fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Muhtemelen Hiç Duymadığınız Dünya Üzerindeki 10 Kayıp Kent

Yayınlandı

üzerinde

Gezegenimizde uzun tarihi boyunca sayısız medeniyet yükseldi ve düştü. İnsanlık tarihine meydan okuyan inanılmaz şehirler inşa edildi ve dönemine damga vurdu. Bunlardan bazılarıyla ilgili hiçbir fiziksel kanıt bulunmuyor. Sadece yazılı metinlerde geçen ya da bilim insanları tarafından yapılan testler sonucunda ortaya çıkarılan bu kayıp şehirlerin birçoğu toplum tarafından bilinmiyor. İşte, muhtemelen hiç duymadığınız dünya üzerindeki 10 kayıp şehir…
10. Angamuco–Belgesiz, kayıp şehir: Angamuco, Meksika’da kurulmuş devasa bir şehirdir. Uzun zamandan beri kayıp olan bir şehirde birçok çok binanın bulunduğu düşünülüyor. Bilim insanları şehri Batı Meksika’da lazer ölçüm teknolojisi kullanarak tespit etti. İlk tespit edildiği zamanlarda Angamuco antik kentinin yaklaşık olarak 25 bin kilometrelik bir alana yayılmış 40 bin yapıdan oluştuğu düşünülüyordu. Ancak şu anda bilim insanları şehrin çok daha büyük bir alana yayıldığına inanıyor.  9. Termessos – Büyük İskender’in Fethedemediği Antik Şehir: Termessos, Büyük İskender’in fethetmek istediği şehirlerarasında bulunuyor. Termessos, günümüz Türkiye’sinde Antalya yakınlarındaki Güllük Dağı’nın tepesinde, 1.665 metreye kadar yükselen doğal bir platform üzerinde kurulmuştur. Bir dağın içinde saklanmış olan şehir, M.Ö. 333’te Büyük İskender’in kuşatması altındaydı. Ancak, İskender şehri asla fethetmeyi başaramadı. Şehirde yaklaşık olarak 5 bin seyircilik Roma tarzı bir tiyatro bulunuyor. Termesos şehri, birincil su kemeri de dahil olmak üzere şehrin önemli kısımlarını tahrip eden bir depremin ardından M.S. 200 yılında terk edildi.  8. Baia — Roma’nın Kayıp LasVegas’ı: Baial, uzmanlar tarafından antik Roma İmparatorluğu’nun LasVegas’ı olarak uzmanlar tanımlanıyor. Napoli yakınlarındaki şehir insanların terk etmesinden sonra battı. Bugün Baia, inanılmaz derecede iyi korunmuş bina ve heykellerin tadını çıkaran dalgıçlar tarafından ziyaret edilmektedir. 7. Gedi Antik Kenti: Gedi, Kenya’nın doğusunda, Hindistan yakınlarında yer almaktadır. Kent kasabayı koruyan devasa bir duvara sahipti. Gediantik kentinin kalıntıları ilk kez 1884’te bir İngiliz Zanzibar sakini Sir John Kirk’inziyaret etmesinden sonra sömürgeciler tarafından keşfedildi. Çoğu arkeolog şehrin büyük bir ticari değere sahip olduğu konusunda hemfikir. Kent, bölgedeki en gelişmiş antik yerlerden biriydi. Şehirde yaşayanların kullanması için özel tuvaletler bulunuyordu.  6. Efsanevi Truva Şehri: Sadece efsane olduğu düşünülen Truva antik kenti Türkiye’de bulundu. Homeros’un destansı şiirine göre, burası TroyaSavaşı’nın gerçekleştiği yerdi. Bugün, Truvaarkeolojik alanı adeta tarihi eserler hazinesidir. Kazı alanında birkaç katmanda kalıntılar yer almaktadır.  5. Timgad – Roma İmparatorluğunun Kayıp Kenti: İmparator Trajan tarafından MS 100 civarında kurulan Timgad, günümüzde Cezayir sınırları içerisinde bulunan Roma’nın askeri bir sömürge şehriydi. Antik kent, Roma şehir planlamasında kullanılan ızgara planının en iyi korunmuş örneklerinden birini temsil etmesiyle ünlüdür.  4. ChanChan – Peru’nun Az Bilinen Pırlantası: Peru inanılmaz sayıda arkeolojik alana ev sahipliği yapmaktadır. Onlardan bir tanesi de ChanChan şehrinin kalıntılarıdır. Bu antik şehir, Kolombiya öncesi Amerika’da var olan en büyük şehir olarak arkeologlar tarafından kabul edilir. Şehir, törensel odalara, mezar odalarına ve tapınaklara sahip olduğuna inanılan bir dizi duvarlı kaleye ev sahipliği yapmaktadır.ChanChan’de yaklaşık olarak 30 bin kişinin yaşadığı düşünülmektedir. Antik kentin binaları kerpiç tuğla kullanılarak inşa edilmiş ve binaların üzerine çamurla desenli kabartmalar yapılmıştır. 
3. Vijayanagara – Dünyanın En Büyük Antik Şehirlerinden Birisi: Vijayanagara antik kenti, 500bin’den fazla nüfusa ev sahipliği yapan dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi. Antik Hindu şehri, 14. yüzyıl ile 16. yüzyıl arasında gelişmiştir. Şehir Vijayanagara İmparatorluğu’nun başkentiydi. İsim “Zafer Şehri” olarak tercüme edilmektedir.  2. Ctesiphon – Mezopotamya’nın En Büyük Şehirlerinden Birisi: Ctesiphon kenti, antik Mezopotamya’nın en etkileyici şehirlerinden biri olduğu kadar gezegenin yüzeyinde kurulmuş en büyük şehirlerden biriydi. Ctesiphon, Roma ve Bizans İmparatorluğu tarafından beş kez ele geçirildi. Şehir, Dicle’nin doğu kıyısında yer almaktadır. Ctesiphon’un, M.Ö. 120’lerin sonlarında bir sürede kurulmuş olduğuna inanılmaktadır. Bugün şehirden kalan en göze çarpan yapı, Ctesiphon Kemeri olarak da isimlendirilen TaqKasra’dır.  1.Ciudad Perdida – Kolombiya’nın Kayıp Şehri: Kayıp şehrin kalıntıları Kolombiya’nın Sierra Nevada bölgesinde yer almaktadır. Şehrin kuruluş tarihinin M.Ö. 800 civarı olduğu düşünülmektedir. CiudadPerdida, antik zamanlarda Kolombiya dağlarına oyulmuş sayısız terasa ev sahipliği yapmaktadır. 
Kaynak: https://www.ancient-code.com/10-lost-cities-of-the-world-youve-probably-never-heard-of/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Kanada’da Mumyalanmış Kurt Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Madenciler tarafından, Kanada’nın kuzey batısındaki Yukon eyaletinde 3 Haziran 2016’da Ren Geyiği yavrusu ve 13 Temmuz 2016’da kurt yavrusu bulunmuştu. Radyokarbon tarihleme yöntemi ile en az 50 bin yaşında olduğu hesaplanan hayvanların buz devri döneminde mamutlar ile beraber yaşamış olduğu düşünülüyor.

Dawson kentinde bulunan ve doğal yollarla mumyalanan hayvanlar, bilim insanları tarafından döneme ait sırların çözülmesinde önemli rol oynayacak. Mumyalanmış hayvanlar, Dawson kentinde eylül sonuna kadar ziyarete açıldı. Yavru kurtun kürkü dahil bütün vücudu, yavru ren geyiğinin ise sadece ön ayakları ve kafası günümüze kadar korunabilmiş.

Yukon hükümeti paleontoluğu Grant Zazula ”Dünya üzerinde buz devri dönemine ait mumyalanmış şekilde bulunan tek kurt bu. Paleontologlar, bu keşif yapıldıktan sonra çok heyecanlandı. Bu keşif sayesinde geçmişe dair birçok gizem çözülebilir.” dedi. Hayvanlar, Darwin’de sergilendikten sonra Whitehorse şehrindeki Yukon Beringia Interpretive Centre’da sergilenecek.
Kaynak: https://www.scientias.nl/50-000-jaar-oude-gemummificeerde-wolf-ontdekt-in-canada/
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Arkeoloji

Arkeologlar Dünyanın En Eski Bira Fabrikasını Bulduklarını İddia Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

İsrail’de çalışan arkeologlar, 13.700 yıl öncesine kadar içki üreten dünyanın en eski bira fabrikası olduğunu düşündükleri bir bölgeyi ortaya çıkardı. Yeni buluntu, önceki bira yapımına ait kanıtların birkaç bin yıl öncesine dayanıyor. Bu, insanların düşündüğümüzden çok daha erken alkol aldıkları anlamına gelebilir. Araştırmacılar elde edilen kanıtların bazı tahılların yetiştirilmesi için daha erken dönemlerde çalışmalar yürütüldüğüne dair kanıt oluşturduğunu düşünüyor. Bu keşifle birlikte alkolün tarımsal ürünlerin fazlalığının kullanılması için zorunlu olarak değil, en azından bir dereceye kadar ritüel için ve manevi ihtiyaçlar sebebiyle kullanıldığı ortaya çıkmış oldu.

Muhtemelen bu biranın tadı günümüz birasından oldukça farklı. Arkeologlar 13 bin yıl önce üretilen biranın daha çok yulaf lapası ya da yulaf ezmesi tadında olduğunu düşünüyor. Alkol olarak da bugünün birasından muhtemelen daha zayıftı. Eski Haçlıların mezar yeri olarak kullandığı İsrail’in Hayfa kentinde bulunan mağaradan alınan kalıntıları inceleyen araştırmacılar, hem buğdayın hem de arpanın biraya dönüşmesiyle oluşan nişasta ve fitolit bitki parçacıklarının kanıtlarını buldular. Hipotezlerini test etmek için ekip, eski Natufian halkının bira demledikleri düşüncesini taklit etmek için bir dizi deney gerçekleştirdi. Buğdayı veya arpayı malt haline getirmek, maltı ezmek ve ısıtmak, ardından havadaki yabani maya ile mayalandırmak biçiminde bir dizi eylem yapıldı. Bu süreçte laboratuarda bulunan nişasta granülleri üzerinde yapılan çalışma, bulunan kalıntıların gerçekten bira sebebiyle oluştuğunu ortaya çıkardı.

Üretilen biranın cenaze törenlerinde sarhoş olma geleneği sebebiyle yapıldığı düşünülmektedir. Araştırma ekibi, bira üretiminin ritüellerin ve şölenin ayrılmaz bir parçası olduğunu, hiyerarşik toplumlarda sosyal bir düzenleyici mekanizma işlevi gördüğünü kaydediyor. Laboratuar testlerinin yanı sıra, araştırmacılar ayrıca tahıl tanelerinin toprağa kazınmış taş harçlar üzerinde dövülerek ezildiği ve buralarda bira demlendiği hipotezini destekleyen kanıtlar buldular.Kültür, kutlama ve alkolün ortak yanları arasındaki yakın bağlantı göz önüne alındığında, bunun gibi her keşif bize bira içenlerin yanı sıra biranın kendisi hakkında biraz daha fazla bilgi veriyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/archaeologists-discover-worlds-oldest-beer-brewery

Devamını Oku

Arkeoloji

Adana ‘da binlerce yıllık savaşın izlerine ‘çift duvarlı sur’a ulaşıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Adana’nın Ceyhan ilçesindeki Sirkeli Höyüğü’nde yapılan kazılarda üzerinde savaş izleri yer alan ve Demir Çağı’na tarihlenen “çift duvarlı sur” ortaya çıkarıldı.
Adana‘nın Ceyhan ilçesinde yer alan Sirkeli Höyüğü‘nde yapılan sezon kazılarında, üzerinde savaş izlerininyer aldığı, Demir Çağı‘na tarihlenen “çift duvarlı sur” gün yüzüne çıkarıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğünde, İsviçre’deki Bern Üniversitesinden Prof. Dr. Mikro Novak başkanlığında gerçekleştirilen sezon kazıları üç farklı açmada devam ediyor. Yurt içi ve dışından katılımcıların yer aldığı 37 kişilik kazı ekibi ve Sirkeli köyünden 40 işçiyle bu dönem yürütülen kazılarda höyüğün aşağı şehir kısmında da sur ve su kanalları bulundu. Kazı Başkanı Prof. Dr. Mikro Novak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sirkeli Höyüğü’nde ilk kazı çalışmalarının 2006 yılında Almanya Tübingen Üniversitesi ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) iş birliğiyle başladığını kaydetti. Höyükteki kazıların 2012 yılından bu yana Bern Üniversitesince yürütüldüğünü dile getiren Novak, yerleşim alanları ve bulunan kalıntılarla önemli bir yer olan Sirkeli’de çalışmaların her sezon aralıksız sürdüğünü belirtti.

Geçen yıl höyüğün üst tarafındaki yerleşim alanında Demir ve Geç Tunç Çağı’nda kullanıldığı düşünülen depolar ve bunların içerisinde bazı tohumları ortaya çıkardıklarını ifade eden Novak, bu tohumlarla ilgili incelemelerinin sürdüğünü söyledi. Novak, höyüğün aşağı şehrindeki alanda yaptıkları jeofizik ve yüzey araştırmasında ise sur tespit ettiklerini ve veriler ışığında bu burada kazı çalışmalarına başlanıldığını anlattı.
“Demir Çağı’na tarihlendirilen çift duvarlı bir sur savunma sistemi ortaya çıkarıldı”
Kazı çalışmasının yüzeyin yaklaşık 2,5 metre altında devam ettiğini vurgulayan Novak, şöyle devam etti:

“Kazılarda Demir Çağı’na tarihlendirilen çift duvarlı bir sur savunma sistemi ortaya çıkarıldı. İç sur duvarının iç kısmında birçok yerleşime ait olan evler de mevcut. Dış sur duvarının üzerinde birtakım izler var. Bu izler askerlerin ellerindeki mızraklarla sur duvarına nasıl saldırıldığını göstermektedir. MÖ 835 yılında 3. Salman Asar’ın bu bölgeye savaşlar düzenlediğini ve bu savaşlarda şehirleri ele geçirmeye çalıştığını biliyoruz. Buradan alınan karbon-14 örnekleri ve seramikler bu sur duvarını MÖ 9. yüzyıla tarihlendiriyor.” Novak, surun Demir Çağı’na tarihlendirildiğini ancak bunun daha önceki dönemlerde inşa edilmiş olan başka bir sur duvarının üstüne yapılıp yapılmadığının ise gelecek yıllarda gerçekleştirilecek kazılarla açığa kavuşturulacağını bildirdi. Novak ayrıca, kazılarda bölgeden bir de damga mühür bulduklarını, bunun üzerinde Luvi hiyeroglif ve Babil çivi yazısının yer aldığını söyledi. Sur ve su kanallarıyla iç kısımda yer alan yapılarda kazı çalışmalarının ve araştırmalarının sürdüğünü belirten Novak, ayrıca surun iç kısmında bazı seramik ve metal üretimiyle ilgili atölyelerin de tespit edildiğini sözlerine ekledi.
Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar