fbpx
Connect with us

Fizik

Muhtemelen duymadığınız en önemli fizikçi: James Clerk Maxwell

Published

on

Bilimsel çevrelerin dışında, İskoç fizikçisi James Clerk Maxwell (1831-1879) çok iyi bilinmemektedir ancak modern fizik üzerindeki etkisi derindir. Maxwell’ in elektrik ve manyetik kuvvetler üzerine yaptığı çalışma, Einstein’ ın Görelilik Teorisi’ ni ve modern yer çekimi anlayışımızı geliştirmemizin yolunu açan elektromanyetizma teorisini başlattı. Maxwell’ in fiziğe olan ilgisi çok çeşitliydi. Elektromanyetizmanın yanı sıra, devrimci bir matematiksel yaklaşım kullanarak termodinamik alanında da önemli bir etkisi oldu. Çalışmalarının en ilgi çekici özelliklerinden biri;“Maxwell’in şeytanı” olarak da bilinen düşünce deneyinin,termodinamiğin ikinci yasasını çiğnemesi gibi sihirli teorik bir yeteneğe sahip olmasıdır. Brian Clegg, yeni kitabı “Professor Maxwell’s Duplicitous Demon”da James Clerk Maxwell’in şeytandan gelen geçitlerle iç içe geçtiği fizik hayatını ve onun fizikteki katkılarını araştırmıştır. İşte büyük bilim insanının mirasını ve fiziğin geleceği üzerindeki etkisini açıklayan kitabın son bölümünden bir alıntı:
BÖLÜM 10 – MİRAS
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, o yüzyılın en büyük isimlerinden olan bir bilimciye, gelecekteki bilim insanlarının dönemin önde gelen İngiliz fizikçisi olarak görüleceklerini soracak olsaydınız, seçtiğiniz kişi şüphesiz Lord Kelvin derdi. O günlerde Maxwell’in eski arkadaşı William Thomson, onurlandırıldı – bu şerefi alan ilk bilim insanıdır ve bu Kelvin’in, Lordlar Meclisi’ne yükselmesinde ifade edilen bir gerçektir. Kelvin’in termodinamikte temel bir çalışma yapmış olmasının yanı sıra birçok pratik bilim uygulaması üzerinde de çalıştığı şüphesizdir – Kelvin’in adı, dönemindeki 70’ten fazla patentte bulunmaktadır ve gördüğümüz gibi, Kelvin transatlantik kablonun döşenmesinde de öncü bir şahsiyettir. Westminster Manastırı’ndaki Isaac Newton ile birlikte çıkan Maxwell değil, onun adını taşıyan bilimsel bir birimi olan Kelvin idi. Kelvin, 1907’de öldükten kısa bir süre sonra, onun hem doğum yerinde (Belfast) hem de çalışmalarının çoğunu yaptığı şehirde (Glasgow) heykelleri dikildi. Buna karşılık, Maxwell küçük bir ülke kilisesine gömüldü ve ölümünden 100 yıldan fazla bir süre sonra kendi İskoçyası’nda bile bir heykeli dahi kalmamıştı. Yirminci yüzyılın ilk yarısına rağmen, bilinen görüntü dönüştürüldü. Yani Kelvin’ in başarıları küçümsenmiş olmasa da, artık olayların büyük kısmında çok daha az önemli görünmekteydi. Karşılaştırma olarak, Maxwell’in elektromanyetizma konusundaki çalışmasının, istatistik mekaniğine olan katkısının ve teorik fiziğin gerçekleştirilme şeklinin dönüştürülmesini takdir etmesi, onu modern fizikçiler için bir kahraman haline getirmiştir ve Einstein şöyle demiştir:“Maxwell’in elektromanyetik denklemleri olmadan modern bir fizik olmazdı; Maxwell’e herkesten daha fazlasını borçluyum.” Maxwell’i en iyi tanıyan kişiler, en başında James Clerk, onun hakkında özel bir şeylerin olduğunun farkındaydı. En sonunda, okul günlerinden bu yana arkadaşı olan Peter Tait,Maxwell’in çalışmasının bir özetini Nature dergisinde yazdı ve böylece “boşuna uğraş” ve “sözde bilim”e karşı olan direnişe atıfta bulunarak günümüzde iyi duracak bir övgü oluşturdu:

“Erken ölümünün sadece kişisel arkadaşları, Cambridge Üniversitesi, tüm bilim dünyası için oluşan zararı değil, aynı zamanda ve özellikle de sağduyu nedeni üzerine verdiği zararın derecesini yeterince ifade edemiyorum. Sözde bilim ve materyalizmin bu günlerinde; gerçek bilim ve dinin kendisi, boşuna uğraşmaktadır.”

Maxwell’in katkısının genişliği konusunda çok özel bir şey vardı. 1947’de Maxwell’in King’s College London’da tuttuğu Charles Coulson, “Neredeyse tanınmayacak kadar değişmediği, üzerine dokunduğu tek bir konu var” dedi. Bu çıktının hacmi Maxwell’in anlayışıyla eşleşti – bu yaklaşım bir yenilik olduğunda gerçeği modellemek için modeller ve matematik geliştirme yeteneğidir. Maxwell’in 1931’de doğumunun yüzüncü yılını kutlamak için hazırlanan bir kitapçıkta İngiliz fizikçi James Jeans, Maxwell’in gaz moleküllerinin hızları için dağılımını tarif ederken bu sezgisel güce çarpıcı bir şekilde tanıklık etti. Jeans şöyle yazdı: “Maxwell, moleküllerle, hatta hareketlerinin dinamikleriyle, mantıkla ve hatta sıradan sağduyuyla hiçbir ilgisi olmayan bir tartışma dizisi ile, tüm emirlere ve tüm kurallara göre bir formüle ulaştı Bilimsel felsefe, umutsuzca yanlış olması gerekirdi. Aslında, daha sonra tam olarak doğru olduğu gösterildi… Maxwell’in büyüklüğünün temelini oluşturan, olağanüstü, ancak matematiksel olmayan bir teknikle birleştirilen şey, derin fiziksel sezginin gücü idi.” Maxwell’e fizik panteonundaki haklı yerini vermeye çalışırken onu Newton ve Einstein (ve hatta Faraday) ile aynı kategoriye almak, sıradışı bir durum değildir. Ve hatta Ve Newton’un çalışmalarının kayda değer miktarda fizikle ilgisi olduğu konusunda hiçbir şüphe olmasa da Newton’un Maxwell’den çok daha az bir fizikçi olduğu söylenebilir. Newton ve Maxwell’ın eserlerini karşılaştırmak ilgi çekicidir. Newton kayda değer 2100 tane kitap bıraktı. Bunların 109’u fizik ve astronomi, 138’i simya, matematik, 126, teoloji 477 idi. Karşılaştırma olarak, Maxwell’in kitaplarının yarısından fazlası fizik üzerineydi. Newton tartışmalı bir uygulamalı matematikçiydi. Maxwell ise, Einstein gibi, şüphesiz bir fizikçiydi.  Yirmi birinci yüzyıldan geriye bakıldığında Maxwel dönemi için alışılmadık şekilde sıradışı gelmektedir. O, Mizahsız Victoria Dönemi’ndeki bilim adamlarının klişeleşmiş görüntüsünden uzak birisiydi. Ve şimdi elektromanyetizma konusundaki çalışmalarının teknolojik bir devrimin başlatılmasına ne kadar yardımcı olacağını takdir etme konumundayız. Maxwell’in biliminin ne kadar taze olduğunu göz önünde bulundurarak, sonraki yazılarının bazılarında bilimsel konular için çok modern bir yaklaşımı görebilir ve bu yaklaşımdan bahsedebiliriz. 1873 yılında, British Association’ın Bradford’daki toplantısında, küçük bir kısmı Maxwell’in kendi sözlerine ideal bir şekilde birleştirilen ‘Moleküler Söylemi’ başlıklı bir konuşma yapıldı: “Göklerde yalnız ve yalnız yıldızların ışıklarıyla keşifler yapıyoruz.  Yıldızlar birbirlerinden öylesine uzak ki, birinden diğerine hiçbir maddi şey geçemez;*4  ve yine de uzak dünyaların varlığının tek kanıtı olan bu ışık; bize her birinin aynı zamanda, yeryüzünde bulduğumuz türden moleküllerden oluştuğunu söyler. Örneğin, Sirius’ta veya Arcturus’ta olsun, bir hidrojen molekülü titreşimlerini aynı anda uygular. Bu nedenle her bir molekül, evren yoluyla, Paris’teki Arşivlerin metresi veya Karnak tapınağındaki çift kraliyet kuşağı gibi , bir metrik sistemin*5  damgasını etkiledi . Moleküllerin benzerliğini hesaba katan hiçbir evrim teorisi oluşturulamaz çünkü evrim zorunlu olarak sürekli değişime işaret eder ve molekül büyüme veya bozulma, üretim veya imha etme yeteneğine sahip değildir. Doğanın süreçlerinden hiçbiri, doğanın başladığı zamandan beri, herhangi bir molekülün özelliklerinde en ufak bir farklılık yaratmadı.” Bu noktada moleküllerin özdeş doğaları göz önüne alındığında, Maxwell moleküllerin bir şeyden yapılması gerektiğini varsaydığı için modern bilimden sapmaktadır ancak“onlar doğaldır” diyebileceğimiz herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Maddenin oluşmasını sağlayan madde ve enerji değiş tokuşunun doğal bir süreç olduğunu biliyoruz ancak Maxwell bunu yazdığında, Einstein’ ın özel görelilik teorisi ile bu bilim gelecekte hala 23 yaşındaydı (Ve özel teori, Maxwell’ in çalışması olmadan ortaya çıkamazdı). Öyle olsa bile; o noktaya kadar dilde bir miktar değişime izin verirken, Victoria’ nın harikasına genişleyen bir BrianCox ya da Neilde Grasse Tyson’ ı da kolaylıkla dinleyebilirdik. Maxwell’in vizyonu, önceki fiziğin yarı mistik kıvrımlarından çok uzaktı, Bu kitap boyunca Maxwell’in çıktısının küçük bir kısmı – şeytan – önemli bir rol oynamıştır. Şeytanın söyleyebilmesini istedim çünkü Maxwell’ in meslektaşlarının nesneler hakkında düşünme biçimini sorgulama, modelleme için ilginç yeni yaklaşımlar kullanma ve çok yüz yüze gelebilecek şeylere mizah dokunuşunu dahil etme yeteneğini çok iyi yansıttığını düşündüm.Büyük bir bilim adamından daha çok, Maxwell, arkadaş olmaktan zevk aldığı biri olan olağanüstü bir adam gibi görünüyor. Maxwell ve şeytanı, bilimin hayatlarımız üzerinde bir etkisi olduğu sürece hatırlanmayı hak ediyor.

  1. Bu arada, tesadüfen, Isaac Newton’ın bilime katkısı için ilk şövalye olduğu söylenir. BBC’nin Pointless TV yarışması programı olan bu eşsiz bilgi kaynağının iddia edildiğini bile duydum.Ancak gerçekte, Newton, Kraliyet Darphanesi’nde iyi bir iş çıkardığı için şövalye olmuştu; burada metal satmak için madeni paraların kenarlarını kestiren (ve asılan, çizilen ve çeyreklik yapan) tutkunu efsanevi idi. Şeytani kalbimdenir sonraki adam Newton idi.
  2. Özellikle kitapların pahalı ve nadir olduğu dönem için.
  3. Hangi Newton bir bilimi göz önünde bulunduracaktı?
  4. Tuhaf bir şekilde, doğru sebep olmasına rağmen, buMaxwell’in yanlış olduğunu söyler. O zamanlar, evrenin şu anda bildiğimizden çok daha küçük olduğu düşünülüyordu ama aynı zamanda, evrenin bir uç ucundan diğerine bir şey almak için zamanın olmadığı varsayıldığı kadar genç olduğu da kabul edildi. Mevcut Büyük Patlama Teorisi bunu, enflasyon aşamasında o kadar hızlı bir şekilde genişleyen bir evren ile düzeltir ki;başlangıçta, gözlemlenebilir evrenin aşırı uçları, hala doğrudan fiziksel temasta olabilirdi.
  5. ‘Metrik sistem’ ile Maxwell, bir sistemin modern kullanımını 10 tabanına değil, sadece bir ölçüm sistemine yönlendirdi.

Editör / Yazar: Beyzanur ŞAHİN
Kaynak: https://www.sciencefocus.com/science/james-clerk-maxwell-the-most-important-physicist-you-havent-heard-of/

Astrofizik

Karanlık Madde Gerçekten Belirsiz Mi?

Published

on

Bilim insanları yıllardır karanlık maddeyi anlamaya ve evrenin 4’ te 1’ ini kaplayan bu gizemli maddenin sırlarını çözmeye çalışıyor. Görünmezlik pelerininin mantığını kavramamızı sağlayacak fikri arıyorlar. Devasa tek bir parçaymışçasına hareket eden binlerce küçük parçacığı inceliyorlar. Maalesef 28 Şubat’ta, Journal of Cosmology and Astroparticle Physics dergisinde yayınlanan makaleye göre karanlık maddeyi elde etme girişiminden elleri boş ayrıldılar. Sonuçlara göre karanlık madde eğer gerçekten çok küçük maddelerden oluşuyorsa elde edilmesi çok zor ve diğer maddelerle etkileşime girmeyen bir madde olabilir. Karanlık madde evrenin en büyük sırlarından biri. Işıkla etkileşime girmiyor ama diğer maddeler üzerinde kütlesel çekim kuvveti uyguluyor. Evrendeki enerji ve maddenin dörtte birini oluştursa da bilim insanları onu henüz ne bulabildiler ne de neyden oluştuğunu çözebildiler.

Karanlığın Kalbi

Pek çok bilim insanı, karanlık maddenin zayıf etkileşimli büyük parçacıklardan (WIMP) oluşuyor olabileceğini düşünüyor. Ama bu teori karanlık maddeyi tam olarak açıklayamıyor. Örneğin, bu parçacıklar, galaksiler ağında astronomların henüz göremediği yapılar oluşturmalıydılar. Bu yüzden bilim insanları karanlık maddeyi farklı bir yönde aramaya başladılar, ultralight parçacıklarında. Araştırmanın yazarlarından Sergey Troitsky, “ Bir çok teori olsa da hiçbirinin destekleyici bir kanıtı yok, bu yüzden her ihtimali tek tek araştırmalıyız.” dedi. Bazı teorilerse ultralight karanlık maddenin diğer adıyla belirsiz karanlık maddenin elektrondan 10^28 kat daha hafif olduğunu ve bir dalgadan ziyade bulanık sınırları olan bulaşmış parçacık gibi hareket ettiği için “belirsiz” karanlık madde olarak adlandırıldığını iddia ediyor. Son araştırmalarla aktif galerilerdeki ışıkla bu maddeyi bulmanın bir yolu olup olmadığı araştırılıyor.

Karanlık madde evrenin çoğunluğunu kapladığından, eğer ultralight parçacıklarından yapıldıysa onlardan çok sayıda var olmalı. Durum böyleyse parçacıklar Bose-Einstein Yoğuşması gibi ultra soğukta birbirleriyle yapışık halde bulunuyor olmalılar, mesela bir saha gibi . Parçacıklar ışıkla etkileşime girmediğinden (ki zaten bu yüzden onları bulamıyoruz) bu saha hareket ettikçe polarize ışıkta etki bırakıp, ışığın hareketi sırasında ışınların yönünü değiştiriyor olmalı. Teoriye göre bu etki karanlık maddenin 325 ışık yılı kadar karşısındaki alanlarda görülebiliyor. Bu alanın salınımı da ultralight karanlık maddenin kütlesine bağlı. Bilim insanları bunu kullanarak karanlık maddenin kütlesini ölçmeyi umuyorlar. Karanlık maddenin etkisinden dolayı ışığın kutuplaşmasındaki değişiklikleri araştırmak için bilim insanları 10 teleskopun birleşimiyle oluşan Very Long Baseline Array isimli radyo-teleskopunun arşivlerini taradılar. Uzak galaksilerden ulaşan ışık ayrıntılı bir şekilde araştırıldığı için elimizde yeterli bilgi mevcut.

“Genellikle astrofizik alanında önceden yayınlanmış belgeleri inceleyerek araştırma yaparız ama bu kez araştırmacılardan kendi çalışmaları üzerinde incelemeler yapmalarını istedik ve çalışma taslağımız için gözlemsel verileri kullandık.” Dedi Troitsky.10 yıllık araştırmaları taradıktan sonra bilim insanları salınımları buldular ama bu bekledikleri türden değildi. Galaktik nükleuslar(çekirdekler) normalde belli bir frekans olmadan salınım yapar ama karanlık maddede durum böyle değildi. Bilim insanları galaksiler arası yapıları açıklayacak ultralight karanlık maddenin varlığına dair herhangi bir kanıt bulamadı. Yine de bu yokluğunun kanıtı olamaz. “Karanlık maddenin yer çekimi dışında bir kuvvetle etkileşime geçeceğinin garantisi yok, böyle bir maddeyi bulmak çok zor olsa da en basit açıklama bu.” Dedi Troitsky. “Karanlık madde hakkında emin olduğumuz tek şey, bilinen parçacık fiziğinin dışında kalması. karanlık maddenin yapısına ilişkin gözlemsel kanıtlara sahip olana dek tahminlere ve spekülasyonlara dikkat etmeli ve açık fikirli olmalıyız.” Dedi Telaviv Üniversitesi’nde gökbilimci olan Rennan Barkana.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.space.com/fuzzy-dark-matter-evidence.html

Continue Reading

Fizik

Çekilen İlk Karadelik Fotoğrafı Einstein’ın Görelilik Teorisini Kanıtlıyor

Published

on

Kara delik her zaman bilim kurgunun megastarları olmuşlardır. Ancak onların Hollywood’daki ünleri -şu ana kadar kimse gerçeğini görmediğini düşünürsek- biraz farklıdır. Eğer bir tanesini görmeden inanmam diyenlerdenseniz Event Horizon Teleskobu’na(EHT) teşekkür edin. Çünkü o bu güne kadarki ilk karadelik fotoğrafını çekti. Bu inanılmaz adım, tüm Dünyayı koca bir teleskoba çevirerek ve trilyonlarca kilometre ötedeki bir resmi çekerek gerçekleşti. Her ne kadar görkemli ve devrim yapıcı bir proje olsa da sadece bununla sınırlı kalmıyor. Bu aynı zamanda Albert Einstein’ ın uzayın ve zamanın doğası hakkındaki fikirlerinin, ekstrem koşullarda geçerli olup olmadığını araştıran ve kara deliklerin evrendeki rolüne ilişkin şu ana kadarki en bol bilgiyi sunan eşi görülmemiş bir araştırmadır. Uzun lafın kısası: Einstein başından beri haklıymış.

Görüntülenemeyeni Görüntülemek

Karadelikler, kütlenin çok yoğun ve sıkışmış olduğu, ışığın bile yer çekiminden kaçamadığı uzay bölgeleridir. Bir mürekkep kadar karanlık bir arkaplanda bir tanesinin fotoğrafını yakalamak neredeyse imkansız bir görev. Ancak Stephen Hawking sayesinde biliyoruz ki bu devasa kütleler sadece siyah uçurumlardan oluşmuyor. Yüksek hızda plazma yaymalarının yanında, buna karşın inanılmaz kütle çekimi yakaladığı maddeyi merkezine doğru çekiyor. Ne zaman madde karadeliğin eventhorizon*(olay ufku-olayları son olarak gözlemleyebildiğimiz, ışığın bile kaçamadığı yer)a geldiği zaman karadeliğin etrafında dönen bir disk oluşturuyor. Bu diskteki maddeler birbirleriyle temas ettikleri zaman enerji ortaya çıkartıyorlar. Bu enerji diski ısıtıyor, aynı bizim soğuk bir günde ellerimizi birbirine sürterek ısındığımız gibi. Maddeler birbirlerine yaklaştıkça sürtünme daha da fazla oluyor. Eventhorizon*(olay ufku) na yakın olan bölge yüzlerce güneş akısında parlıyor. İşte EHC karadeliğin siluetinde bu ışığı gözlemliyor. Bu resmi oluşturmak ve veriyi analize etmek inanılmaz zor bir görev. EHT ekibi bize en yakın 2 süperbüyük karadeliği hedeflediler, bunların ikiside eliptik şekilli galaksi olan M87 ve Sagittarius A* bizim Samanyolu Galaksimizin merkezindeydi.

Size bu işin ne kadar zor olduğunu şöyle anlatalım. Samanyolunun karadeliği 4.1 milyon güneş kütlesindeyken ve çapı 60 milyon kilometreyken dünyaya uzaklığı 250,614,750,218,665,392 kilometre uzak. Bu da Ankara İstanbul arasını 558 trilyon kere gitmek anlamına geliyor. EHT ekibi tarafından da söylendiği gibi New York’ ta olup Los Angles’ daki bir golf topundaki çıkıntıları görmek gibi bir şey. ( İstanbul’ dan Dubai’ deki yeri görmek gibi bir şey) Bu kadar uzakta olan bir şeyi fotoğraflamak için ekibin bir dünya kadar büyük bir teleskoba ihtiyaçları vardı. Bu kadar büyük bir teleskop olmadığı için EHT ekibi dünyanın her yerinden gelen verileri bir arada topladılar. Bu kadar uzaktaki bir maddenin doğru resmini çekmeleri için bütün teleskopların sabit olmaları ve senkronize hareket etmeleri gerekiyordu.

Bu zorluğu yenmek için ekipler atomik saatler kullandılar. Bu saatler o kadar doğrudur ki her yüz milyon yılda 1 saniye hata payları vardır. Toplanan 5000 terabitlik veri o kadar büyük olmuştu ki yüzlerce hard diskte taşınmak zorunda kaldı ve fiziksel olarak bir süper bilgisayara takıldı. Bu süper bilgisayar bu verileri arasındaki zaman farkını sildi ve son olarak elimizdeki görüntüyü oluşturdu.

Genel göreliliğin kanıtlanması

Bu buluştan aldığımız en önemli mesaj, Einstein’ ın tekrardan haklı çıkmasıydı. Son birkaç yıldır yapılan testlerde Einstein’ ın genel görelilik teorisinin evrenin en ekstrem yerlerinde bile doğru çıktığını bir kere daha gördük. Burada, Einstein’ ın genel görelilik teorisi M87 den gelen bilgileri şaşmaz bir şekilde doğru tahmin etti. Görünen o ki uzayın, zamanın ve yerçekiminin en doğal açıklaması bu. Karadeliğin merkezinin etrafındaki maddenin hızı sabit ve ışık hızına yakın hızlarda. Bu resimden EHT bilim insanları, M87 karadeliğinin güneşin 6.5 milyar katı kütleye sahip olduğu ve 40 milyar kilometre uzak olduğunu çıkarttılar. Bu Neptün’ün 200 yıllık güneş etrafında dönüşünden daha fazla demek oluyor. Samanyolu’nun karadeliğini bu zamanlarda değişen ışık çıktısından dolayı doğru gözlemlemek biraz zordu. Umarız ki daha fazla teleskop EHT’ye eklenir ve bu inanılmaz maddelerin resmini çekebiliriz.

Editör / Yazar: Uzay TEMEL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-first-black-hole-photo-confirms-einstein-s-theory-of-relativity?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Fizik

Kara Delikler Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz İlginç Bilgiler

Published

on

Eğer bir kara deliğe düşerseniz teoriye göre kütle çekimi sizi bir spagetti gibi uzatacaktır ancak ölümünüz tekilliğe varmadan gerçekleşecektir demektedir. Ancak 2012’de Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, kuantum etkilerinin olay ufkunun bir ateş duvarı gibi hareket ettiğine ve birinin anında bu duvara değdiğinde yanarak yaşamının sonlanacağı öne sürülmüştür.

Kara delikler içine çekmez. Büyük kütleli kara deliklerde emiş gücü içine düşen maddelerin oluşturduğu vakumdan kaynaklı olmamaktadır. Aksine nesneler onlara düşmektedir.

Bir kara delik olarak ilk tanımlanan nesne Cygnus X-1’ dir. Geiger sayaçlarını taşıyan roketler 8 yeni X ışını kaynağı keşfettiğinde bilim insanları 1971’de Cygnus X-1’den gelen radyo dalgalarını tespit ettiler ve bu büyük gizli kara delik keşfedilip tanımlandı.

Cygnus X-1, 1974 yılında Stephan Hawking ve bir diğer fizikçi olan Kip Thorne arasındaki dostça bir bahse konu oldu. Stephan Hawking’ in iddiası bu buluşun bir kara delik olmadığı yönündeydi ve 1990 yılında yenilgiyi kabul etti.

Büyük patlamadan hemen sonra minyatür kara delikler oluşmuş olabilir. Hızla genişleyen evrenin bazı bölgeleri bu muazzam kütleli minyatür kara deliklere sıkışmış olabilir.

Bir yıldız, kara deliğin oldukça yakınından geçerken parçalanabilmektedir.

Gökbilimciler Samanyolu galaksisinde 10 milyon ila bir milyar yıldız kara delik olduğunu ve güneşin yaklaşık 3 katı kütleleri olduğunu düşünmektedir.

Bir kara delik olarak ilk tanımlanan nesne Cygnus X-1

Sicim teorisi ve kara delikler arasındaki ilginç ilişki, klasik fizik mekaniği kuralları çerçevesinde bulunanlara göre daha büyük kütleli dev kara delikler olduğunu söylemektedir.

Kara delikler bilim kurgu kitaplarını ve filmlerini iyi bir şekilde beslemeye devam etmektedir. “Yıldızlararası” filminin ardındaki teorik fizikçi Kip Thorne’ a dayanan bilime bir bakın. Hollywood’ a gerçeklere dayanan bilimi getirmeye çalışmıştır.

Gişe rekortmeni bu filmlerde özel efektlerle çalışmak, insanların hızlı dönen bir kara deliğin yakınındayken uzak yıldızların nasıl görünebileceği konusunda bilimsel bir bakış açısı geliştirmelerine yardımcı olmuştur.

Editör / Yazar: Erkan GÜL

Kaynak: https://www.space.com/15421-black-holes-facts-formation-discovery-sdcmp.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar