fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Antik Pers Medeniyetinde 3 cinsiyet Normal Karşılanıyordu

Published

on

Antik Pers medeniyetine ait 3000 yıllık mezarların incelenmesi sonucu, günümüzde yeni yeni aşılmaya başlayan bir cinsiyet sorununun Pers’lerde olmadığı ortaya çıktı. Persler, 3 farklı cinsiyeti normal karşılıyordu. Cinsiyetle ilgili tartışmaları ve onların doğumda belirlendiğini reddeden insanların varlığı adeta kültürel bir savaş alanına dönmüş durumda. Dünyada hala transseksüel bireyler birçok toplum tarafından dışlanıyor. Bunun en yakın örnekleri arasında Trump hükümetinin transseksüel bireyleri ordudan dışlama, kamu kayıtlarındaki cinsiyet değişikliklerini yasaklama ve interseks kişileri tamamen silme çabaları gösterilebilir. Dünya üzerinde buna benzer saldırılar tüm toplumlarda görülmektedir.

Dünya üzerinde buna benzer saldırılar tüm toplumlarda görülmektedir. Birçok kişi kolayca belirlenebileceği şekilde sadece iki cinsiyetin bulunduğunu iddia etmektedir. Birçok kültürde transseksüel olarak tanımlanan insanlar, postmodern değerler tarafından teşvik edilen bir popülerizm olarak bildirilmektedir. ManhattanvilleCollege’dan Profesör Megan Cifarelli, bunun tam tersi olduğunu savunuyor. İkili cinsiyet kavramı belki de en fazla geçmiş uygarlıklarla çatışmaktadır ve kültürel olarak toplumlara özgüdür. Çifarelli, İran’ın kuzeybatısındaki Hasanlu’da özel bir mezar çalışması yaptı. Yaklaşık 3.000 yıl önce Hasanlu, rakip orduların sık sık savunduğu bir yolda olma talihsizliği yaşadı. Burası defalarca ele geçirildi ve yakıldı. Bölgenin terk edilmesinden sonra orada bulunan mezarların birçoğu cesetleri belgeleyen arkeologlar tarafından bulundu ve mezarlardaki ganimetlere büyük zararlar verilmeden açıldı. Cifarellimezarlarda yaptığı inceleme raporlarını analiz etti.

Mezarlarda gömülme işlemlerinin ve yanlarına yerleştirilen eşyaların kadın ve erkeklerde ayrı olduğunu tespit etti. Bu şekilde iki farklı kümede mezar tespit edildi. Ancak, mezarların yüzde 20’si erkek ve dişi nesnelerin bir karışımını içeriyordu. Bu, Hasanlu halkının üçüncü bir cinsiyete inandığını ya da cinsiyeti katı bir ikilikten daha fazla bir spektrum olarak gördüğünü ima ediyordu. Teori, kadın rolleri olarak düşünülenleri gerçekleştiren sakallı bir insanı betimleyen altın bir kase ile desteklendi. Hasanlu’da bulunan Altın Kase’deki bu detaylar, geleneksel olarak kadınlara atanan toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili sakallı figürler içeriyor. Cifarelli, henüz elde ettiği bulguları yayınlamadı. Ancak arkeolojik konferanslarda ve halka açık konferanslarda bulgularını paylaştı. Akademik konferanslarda Cifarelli, gelen tepkilerin olumlu olduğunu söyledi.

Birçok Amerikan Yerlisi kültürlerinde iki kişiden fazlasını, örneğin “iki ruhlu” insanları tanıyordu. Eski Amerikan kültürlerini inceleyen arkeologlar bunun farkında ve çoğu zaman buldukları bedenlerin cinsiyeti hakkında sonuçlara varmaktan kaçınıyorlar. Ancak Cifarelli’nin yorumu Orta Doğu kültürlerinde uzmanlaşmış kişiler için yeni. Cifarelli, diğer kültürlerin cinsiyetleri ikili olarak gördüğü fikrine meydan okumakla kalmıyor, aynı zamanda arkeologların bedenlerin cinsiyetini kategorize etme şeklini de sorguluyor. Eksik kemikler, mezarda bir silah veya daha fazla yerli eşya içerip içermediğine bağlı olarak geleneksel olarak kadın veya erkek olarak tanımlanmıştır. Bilim insanı, bu insanların bazılarının şu an intersex dediğimiz cinsiyete ait olabileceğini söylüyor. Ancak arkeologlar erkek veya kadın olduklarını varsaydılar ve kültürlerinin bizim gibi tanımları olduğunu varsayarsak buna göre yerleştirmeye çalıştılar.
Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/ancient-persians-recognized-at-least-three-genders/all/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Hareketli Canlılara Ait İlk Fosil Bulundu

Published

on

Gelişen teknoloji ve artan bilgi birikimi ile birlikte hayatın birçok alanında derin bilgilere ulaşabiliyoruz. Tabii bu sadece geleceğe yönelik olmuyor; geçmiş yaşamlar hakkında da yeni ögeler elde ediyoruz. Dünya’da uzun bir süre boyunca yaşam yoktu ancak, belli bir dönemin ardından ortaya çıkan tek hücreliler suların hareketleriyle beraber oradan oraya sürüklendiler. Kendi isteğiyle hareket eden ilk canlıların bundan 500 milyon yıl önce ortaya çıktığı zannediliyordu fakat keşfedilen yeni fosil, hesaplarda 1.5 milyar yıllık bir sapma olabileceğini gösterdi.Afrika ülkelerinden birisi olan Gabon’da yapılan çalışmalar, kendi iradesiyle hareket eden canlılara ait 2 milyar yıllık izleri ortaya çıkardı. İlk yaşam formlarından elde ettiğimiz fosiller, daha ileri dönemlerden kalma fosillere kıyasla çok daha fazla zarar görmüş ve bozulmuş oluyor. Bizde hareketli canlıların varlıklarını, iz fosili adı verilen fosiller aracılığıyla öğreniyoruz. Bu fosillerin en eskisi ise 500 milyon yıl önceye dayanıyordu. Gabon’da keşfedilen fosil de bu kategoriye giriyor ama; geometrik ve kimyasal yaşı 2.1 milyar olarak görünüyor. Haliyle bu fosil, bilinen en eski iz fosili olarak kayıtlara geçti.

Fosil üzerinde yapılan çalışmalar sonucu iz fosilinin, sülük veya salyangoz tarzı bir canlının izleriyle karşı karşıya olduğumuz sonucunu çıkardı. Oksijenli sularda yaşamış olan bu canlı, gezegenimizdeki yaşamın evriminde önemli bir yere sahip olan oksijene ihtiyaç duyan bir tür olma ihtimaline sahip. Bahsi geçen canlıyı ilginç kılan bir diğer özelliği ise tek hücreli canlılardan oluşan bir koloni olması. Kendi başına hareket edemeyen tek hücrelilerden oluşan bu koloni, bir araya gelerek sürünmeyi başarabiliyor. Bu canlı, çok hücreli yaşam formlarının evrimi açısından önemli bir noktada bulunuyor olabilir.

PNAS dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarlarından Ernest Chi Fru, ”Bu olayın arkasındaki canlılar, okyanus tabanında yemek bulma arayışında veya bakterilere ulaşma amacında olabilir. Harika bir keşif ancak temkinli yaklaşacağız. Bu koloni kısa kesilmiş bir deney veya bugün gördüğümüz canlıların atası. Bunu öğreneceğiz.” demecini verdi.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://newatlas.com/earliest-evidence-life-mobility/58435/

Continue Reading

Arkeoloji

Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarı, 9 yıllık çalışmanın ardından ziyarete açıldı

Published

on

Mısır firavunu Tutankamon’un mezarı üzerinde yapılan restorasyon ve koruma çalışmaları 9 yılın artından tamamlandı. Antik Mısır dünyasının en bilinen figürlerinden olan bu ‘genç firavunun’ mezarı, yapılan ziyaretler ve eksik bakım yüzünden kalıcı hasar riskiyle karşı karşıyaydı. Nihayete eren çalışmalar sonucunda, Tutankamon’un mezarı ziyarete de açıldı. Projeyi yürüten ekibin başındaki Los Angeles Merkezli Getty Koruma Enstitüsü başkanı Neville Agnew, mezarın açılış töreninde yaptığı konuşmada kitle turizminin mezara olan etkileriyle ilgili “3000 yıl boyunca kilitli kalmış bir mezara son 100 yılda düzenlenen ziyaretler… Bunun mezar üzerindeki etkisini düşünebiliyor musunuz? Ziyaretçiler, nem, toz…” ifadelerini kullandı. Mezarın restorasyonu için 2009 yılında çalışmaya başlayan Neville Agnew, zamanın ve turizmin mezar üzerindeki zararlarını önlemek için arkeologlar, mimarlar, mühendisler ve mikrobiyologlar da dahil olmak üzere 25 kişiden oluşan bir ekibin liderliğini yaptı.  Mezar, 1922 yılında İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından keşfedilmişti.  Mezarda, Tutankamon’un mumyası, maskesiz bir şekilde sergileniyor.  Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen olaylar ve beraberinde yaşanan siyasi kriz sırasında kesintiye uğrayan proje, daha sonra çalışmalarına devam etti ve bu ay sona erdi.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.news.com.au/technology/science/archaeology/king-tuts-tomb-restored-reopened-after-nineyear-project/news-story/e449ada660837c773681e380baa3b1a8

Continue Reading

Arkeoloji

Üç Soru Üç Cevap (Özel): MISIR – Bölüm 2

Published

on

Gizemlerin ve maceraların ülkesi Mısır, yıllar boyu birçok icadın merkez noktası olmuştur Bilim, sanat, eğitim, coğrafya, matematik ve daha birçok alan burada doğmuştur. Üç Soru Üç Cevap serimizin önceki bölümünde bu eşsiz diyar hakkında bazı bilinmeyenlere değinmiştik. İkinci bölümde ise biraz daha ayrıntılı bilgiler sizlerle.
Köleleri kim ve neden bal ile kaplamıştır ?
Medeniyet ülkesi olarak adlandırdığımız Mısır, firavunların kölelere davranışları yüzünden bazı olumsuz durumlara da ev sahipliği yapmıştır. Altıncı Hanedan döneminde ve 6 yaşında firavun olan Firavun Pepi II, sinekleri kendisinden uzak tutmak için, çevresinde vücudu balla sıvanmış bir kaç köle bulundurmuştur. Kaynak: https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Ramses II kaç evlilik yapmıştır ?
MÖ. 1212’de 90 yaşını aştıktan sonra ölen Büyük Ramses II’nin sekiz resmi eşi ve 100 cariyesi vardı. Ramses ’in “Büyük Kraliyet Hanımı” ünvanına sahip olan iki eşi vardı: Nefertari ve İset.
Onun, Nefertari ile olan aşkı dillere destandır. Ramses, Ebu Simbel’deki kendi anıtının yanına ayrıca Nefertari için de bir tapınak inşa ettirmiş. Nefertari’nin, yaşadığı sürece Mısır’a ışık verdiğine de inanılırmış. Ramses’le Nefertari zamanında Mısır, o dönem dünyasının en güçlü ve en zengin ülkesiydi. Ramses, Nefertari’nin ölümünden sonra ise bir boşluk içine girmiş. Daha sonraki zamanlarda ise genç yaşta kendisine aşık olup hep sadık kalan Güzel İset’i kraliçesi yapmış. Kadeş Savaşı’nda kazandığı başarıya rağmen Ramses, güçlü Hitit imparatorluğu’nu dize getirememiş. Bu sonucun ardından tekrardan savaşmak yerine Ramses, sorunu diplomasi ile çözmeye çalışmış. Hitit İmparatoru II. Hattuşili, iki ülke arasındaki barışı korumak adına kızını Ramses’le evlendirerek Büyük Mısır Kraliçesi yapmak istemiş ancak Ramses bu evliliğin mümkün olmadığını, İset’i boşamanın Maat Yasası’na uygun düşmediğini bildirerek Hattuşili’ye ret cevabı vermiş. Bu cevap iki ülke arasında yeni bir gerginliğe yol açmış. Bunun üzerine İset, Ramses’e ve Mısır’a duyduğu sevgi ve bağlılıktan ötürü barışın önündeki engel olmak istemediğini bildirerek, bu evliliği onaylaması için Ramses’e yalvarmış fakat Ramses onu boşamayı kabul etmeyince intihar etmiş. Ancak bu olaydan sonra Hitit kralının kızlarıyla evlenen Ramses’in, Abidos Tapınağı’nda 59′u erkek, 60’ı kız 119 çocuğunun kabartma ve isimleri bulunuyor. Kaynaklar: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ ve Vikipedi  Mısır Uygarlığı, İbranileri köleleştirdi mi ?
Bu konuya dair günümüzde hiçbir arkeolojik veri bulunmuyor. Ancak bu konunun tarihsel gerçekler barındırdığını söyleyen İncil ve Tevrat’ın takipçileri, Eski Mısır’da İbranilerin köleleştirildiğine dair herhangi bir veri bulunmadı. Mısırlıların eksiksiz kayıtlarına bakarak birçok bilgi elde edildi, ancak bir ırkı köle olarak kullandıklarına dair veya Yahudilerin bahsettiği Mısır’ın 10 Laneti’nin yaşandığını gösterir hiçbir kayıt bulunmuyor. Aynı zamanda milyonlarca İbraninin, Mısır’da veya çölde yaşadığını gösteren herhangi bir arkeolojik bilgiye de ulaşılmadı. Bu olayların her biri yaşanmış olsaydı ne olursa olsun, binlerce yıllık büyük, küçük bütün olayların envanterini tutmuş olan Mısırlılar, bunları da kesinlikle kaydederdi. Belki özellikle kaydetmemişlerdir, gizlemeye çalışmışlardır düşüncesindeyseniz; O dönemde kölelik normaldi ve ayıp karşılanmıyordu, yani bu olayı saklamak kimsenin aklına gelmezdi. Kaynak: http://listverse.com/2008/08/29/15-fascinating-facts-about-ancient-egypt/ , https://conversationstartersworld.com/ancient-egypt-trivia-questions/  Üç Soru Üç Cevap serimizin Mısır bölümünü noktalıyoruz. İki parçadan oluşan bu özel bölümde Mısır hakkında duyduğunuz veya duymadığınız bazı bilgileri sizlere sunduk. Serimizi takip ettiğiniz, yorum ve görüşleriniz ile renk kattığınız için teşekkürler. Diğer bölümde görüşmek üzere.
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Continue Reading

Öne Çıkanlar