fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

MUAZZAM MAYA PİRAMİDİNİN İÇİNDE GİZLENMİŞ İKİNCİ GİZLİ PİRAMİT BULUNDU

Yayınlandı

üzerinde

Arkeologlar, Doğu Meksika’da dünyanın en ikonik piramitlerinden biri olan Büyük Kukulgan Piramitinin duvarlarında gizlenmiş daha küçük 2 piramit keşfetti. İç içe geçmiş bu piramidin matruşka bebeklerini andırdığını söylediler.

Gizli piramitlerin ilki 1930 larda devasa Kukulgan mezarının surları içinde keşfedildi. Şimdi içinde daha küçük bir piramit bulundu ve orada keşifler durmayabilir. 9. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilen Kukulgan Piramidi, Meksika’nın Yucatan kentinde bulunan geniş Chichen Itza kompleksinin merkezidir. El-Castillo (kale) olarak bilinen bu devasa piramidin, Maya takviminde 364 gün olduğu için temsil anlamında 364 basamağı vardır ve 24 m uzunluğundadır. Piramidin tepesine, yılan tanrısı Kukulgan’a ithafen 6 m yüksekliğinde bir tapınak oturuyor.

maya-piramidi-bulundu2

1931’de, arkeologlar piramidin iç kısımlarını, daha eski bir versiyonun kalıntılarını gizleyebileceğinden şüphelenerek araştırmaya başladılar ancak o dönem inkar edildi. Ancak bu 5 yıl boyunca, içinde gözleri inci annesiyle süslü, çivileri ve dişleri olan dev bir Chacmool heykelinin bulunduğu sunum salonu lakaplı bir oda keşfettiler. Ayrıca kurban odası da buldular. Bu oda insan kemikleriyle özenle düzenlenmiş ve içerisinde kırmızı bir jaguar heykeli bulundu. Araştırmacılar, Kukulgan Piramidinin altında ve içinde gizlenmiş daha büyük, daha eski bir piramit olduğunu farketti ve kabaca 33 m. boyunda duruyor. Arkeologlar, üç boyutlu elektriksel özdirenç tomografisi adlı bir görüntüleme tekniği kullanarak, bu iç piramit hakkındaki son araştırmalarını tamamladılar. Ve bu daha büyük 2 piramidin içinde de 10 m.lik piramit keşfettiklerini bildirdiler.

Bu nedenle, arkeologlar bu yapının 1940’ta inşa edilip edilmediğini tam olarak doğrulayamıyor. Geçen yıl şaşırtıcı bir şekilde, Kukulgan Piramitinin, cenote adı verilen su düdeninin üzerine inşa edildiğini buldu. Mayalar kendilerini cenote olarak tanımladığı için ve Kukulgan’ı da su tanrısı olarak gördükleri gerçeğinden dolayı, bu piramidi Mayaların da inşa etmiş olma ihtimali bulunmaktadır. Segura ve ekibine göre, en küçük piramit muhtemelen MS 550 ve 800 yılları arasında inşa edilmiştir. Orta yapı MS 800 ile 1000 arasında, dış yapı ise 1050 ile 1300 arasında bitirilmiştir.

Araştırmacılar bulgularını henüz yayınlamadılar. Bu nedenle bu tarihlerin ve piramidin yapısının bağımsız ekipler tarafından halen doğrulanması gerekecek. Ancak daha fazla soruşturmanın devam edeceği umut ediliyor. Böylelikle içerde daha piramit olup olmadığını anlayabileceğiz.

Kaynak: http://www.sciencealert.com/a-second-secret-pyramid-has-been-found-hiding-inside-this-massive-maya-pyramid

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İTÜ öğrencileri kanseri erken teşhis eden cihaz geliştirildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz tasarladı. Nanoteknoloji temelli MEMS cihazı, TÜBİTAK’ta 229 projenin içinde birinci seçildi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri, kanserin erken teşhisinde kullanılabilecek bir cihaz geliştirdi. İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü lisans son sınıf öğrencileri Mehmet Tuğrul Birtek (24) ve Berke Erbaş (23), kanser teşhisine ilişkin 2 yıldır bir proje üzerine çalışıyor. Projede önemli bir aşama kaydeden öğrenciler, kanserin erken teşhisi için nanoteknoloji temelli MEMS cihazı ile bir de çip geliştirdi. TÜBİTAK’ta 229 projenin içinden birinci seçilen cihaz, şeker ölçüm aleti gibi çalışacak. Bu şekilde bir insanın kanında kanserli hücre bulunup bulunmadığı tespit edilebilecek. “Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak” İTÜ Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’ndeki özel laboratuvarda çalışmalarını sürdüren Birtek ve Erbaş, AA muhabirine projelerini anlattı. Berke Erbaş, İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Trabzon gözetiminde 2 yıldır bu proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Çalışmalarının sonucunda kanser teşhis cihazı geliştirdiklerini belirten Erbaş, ”Geliştirdiğimiz cihaz, testleri laboratuvar ortamından çıkartıp hasta başı tedaviye uygun bir hale getirecek. Proje üzerine çalışarak geliştirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Erbaş, dünyada da bu konuyla ilgili araştırmaların olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: ”Hızla ilerleyen bir yatırım var. 5-10 yıl sonra şeker ölçüm tespit cihazları gibi bir kanser ölçüm ön tanı cihazları olması hedefleniyor. Cihazı insanlar eczanelerden alarak kendi evlerinde test yapacak. Cihaz, insanları kansere karşı önlem alacağı bir konuma getirecek. Biz de bunun Türkiye’deki ayağı olup katkı sağlamak istiyoruz. Elimizdeki bu taşınabilir cihaz, 5-10 yıl sonra herkes evinde ulaşabilecek ve kansere karşı erken tanı yapabilecek hale gelecek. Cihaz sayesinde erken teşhisle hayat kurtarılacak.”

“Cihaz ve çiplerin verimliliğini artıracağız”
Mehmet Tuğrul Birtek de, proje için patent başvurunu yaptıklarını ifade ederek, çalışmaları laboratuvar ortamında denediklerini söyledi. Birtek, şunları kaydetti: “Hasta üzerinde cihazı deneme aşamasına geçmedik. Bu daha sonraki aşamamız. Dünyada henüz klinik olarak birebir uygulaması yok. Bunun üzerine çalışmalar devam ediyor. Cihaz ve çiplerin verimliliklerini artırarak, kan üzerinde deneyenlere geçip sonuç almayı hedefliyoruz. Yaptığımız çipler, bir insan saçı kalınlığında bir mikro kanala sahip. Bu çipin içerisine hücreler giriyor ve biz bunları karakterize ediyoruz. Yani kanser hücresi varsa kanda, biz bu hücreleri bir noktada toplayacağız. Bunu hücrelerin boyutsal ve elektriksel farklılıklarından faydalanarak yapacağız. Vücuttaki kan hücreleri ile kanser hücreleri farklılık gösteriyor. Biz bu farklılıkları tespit edip, ‘sizde göğüs kanseri riski tespit ettik, hastaneye git’ şeklinde uyaracağız.” Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Bilim

İlk kez ölü donörden nakledilen rahim ile doğum yapıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Brezilya’da bir kadın ölü donörden nakledilen rahim sayesinde bir kız çocuk dünyaya getirdi. Operasyon tıp tarihinde bir ilk oldu. Ameliyata giren doktorlar, ölü donörün 45 yaşında ve daha önce 3 doğum yapmış bir kadın olduğunu, nakil yapılan kişinin ise 32 yaşında doğuştan rahmi olmayan bir kadın olduğunu söyledi. Sao Paulo Üniversitesi’nden Dr Dani Ejzenberg, ölü bir bedenden yapılan naklin riskleri azalttığını belirtti ve “Böylece donörün hayatını tehlikeye atma riskine girmiyorsunuz. Ayrıca ameliyat masrafı daha az oluyor” dedi.
Araştırma ile ilgili yazının Lancet dergisine verildiği tarihte yedi ay 20 günlük olan kız bebeğin anne sütüyle beslendiği ve 7.2 kilogram ağırlığa ulaştığı belirtildi. Ekim ayında yapılan nakil işleminin 10 saatten fazla sürdüğü, bir ay sonra kadının adet görmeye başladığı ve ardından embriyonun da rahme taşındığı bilgisi verildi.
BAŞARILI OLAN İLK OPERASYON
İsveç ve ABD dahil olmak üzere diğer ülkelerde, daha önce yaşayan donörlerden rahim nakledildiğini söyleyen Ejzenberg, ölü donörden rahim nakli işleminin de birçok kez denendiğini ancak şimdiye kadar başarılı olunamadığını belirtti. Ölü donörlerden rahim nakli ameliyatları daha önce ABD, Kanada, Çekya ve Türkiye’de 10 kez denendi ancak hiçbirinde canlı bebek doğumu başarılamadı. Canlı bir donörden alınan rahimle doğan ilk bebek ise 2013 yılında İsveç’te dünyaya gelmişti. Bilim dünyasında bu tür 39 nakil yapıldığı ve bunlardan 11’inin canlı doğumla sonuçlandığı biliniyor. Doktorlar, prosedürün birçok kadına doğurganlık umudu getirebileceğini söyledi. Halen rahim naklinde uygulanan kuralın, organın kendi rızasıyla donör olan bir akrabadan alınmasını şart koştuğunu söyleyen Dr. Ejzenberg, “Öldükten sonra organlarının alınmasına izin verenlerin sayısı canlı donörlerden çok fazla; bu yöntemle donör sayısı çok fazla yükselebilir” dedi.
Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM
Kaynak: https://www.firstpost.com/world/worlds-first-baby-born-via-uterus-transplant-from-deceased-donor-in-brazils-sao-paulo-5673931.html

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanları, kalp krizini önceden tahmin eden biyosensör geliştirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Pamukkale Üniversitesi bilim insanları, kalp krizini önceden tahmin eden biyosensör geliştirdi. Nano teknolojiye sahip bu yeni teknolojiyle kalp krizi ölümlerinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Pamukkale Üniversitesinde (PAÜ) bilim insanlarının yaptığı çalışma sonucu kalp krizi riskini önceden tahmin edebilen biyosensör geliştirildi. PAÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip Atar ile İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Lütfi Yola’nın ortaklaşa yürüttükleri kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirme çalışmaları yaklaşık 9 aylık sürdü.
Kalp Krizi Riski Önceden Bilinecek
“Biosensors and Bioelectronics” isimli dergide de yayımlanan çalışmada geliştirilen elektrokimyasal biyosensör, kalp kasında meydana gelen hasarlar sonrasında kan dolaşımına salınan ve kalp krizini tetikleyecek troponin değerlerini anlık ve yüksek seçicilikle tespit edecek. Böylelikle zaman içinde oluşabilecek riskler en aza indirgenerek, kalp krizi riskleri önceden belirlenecek. Nanoteknolojik esaslı biyosensörlerin geliştirilmesi, elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması, çevre açısından bunların değerlendirilmesi gibi birçok konuda çalışmalar yaptıklarını dile getiren Prof. Dr. Necip Atar, Atar, şunları söyledi:  “Son yaptığımız çalışmada, kalp krizi riskini anlık tahmin eden bir biyosensör geliştirdik ve bu biyosensör, Avrupa’da yüksek impakt faktörlü dediğimiz prestijli bir dergide Biosensors and Bioelectronics’te yayımlandı. Plazmada eser oranda bulunan troponin 1 isimli madde kalp hasarlarından sonra anlık olarak yükselmektedir ve bunun sonucu kalp krizi gerçekleşmekte, nefes darlığı meydana gelmektedir. Bu madde kanda 1 hafta gibi bir süreyle bulunmaktadır. Bunu kalp krizi öncesi hızlı bir şekilde sensörle tayin ettiğimiz zaman kalp krizinin önüne geçmiş olacağız. Bu da tıp anlamında çok önemli bir keşif ve buluş olarak değerlendirilecektir.”
Nano Teknolojisi Kullanıldı
Bu biyosensör elektrotunun bor nitrür kuantum nano parçacıklarla yapıldığına işaret eden Atar, “Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olmasından dolayı bor nitrür de tamamen milli ve yerli bor kimyasallarından elde edilen bir nano malzeme. Bu nano malzeme de biyosensörün temelini teşkil etmekte.” diye konuştu. Atar, bunun yanı sıra geliştirilen elektrokimyasal biyosensörün, şimdiye kadar kullanılan troponin kan testlerinden önemli bir farklılık ve avantajlar içerdiğini, bundan dolayı seçiciliği yüksek ve hızlı cevap alabilen biyosensörün kalp krizi gibi önemli sağlık risklerini önceden tahmin ederek ölüm riskinin azalmasını sağlayacağını, tedaviye başlama zamanı ve uygun tedavi konusunda yol gösterici olacağını ifade etti. Kaynak (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar