük bir mıknatısla fosfor yüzeyine elektronlar ateşleyerek çalışır.Her elektron, ekranın arkasına çarptığında ışıklı bir piksel yapar.Elektronlar, resmin ışık hızının yüzde 30’una kadar çıkmasını sağlamak için ateşlenir.Göreceli etkiler göze çarpar ve üreticiler mıknatısları biçimlendirdiğinde, bu etkileri göz önünde bulundurmaları gerekir.

8.Işık

Eğer Isaac Newton mutlak bir dinlenme çerçevesi olduğunu varsaymakta haklı olsaydı, ışık için farklı bir açıklama yapmalıydık, çünkü hiç olmazdı. Pomona Koleji’nden Moore, “Sadece manyetizma olmayacak, ışık da olmayacak, çünkü görecelilik, elektromanyetik bir alandaki değişikliklerin anında değil, sınırlı bir hızda hareket etmesini gerektiriyor” dedi.“Görelilik bu gerekliliği yerine getirmezse… elektrik alanlarındaki değişiklikler anında… elektromanyetik dalgalar yerine iletilecekti ve hem manyetizma hem de ışığa gerek kalmayacaktı.”

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.livescience.com/58245-theory-of-relativity-in-real-life.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar