fbpx
Bizi Takip Edin

Fizik

MİNKOWSKİ DİYAGRAMI VE ÖZEL GÖRELİLİK BÖLÜM I

Yayınlandı

üzerinde

1908 yılında, Hermann Minkowski tarafından geliştirilen, özel göreliliğin kapsadığı uzay ve zaman profilini açıklamada ve gösterimlemede inanılmaz derecede başarılı olan diyagramdır. Diyagramın dinamiğinden ötürü, sadece bir boyutlu hareketleri gösterimler. Okunması ve kullanması, oldukça basit ve mantığa dayalı bir diyagram çeşididir. Diyagramın nasıl okunacağına, nasıl gözlemciye rölatif çalıştığına, ardından da özel göreliliğe ufak bir bakış atacağız.

Bu külliyata girişmeden önce, diyagramın dinamiğini anlamak için, alegori maiyetinde, sadece diyagramın işleyiş prensibi ile, basit örnekleri inceleyeceğiz. Altta gösterimlenen diyagram, Minkowski diyagramı ile aşağı yukarı aynı karekteristik yapıya sahiptir. Diyagramın ordinatı “t”, yani zamanı göstermektedir. Apsisi “x” ise, hareketi tanımlamaktadır. Yani, hareket sadece apsislerde, bir boyutta gerçekleşmektedir. Sağa yahut sola. Bu dinamiğe aslına bakarsanız, oldukça alışkınız. Hız-zaman, konum-zaman, ivme-zaman gibi klasik fizik gösterimleri de-aşağı yukarı-aynı mantık ile işlemektedir.

Görsel 1_Normal bir konum-zaman grafiğinden farkı, “t” ve “x” eksenlerinin değişik yerlerde olmasıdır. Pekala o zaman, bu diyagram nasıl işliyor? Sabit bir cismimiz olduğunu varsayalım. Diyagramımız, metrik sistem ile, saniye biriminden işlem görsün. Cisim, t=0’da, başlangıç konumundan 1 metre uzakta, 2 saniye kadar sabit dursun. Bu, grafikte aşağıdaki gibi gözükecektir. Mekan ve zaman, sonsuz tanımlandığı üzere apsis ve ordinat istenildiği kadar uzatılabilir. Görünüşü, ters çevrilmiş bir konum-zaman grafiğinden farksızdır.

Görsel 2_

 

Başka bir cisim için, t=0’dan itibaren, 1 m/s hızda, pozitif yönde ilerlediği söylenirse, üç saniyelik zaman diliminde ortaya çıkacak olan grafik nasıl görünecektir? Pek şaşırtıcı olmasa gerek. Zira, diyagramın çalışma prensibi, oldukça basit ve sadedir.

Görsel 3_

İvmeli hızlarda da grafik, tahmin edileceği gibi eğri bi hal almaktadır. Zira ikinci katedilen mesafe, ilk mesafenin misli olacaktır. Hız, birim saniye başına katedilen mesafe ise ivme, birim zamanda hızdaki değişimdir. Bu yüzden mesafeye yansıyan etki, misliyle katlanarak yansır. Bu yüzden konum-zaman eğri, hız-zaman artan bir doğru ve ivme de sabit bir artış olduğu üzere, paralel bir doğru olarak gösterilir.

Minkowski diyagramının dinamiği oturduğuna göre, şimdi diyagrama girişebiliriz. Diyagramın, t ordinatı ile x apsisi, birbiri ile bağlantılı artış ve azalış göstermektedir. Zira diyagram, ışık hızına yakın hızlardaki görelilik etkisini açıklamak için kullanılmaktadır. Akabinde, zaman ile mesafenin bir kullanılması için de bu şekilde yapılmaktadır fakat, oraya daha sonra değineceğiz.
Örnek olarak, Minkowski diyagramımızın, zaman ordinatı birim saniye olarak belirlenmişse, apsis 3×10^8 (ışığın bir saniyede katettiği mesafe) birimine bölünecektir. Bu sayede, vakum ortamda ilerleyen foton, grafikte 45 derecelik bir açı sağlayacaktır. Bu etki karşımıza, “zaman konisi” olarak geri dönecektir. Foton doğrusundan daha dar açıya sahip hiçbir doğru olamaz. Zira, oluşan açı ne kadar darsa, hız o kadar artıyordur. Açı sınırımız ise, c doğrusunun açısı kadardır yani, 45 derece.

Görsel 4_

Işık hızında, birçok anomalinin başgösterdiğini biliyoruz. Bu anomalilerin günlük hayattaki hızlarda gerçekleşmemesini, ışık hızının inanılmaz yüksek değerine veriyoruz. Bu etkiyi, Minkowski diyagramında da görebiliriz. Saniyede 100 m/s hızda ilerleyen bir cismin konum değişiminin doğrusu, t ordinatıyla neredeyse bitişik olacaktır. Aradaki bu devasa açı ve alan farkı, etkilerin ne kadar görmezden gelinebilir olduğunu, görsel olarak bize gösteriyor.
Işık hızının diyagramda nasıl gösterildiğini gördük. Aynı, önceki gösterimlerimizdeki gibi, (mesela) 0.5c, yani ışık hızının yarısı, birim metrik gösterimlerimizin simetrik olarak bölünmesiyle elde ediliyor. Tahmin edileceği üzereyse, 0.5c < 1c olduğu için açısı, daha büyük olacaktır. 0.5c ile seyahat eden bir cismin doğrusu, 67.5 derecelik bir açı yapacaktır. Işık hızından daha hızlı gidilmediği gibi, şimdiki gözlemlerimiz ve tahminlerimizce, hiçbir doğru x apsisine doğru “geri” eğim de yapamaz. Zira bu, zamanda negatif yönlü bir hareketin göstergesidir.

Minkowski diyagramı, klasik fizikte işleyen referans sistemlerince de kolayca irdelenebilir. Mesela, uzay boşluğunda sabit bir cismi referans çerçevesi alarak bir diyagram çizelim. Referans çerçevemiz, x=0 olarak alınırsa, onun doğrusu, t ordinatının birebir teğeti olacaktır. Pekala, bu sabit cisme rölatif olarak a ve b cisimlerimiz hareket etsinler. Referans cismine göre pozitif yönde a cismi, 1c’de, yani 3×10^8 metre/saniyede hareket etsin. b cismi ise, 0.5c’de yani, 1.5×10^8 metre/saniyede hareket etsin. Bu cisimler, sabit referans cismimize göre aşağıdaki diyagramdaki gibi olacaktır. Referans cismi, t ordinatının teğeti olduğu için, zamanda yahut mekanda hiçbir değişim gözlemlenmez.

Görsel 5_

a ve b cisimleri, sabit hızda ilerlemektedir. Bu iki cisim, t=0’da, referans cismi ile aynı noktadalardı. Bu sayede, t=0, x=0 şeklinde harekete başlama olanağına sahip oldular. Tam bu anda, b cisminin referans sistemine geçelim. Peki, bunu nasıl yapacağız? X apsisine bir teğet çizeceğiz. Bu teğet, b cisminin referans sisteminde, metrik sistemi belirleyecek. Ayrıca, b cisminin doğrusuna da bir teğet çizerek t’ diyelim. Bu t’ ve x’ b cisminin referans sistemini oluşturacaktır. Bu çıkarımı yaparken, yeni bir diyagram çizmeye gerek yok, önceki diyagram üzerine çizerek karşılaştırmalar yapabiliriz. b cisminin referans sistemi r’, yukarıdaki diyagramı çizdiğimiz sistem ise r olsun. Sabit cismimize göre çizilen diyagramda, koordinat alınmak istenirse, ordinat ile apsis arasındaki “olaylar boşluğunda” seçilen noktadan, ilk olarak ordinata paralel çizilen çizginin, apsiste kestiği yer, sonra da nokta ile ordinat arasında apsise paralel çizilen çizginin ordinatta kestiği yer belirlenerek yazılır. Sabit referans sistemindeki doğru, daha önceden bildiğimiz gibi dik bir doğrudur. Bu yüzden, apsisten yukarıya çekilecek her çizgi, doksan derecelik açıya sahip olacaktır. Fakat, r’ için aynısı geçerli değil. Zaman ordinatı, eğik olduğu üzere, olaylar boşluğundaki bir noktadan apsise indirilecek bir doğru, t’ ordinatına tamamen bir paralellik içermek zorundadır. Olaylar boşluğunda belirlenen bir y noktası için, iki referans sistemine göre de bir koordinat bulma çalışması yapalım.

Görsel 6_

Zaman, x apsisine paralel olduğu üzere herhangi bir değişim gözlenlenmedi. Bu yüzden, t’ = t, t =t’ gibi bir durum söz konusu. Fakat konum için, aynısı geçerli değildir. Belirlenen nokta, bulunduğu eksende hareket ettikçe, r ve r’ referans sistemleri arasında bir fark yaratacaktır. Bu fark da, görseldeki denkliği doğurmaktadır. Yani, x’ ile x arasındaki fark, bahsedilen nokta ile gözlemci arasındaki mesafeden doğmaktadır. r referans sistemi, mesela Ay yüzeyindeki bir astronot olsun. Bu astronota göre, y noktası (t=0) 4.5×10^8 metre uzaklıkta yer alıyor. Fakat b cismi için aralarındaki uzaklık 3×10^8 metre. Pekala, bu iki değerin birbirine sistematik dönüşümü nasıl olacak? İlk olarak, denkliği kurmak için x’ değerimizi yerleştirip, ona eşit olan x değerini karşı tarafa atalım. Bu durumda, x’ = x-v.t sonucunu buluyoruz. Buradaki “v”, hareketli referans sisteminin (r’) rölatif hızıdır. Yani, 3×10^8 = 4.5×10^8 – 0.5cx1s zira, noktanın belirdiği zaman, birinci saniye, r’ sistemi 0.5c’de sabit bir hıza sahip. Sadece o anlığına ulaşacağımız sonuç budur. Üçüncü saniyede b cismi, y noktasına ulaşarak aralarındaki mesafeyi 0 metreye düşürecektir. Fakat r sistemi için mesafe hala 4.5×10^8 metre kalacaktır. Bu durumda, y noktası r’ sistemine göre hareketlidir. Pekala, y noktası da b cismi ile aynı hıza sahip olsaydı, birbirleriyle rölatif olarak sabit kalacaklardı. Bu durumda, y noktası r sisteminden giderek uzaklaşırken, b cismine sürekli aynı uzaklıkta kalacaktı.
Şu ana kadar Newton fiziğini kullanarak geldik ve hatta Galile dönüşümlerini kullandık. Pekala, yukarıdaki grafikte bir şey farkettiniz mi? a cismi, 1c’de seyrediyor, yani ışık hızında. Sabit referans sistemi için, ilk saniyede 3×10^8, ikinci saniyede 6×10^8 metre mesafe katetmiş oluyor. Peki ya, r’ sistemi için? c cisminin 2. saniyede katettiği mesafeyi, ilk olarak r sistemi için alalım:
t = 2
x = 6×10^8 m, peki ya r’ sistemi için?
t’ = 2
x’ = 3×10^8, görüldüğü üzere, salt Galile dönüşümleri bize yanlış sonuç verdi. Işık, sabittir ve her referans noktasına aynı hız skalerini yansıtır. Fakat r’ referans noktasına göre a cismi, 0.5c’de ilerlemektedir. Bu etkiyle, günlük yaşantımızda da karşılaşmaktayız. Arabada 50 km/saat hızla ilerlerken, önümüzdeki 60 km/saatte ilerleyen araba bize sadece 10 km/saat hızda ilerliyormuş gibi görünür.

Bir uzay konvoyu düşünelim. Konvoydaki uzay gemilerinin arası, 3×10^8 metre. Bu konvoy, sabit hızla t=0’da yanımızdan geçiyor. 0.5c’de ilerliyorlar. Biz, durmaktayız. Bu konvoyda, yanımızdan geçmeden bir saniye önce, uzay gemilerinden birince karşı gemiye lazer tutuluyor. Karşıdaki geminin arkasında da bir ayna bulunuyor. Bu lazer, aynadan sekip, lazerli gemiye geri dönüyor. Bu durumun, lazer gönderilen gemiye rölatif Minkowski diyagramını çizelim.

Görsel 7_

Sabit hızda hareket eden bir referans olduğu üzere geminin konumu, diyagramda t’ ordinatına teğettir. Bu yüzden diyagram, yukarıdaki şekli almıştır. Işık, bir saniyede katettiği mesafeyi bir saniyede alarak, iki saniyelik bir yolculuk yaşamıştır. Oldukça sade ve simetrik bir diyagramla karşı karşıyayız. Pekala, aynı olayın bize rölatif diyagramı nasıl olacaktır? Galile dönüşümlerinin ışık hızında işe yaramadığını biliyoruz. Bu yüzden, x ve t eksenleri, x’ ve t’ eksenlerinin direkt teğeti olmayacak. Işık hızına yaklaştıkça zamanda ve mekanda yaşanan değişimleri biliyoruz. Bu bilgimize bir de, zamanı da mesafe ile ölçebileceğimiz bilgisi eklendiği zaman, t’ ve x’ eksenlerinin, bizim referans sistemimize nasıl duracaklarını, az çok tahmin etmiş olabilirsiniz.

Görsel 8_

t’ tahmin edileceği gibi, önceki açısı ile aynı eğriye sahip bir konuma yerleştirildi. Fakat x’ bu sefer, çok daha farklı bir konuma yerleşti, nasıl oldu bu? t’ aynı açı ile yerleştilidiği zaman, fotonun doğrusu, x apsisi ile 45 derecelik açı yapacak şekilde çizildi. Ardından, önceki grafikte kalan kırılma noktasındaki aynı açıya sahip olunacak şekilde doğru geri kırıldı. Bu, x’ için ilk tanımlayıcı nokta oldu. Ardından, uzay konvoyunun bizi geçtiği an olan t=0 noktası da belirlenerek, bu iki nokta arasına x’ ekseni çizildi. Fakat bu sefer, oldukça garip bir durum ortaya çıktı, uzay konvoyu bizi geçerken, gönderilen lazer aynadan sekiyordu. Ama bu diyagramda bizim referans sistemimize göre, y noktası pozitif bir değere sahip. Yani bize göre, lazer konvoy bizi geçtikten sonra aynadan sekiyor. Pekala, bu durum nasıl gerçekleşiyor?

Bir sonraki yazımızda, bu anomaliyi işleyecek ve zamanı, mekan birimleriyle ölçmeye başlayacağız. Zira “uzay zaman”, birleşik bir dokudur ve iki “birleşik” dokuyu ayrı birimlerle ölçmek, ileriki adımlarımızda bizi uğraştıracaktır. Minkowski diyagramlarına girdik ve matematiğiyle, mantığını oturttuk. Galile dönüşümlerinin neden işe yaramadığını görselledik ve zamanın hızdan hıza neden rölatif olduğuna ufak bir ışık yaktık. Uzay zamanın büyüleyici doğasını, matematik ile yansıtmaya devam edeceğiz.

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. Beril

    Ağustos 11, 2017 at 11:23 am

    Bu güzel yazı için teşekkürler. Fakat Khan’s Academy’den örneklerden faydalanılıp credits verilmemesi üzücü olmuş. İyi çalışmalar.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fizik

İnsan Gözü ‘Hayalet Görüntüleri’ Görebilir

Yayınlandı

üzerinde

Bilim adamları, insan gözünün ürkütücü bir yeteneği olduğunu keşfettiler. İnsan gözü “Hayalet görüntüleri” algılayabilir. Bunlar daha önce sadece bilgisayar tarafından algılanabilen, rastgele desenlerle kodlanmış görüntülerdir. Edinburgh’dakiHeriot-Watt Üniversitesi’ndeki İskoç bilim insanları ve Glasgow Üniversitesi’den bir grup araştırmacı, insan gözünün gerekli hesaplamaları yapabildiğini buldu. Heriot-Watt Üniversitesinde fizik profesörü olan çalışmanın ortak yazarı DanieleFaccio, “Beyin ayrı ayrı onları göremese de, göz bir şekilde tüm kalıpları tespit ediyor, sonra da bilgiyi orada tutuyor ve her şeyi bir araya getiriyor” dedi.

Normal bir kamerada, birden fazla piksel, bir görüntü oluşturmak için güneş gibi bir kaynaktan ışığı alır. Hayalet görüntüler ise temelde tam tersidir: Öngörülebilir bir dizide birden fazla ışık kaynağıyla başlarlar. Bu, genellikle bir “kova” adı verilen tek noktalı dedektör tarafından toplanan ışıkla anlatılır. Bunun nasıl çalıştığını düşünmenin kolay bir yolu, bir sahneyi taramak için tek noktalı bir lazer kullanan lidar hakkında düşünmektir. Dedektör, lazer ışığının sahnedeki her noktadan nasıl geri döndüğünü yakalar, bu da bir görüntüye yeniden yapılandırılabilir. Faccio, hayalet görüntüler elde etmenin daha hızlı bir yolu olduğunu söyledi. Sahneyi tek bir ışık kaynağıyla taramak yerine, araştırmacılar desenleri bir sahneye yansıtabileceklerini buldu. Nesneden fırlayan ışık artı desen daha sonra ölçülebilir.

Yansıtılan orjinal desen ile yansıtılan orijinal model arasındaki fark, bir bilgisayarın daha sonra matematiksel olarak verileri dışına çıkarabildiği “hayalet görüntüyü” içerir. Bu görüntüler, orijinal görüntünün soluk gri bir temsiline benziyor. Faccio, Kompozisyonal olarak hayalet görüntüler yapma yönteminin iki matematiksel adımı içerdiğini söyledi. Birincisi, orijinal kalıpları nesneye yansıtıldıktan sonra göründüğü gibi birleştirmektir. Bu, orijinal kalıbı nesnenin ve her noktadaki desenin yaptığı ışık sinyaline çarptırarak matematiksel olarak yapılır. İkincisi bütün sahne boyunca bu sayıları toplamaktır. Araştırmacılar, hesaplamanın ikinci yarısına, tüm kalıpların birlikte toplanmasına odaklanmaya karar verdiler. Bunu yapmak için, Albert Einstein’ın ünlü fotoğrafına karşı Hadamard kalıpları denilen dama tahtası şeklindeki desenleri çıkarıp, dilini yapıştırarak başladılar. Daha sonra bir LED projektörüylebesledikleri ortaya çıkan ışık düzenlerini toplamak için tek bir piksel detektörü kullandılar.

Bu LED projektör, Einstein-plus-Hadamard desenlerini orijinal Hadamard desenlerini gösteren bir ekran üzerine bastı, esasen ikisini bir araya getirdi. Birinci adım böylece tamamlanmış oldu. Bir sonraki adım, insanların bu görüntüye bakarken neleri görebileceğini görmekti. Araştırmacılar, Einstein-plus-Hadamard kalıplarını yavaşça projelendirdiğinde, 1 saniye veya daha uzun süren darbelerde, siyah-beyaz dama tahtası olduğunu gördüler – hayalet görüntüleri yoktu. Ancak araştırmacılar projeksiyonları hızlandırdıkça, Einstein’ın görüntüleri ortaya çıktı. Araştırmacılar ayrıca rakamları ve harfleri kullanarak deneyler yaptılar ve “hayalet” versiyonlarında okunaklı olduklarını buldular.

İnsan gözünün bu hayalet görüntüleri görebilmesinin nedeninin, gözün yavaş bir yenileme oranına sahip olmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Bu, filmlerin çalışmasının nedenlerinden farklı değildir: Görüntüler ekranda bu yenileme hızından daha hızlı titreştiğinde, yumuşak hareket yanılsaması yaratır. Faccio, “Göz bilgiyi elde etmek için çok hızlıdır. Sadece ondan kurtulmak iç çok yavaş” diyor. Araştırmacılar, titreme kalıplarının gözün “hafızasında” yaklaşık 20 milisaniye kaldığını ve bu zaman zarfında yavaş yavaş yok olduğunu keşfettiler. 20 milisaniye kalıpları üst üste gelirse, göz onları hayalet görüntüsünün ortaya çıkmasına izin vererek bir film gibi toplar. Faccio, bu keşfin heyecan verici kısmı, hayalet görüntüleme sisteminin insan görsel sistemini incelemek için kullanılabilecek olması” diyor. Ekibin bir sonraki adımı, insan gözünün hayalet görüntülerin sağ ve sol gözlere farklı girdilerini bir araya getirerek olacak.
Kaynak: https://www.livescience.com/63590-human-eye-ghost-images.html

Devamını Oku

Fizik

Fizikçiler İlk Defa Bir Deneyde Anti-Madde Kullandı

Yayınlandı

üzerinde

Bilim adamları ilk kez, bir elektronun temel parçacıklarından biri olan antitüm karşıtı bir pozitron ile ikonik bir fizik deneyi gerçekleştirdiler. Deney sonucunda sadece ilginç sonuçlarla karşılaşmakla kalmadılar. Bu başarı devrimsel keşiflere giden ilk adım olabilir. Ünlü çift yarık kurulumunun bir antimaddeversiyonu olan deney, İsviçreli ve İtalyan araştırmacılar tarafından yapıldı. Bu deney, evrenin iki alanıyla ilgili bir gizemi çözmeye yardımcı olabilecek yeni bir süper duyarlı deneyler dizisi için zemin hazırlayabilir. Günlük yaşantımıza, sadece madde olarak adlandırdığımız bir form hakimdir.

Ancak, temel parçacıkların büyük kütüphanesinin her bir üyesinin, tersine çevrilmiş bir yük ve birkaç başka kuantum dönüşümü dışında, özelliklerinin çoğunu paylaşan bir antimadde ikizi vardır. İki tür maddeyi bir araya getirin ve bir miktar enerjiyle yok olurlar.Bu da bazı ilginç soruları gündeme getirir. Bir tür bir maddeyle çevriliysek, bu antimaddedençok daha fazla olabilir mi? Ve eğer öyleyse, her birini bu kadar özel yapan nedir? Şimdiye kadar, cevap bulmak için en iyi çabalarımız en ufak bir ipucunu bile elde edemedi. Maddenin iki alanı da hala tüm anlamlı amaçlar için aynıdır. Parçacık fiziğinin Standart Modeline göre, antimadde aynı zamanda normal madde ile aynı şekilde yer çekim kurallarına uymalıdır. Bu, fizikçilerin boşlukları ve uyarıları aramak için yeni yollar bulmasını engellemedi. Yer çekiminin antimaddeyi nasıl etkilediği konusunda ince bir fark bile ihtiyacımız olan büyük kırılma olabilir. Ancak yerçekimini araştırmak oldukça zordur. Bu bizi tüm fizikteki en klasik deneylerden birine getirmektedir: Çift yarık deneyi. Yüzlerce yıl boyunca ince pencerelerden gire ışığın nasıl ışıldadığını test ettik. İki yüz yıl önce, Thomas Young adındaki bir fizikçi, ilkine paralel ikinci bir pencere ekledi ve yarıkların arkasındaki duvarda ışık saçan dalgalı desenin, ışığın birbiriyle etkileşime giren dalgalardan oluştuğunun bir işareti olduğunu gösterdi. Fizikte bir başka büyük isim olan Richard Feynman, bir buçuk yüzyıl sonra Young’ın çift-yarık deneyini madde hakkında keşfedilenler ışığında düşündü. Elektronlar gibi parçacıklar, kesin bir pozisyon elde edene, özellikleri ölçülüp ortaya çıkarılana kadar olasılık dalgaları olarak var olurlar. Öyleyse hiç kimse elektronu ölçemezse, bir ışık gibi iki yarığın içinden geçebilir, birbirinden ayrılabilir ve tıpkı ışık gibi kendi kendine müdahale etmek için bir reform yapabilir miydi?

Feynman’ın denemesinin ardından onlarca yıl içinde elektron akımlarını kullanan çeşitli deneyler yapılırken, 1989 yılına kadar Hitachi’deki Japon araştırmacılar tek bir ekranda elektronları ateşlemeyi başarmıştı. O zamandan beri, bütün moleküller de dahil olmak üzere, her tür tıknaz parçacık için aynı kuantum tuhaflığı görülmüştür. Hepsi ne kadar büyük olursa olsun, dalga benzeri davranışlara sahip maddelerin ayrık parçaları görülür. Araştırmayı yürütmek için bilim insanları İtalya’da NanostructureEpitaxy ve Sintronics için Silikon veya L-NESS olarak adlandırılan bir tesis kullandılar. Pozitronlar – negatif olan yerine pozitif yüklü elektronlar – sönümleyici bir radyoaktif materyalden filtrelenmiş ve bir Talbot-Lau interferometresi olarak adlandırılan iki adımlı bir kurulumdan geçirilmiştir.

Bu bir çift yarık ızgara artı ekrandan oluşan biraz daha karmaşık bir şeklidir, ancak sonuçta çift yarık deneyindeki kuruluma benzemektedir.  200 saatlik pozitron-parlaklıktan sonra fizikçiler, tek bir pozitronun, kimsenin bakmadığı, normal madde gibi dalga şeklinde hareket ettiğini göstermek için dalgalı deseni analiz etti.
Bu deney şu anda madde ve antimaddeyi karşılaştırmak için kullanılabilecek kesin kanıtlardan ziyade bir kavram kanıtıdır. Henüz bilim çevreleri tarafından onaylanmamış olmakla birlikte antimadde araştırmaları için oldukça heyecan verici bir adım atılmıştır. Bir sonraki adım, hiçbir şeyin neden bir şey olmadığını açıklamaya yardımcı olabilecek daha fazla veri toplamaktır. Umarım bu çok uzak değildir – neden burada olduğumuzu öğrenmek için hepimiz ölüyoruz.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/first-time-double-slit-experiment-using-antimatter-positrons

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanları, kuantum kapısının “ışınlanabildiğini” deneysel olarak ortaya koydu.

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Amerikalı bilim insanları, modüler kuantum bilgisayarlarının geliştirilmesinde kilit öneme sahip bir adımı hayata geçirdi, kuantum kapısının “ışınlanabildiğini” deneysel olarak ortaya koydu. Amerikalı bilim insanları, modüler kuantum bilgisayarlarının geliştirilmesinde kilit öneme sahip bir adımı hayata geçirdi.

Yale Üniversitesine bağlı Yale Kuantum Enstitüsünde görevli araştırmacılar, istendiği anda iki kubit (kuantum bit) arasında doğrudan etkileşime dayanılmaksızın kuantum kapısının “ışınlanabildiğini” deneysel olarak ortaya koydu. Üniversitenin modüler kuantum bilgisayarı çalışmasındaki modüllerin, daha büyük bir sistemde istenmeyen etkileşimleri azaltacak şekilde tabii biçimde izole edildiği, bunun bağımsız modüller arasında işleyişi sağladığı belirtildi.

Işınlanan kapıların, modüller arasındaki işleyişi sağlamanın bir yolu ve ayrı kuantum sistemlerinden oluşan ağlara dayalı kuantum bilgi sayımında zaruri olduğu ifade ediliyor. Çalışmayla ilgili ayrıntılar Nature dergisinde yayımlandı. Kuantum mekaniğinin eşsiz özelliklerinden biri olan kuantum ışınlama, fiziksel açıdan birini diğerine göndermeden iki taraf arasındaki kuantum durumlarını ya da izole edilmiş kuantum sistemlerini iletmek için kullanılmıştı.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/quantum-gate-operations-teleported-reliably-first-time

Devamını Oku

Öne Çıkanlar